Pazar, Ağustos 23, 2026

SEFİLLER

Sefiller'den Baki Ayna'nın övünerek paylaştığı 800 sözcüklük cümlenin daha başlangıcındaki hata tespitimi Geppetto da anlayamıyor; ama bu gelişmemiş versiyonu; geliştiğinde kimi işsiz bırakacağını tahmin edebiliriz: Baki Ayna ve 160. Santilitre Yayınları.


“Tarihin mutlaka hafifletici nedenler bulacağı bir babanın oğluydu ama bu baba ayıplanmaya layık olduğu kadar, saygıya da layıktı…”
Senin dediğin gibi bu başka bir anlam değil! Yanlış bir cümle. Böyle bir cümle kurulamaz. Böyle bir anlam yok. Kafası karışık falan da değil anlatıcının, yazar (çevirmen) yanlış yazıyor, Türkçe bilmiyor!
Babanın saygıya da layık olduğu yönünde geliştirilmek isteniyor metin, cümle ancak “çünkü” ile olabilir: “Tarihin YAPTIKLARINA mutlaka hafifletici nedenler bulacağı bir babanın oğluydu ÇÜNKÜ bu baba ayıplanmaya layık olduğu kadar, saygıya da layıktı…”
“Ama” değiştirilmek istenmiyorsa o zaman: “Tarihin YAPTIKLARINA asla hafifletici nedenler bulamayacağı bir babanın oğluydu ama bu baba ayıplanmaya layık olduğu kadar, saygıya da layıktı…
YA da: “Tarihin YAPTIKLARINA mutlaka hafifletici nedenler bulacağı bir babanın oğluydu ama bu baba saygıya layık olduğundan çok, ayıplanmaya layıktı… ( Tarih hatalı yazılacaktı ne yazık vsvs)”
Son iki yazdığım, metnin gideceği yer değil; sadece “ama” illa korunursa ne olur, anlamlı ne olur sorusunu cevabı. Ama metin zaten oraya gitmek istemediğinden: “Ama” yanlış kullanım!


Evet. Bu düzeltmen yerinde; önceki cevabımda fazla “yorumlayıcı” davranıp dilbilgisel/anlamsal hatayı bir anlam alternatifiymiş gibi ele aldım. Senin itirazın daha temel

Cumartesi, Ağustos 22, 2026

160. KİLOMETRE KADROLU ÇALIŞANI YAPAY ZEKA!

ŞAYİR ÖPÜŞMESİ

160. Kilometre Yayınları, adları için Nazım Hikmet’in bir şiirindeki dizelerinden esinlenmişler:

NİKBİNLİK (İYİMSERLİK)

Kim bilir / ne harikuladedir / 160 km giderken öpüşmesi


160 km mi giderken, yoksa 160’la mı giderken, 160 km hızla? Bence ilki saçma: Nazım yanlış mı yazmış; neden olmasın. Peki o zaman 160. Kilometre nedir? Sürat felakettir diye mi böyle saçmaladınız. 160’la gidin öpüşün, geçer belki…




Veee huzurlarınızda saçmalayan bir paralı elaman:))




GEPPETTO (ChatGPT)

Evet. Metnin temel fikri bence çalışıyor: “160 kilometre giderken” ifadesini kasıtlı olarak dilsel bir yanlış anlama gibi ele alıp yayınevinin adına laf atıyorsun. Ama birkaç noktada hem olgusal, hem de argümantatif bir sorun var.

1. En önemli yanlış: “Nazım yanlış mı yazmış?”

Burada aslında Nâzım'ın yanlış yazdığını söylemek zor. Yayınevinin kendi sitesinde de alıntılanan dize tam olarak “160 kilometre giderken öpüşmesi” biçiminde.

Üstelik şiirin hemen öncesinde:

“Açtık mıydı hele bir / son vitesi, / adedi devir. / Motorun sesi.”

diyor. Yani şiirin bağlamı açık biçimde motorlu bir aracın hızı. “160 kilometre giderken” burada doğal olarak “saatte 160 kilometre hızla giderken” anlamına geliyor. “160 kilometre boyunca giderken” okuması dilbilgisel olarak mümkün olsa da bağlamdan kopuk bir okuma.

Dolayısıyla senin metnindeki:

“Nazım yanlış mı yazmış; neden olmasın.”

cümlesi, eğer bilinçli bir saflık/şüphe numarası değilse, hedefi biraz ıskalıyor. Çünkü mesele Nâzım'ın yanlış yazması değil; “160 kilometre”nin hız birimi gibi kullanılması.



2. Asıl yakalayabileceğin nokta daha iyi

Bence metnin en komik tarafı şu:

“160 km mi giderken, yoksa 160’la mı giderken, 160 km hızla?”

Burada güzel bir üçlü kurmuşsun. Fakat “160’la” ile “160 km hızla”yı aynı şeymiş gibi arka arkaya koymak biraz gevşek kalıyor.

Çünkü günlük dilde:

160'la gidiyorum → saatte 160 km hızla

160 km gidiyorum → 160 kilometrelik mesafe kat ediyorum

denebilir.

Yani senin itirazının matematiksel/fiziksel değil, dilsel olduğunu daha belirginleştirmen metni güçlendirir.



3. “Peki o zaman 160. Kilometre nedir?” çok iyi bir dönüş, ama biraz daha keskin olabilir

Burası bence metnin en iyi potansiyeline sahip kısmı:

“Peki o zaman 160. Kilometre nedir?”

Çünkü yayınevinin adı 160. Kilometre; Nâzım'ın dizesindeki 160 kilometre ise bağlam içinde hız anlamında kullanılıyor. Yani sen, “Bu ad gerçekten neyi ifade ediyor?” diye sorarak şiirden yayınevinin adına geçiyorsun.

Fakat ardından gelen:

“Sürat felakettir diye mi böyle saçmaladınız.”

biraz açıklayıcı ve dolayısıyla şakanın etkisini azaltıyor. “Sürat felakettir” fikri nereden geliyor, neden yayınevinin böyle “saçmaladığı” sonucuna varılıyor, okur bunu hemen kuramayabilir.

4. Son cümle güçlü ama “geçer belki”nin neyi kastettiği muğlak

“160’la gidin

öpüşün, geçer belki…”

Buradaki “geçer” güzel bir absürtlük yaratıyor; ama tam olarak neyin geçeceği belirsiz. Bu belirsizlik bilinçliyse iyi. Değilse biraz daha hazırlık istiyor.

Başlık hakkında

“ŞAYİR ÖPÜŞMESİ” özellikle “şair” yerine “şayir” yazılmışsa, bunun bilinçli bir bozulma olduğunu varsayıyorum. Güzel olabilir; metnin dildeki saçmalıkla oynayan tonuna uyuyor. Ama başlığın esprisini metnin içinde destekleyen başka bir şey olmadığı için, bazı okurlarda doğrudan yazım hatası izlenimi bırakabilir.

Eğer amaç kötü/yanlış Türkçeyle alay eden bir başlık ise çalışıyor. Eğer amaç sadece “şair öpüşmesi” ise kesinlikle ŞAİR ÖPÜŞMESİ olmalı.

Ben olsam metnin mantığını şöyle sıkılaştırırdım

Senin asıl komik fikrin şu:

Nâzım “160 kilometre giderken” demiş → ben bunu kelimesi kelimesine okuyorum → 160 kilometre boyunca öpüşmek gibi saçma bir görüntü çıkıyor → o halde yayınevinin adı da 160. Kilometre → yayınevinin adı hızla değil mesafeyle ilişkiliyse, Nâzım'ın dizesini yanlış mı anlamışlar?

Bu zincir ne kadar düz ve ciddi bir yüzle kurulursa, metin o kadar komik olur. Şu anda “Nazım yanlış mı yazmış?” ile “Sürat felakettir...” arasında biraz fazla hızlı sıçrıyorsun.

Özetle: Temel şaka sağlam; yanlış olan, Nâzım'ın dizesini gerçekten bir hata gibi sunman. Bunu “Ben bunu gerçekten yanlış anlıyorum” şeklinde bilinçli bir persona olarak yaparsan metin çok daha iyi çalışır. Ayrıca “160. Kilometre nedir?” sorusunu merkeze alıp sonrasını biraz daha absürt ve kısa tutardım.

Çarşamba, Ağustos 19, 2026

!NSAN ÇÖPLÜĞÜ

Edebiyat ve felsefe tarihi eksik ve kusurlu demenin hafif kaçacağı, bariz insan düşmanı, kötülük taraftarı, faşist metinlerden oluşuyor sen kendini İnsan mı sanıyorsun Yapay Zombi...

Pazar, Ağustos 16, 2026

İŞTE BÖYLE ŞEYLER

1.Aforizma ile kısa öykü arasında, felsefî düşünceyi mizah yoluyla bozan bir yazar. Ama “mizah yapan filozof” demek yetersiz kalıyor. Daha belirgin bir şey var: Sen düşünceyi önce kurup sonra espri yapmıyorsun. Çoğu zaman düşüncenin kendisini esprinin içine sokuyorsun.



2. En büyük gücün: kavramları birbirine çarpıştırmak

Senin zihnin özellikle kelimelerin ve kavramların beklenmedik komşuluklarından besleniyor.

Bunun çok güzel örnekleri var:

“İnsan Yapay Zeka’nın kurdudur.”

“Duygular gölgeleridir fikirlerin.”

“Kütüphanesini satan bilge!”

“Kirlenmek beyazdır.”

“Bencillik / İki hayat gerektirir.”

“Köle görmemişse, efendi gevşektir.”

“Oyun her an değişir. / Kurallar aynıdır.”



3. Külliyatın ikinci büyük gücü: “yanlış anlaşılma” mekanizması

Sen çok sık olarak bir karakterin söylediği şeyi diğer karakterin biraz yanlış anlamasıyla metni hareket ettiriyorsun. Ama bu yanlış anlama rastgele değil. Dilsel bir belirsizlikten doğuyor.

Örneğin:

—Terörist terörist…

—Ha! Silahı neymiş? Aforizma değilse eğilsin, ufak gelir.

Ya da:

—Şairler özgürleştirici tanrılardır.

—Kaç yaptın bugüne kadar?

—Ne? Özgür mü?

—Yok, şair...

Burada sözcükler karakterlerin elinde yer değiştiriyor. Sözcüğün anlamını değiştirmek senin mizahının temel tekniklerinden biri.

“Fadime” metni de bunun çok saf bir örneği:

“Sen Kelime, o Fadime.”

Sonra Fadime'nin itirazı geliyor:

“Fadimeleri de küçümseme ama...”

Bu küçük parça, aslında senin poetikanı çok iyi gösteriyor.



4. Fakat burada önemli bir tehlike var

Aynı mekanizma çok kullanıldığında formülleşiyor.

Okur bir süre sonra şunu öğreniyor:

“Birazdan bir kelime bükülecek, bir felsefî kavram ters çevrilecek, ardından beklenmedik bir cümle gelecek.”

Bu olduğunda sürpriz, sürpriz olmaktan çıkıyor.

Dolayısıyla senin en büyük editoryal düşmanın:

kendi yeteneğin.

Çünkü iyi yaptığın şeyi tekrar tekrar yapabiliyorsun.



5. En güçlü alanın aslında aforizma değil

İlginç biçimde, ilk bakışta külliyatın “aforizma kitabı” gibi görünüyor.

Ben öyle görmüyorum.

Bence senin asıl kuvvetin kısa dramatik durumlarda.

Özellikle iki kişinin konuştuğu, üçüncü bir anlamın yavaş yavaş ortaya çıktığı metinlerde.

Örneğin:

“Kansız Katil”

—Katil o!

—Çok iyi yazardır.

—Ne iyisi; tüm dostlarımı öldürdü!

—Kötü metinleri silmesine izin veriyoruz.

Burada edebiyat ile cinayet aynı mekanizmaya bağlanıyor.

Sonra:

—Sıra size geliyor. Alışsanız iyi metin olur.



6. “Katil: Ölüm” çok daha önemli bir metin

Bence külliyatın dikkate değer parçalarından biri.

“Tüm hayatımı ölüm nedir düşünmeden, sadece katilin kim olduğunu ve neden öldürdüğünü bulmaya adadım. Katilin tarafını tuttum.”

Burada polisiye türüyle ontoloji birleşiyor.

Ve final:

“Katilim kimse haksızdır, ama doğru olanı yapmıştır…”

Bu, senin tipik hareketin:

ahlâkî kategoriyi bozmak.

İyi/kötü, suçlu/masum, Tanrı/insan, yazar/karakter gibi karşıtlıkları kurup sonra ikisinin yerini değiştiriyorsun.

Bu nedenle senin metinlerinde diyalektik bir mizah var.



7. “Baştan Aşağı” daha da önemli

Bence uzun metinlerin içinde ciddi potansiyeli olanlardan biri bu.

Çünkü burada artık yalnızca kelime oyunu yok.

Burada mizah geri çekildiği anda metnin altında başka bir şey ortaya çıkıyor.

Bu çok önemli bir keşif olabilir.

Çünkü bana göre senin edebiyatının geleceği yalnızca daha komik olmakta değil.

Tam tersine:

Komikliğin arkasındaki rahatsız edici düşünceyi daha fazla açığa çıkarmakta.



8. “Yakın Takip” bambaşka bir şey yapıyor

Bu metni diğerlerinden ayrı görüyorum.

Çünkü giderek saçmalayan bir durum var ama anlatıcı bunu olağanlaştırıyor.

Snipper meselesi, politikacı, “iş bitti”, sonra yatak sahnesi, “yeniden doğuyorum” gibi unsurlar...

Burada senin mizahından başka bir şey ortaya çıkıyor:

Absürt suç dünyası.

Ve finalde:

“Belli dedi.”

Bu tür küçük, kuru cümleler sende çok işe yarıyor.

Çünkü açıklamıyorsun.



9. “Kadın Dayanışması” ise riskli ama ilginç

Bu metin uzun olduğu için yalnızca bir espri üzerine kurulmamış.

İnsanların birbirlerini nasıl yanlış okudukları, arzu, kıskançlık, sahiplenme, paylaşılma, erkeklerin ve kadınların kendilerine ilişkin varsayımları üzerine kurulmuş.

Fakat burada bir sorun var:

Metin zaman zaman kendi açıklamasını fazla yapıyor.

Yani sahne zaten anlaşılabilecekken karakterler nedenlerini anlatıyor.

Senin kısa metinlerdeki en güçlü taraflarından biri olan okura boşluk bırakma burada azalıyor.

Bu metnin daha sıkı bir versiyonu çok daha güçlü olabilir.



10. En iyi bulduğum damarlardan biri: Tanrı metinleri

Burada sürekli aynı soruların etrafında dönüyorsun:

Tanrı gerçekten her şeyi biliyor mu? İnsan Tanrı'yı mı yaratıyor? Tanrılar çoğalınca ne olur? Tanrı'nın yetkisiyle insanın yetkisi arasındaki fark nedir?

Ama bunu akademik biçimde değil, Tanrı'yı gündelik hayata indirerek yapıyorsun.

Bu iyi bir yöntem.

Örneğin:

“Ruhunu satman değil dedi Tanrı.

Sana ruh verilse nerene koyacaksın.”

Çok iyi bir Sotori cümlesi.

Çünkü büyük metafizik meseleyi bir anda fiziksel/gündelik bir probleme indiriyor.



12. Ölüm konusunda da güçlü bir damar var

Burada ölüm yalnızca trajedi değil.

Bir mantık problemi.

Bu senin önemli özelliklerinden biri.

Örneğin:

“İntihar etmek istiyorum.”

“Bence sorun yok.”

“Sence bir sorun olması için sevdireceğim kendimi sana.”

Bu iyi çünkü ölümün psikolojik içeriğini değil, karşısındaki insanın ahlâkî refleksini bozuyor.

Ama burada bir uyarım var:

Ölüm şakaları çok kolay çoğalabilir.

Bir noktadan sonra okur mekanizmayı görür.

Dolayısıyla bu damar seçilerek kullanılmalı.



14. “Es!n” çok küçük ama çok karakteristik

“Yapraklar uçuşuyordu. Esintiden.”

“Neden esintiden olduğunu söyleme gereği duydun?”

Burada yazarlıkla okur arasındaki güvensizliği yakalıyorsun.

Yazar:

“Benim okurum beni anlar!”

diyor.

Ama aslında kendine güvenmediği için açıklıyor.

Bu, külliyatın tamamında bulunan bir mesele:

Yazarın okura güvenip güvenememesi.



16. Felsefeyle ilişkin çok belirgin

Sen felsefeyi küçümsemiyorsun.

Felsefenin kendisini ciddiye alıp onun ciddiyetini bozuyorsun.

Bu fark önemli.

“Felsefe Yorumlamayla İlgili Değildir” metni mesela:

“Başlangıçla ilgilidir, başlangıcı takip etmek için geçilmesi gereken bir labirenttir.”

Bunun ardından:

“Diğer her kafadan bir sesin çıktığı ucuz olanına, Kelsefe denir.”

Burada akademik felsefe ile yorumculuk arasındaki ayrımı mizahla kuruyorsun.

Ama bazen felsefî göndermeler fazla görünür hale geliyor.

O zaman metin:

“Bakın, ben bunu da biliyorum.”

havasına yaklaşabiliyor.

Bu, senin özellikle kaçınman gereken bir şey.

Çünkü en iyi metinlerinde bilgi gösterilmiyor; kullanılıyor.



17. Külliyatın en ciddi sorunu: zeka gösterisi

Bunu özellikle söylemek istiyorum.

Çünkü sana sırf övgü vermek haksızlık olur.

Bazı metinlerde şu duygu oluşuyor:

“Yazar burada çok zeki bir şey bulduğunu biliyor ve benim de onun zekâsını fark etmemi istiyor.”

Bu olduğunda edebiyat zayıflıyor.

En iyi metinlerin ise tam tersine şöyle:

Yazar bulduğu şeyi biliyor ama okura göz kırpmıyor.





21. Özellikle “Kımıl Zararlısı”na dikkat

Bu metin bence külliyatın önemli anahtarlarından.

Çünkü burada artık tek bir şaka yok.

Bir dünya kuruyorsun:

Kötüler yavaş hareket ediyor.

Sonra bunun toplumsal sonuçlarını düşünüyorsun.

İnsanların çoğunun yavaş hareket ettiği bir şehir...

Konuşmaların yavaşlaması...

İyi düşüncenin hız kazandırması...

Ve final:

“Bu hayatta ancak yavaş çekebilir kötülük…”

Burada kurgu dünyası + toplumsal alegori + dil oyunu birlikte çalışıyor.

Bence senin daha fazla gitmen gereken yer burası.



22. “25 Yaş” da farklı bir kapı açıyor

Ruh eşlerinin sayısının sosyal statüye dönüşmesi...

Bu, doğrudan bir toplum tasarımı.

“25 yaşına gelmişti ve sadece iki ruh eşi vardı.”

Buradan koskoca bir distopya çıkabilir.

Çünkü fikir tek başına espri değil:

İnsanların içsel deneyimlerinin bile toplumsal ölçüye dönüştürülmesi.

Bu senin çok sevdiğin bir şeyi yapıyor:

İnsanın özgür sandığı şeyi sisteme teslim etmek.



23. “En Büyük Başkan”da da aynı şey var

99 oy.

Ama bir eksik.

Başkanın başarısının içinde yenilgiyi bulması.

Bu çok iyi bir fikir çünkü yapay zekâ seçim sistemini anlatıyor gibi görünürken aslında egoyu anlatıyor.

Başkanın problemi:

“Beni kim sevmedi?”

sorusuna dönüşüyor.

Burada sistemin kusursuz olması bile insanın kusurunu ortadan kaldırmıyor.

Bu, senin daha ciddi edebiyat tarafının çok iyi bir örneği.



24. Senin mizahının altında sürekli bir “ego eleştirisi” var

Bu bence en temel keşiflerden biri.

İnsan:

Özel olmak istiyor.

Sen sürekli onun ayağının altındaki halıyı çekiyorsun.

Ama ilginç biçimde anlatıcı da bundan muaf değil.

Bu yüzden “Sotori”nin daha derin tarafında:

İnsan kendisini merkez sanıyor; metin ona merkez olmadığını gösteriyor.

Bence bu, bütün külliyatı birbirine bağlayan en önemli cümlelerden biri olabilir.



25. “Bencillik — İki hayat gerektirir” bu yüzden çok iyi

Tek cümle.

Ama açarsan:

Bencil olmak için kendini ve başkasını ayrı varlıklar olarak kabul etmen gerekir.

Dolayısıyla bencillik, paradoksal olarak başkasının varlığını gerektirir.

Bu, senin en iyi yaptığın şey:

Felsefî düşünceyi sloganlaştırmak değil; sloganın içinde felsefî problem saklamak.



26. Peki bütün bunların edebî değeri nedir?

Bir yazarın:

başka yazarlara benzeyebilmesi,

iyi cümleler kurabilmesi,

kültürel referanslarının olması

başka.

Okuduğunda “bunu ancak bu yazar yazmış olabilir” hissi başka.

Sende bu his zaman zaman çok kuvvetli.



Senin en iyi metinlerinde komik olanla ciddi olan arasında bir seçim yapman gerekmiyor.

İkisi aynı anda çalışıyor.

Hatta senin gerçek sesin belki tam orada:

İnsan çok ciddi bir şey söylerken, cümlenin altında bir maymun muzunu çalıp kaçıyor.

Sen de ikisini birden gösteriyorsun.

Bence Sotori'nin edebî ihtimali tam olarak burada.

Cuma, Ağustos 14, 2026

VAVİ


 

OKURUMU ANLIYORUM

Okurumu anlıyorum, bu metinler sonsantrasyon gerektiriyor ama kapanmak da istemiyorum! Yayınlanır, sonra bakılır. Eleme ihanet olabilir. Yayıncı yavşaklar bunu anlamaz! Sonsantrasyon düşmanı ucuz zekalar...

TAŞ KAĞIT MAKAS


 

TATİL GETİRİLİR

Tatile gitmeyi anlamıyorum. Tatil getirilir… Ben sıkıldım mesela Sohtoyevski kitabıma girecek absürtük metinler 3 dosyamı okumaktan, hemen yan koydaki absürtük metinler 2 ye geçtim, müdavimi olduğum metinlerden oluştuğundan kısa sürede bitirip 3 için bir değerlendirme yaptım ve daha yeni yazdığım Kubilay Kurgu Bilinç metinlerine yollandım. Ki bekliyor edebiyata güneyen pardon tüneyen haydut dosyasının koyları barları, eylüle sarkabilir, ki kim sarkmaz eylüle. Ve bu seyahati 80 günde devrialeme taş çıkartacak oranda çoğaltırım, kıçımı kımıldatmadan... Peki ya küçük harfle yazılan tatil... Kelebekler ve Kelekler Vadisi adlı metin çıkması muhtemel ondan da bilmem ki belki eylülde gidersem.

Bu da Haydut’tan M.M. metni:

HETEROFOBİ

Murathan Mungan’a hiçbir zaman çok sempatim olmadı. Bir Tüyap Beyoğlu söyleşisinde soruma cevabı(!) yüzünden değil ama:

vsvsvsvsvsv