Salı, Eylül 15, 2026
Pazartesi, Eylül 14, 2026
ANLAT ANLAT HEYECANLI OLUYOR 2
Özetliyorum: Kafada bir tuhaflık (en kibar tarifiyle!):
(Cem Akaş'a bir garezim olamaz, benim adım Murat Sohtorik, ciddiyim.)
10.5.26
Ne Yazmışım, Neden Yazmışım
Bugüne dek yazdıklarıma baktığımda, genellikle “sistem” karşısında yalnız kalmış bireyi yazdığımı görüyorum;(...)
7’de (…) sisteme buyur ediliyor, sistemi beğenmiyor (daha doğrusu ciddiye alamıyor) ve sistemden çıkmak istiyor, bunun bedelini de canıyla ödüyor.
Suç ve Ceza’da (…) bu sisteme karşı yalınkılıç bir mücadeleye kalkışıyor ama daha neredeyse ilk adımda kendi yenilgisini ilan edip canına kıyıyor, tek tesellisi sistemden önce davranmış olmak.
Gitmeyecekler İçin Urbino’da (...) bireyin mücadeleden galip çıktığını, en azından bir cephede sistemi dize getirdiğini görüyoruz. Bunun gerçek bir zafer olup olmadığı tartışılır – başka cephelerde yinelenmediği gibi, (...) kaş yaparken göz çıkarıldığı, bunun bir Pyrrhus zaferinden ibaret olduğu iddia edilebilir.
Olgunluk Çağı Üçlemesi’nin (…) sistemin sıradan bir dişlisiyken bunu reddederek sisteme karşı bayrak açıyor; yok edilmesi beklenirken bir lütuf sonucu affediliyor ve sonrasında sistem karşıtı mücadelenin tarihçisi rolüne bürünüyor. BU İYİYMİŞ, KEŞKE BURDAN DEVAM ETSEYDİ. (…) aynı sistemin lokal bir versiyonuna karşı bağımsızlık mücadelesine girişen, yalnızlıktan gelip yalnızlığa giden bir lider konumunda. (...) mücadele sonlanmaz; sistemin gerçekliği, dolayısıyla mücadele olasılığının kendisi şüpheye düşer. Bu tabii aynı zamanda bireyin yenilmeden kurtulabileceği bir dünya vaat eder.
Kant Kulübü, (…) burada ana karakterler sistemin adamları aslında, “birey”se hiç bunlardan haberi olmayan, dolayısıyla mücadele de veremeyen Alkan; ancak kendisi olmayı sürdürmekle verebiliyor mücadelesini ama bu da yeterli olmuyor. Yenilmesinin gerekliliğini kabulleniyor, sistemi haklı buluyor bir anlamda.
19’da M.’nin “Gerçek’ten daha edebi, Edebiyat’tan daha geçek” bir kitap yazma utkusuyla genel edebiyat dünyasına ve yayıncılık endüstrisine karşı ayaklandığı söylenebilir; kazandığı zaferse güvene ve aşka ihanet ederek, son tahlilde sisteme beklenmedik bir yerden entegre olarak kazanılmış bir zafer.
Zamanın En Kısa Hali’nde (…) sistem onu görmezden geliyor bir anlamda. Karakter de zaten sisteme karşı bir mücadele algısı yansıtmıyor romanda verilen “an”larda; roman sanki sistem-birey karşıtlığının ve bunun sonucu ortaya çıkan mücadelenin tanımlanmadığı bir dünyada suyun kendi yolunu bulacağını, herşeyin olacağına varacağını söylüyor.
Sincaplı Gece’de (…) sisteme karşı verdiğini sandığı mücadelenin bizzat sistem tarafından senaryolaştırılmış, sonucu belli, sistemi berkiten bir mücadele olduğunu öğrenmek zorunda kalıyor.
Y’de (...) tam anlamıyla tüm dünyaya karşı tek başına bir varoluş mücadelesi veriyor; romanın sonunda (…) varlığını sürdürebilmesinin, sisteme dahil olmayı seçmekle mümkün olduğunu görüyoruz.
Ofelya, (…) trajik yenilgisi ancak gelecekteki zaferlere atıfla “boşunalık”tan kurtuluyor.
Sözcüklerin Anlamı’nda (…) mücadele, ancak mücadele etmeyerek, sistemin farkında değilmiş gibi yaparak mümkün görünüyor… Acımasızca ezilmelerine yol açan da belki bu mücadelesizlik ve aldırışsızlık.
(…) Tutunamayanlar’sa herşeyin aslında kendi tahayyülümüzün bir sonucu olabileceğini, yenilginin önce kendi kafamızda gerçekleştiğini, yalnızlığın mutlak olduğunu ama bunun da kafaya bağlı olduğunu düşündürdü.
Yine de vurgulamam gerek, bu romanları kafamda bu modelle yazmadım; şimdi geriye bakıp ortak noktalarının bu kadar kolayca bir çerçeveye oturtulabileceğini görmek de şu an beni şaşırtıyor.
https://sefinsalatasi.blogspot.com/search?updated-max=2026-05-31T22:16:00%2B03:00&max-results=20
(Cem Akaş'a bir garezim olamaz, benim adım Murat Sohtorik, ciddiyim.)
10.5.26
Ne Yazmışım, Neden Yazmışım
Bugüne dek yazdıklarıma baktığımda, genellikle “sistem” karşısında yalnız kalmış bireyi yazdığımı görüyorum;(...)
7’de (…) sisteme buyur ediliyor, sistemi beğenmiyor (daha doğrusu ciddiye alamıyor) ve sistemden çıkmak istiyor, bunun bedelini de canıyla ödüyor.
Suç ve Ceza’da (…) bu sisteme karşı yalınkılıç bir mücadeleye kalkışıyor ama daha neredeyse ilk adımda kendi yenilgisini ilan edip canına kıyıyor, tek tesellisi sistemden önce davranmış olmak.
Gitmeyecekler İçin Urbino’da (...) bireyin mücadeleden galip çıktığını, en azından bir cephede sistemi dize getirdiğini görüyoruz. Bunun gerçek bir zafer olup olmadığı tartışılır – başka cephelerde yinelenmediği gibi, (...) kaş yaparken göz çıkarıldığı, bunun bir Pyrrhus zaferinden ibaret olduğu iddia edilebilir.
Olgunluk Çağı Üçlemesi’nin (…) sistemin sıradan bir dişlisiyken bunu reddederek sisteme karşı bayrak açıyor; yok edilmesi beklenirken bir lütuf sonucu affediliyor ve sonrasında sistem karşıtı mücadelenin tarihçisi rolüne bürünüyor. BU İYİYMİŞ, KEŞKE BURDAN DEVAM ETSEYDİ. (…) aynı sistemin lokal bir versiyonuna karşı bağımsızlık mücadelesine girişen, yalnızlıktan gelip yalnızlığa giden bir lider konumunda. (...) mücadele sonlanmaz; sistemin gerçekliği, dolayısıyla mücadele olasılığının kendisi şüpheye düşer. Bu tabii aynı zamanda bireyin yenilmeden kurtulabileceği bir dünya vaat eder.
Kant Kulübü, (…) burada ana karakterler sistemin adamları aslında, “birey”se hiç bunlardan haberi olmayan, dolayısıyla mücadele de veremeyen Alkan; ancak kendisi olmayı sürdürmekle verebiliyor mücadelesini ama bu da yeterli olmuyor. Yenilmesinin gerekliliğini kabulleniyor, sistemi haklı buluyor bir anlamda.
19’da M.’nin “Gerçek’ten daha edebi, Edebiyat’tan daha geçek” bir kitap yazma utkusuyla genel edebiyat dünyasına ve yayıncılık endüstrisine karşı ayaklandığı söylenebilir; kazandığı zaferse güvene ve aşka ihanet ederek, son tahlilde sisteme beklenmedik bir yerden entegre olarak kazanılmış bir zafer.
Zamanın En Kısa Hali’nde (…) sistem onu görmezden geliyor bir anlamda. Karakter de zaten sisteme karşı bir mücadele algısı yansıtmıyor romanda verilen “an”larda; roman sanki sistem-birey karşıtlığının ve bunun sonucu ortaya çıkan mücadelenin tanımlanmadığı bir dünyada suyun kendi yolunu bulacağını, herşeyin olacağına varacağını söylüyor.
Sincaplı Gece’de (…) sisteme karşı verdiğini sandığı mücadelenin bizzat sistem tarafından senaryolaştırılmış, sonucu belli, sistemi berkiten bir mücadele olduğunu öğrenmek zorunda kalıyor.
Y’de (...) tam anlamıyla tüm dünyaya karşı tek başına bir varoluş mücadelesi veriyor; romanın sonunda (…) varlığını sürdürebilmesinin, sisteme dahil olmayı seçmekle mümkün olduğunu görüyoruz.
Ofelya, (…) trajik yenilgisi ancak gelecekteki zaferlere atıfla “boşunalık”tan kurtuluyor.
Sözcüklerin Anlamı’nda (…) mücadele, ancak mücadele etmeyerek, sistemin farkında değilmiş gibi yaparak mümkün görünüyor… Acımasızca ezilmelerine yol açan da belki bu mücadelesizlik ve aldırışsızlık.
(…) Tutunamayanlar’sa herşeyin aslında kendi tahayyülümüzün bir sonucu olabileceğini, yenilginin önce kendi kafamızda gerçekleştiğini, yalnızlığın mutlak olduğunu ama bunun da kafaya bağlı olduğunu düşündürdü.
Yine de vurgulamam gerek, bu romanları kafamda bu modelle yazmadım; şimdi geriye bakıp ortak noktalarının bu kadar kolayca bir çerçeveye oturtulabileceğini görmek de şu an beni şaşırtıyor.
https://sefinsalatasi.blogspot.com/search?updated-max=2026-05-31T22:16:00%2B03:00&max-results=20
Pazar, Eylül 13, 2026
Cuma, Eylül 11, 2026
Perşembe, Eylül 10, 2026
Salı, Eylül 08, 2026
Pazartesi, Eylül 07, 2026
DOGMA
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

.png)
.png)


.png)


