Salı, Ekim 20, 2026

BAZIMA

Nütopya bazıma hazırlanırken ben 4. kitaptan (İnsanlık Öldü Mü) bir parçaya anlamlı ekleme yaptım:

ENTELEKTÜL PERDE

Bugün bir aydır kitabımı okuyan editör baştan yazın dedi kitabı…
Birkaç neden sıraladı; hiç anlamadım; ayrıntı yoktu; bir-kaç ayrıntı vardı ama ben onları özellikle yaptım demeye çalıştım; demeye çalıştım çünkü benim belki 10 yılımı almış, defalarca kontrol edilmiş, 800 sayfaya yakın eserime “ol-mamış” diyebilen biri, editörlüğüyle ilgili en ufak bir eleşti-riye katlanamıyordu; ki benimki onunki gibi bir eleştiri de değildi; yani biraz daha örnek vermek gerekmez mi demiş-tim, kibarca; evet kibarca; biraz gerçek cümlelerimi kursay-dım, biraz daha Murat Sohtorik cümleleri kursaydım, her halde kitabımdaki günlük hayat faşizmi örneklerinden birini verirdi, elime; elimdekilerin en entelektüel olanlarını; çünkü cidden sıkı bir entelektüel metindi editör eleştirisi; ama altı boştu; bana anlatamamıştı; anlatmak zorundaydı çünkü bana yazıyordu; ama ben ona yazmıyordum, ona yazmak zorunda değildim, o ise benim yazdığım kişi olmak zorundaydı; yok-sa anlayamazdı; anlamak zorundaydı; anlayamamış olmak-tan korkmak zorundaydı; baştan yazın derken, bir hazinenin üzerini örtüyor olabileceğinden korkmalıydı; ama farkına varmamıştı; Tolstoy ile ilgili bugüne kadar söylenmemiş şeyler yazmıştım; Kafka’yı 18 yaşından önce okumanın insanın başını belaya sokabileceğini, kanıtlarla, yazmıştım; edebiyatçıların dinci olduğunu edebiyat dinine körü körüne, “büyük” yazarlara da peygambere tapar gibi taptıklarını anlatmıştım; bu tarz, edebiyatçıların kızacağı ama hayata yardımcı olacak metinler karalamıştım; kadın egemen bir toplumda yaşadığımızı yazmıştım; bunları algılamanın ve algılatmanın, eserin tarzı, üslup ve bunun gibi şekilselliklerle uğraşmanın bir kadının aklıyla değil bedeniyle uğraşmaktan farksız olduğunu anlatmıştım; romanım hayat diye bir metin yazmıştım ve onun roman olmadığını söylüyordu hiçbir neden göstermeksiniz, ama zaten o roman değildi hayattı; roman yazmaya çalışmamıştım ki; ayrıntılar yoktu; ama tek şey vardı; saygısızlık… Eğlenmişti; yargılamış ve cezayı kesmişti; eleştiri metnini okuyup her halde iyi hissetmişti; beni kendini beğenmişlikle suçlarken, ayrıntılara girermiş gibi gözüken ama benim metnimin neresi için söylediğini anlayamadığım eleştirisi için kendini epeyce beğenmişti muhtemelen; kime yazdığını, bir insana yazdığını, bir yazara yazdığını umursamamıştı; muhtemelen arkadaşlarına falan yazmıştı; mastürbasyondu; ve benim mastürbasyonuma olmamış diyordu; mastürbasyon yaptığımı açıkça söyledi-ğim halde hatta; ama bir yazarın ne yaptığından çok, iyi yapıp yapmadığına bakarsınız; yoksa karakterlerinin ruhuna girememiş yazarlar gibi, yazarının ruhuna girememiş bir editör olursunuz; yazar da geçer gider sizi; acaba üzerine mi alınmıştı; yani yanlış anlaşılmasın, yazarlıkla, erkeklerle ilgili söylediklerimle, belki kadınlarla ilgili söylediklerimle de, belki kendimi övmemle beğenmemle (kendini beğenmiş-lik tuzağın düştünüz yazmıştı) ilgili söylediklerimi üzerine mi alınmıştı…
O mu bu mu bildirmiyordu; beni eleştirenle ilgili hiçbir sağlam eleştiri yapamıyorsam, bence o da beni zaten eleşti-rememiştir; kendini göstermeyen eleştiri mi olur...
Ama kısaca şu kesindi; benim olan bir şeyle ilgili yazdı-ğını unutmuştu, bu yüzden saygısızdı…
…
Devam etmem gereken bir durum oldu bu konuya. Dedi-ğim gibi, sadece biraz daha örnek olması gerekmez miydi diye sormuştum. Fazla gelmişti! Bekliyordum bunu dedi; sizi övmediğim için doğaldır bu itirazınız…
Bu metni yazmış ve yayınlamıştım bloğumda.
Bundan değildir her halde, kimsenin beni okumuş olabi-leceğini düşünmem ben; birkaç yıl sonra şöyle bir itirafı çıktı internet sitesinde; 10-15 tane kitabı olan tanınmış bir yazar: O kadar kitaptan sonra anlayabilmiş aslında ne yazdığını… Sisteme karşı çıkan ama ya başarılı olamayan, ya başarılı olmuş gibi gözüken, ya da sistemle anlaşan, onun suyuna giden kişileri konu etmiş…
30 küsur yıl boyunca yazarken ne yazdığının farkında değilmiş, itiraf ediyor bunu şaşkınlıkla… Benim yazdığımı 1 ay okuyunca ne fark edecek!
Entelektül perde demem yetersizmiş, aslında duvarmış gözlerine inen, kendi yazdıkları (ve tabii ki kişiliği) konu-sunda üstelik…
30 küsur yıl süren bir bilinçsiz yazarlık hali; tam da tüm yazdıklarımda eleştirdiğim gibi…
Yani bu gözleri-hisleri-aklı perdeli-duvarlı entelin üstten bakarak güya eleştirdiği kitabım aslında kendisi için bir ders kitabıymış; klişe tabiri de eklersek: “Ama anlayabilene…”
Anlayamayınca da bana yaptığı sözde eleştirinin aşağılık kompleksinden kaynaklandığını kesinleyebilirim.
Başaramadığı, başaramadığını bile fark etmediği için hayvansı bir içgüdüyle başaranı batırmaya çalıştığını, böyle-ce kendi kısır mücadele duygusunu doğruladığını söyleyebi-liriz; ben de hep bu yaptığınızı yapmaya çalışmıştım, diye-ceğine bana: O kadar yazdıklarım da sizin eleştirdiklerinizin kanıtlarından biri oluyor işte, diyeceğine…
Ama tabii temel sorunu fark etmemişti; bu ezik ruhunun hangi okumalarla ortaya çıktığını, kalıcılaştığını araştırıyor ve buluyordu itiraf metninde. Tabii gururlanarak yapıyordu bunu; aynı batağa batmış, eziklik batağında birlikte sürük-lendiği entel abilerini, babalarını, atalarını anıyordu (Oğuz Atay vs…).
Hepsi böyle yanlış yolara saptığına göre bunlar birbirle-rinden etkilenmiyorlar demeli aslında; bunlar baştan bozuk; genetiklerinde var bir sorun…
Bir büyük kadın yazarımız şöyle demişti buna, kendi söylemişti bunu da, hatırlıyorum: Zekisin, eeee, sonra!?
Sonrasını bende okusa anlar mıydı acaba o büyük kadın yazarımız… Yani yazarınız. (Ki kendisi Tomris Uyar’dır, umudum olabilirdi ondan.)

Pazar, Ekim 18, 2026

800

Ruso'yu sadece 800 sayfalık kitap ne kadar kalın oluyor diye bakmak için aldım...









Cumartesi, Ekim 17, 2026

GÜLÜCÜK

Niye bu iki yaratımın ilki ünlemsiz, ikincisi ünlemli? Çünkü ilki hayat, ikincisi edebiyat!


BEŞİKTAŞ SPOR KLÜBÜ




Perşembe, Ekim 15, 2026

Cuma, Ekim 09, 2026

DAĞA KALDIRTMAK

Kapak kızlarını gören dağ da kaldırmasın mı...