Pazar, Ağustos 09, 2026
Cuma, Ağustos 07, 2026
Salı, Ağustos 04, 2026
5 KİTAP (Daha)
ADORİZMA
Pazartesi, Ağustos 03, 2026
TÜTEN
.png)
Valla yanardağ ile denk gelmesi benim suçum değil, ekran görüntüm her gün değişir...
Haydut (Edebiyata Tüneyen) Ve Kubilay (Kurgu-Bilinç) diye iki ayrı dosya açayım ve 370 sayfadan biraz azaltayım istedim... Sonuçta kitapta (Sohtoyevski) o iki bölüm de olacak... Maksat iş kolaylasın, tütsün dağ, kızgınlığını atsın (ağustos ağustos) patlamadan...
Bişiler daha diyecektim ama daha ne diyim: Dağ gibi ortada. (Nal derler niye?)
400 SAYFA SOTORİ METNİ
400 sayfa Sotori metni... (Kitap sayfasıyla belki 662) Kısalı uzunlu. 300'e indirsem büyük başarı. Atılanlar, demiştim, 2. sınıf yazarları ihya eder, ama o 300 sayfa iyi bir okur tarafından bile en az 1 yıl okunur... (4 ay 28 gün) Ben kendime bir ay verdim. (43 gün) Kapanmak da istemiyorum. Zararım kendime, ebemi si...
2. sınıf yazar-okur dedim sonuçta:))))
aaa yapay zekaya vericem:)))))
Ünlü bir yazar olsam bunları seçilmiş 10 okuruma gönderirdim hepsi 1 ay içersinde bunlara 1-5 arası puan verirdi. Korka korka. Neden? Geleceğin başyapıtında katkıları olacağı için, titreye titreye. Başyapıtım demiyorum, 3. sınıf yazarların da başyapıtı olabilir!! Musil Derneği gibi Bir Sotori Derneği:))) Ahh halkım!! 86 milyon koyun, sadece 1 alın...
5'leri eledikten sonra şöyle yapabilirim: Sadece 1'leri toplamak.
En iyiler diye bişi bulamadığımdan okuduklarımda bunu okurken yapmam; kendi metinlerim hak ediyor...
En iyi 10 müzik grubu gibi, hah buldum... Ama ben 100 ya da 1000 (100 sayfa) bulabilirim, bazıları beni almazsan adam değilsin... diyor:)))
Yazarların neden roman sevdiğini aforizmadan nefret ettiklerini de böylece anlıyorsunuz. Aforizmada hemen anlaşılıyor iyi mi kötü mü; uzunlar ise daha saklı; dalavere kaynayabiliyor...
Müzükte ne yaptıklarını hiçbir zaman anlayamayacağım ama şu anki uğraşımla karşılaştırıldığında pehhhhh:)))
Yeah Yeah Yeahs - Maps (Official Music Video)
HOMO SOTORİ
İndiği uçandaire sarıydı.........................
2. sınıf yazar-okur dedim sonuçta:))))
aaa yapay zekaya vericem:)))))
Ünlü bir yazar olsam bunları seçilmiş 10 okuruma gönderirdim hepsi 1 ay içersinde bunlara 1-5 arası puan verirdi. Korka korka. Neden? Geleceğin başyapıtında katkıları olacağı için, titreye titreye. Başyapıtım demiyorum, 3. sınıf yazarların da başyapıtı olabilir!! Musil Derneği gibi Bir Sotori Derneği:))) Ahh halkım!! 86 milyon koyun, sadece 1 alın...
5'leri eledikten sonra şöyle yapabilirim: Sadece 1'leri toplamak.
En iyiler diye bişi bulamadığımdan okuduklarımda bunu okurken yapmam; kendi metinlerim hak ediyor...
En iyi 10 müzik grubu gibi, hah buldum... Ama ben 100 ya da 1000 (100 sayfa) bulabilirim, bazıları beni almazsan adam değilsin... diyor:)))
Yazarların neden roman sevdiğini aforizmadan nefret ettiklerini de böylece anlıyorsunuz. Aforizmada hemen anlaşılıyor iyi mi kötü mü; uzunlar ise daha saklı; dalavere kaynayabiliyor...
Müzükte ne yaptıklarını hiçbir zaman anlayamayacağım ama şu anki uğraşımla karşılaştırıldığında pehhhhh:)))
Yeah Yeah Yeahs - Maps (Official Music Video)
HOMO SOTORİ
İndiği uçandaire sarıydı.........................
of şimdi ben bunu nası bi daaa okuyim........
HARD
“Mükemmellik bizi yok etmekle tehdit ediyor, o yüzden bağlanmıyor muyuz eksikli kusurlu birine.” Thomas Bernhard
Murat Sohtorik ve Thomas Bernard aynı insan ırkından olamaz. Farklı da sayılmamalıyız. Farklılık bir denklik, eşitlik gerektirebilir. Bernhard’ın bu yaşamda hiçbir hakkı olabileceğini düşünmüyorum. Yazar diye anılmasını edebiyat adına büyük dolandırıcılık olarak niteliyorum. Dolandıracak bir şey yok tabii; insanlığın aşağılık çoğunluğunun sözcülerinden sadece biri Bernhard. Ne yaptığının farkında bile olmayabilir zavallı… Nütopya okutmadan çocuklarınızı bu kitaplara salmayın. Sizi kaybettik, onları kazanalım.
Bunu alıyım diyorum:
FALCI
-Neden ölmeden önce hep size geliyorlar?
-Bir çekiciliğim var demek ki, o sokağa değil de bu sokağa giriyorlar. Falcı levhasını görünce de giriyorlar.
-Neden falcı yazıyor?
-Ne yazsın, Azrail mi!
-Öleceklerini görüyorsunuz.
-Herkes bilir bunu.
-Ama zamanlama manidar.
-Bence kendi kendilerine yapıyorlar.
-İntihar yani.
-Nasıl öleceklerini görmüyorum… Soldan yürü demiştim birine. Piyano düşmüş kafasına. Yukarı bak dedim diğerine, çukurda bulmuşlar. Yukardan bak dediğim, evet, o intihar olabilir. Eğlence olsun diye haberlerden takip ediyorum.
-Eğlence mi! Sizi tutuklayabilirim. Bunlar itiraf.
-Burda tutukluyum zaten. Dışarı çıkarsam daha çok kişi ölür. Hem daha önce de yaptım bu itirafları, ilk gelen dedektif sen misin sanmıştın…
-Burayı kapatmalıyız o zaman.
-Bunu başkasına söyle o zaman, ölmeden.
-Seni vurabilirim.
-Beni vur dersem nasıl öleceğini görmüş olursun…
-Burda ölürsem daha kolay bulurlar seni.
-Ve daha çok ölürler. Köşeyi dönünce yap.
Şimdi bunu napimm atıyım mı alimm mi:
KİVİ
Çarmıhla neden ilgin yok
Hristiyanlık çok gördüm duydum ama hiç hissetmedim film onlar
Ama insanın öyle durmasını bilirsin çarmıhtaki gibi
İki elim boş değilse. Tabii.
Çivi var!
Meme gelmişti benim aklıma.
Geçirme! Yani aklından bile.
Kivi de olabilir.
Bi şayir yazdı şimdi notlardan metin-kitap oluşturmak her zaman zordur, dedi. Siktir dedim ama içimden, kibar bişi yazdım ona. Keşke siktir deseydin dedi...
Çekirdek aldım belki işe yarar.
HARD
“Mükemmellik bizi yok etmekle tehdit ediyor, o yüzden bağlanmıyor muyuz eksikli kusurlu birine.” Thomas Bernhard
Murat Sohtorik ve Thomas Bernard aynı insan ırkından olamaz. Farklı da sayılmamalıyız. Farklılık bir denklik, eşitlik gerektirebilir. Bernhard’ın bu yaşamda hiçbir hakkı olabileceğini düşünmüyorum. Yazar diye anılmasını edebiyat adına büyük dolandırıcılık olarak niteliyorum. Dolandıracak bir şey yok tabii; insanlığın aşağılık çoğunluğunun sözcülerinden sadece biri Bernhard. Ne yaptığının farkında bile olmayabilir zavallı… Nütopya okutmadan çocuklarınızı bu kitaplara salmayın. Sizi kaybettik, onları kazanalım.
Bunu alıyım diyorum:
FALCI
-Neden ölmeden önce hep size geliyorlar?
-Bir çekiciliğim var demek ki, o sokağa değil de bu sokağa giriyorlar. Falcı levhasını görünce de giriyorlar.
-Neden falcı yazıyor?
-Ne yazsın, Azrail mi!
-Öleceklerini görüyorsunuz.
-Herkes bilir bunu.
-Ama zamanlama manidar.
-Bence kendi kendilerine yapıyorlar.
-İntihar yani.
-Nasıl öleceklerini görmüyorum… Soldan yürü demiştim birine. Piyano düşmüş kafasına. Yukarı bak dedim diğerine, çukurda bulmuşlar. Yukardan bak dediğim, evet, o intihar olabilir. Eğlence olsun diye haberlerden takip ediyorum.
-Eğlence mi! Sizi tutuklayabilirim. Bunlar itiraf.
-Burda tutukluyum zaten. Dışarı çıkarsam daha çok kişi ölür. Hem daha önce de yaptım bu itirafları, ilk gelen dedektif sen misin sanmıştın…
-Burayı kapatmalıyız o zaman.
-Bunu başkasına söyle o zaman, ölmeden.
-Seni vurabilirim.
-Beni vur dersem nasıl öleceğini görmüş olursun…
-Burda ölürsem daha kolay bulurlar seni.
-Ve daha çok ölürler. Köşeyi dönünce yap.
Şimdi bunu napimm atıyım mı alimm mi:
KİVİ
Çarmıhla neden ilgin yok
Hristiyanlık çok gördüm duydum ama hiç hissetmedim film onlar
Ama insanın öyle durmasını bilirsin çarmıhtaki gibi
İki elim boş değilse. Tabii.
Çivi var!
Meme gelmişti benim aklıma.
Geçirme! Yani aklından bile.
Kivi de olabilir.
Bi şayir yazdı şimdi notlardan metin-kitap oluşturmak her zaman zordur, dedi. Siktir dedim ama içimden, kibar bişi yazdım ona. Keşke siktir deseydin dedi...
Çekirdek aldım belki işe yarar.
Perşembe, Temmuz 30, 2026
GÖREV DUYGUSU NASIL GELİŞTİ BENİM GİBİ ÖZGÜR BİR ADAMDA
SOHTOYEVSKİ KİTABIMA GiREBİLİR. Ya da Edebiyata Tüneyen Haydut’a eklenebilir… Daha ilk dokunuş:
“Minimalist sanat (…) alıp başını gitmiş imgelerin, birbiri ardına yazılmış sıfatların değil (zaten sevilmeyen şeye karşı olarak bir özellik yaratamazsın, karşıtının batırmak için kusurularını abartmak sana bir şey kazandırmaz), yoksullaştırılmış bir sözcük dağarcığının ürünleridir (hiç çekici değil). Burada her sözcük yerli yerinde olmak zorundadır. (Her iyi eserde zaten böyle olmak zorundandır.) Anlamın sınırları çizilmiştir. (Anlamsız. Gazete yazısı mı bu.) Yorumlar sınırlandırılmıştır. (Bunu beceremezsin. Can sıkıntısından yorum yapmayabilirler sadece.) Yaratıcı söylem, sanki kendi kendini yok etmiştir. (Aptalca!)
Peki niçin bunca yoksun, yoksul bir dille, görünüşte hiçbir ilgi çekiciliği olmayan, hiçbir şey betimlemeyen, hiçbir ruh halini çözümlemeyen (…) bir öykü?
İnsanoğlunun düş gücünü harekete geçirmek (demin tersini öneriyordun), yaratıcılık diye kendine sunulan (başka bir yaratıcılık diyorsan ok, ama sen onu demiyorsun), yan yana geldiklerinde hiçbir şey anlatmayan (sen bunu yapacam dedin demin ama), roman, öykü, anlatı diye nitelenen laf salatalarından (salata karnın açken iyidir) okuru kuşkuya düşürmek için (bunu fazlasıyla başardın).”
Ferit Edgü
“Minimalist sanat (…) alıp başını gitmiş imgelerin, birbiri ardına yazılmış sıfatların değil (zaten sevilmeyen şeye karşı olarak bir özellik yaratamazsın, karşıtının batırmak için kusurularını abartmak sana bir şey kazandırmaz), yoksullaştırılmış bir sözcük dağarcığının ürünleridir (hiç çekici değil). Burada her sözcük yerli yerinde olmak zorundadır. (Her iyi eserde zaten böyle olmak zorundandır.) Anlamın sınırları çizilmiştir. (Anlamsız. Gazete yazısı mı bu.) Yorumlar sınırlandırılmıştır. (Bunu beceremezsin. Can sıkıntısından yorum yapmayabilirler sadece.) Yaratıcı söylem, sanki kendi kendini yok etmiştir. (Aptalca!)
Peki niçin bunca yoksun, yoksul bir dille, görünüşte hiçbir ilgi çekiciliği olmayan, hiçbir şey betimlemeyen, hiçbir ruh halini çözümlemeyen (…) bir öykü?
İnsanoğlunun düş gücünü harekete geçirmek (demin tersini öneriyordun), yaratıcılık diye kendine sunulan (başka bir yaratıcılık diyorsan ok, ama sen onu demiyorsun), yan yana geldiklerinde hiçbir şey anlatmayan (sen bunu yapacam dedin demin ama), roman, öykü, anlatı diye nitelenen laf salatalarından (salata karnın açken iyidir) okuru kuşkuya düşürmek için (bunu fazlasıyla başardın).”
Ferit Edgü
Pazartesi, Temmuz 27, 2026
Cumartesi, Temmuz 25, 2026
KİTAPVİZİT
(Bunları yakında kitap olarak göreceksiniz inşallah. Bunu değil. Elediklerimi de burda. Düşünün, bu elediklerimle tüm ürkiye debiyatı sınıf atlar...)
Pazartesi, Haziran 16, 2014
50
Ferit Edgü diyor ki beni Kafka ile karşılaştırmışlar, bir dağ ile bir farenin karşılaştırılmasıdır bu. Bense karşımda bir kediyi bekliyordum, aslanı değil.
Çok güzel.
Kitapları, son kalanlar, binbir hece ve yeni ders notları, adları yanlış olabilir fark etmez; verilecek; ama mesela bir arkadaşıma vermeyeceğim, son zamanlarda verdiğim.
Tanrı inancı ya düş kırıklığı ya da düş zenginliği ister, demiş bir de.
Pardon düş kısırlığı demiş… Bense ikisinin ortasında bir yerdeyim diye eklemiş…
Bu kadar bende bıraktıkları, ama çok güzel kitaplar alın; ben arkamda kütüphanesi olmayacak bir yazarım.
Vermeyeceğim arkadaşım da şu: Bugün diyalektiğe geçirdim diye bulduğum cümleyi onla paylaşıyordum; düşünün, ne büyük onur olmalı aslında; ama yok; geçirememişsindir dedi, geçirmiş olamazsın, sonra da ben diyalektiği severim dedi…
Erkek bu! Kadınlarla bu yüzden konuşulmaz felsefe, ben severim ben sevmem der geçerler, artık erkeklerle de demek; kadınlar derken egoizmi anlatıyoruz artık kadın kadın değil erkek erkek değil, hepsi egoist…
Buradaki sorun tipik.
Kimse kendini göt kılı olarak görmüyor. Herkes göt…
Başka bir örnekle açıklayacağım:
17.5 yaşında bir arkadaşım var. (Bu deminki de zaten 23 falandır en fazla)
Niçe kitabını görünce aa dedi. Ihh dedim (bir ara ilkel insanlar gibi konuşuyorduk ne güzel). Ama dedi, Niçe yahu! Sonra düşündüm; bu kızın babası 44 yaşında ben 45 yaşındayım…
Ama beni arkadaşı gibi gördüğünden yakıştıramıyor o kadarını… Yani ben kim Niçe kim…
20 sene sonra beni okusa (Türkiye iyi bir yere gitmiş demektir bu) ben o sırada üniversite sınavı gibi salak bir şeyle vakit geçiriyordum diyecek…
Sonra düşündüm; Niçe 44 yaşında ölmüş… Ben 45 yaşındayım…
44 yaşına sığdırmışsa bazı şeyleri o salak yaşamı ve nihilist aklıyla; ben niye?
Sonra düşündüm; Niçe Türkiye gibi bir yerde yaşamıyordu… Ve dahilere henüz önem veriliyordu o zaman.
Sonra düşünmedim tabii, artık ne düşüneceğim; Tanrı ölmediyse de izin verirse; mezarında düz döner Niçe: Çünkü her filozof öldükten sonra anlar ne hata yaptığını.
Ama ya siz; salaklar… Yaşınız genç daha; ama o kadar çabuk yaşlanacaksınız ki; bu kafayla.
Ferit Edgü ve Murat Sohtorik kaçırmak insanı 50 yaş birden yaşlandırır, böyle anlatırsınız artık…
Çok güzel.
Kitapları, son kalanlar, binbir hece ve yeni ders notları, adları yanlış olabilir fark etmez; verilecek; ama mesela bir arkadaşıma vermeyeceğim, son zamanlarda verdiğim.
Tanrı inancı ya düş kırıklığı ya da düş zenginliği ister, demiş bir de.
Pardon düş kısırlığı demiş… Bense ikisinin ortasında bir yerdeyim diye eklemiş…
Bu kadar bende bıraktıkları, ama çok güzel kitaplar alın; ben arkamda kütüphanesi olmayacak bir yazarım.
Vermeyeceğim arkadaşım da şu: Bugün diyalektiğe geçirdim diye bulduğum cümleyi onla paylaşıyordum; düşünün, ne büyük onur olmalı aslında; ama yok; geçirememişsindir dedi, geçirmiş olamazsın, sonra da ben diyalektiği severim dedi…
Erkek bu! Kadınlarla bu yüzden konuşulmaz felsefe, ben severim ben sevmem der geçerler, artık erkeklerle de demek; kadınlar derken egoizmi anlatıyoruz artık kadın kadın değil erkek erkek değil, hepsi egoist…
Buradaki sorun tipik.
Kimse kendini göt kılı olarak görmüyor. Herkes göt…
Başka bir örnekle açıklayacağım:
17.5 yaşında bir arkadaşım var. (Bu deminki de zaten 23 falandır en fazla)
Niçe kitabını görünce aa dedi. Ihh dedim (bir ara ilkel insanlar gibi konuşuyorduk ne güzel). Ama dedi, Niçe yahu! Sonra düşündüm; bu kızın babası 44 yaşında ben 45 yaşındayım…
Ama beni arkadaşı gibi gördüğünden yakıştıramıyor o kadarını… Yani ben kim Niçe kim…
20 sene sonra beni okusa (Türkiye iyi bir yere gitmiş demektir bu) ben o sırada üniversite sınavı gibi salak bir şeyle vakit geçiriyordum diyecek…
Sonra düşündüm; Niçe 44 yaşında ölmüş… Ben 45 yaşındayım…
44 yaşına sığdırmışsa bazı şeyleri o salak yaşamı ve nihilist aklıyla; ben niye?
Sonra düşündüm; Niçe Türkiye gibi bir yerde yaşamıyordu… Ve dahilere henüz önem veriliyordu o zaman.
Sonra düşünmedim tabii, artık ne düşüneceğim; Tanrı ölmediyse de izin verirse; mezarında düz döner Niçe: Çünkü her filozof öldükten sonra anlar ne hata yaptığını.
Ama ya siz; salaklar… Yaşınız genç daha; ama o kadar çabuk yaşlanacaksınız ki; bu kafayla.
Ferit Edgü ve Murat Sohtorik kaçırmak insanı 50 yaş birden yaşlandırır, böyle anlatırsınız artık…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





.png)


.png)
.png)
.png)
.png)
.png)
.png)
.png)






