
Perşembe, Temmuz 09, 2026
ÇERÇEVE
-Niye hep orta yolu arıyorsun.
-Bilmem. Şair olduğumdan.
-Bilmediğinden!
-Ben buyum!
-Çerçevensin sen. İnsanın nasıl çerçevesi olur? Sen, bir de, çerçevensin…
-İçeriğime bakmamışsın!
-Çerçeven gibi. Çerçeveler, hep, gibi.
-Seni anlayamıyorum…
-Çık. Bil.
-Açıkla?
-Yuvarlıyorsun hep. Üç nokta on dört yok mesela sende.
-Seviliyorum.
-Tekinsiz olduğundan… Tekinsiz... Ne saçma kelime.
-Bence seçme…
-Korkmuyorum senden!
-Ama… Ben sana kötülük yapmadım, yapmam.
-Kötülük değil konu. Korku dedim, yanlış. Kışkırtmıyorsun. Sakinleştiriyorsun hep. Uyku gibisin.
-İyi uyumamışsın sen!
-İronin çok rahat… Mizahın sınır içi. Zayıf olmaktan da memnunsun işin tuhafı! Yetenek sanıyorsun bunu. Bilmeden.
-Öfkeleniyorum ama!
-İnşallah… Hadi bakalım.
-Beni tahrik etmek istiyorsun.
-Sen beni neden istemiyorsun. Bizi. Hepimizi. Ne işin var senin?
-Alakasız şeylerden bahsediyorsun!
-Keşke her şeyi birbiriyle ilişkilendirebilseydin. Yine sakinleştin!
-Evet. Bununla da gurur duyuyorum.
-Bu bir iş değil! Bu bir seans değil! Benim bir derdim var…
-Bunu görüyorum…
-Anlamsızsın… Anlamazsın… Ananı…
-Hayır. Ne demeye çalıştığını tahmin ediyorum. Anlıyorum.
-Aydınlandın! Ne ucuz şeylerden aydınlanıyorsun! Biraz önemli şeyler ara hayatında… Öleceksin. Hiç intiharı düşündün mü?
-Ne alaka!
-Ölümü anlamak için… Ama takipçilerini göremeyeceğin için yapmazsın… Herkesi ikna edersin, intihar bile ederler. Seninkine gerek kalmaz.
-Niye böyle bir şey yapayım!
-İkna mı, intihar mı?
-İlk defa gerçek bir soru sordun!
-Tamam. Seninle ilgili yargılarım var. Ama hep bir şeye benziyorsun… Ölsen bile taklit olurdu bu…
-Bilmem. Şair olduğumdan.
-Bilmediğinden!
-Ben buyum!
-Çerçevensin sen. İnsanın nasıl çerçevesi olur? Sen, bir de, çerçevensin…
-İçeriğime bakmamışsın!
-Çerçeven gibi. Çerçeveler, hep, gibi.
-Seni anlayamıyorum…
-Çık. Bil.
-Açıkla?
-Yuvarlıyorsun hep. Üç nokta on dört yok mesela sende.
-Seviliyorum.
-Tekinsiz olduğundan… Tekinsiz... Ne saçma kelime.
-Bence seçme…
-Korkmuyorum senden!
-Ama… Ben sana kötülük yapmadım, yapmam.
-Kötülük değil konu. Korku dedim, yanlış. Kışkırtmıyorsun. Sakinleştiriyorsun hep. Uyku gibisin.
-İyi uyumamışsın sen!
-İronin çok rahat… Mizahın sınır içi. Zayıf olmaktan da memnunsun işin tuhafı! Yetenek sanıyorsun bunu. Bilmeden.
-Öfkeleniyorum ama!
-İnşallah… Hadi bakalım.
-Beni tahrik etmek istiyorsun.
-Sen beni neden istemiyorsun. Bizi. Hepimizi. Ne işin var senin?
-Alakasız şeylerden bahsediyorsun!
-Keşke her şeyi birbiriyle ilişkilendirebilseydin. Yine sakinleştin!
-Evet. Bununla da gurur duyuyorum.
-Bu bir iş değil! Bu bir seans değil! Benim bir derdim var…
-Bunu görüyorum…
-Anlamsızsın… Anlamazsın… Ananı…
-Hayır. Ne demeye çalıştığını tahmin ediyorum. Anlıyorum.
-Aydınlandın! Ne ucuz şeylerden aydınlanıyorsun! Biraz önemli şeyler ara hayatında… Öleceksin. Hiç intiharı düşündün mü?
-Ne alaka!
-Ölümü anlamak için… Ama takipçilerini göremeyeceğin için yapmazsın… Herkesi ikna edersin, intihar bile ederler. Seninkine gerek kalmaz.
-Niye böyle bir şey yapayım!
-İkna mı, intihar mı?
-İlk defa gerçek bir soru sordun!
-Tamam. Seninle ilgili yargılarım var. Ama hep bir şeye benziyorsun… Ölsen bile taklit olurdu bu…
SOMUT
-Somutsun. Çok.
-Teşekkür ederim. Soyut olmak kolay.
-Borcunu ödüyorsun.
-Ne borcu?
-Somut borçların olmasını anlamıyorum. Şiir böyle bir şey değil ki.
-Teşekkür ederim. Soyut olmak kolay.
-Borcunu ödüyorsun.
-Ne borcu?
-Somut borçların olmasını anlamıyorum. Şiir böyle bir şey değil ki.
CEPLERİN ESİN
-Ceplerin şiir dolu.
-Okumamı ister misin?
-Davetimiz var, uzun sürer.
-Sonra mı okuyayım.
-Hayır okuman uzun sürer. İstersen iptal edeyim!
-Sonra okurum!
-Nasılsa ceplerin var. Şiir yazarlar onlar.
-Böyle mi düşünüyorsun!
-Davette açıklasana. Herkes öğrensin.
-Tanrısal esin olduklarını mı?
-Başkalarının olduklarını. Kısa sürer böylece. Sonra okursun.
-Okumamı ister misin?
-Davetimiz var, uzun sürer.
-Sonra mı okuyayım.
-Hayır okuman uzun sürer. İstersen iptal edeyim!
-Sonra okurum!
-Nasılsa ceplerin var. Şiir yazarlar onlar.
-Böyle mi düşünüyorsun!
-Davette açıklasana. Herkes öğrensin.
-Tanrısal esin olduklarını mı?
-Başkalarının olduklarını. Kısa sürer böylece. Sonra okursun.
FİDYE
-Olmuş ve bitmiş gibi.
-Olmuş ve olduğu gibi kalmış gibi.
-Başka türlü olmak için yazar insan. Sen neden?
-Dalavereci, neden?
-Korumalı kendini. Yoksa hayatı mı kalır? Her şeyi gözden geçirir ve sevmediklerini düzeltirse ondan geriye hiçbir şey kalmaz.
-Zevk, kendi başına bir şey. Anlatılmaz…
-Acıyı anlatıyor işte… Anlatılmalı. Anlatmak diye bir şey var.
-Zevki anlatmıyor ama acıyı da anlatmıyor. Hem sağlam yaşıyor hem sağlam yazıyor.
-Sağlam yazamaz. Acı kaçıcısı.
-Off… Çok okumakla bile olmuyor sizde. Düşün, Enis Batur. Dolap Beygiri. Neydi? O muydu… Öyle aklıma geliverdi.
-Ondan geriye hiçbir şey kalmaz.
-Ondan ileriye…
-Olmuş ve olduğu gibi kalmış gibi.
-Başka türlü olmak için yazar insan. Sen neden?
-Dalavereci, neden?
-Korumalı kendini. Yoksa hayatı mı kalır? Her şeyi gözden geçirir ve sevmediklerini düzeltirse ondan geriye hiçbir şey kalmaz.
-Zevk, kendi başına bir şey. Anlatılmaz…
-Acıyı anlatıyor işte… Anlatılmalı. Anlatmak diye bir şey var.
-Zevki anlatmıyor ama acıyı da anlatmıyor. Hem sağlam yaşıyor hem sağlam yazıyor.
-Sağlam yazamaz. Acı kaçıcısı.
-Off… Çok okumakla bile olmuyor sizde. Düşün, Enis Batur. Dolap Beygiri. Neydi? O muydu… Öyle aklıma geliverdi.
-Ondan geriye hiçbir şey kalmaz.
-Ondan ileriye…
23
-Düşüncesizce davranıyorsun!
-Hayal kırıklığından iyidir…
-Ben kırayım diyorsun… Kırılacağıma… Kıran sen, kırılan yine sen ama.
-Dünya böyle.
-1623 diye bir metnim var… Sadece 1623 kişiyi kurtarıyorlar uzaylılar… Diğerleri 1 sene, tam 365 gün, mükemmel bir hayat yaşıyorlar… Aynı insanlar, aynı devletler, aynı devlet adamları. Aynı devler, harika hayatlar. Ama sonra 1623 kişiyi kurtardıktan sonra her şey eskisine dönüyor, hatta daha kötüye.
-Ne demek bu, anlamadım.
-1600 kişi de anlamıyor. Geri dönüyorlar, insanlarıyla olmak istiyorlar. 23 kişiyle gidiyor uzaylılar. Sadece 23…
-1600?
-Üçüncü dünya savaşı çıkıyor… Yavaş yavaş… Herkesin bir umudu vardı. Kendisi. Artık yok. Yok oluyor. Öldürmemek için bir sebep yok. Girişiyorlar. Birbirlerine. Yok oluyor dünya… Dünya değil tabii; o toparlanıyor; insanlık… Tek tük kalıyor. Çektikleri filmlerdeki gibi.
-Bundan ne amaçlıyorsun?
-Düşüncesizce düşünüyorsun!
-23’de ben de olmalıyım. Herkes böyle düşünür. İşe yaramaz yani senin film.
-Sonsuz hayal kırıklığı…
-Kırılan yine sen oldun! Bana diyordun…
-Zevk alıyorum hâlâ… Allahtan… Zevk ve zevkin bilinci aynı şeydir… Aynı dünya… Cennet. Acı ve acın bilinci ise iki farklı dünya. Cehennem ve cehennem.
-Yaz bunu.
-Hiç değişmiyorsunuz… Ama hep uzatıyorsunuz. Nefes almak gibi. Devam, devam, devam… Net ve kısa olmalı oysa. Uzun tükenir aslında. Kısa öyle mi…
-Hayal kırıklığından iyidir…
-Ben kırayım diyorsun… Kırılacağıma… Kıran sen, kırılan yine sen ama.
-Dünya böyle.
-1623 diye bir metnim var… Sadece 1623 kişiyi kurtarıyorlar uzaylılar… Diğerleri 1 sene, tam 365 gün, mükemmel bir hayat yaşıyorlar… Aynı insanlar, aynı devletler, aynı devlet adamları. Aynı devler, harika hayatlar. Ama sonra 1623 kişiyi kurtardıktan sonra her şey eskisine dönüyor, hatta daha kötüye.
-Ne demek bu, anlamadım.
-1600 kişi de anlamıyor. Geri dönüyorlar, insanlarıyla olmak istiyorlar. 23 kişiyle gidiyor uzaylılar. Sadece 23…
-1600?
-Üçüncü dünya savaşı çıkıyor… Yavaş yavaş… Herkesin bir umudu vardı. Kendisi. Artık yok. Yok oluyor. Öldürmemek için bir sebep yok. Girişiyorlar. Birbirlerine. Yok oluyor dünya… Dünya değil tabii; o toparlanıyor; insanlık… Tek tük kalıyor. Çektikleri filmlerdeki gibi.
-Bundan ne amaçlıyorsun?
-Düşüncesizce düşünüyorsun!
-23’de ben de olmalıyım. Herkes böyle düşünür. İşe yaramaz yani senin film.
-Sonsuz hayal kırıklığı…
-Kırılan yine sen oldun! Bana diyordun…
-Zevk alıyorum hâlâ… Allahtan… Zevk ve zevkin bilinci aynı şeydir… Aynı dünya… Cennet. Acı ve acın bilinci ise iki farklı dünya. Cehennem ve cehennem.
-Yaz bunu.
-Hiç değişmiyorsunuz… Ama hep uzatıyorsunuz. Nefes almak gibi. Devam, devam, devam… Net ve kısa olmalı oysa. Uzun tükenir aslında. Kısa öyle mi…
FİREZOFTAN AKILLI
Çarşamba, Temmuz 08, 2026
SAÇMA
Perşembe, Temmuz 02, 2026
MOU(n)TH
Çarşamba, Temmuz 01, 2026
Salı, Haziran 30, 2026
DELİ UZO
ABİ NİYE ABLA
Pazartesi, Haziran 29, 2026
Salı, Haziran 23, 2026
PİKAP
Öyle sarhoş olsam kiiii çalıyor...
Şamgaltı pikap. Öğlen bira içmeye gelip reklam sloganı yazdığım yer. Bomonti bu halde değilken orada bir ajanstaydım. Karşıya Lotus yaptılar. Nişantaşı uzantısı olmuş... Bir sevgilim de Şamkaltıda oturuyordu bir zaman sık gelirdim. Bir gün tanıştırmak için çocukluk arkadaşıyla geldiler çocuk seni buralara mı getiriyor demiş sonradan, gerzek, asılıyordu, İkisi de boşanmışlar, e birlikte olabilirler! O zamanlar erkeg mekanıydı tabii şimdi kadın dolu. Nişantaşılı Şangırtılı arası kadınlar. Bir ben erkek, k ile. Diyeceğim fiyatları abartmışlar, bu neee, bodrumda kazıklanırım ama havamı da atarım, pikap kime, kim kaldırır pikapı. Eskiden kadın kaldırıyorlardı muhtemel burda, pikapın kamyonetle ilgisi yok yani, benje, benje:)) içkiyi evde bıraktım şafrptı..





Şamgaltı pikap. Öğlen bira içmeye gelip reklam sloganı yazdığım yer. Bomonti bu halde değilken orada bir ajanstaydım. Karşıya Lotus yaptılar. Nişantaşı uzantısı olmuş... Bir sevgilim de Şamkaltıda oturuyordu bir zaman sık gelirdim. Bir gün tanıştırmak için çocukluk arkadaşıyla geldiler çocuk seni buralara mı getiriyor demiş sonradan, gerzek, asılıyordu, İkisi de boşanmışlar, e birlikte olabilirler! O zamanlar erkeg mekanıydı tabii şimdi kadın dolu. Nişantaşılı Şangırtılı arası kadınlar. Bir ben erkek, k ile. Diyeceğim fiyatları abartmışlar, bu neee, bodrumda kazıklanırım ama havamı da atarım, pikap kime, kim kaldırır pikapı. Eskiden kadın kaldırıyorlardı muhtemel burda, pikapın kamyonetle ilgisi yok yani, benje, benje:)) içkiyi evde bıraktım şafrptı..





Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













.png)
.png)







