(Yine gidebilirler çöpe belli olmaz bu iş roman yazmaktan zor. (Roman çöplüğü temelsiz değil!)
EŞYANIN TABİATI
İnsanlığı ilk kurtaracağım güne dönüp sabah intihar ettim. Çünkü devamlı gerekiyordu…
BOŞA ÇABA
-Yazmasaydım suikastçi olabilirdim.
-Kimse adam gibi vurulmaz…
YALAN YANLIŞ HAKLI
-Güç yozlaştırır!
-Yozlaştırabilir demeyerek daha güçlü bir söylem kurdun ve Güç kelimesini yozlaştırdın… Değiştireceksin; yoksa gücün babasını görürsün… Görebilirsin demiyorum, bak!
HAYALET GÖRMEK
Birilerinin hayatına hayalet olarak girebileceksin. 1 yıl. Haftada 1. Hayatının kaç yılını veriyorsun… Dünyada görmem gereken işler var da…
İYİ POLİS-KÖTÜ POLİS
Yazarlıkta tersi geçerlidir. Kötü yazar senle iyi geçinir; iyi yazar sert davranır…
UZMAN
Tüm bomba uzmanları iyidir. Aksi halde yazar olurlardı.
ET
-Kalemim avuç dolusu para getiriyor, buyruklarım dinleniyor, karım bana sadık, dostlarımın her biri bir deha, evimdeki sanat yapıtları ise gerçek yapıtlar.
-Ete kemiğe büründürülmüş bir sanat eleştirisisin sen! Gerçek eleştiri de zaten yapılmaz, işte böyle olunur.
PP7
-Pamuk Prens ve 7 cüce masalını bilmiyorsunuz her halde.
-Cüceler kadın mı?
-Hayır canım, cüce nasıl kadın olabilir!
-Kahvehane gibi oldu ama.
-Prenses gelecek işte.
-Evet, cüce kadınları dert ederdi…
-Neden dert etsin yahu?
-Prens cüce kadınlara atlamıştır…
-Cüce cüce düşünüyorsun ama!
-7 kişiyiz burda…
-Ben kadınım!
-Kes sesini meraklı!
-Onun adı yaraklı…
-Ben de kadınım!
-Prens size atladı mı lan?
-Prenses geliyor susun.
-Ben de prensese atlamazsam… Bana da salatalık demesinler.
-Salatalık ne lan?
-Göbek adı kanunundan haberin yok herıld.
-Neyse baştan başlayalım: Pamuk Prens ve 7 cüce masalını bilmiyorsunuz her halde.
-Cüceler kadın mı?
-Yoooo. LGBTIQA
-LGBT’lere cüce mi diyorsun sen şimdi yani acaba!
-Erkek olmaları niye bugüne kadar rahatsız etmedi de…
Cumartesi, Ekim 03, 2026
Perşembe, Ekim 01, 2026
FOLSEFE
FELSEFE YAPARAK GÜNAH ÇIKARILMAZ, edebiyat zaten sizin elinizde günahın ta kendisi…
Alıntılar yapacaktım ama uzatmaya gerek yok, şu tek itiraf cümlesinin haricinde yazdıklarının hepsi entelektüel kötülüktür: “Sınırlı bakış açımdan gördüğüm şey, ne pahasına olursa olsun iyilik yapmaya çalıştıkça, kötülük yapmağa o kadar yakın durduğum gerçeğidir.”
.png)
Alıntılar yapacaktım ama uzatmaya gerek yok, şu tek itiraf cümlesinin haricinde yazdıklarının hepsi entelektüel kötülüktür: “Sınırlı bakış açımdan gördüğüm şey, ne pahasına olursa olsun iyilik yapmaya çalıştıkça, kötülük yapmağa o kadar yakın durduğum gerçeğidir.”
.png)
AKILLARA DURGUNLUK VERMEK!
“Refik Anadol’un akıllara durgunluk veren multi-milyon dolarlık gösterisi iskambil evlerinden ve aynalardan oluşan bir salondan ibaret. Ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet. Müziği çıkarınca sıradan bir ekran koruyucudan hiçbir farkı kalmıyor.”
“Sözlerinizin benim için hiçbir anlamı yok. Benimle hiç konuşmadınız, stüdyomu hiç ziyaret etmediniz, kim olduğum, neden ve nasıl sanat yarattığım hakkında hiçbir fikriniz yoktu. Ama şunu söyleyeyim; İşimi kalbimden yaratıyorum! (...) Geldiğiniz dünya değişti! Yeni dünya aydınlıktır, yeni dünya kapsayıcıdır, yeni dünyanın kapıları yoktur! (…) Ben herkesim! Sen hiç kimsesin!”
“Benim işim bakmak, aramaya devam etmek. Benim işim bir şeyleri fark etmek ve sonra fark ettiğimi söylemek. Bu kadar. Aynı fikirde olmak zorunda değiliz. Bütün sanatçıların başarılı olmasını istiyorum. İyisi, kötüsü ve çok kötüsü dahil.
.png)
“Sözlerinizin benim için hiçbir anlamı yok. Benimle hiç konuşmadınız, stüdyomu hiç ziyaret etmediniz, kim olduğum, neden ve nasıl sanat yarattığım hakkında hiçbir fikriniz yoktu. Ama şunu söyleyeyim; İşimi kalbimden yaratıyorum! (...) Geldiğiniz dünya değişti! Yeni dünya aydınlıktır, yeni dünya kapsayıcıdır, yeni dünyanın kapıları yoktur! (…) Ben herkesim! Sen hiç kimsesin!”
“Benim işim bakmak, aramaya devam etmek. Benim işim bir şeyleri fark etmek ve sonra fark ettiğimi söylemek. Bu kadar. Aynı fikirde olmak zorunda değiliz. Bütün sanatçıların başarılı olmasını istiyorum. İyisi, kötüsü ve çok kötüsü dahil.
.png)
Çarşamba, Eylül 30, 2026
AÇ AÇ
Alt çizmeyi geçip biraz da üstünü çizseniz artık!
-İncelemenizde Berna Moran’ın Tutunamayanlar için yaptığı “Türk aydınına topyekün bir eleştiri” tanımlamasına atıfla bugün romanın küçük aydın tipinin başucu kitabı olmasını ironik bulduğunuzu söylüyorsunuz. Bunu biraz açımlar mısınız?
-(…) Selim Işık annesiyle yaşayan başı önde, dalgın ve sessizce yürüyen, kitap okuyan ama bu eyleminde de kendini yetersiz gören, mühendis olduğu halde işyerine gidip çalışmaktan uzak duran, zaman zaman bir şeyler karalayan, kadınlarla da arası pek iyi olmayan, içli, duygusal, sessiz bir devinim karakterdir. Geçmişe bakarsak örneğin, Yakup Kadri’nin belirlediği aydın tipi, etkinliğini korur, kamuoyu yaratır, yol göstericiliği vardır, öncüdür. Buradaki kentsoylu aydınsa kendi sınıfının aydını olarak var olurken kendisini özkıyıma sürükleyecek bir ruh hali içindedir. Daha iyi yaşamak, daha özgür olmak ister, bir “birey”olarak var olmak ister ve -bu romandaki alaysamalı tutumu yorumlayarak söylersek- yeldeğirmenlerine saldırır. Bireyin üstünde egemen ve mutlak bir irade olarak kendini tayin eden bir devlet vardır. Onun karşısında resmi olan her şey bireyin doğumuna engeldir; devlet, toplum, resmi dil, ordu, törenler, din, vb. Tutunamayanlar’daki Turgut Özben ve Selim Işık, solcu ilerici birer aydın, mühendis, kentte yaşıyorlar; yaşama biçimi, hayata bakışı, yorumlayışıyla, estetiğiyle orta sınıf birer kentsoylu. Ülkenin en dinamik grubunu temsil ediyor bunlar ama bir tarafta huzursuz, sızlanmalı. Orta sınıf bir kent soylu olarak yarım kalmışlık duygusu içinde bunalıyorlar. Üçüncü sorunun sonunda söylediğim gibi liberal aydına doğru evrilme sancısı hüküm sürer romanda. O halde bugünün aydını Selim Işık’ta kendisinin eleştirisini görmekte ve romanı başucu kitabı yapmaktadır. Bu alaysamanın altını çizmek istedim.
-İncelemenizde Berna Moran’ın Tutunamayanlar için yaptığı “Türk aydınına topyekün bir eleştiri” tanımlamasına atıfla bugün romanın küçük aydın tipinin başucu kitabı olmasını ironik bulduğunuzu söylüyorsunuz. Bunu biraz açımlar mısınız?
-(…) Selim Işık annesiyle yaşayan başı önde, dalgın ve sessizce yürüyen, kitap okuyan ama bu eyleminde de kendini yetersiz gören, mühendis olduğu halde işyerine gidip çalışmaktan uzak duran, zaman zaman bir şeyler karalayan, kadınlarla da arası pek iyi olmayan, içli, duygusal, sessiz bir devinim karakterdir. Geçmişe bakarsak örneğin, Yakup Kadri’nin belirlediği aydın tipi, etkinliğini korur, kamuoyu yaratır, yol göstericiliği vardır, öncüdür. Buradaki kentsoylu aydınsa kendi sınıfının aydını olarak var olurken kendisini özkıyıma sürükleyecek bir ruh hali içindedir. Daha iyi yaşamak, daha özgür olmak ister, bir “birey”olarak var olmak ister ve -bu romandaki alaysamalı tutumu yorumlayarak söylersek- yeldeğirmenlerine saldırır. Bireyin üstünde egemen ve mutlak bir irade olarak kendini tayin eden bir devlet vardır. Onun karşısında resmi olan her şey bireyin doğumuna engeldir; devlet, toplum, resmi dil, ordu, törenler, din, vb. Tutunamayanlar’daki Turgut Özben ve Selim Işık, solcu ilerici birer aydın, mühendis, kentte yaşıyorlar; yaşama biçimi, hayata bakışı, yorumlayışıyla, estetiğiyle orta sınıf birer kentsoylu. Ülkenin en dinamik grubunu temsil ediyor bunlar ama bir tarafta huzursuz, sızlanmalı. Orta sınıf bir kent soylu olarak yarım kalmışlık duygusu içinde bunalıyorlar. Üçüncü sorunun sonunda söylediğim gibi liberal aydına doğru evrilme sancısı hüküm sürer romanda. O halde bugünün aydını Selim Işık’ta kendisinin eleştirisini görmekte ve romanı başucu kitabı yapmaktadır. Bu alaysamanın altını çizmek istedim.
MAKİNE GİBİ SENİNKİLER
Pazartesi, Eylül 28, 2026
Cumartesi, Eylül 26, 2026
Salı, Eylül 22, 2026
Pazartesi, Eylül 21, 2026
ASTRO NOTLAR SOHTOYEVSKİ Kısa Öyküler / Aforizmalar / Notlar
(ARKA KAPAK YAZISI)
YENİLE
Yenile yenile yenile kendini…
KENDİMİ SEVMELİYİM
ki neyi sevdiğini iyi bileyim…
ALTINCI HİS
ilk beşini iyi kullanmaktır.
GERÇEK
bir kulağından girip diğerinden çıktığında paralel evrene geçtin demektir.
OLMAM
-Köpeğimin sevmediği adamla birlikte olmam.
-Ya da senden çok adamı severse.
MAĞDUR MONROE
Bugün 10 insan öldürüldü, 9’u kadındı.
İYİ
-İyi insan olun.
-E sen?
-Benden söylemesi.
KLASİK
-Benim yemeğimi ye, burnunu ısırırsın.
-Parmaklarımı yiyor olmayayım?
-O kadar klasik birine yemek yapmıyorum!
3. DÜNYA BARIŞI
Yapay Zeka dünyayı ele geçirir.
Dakkasında ilk uzay gemisi gökyüzünde belirir.
Hayırlı olsun demeye gelmişlerdir.
YENİLE
Yenile yenile yenile kendini…
KENDİMİ SEVMELİYİM
ki neyi sevdiğini iyi bileyim…
ALTINCI HİS
ilk beşini iyi kullanmaktır.
GERÇEK
bir kulağından girip diğerinden çıktığında paralel evrene geçtin demektir.
OLMAM
-Köpeğimin sevmediği adamla birlikte olmam.
-Ya da senden çok adamı severse.
MAĞDUR MONROE
Bugün 10 insan öldürüldü, 9’u kadındı.
İYİ
-İyi insan olun.
-E sen?
-Benden söylemesi.
KLASİK
-Benim yemeğimi ye, burnunu ısırırsın.
-Parmaklarımı yiyor olmayayım?
-O kadar klasik birine yemek yapmıyorum!
3. DÜNYA BARIŞI
Yapay Zeka dünyayı ele geçirir.
Dakkasında ilk uzay gemisi gökyüzünde belirir.
Hayırlı olsun demeye gelmişlerdir.
NÜTOPYA Yazar, çıplak! ROMAN (Otobiyografik Ütopya)
ARKA KAPAK YAZISI
Dövmen ne güzel diyorlar Özlem’e… Murat yaptırttı diyor Özlem, susuyor, başı önde. Daha çok ilgi ve nefret uyandırıyor, okumaya kalkıyorlar sırtı açık elbisesinden. Zor bir metin diyor teki. Proust mu Joyce mu diyor Özlem. Bilmiyor musun? Hiç okumadım, hâlâ bana bakıyor. Artık diyorum, benim okumam içindi, erken boşalmayayım diye. Filozofun birinden. Okumaya kalkanlar dikilip yerlerine geçiyor.
***
Sizin hiç babanız öldü mü demiş şair, benim öldü kör oldum diye de devam etmiş. Bence vasat bir duygusallık şunun yanında: 'Babam üvey değildi." Bu bir romanın başlangıç cümlesi, şairinkini bitiriş cümlesi… Şunu diyorum: Boyumuzu geçti vasat edebiyat, ölmesin ama üveyimdir.
***
Beni bir cadı gibi göstermiş! Bu tür yakarışları edebiyat iplemez. Seni cadı gibi görmesi o yazarı bir edebiyat azizi yapabilir. O zaman sen bir cadısındır. Sanat eseri haline getirilmiş basit insan yaşamlarını anlatan edebiyat, asla tarihe geçmeyeceği için o basit insanlar, onların en büyük kurtarıcısıdır... Cadı olun ya da olmayın...
***
Nütopya boyunca yaptığım şeyin daha güzeli yapıldı: Yalanlar sergilenmedi, ikiyüzlülük gösterilmeye çalışılmadı, kaypaklık anlatılmadı; ne olurdu yapılsa? Firezofu Platona, Ateisti Tanrıya, Kötüyü Şeytana şikayet etmek gibi olurdu.
Dövmen ne güzel diyorlar Özlem’e… Murat yaptırttı diyor Özlem, susuyor, başı önde. Daha çok ilgi ve nefret uyandırıyor, okumaya kalkıyorlar sırtı açık elbisesinden. Zor bir metin diyor teki. Proust mu Joyce mu diyor Özlem. Bilmiyor musun? Hiç okumadım, hâlâ bana bakıyor. Artık diyorum, benim okumam içindi, erken boşalmayayım diye. Filozofun birinden. Okumaya kalkanlar dikilip yerlerine geçiyor.
***
Sizin hiç babanız öldü mü demiş şair, benim öldü kör oldum diye de devam etmiş. Bence vasat bir duygusallık şunun yanında: 'Babam üvey değildi." Bu bir romanın başlangıç cümlesi, şairinkini bitiriş cümlesi… Şunu diyorum: Boyumuzu geçti vasat edebiyat, ölmesin ama üveyimdir.
***
Beni bir cadı gibi göstermiş! Bu tür yakarışları edebiyat iplemez. Seni cadı gibi görmesi o yazarı bir edebiyat azizi yapabilir. O zaman sen bir cadısındır. Sanat eseri haline getirilmiş basit insan yaşamlarını anlatan edebiyat, asla tarihe geçmeyeceği için o basit insanlar, onların en büyük kurtarıcısıdır... Cadı olun ya da olmayın...
***
Nütopya boyunca yaptığım şeyin daha güzeli yapıldı: Yalanlar sergilenmedi, ikiyüzlülük gösterilmeye çalışılmadı, kaypaklık anlatılmadı; ne olurdu yapılsa? Firezofu Platona, Ateisti Tanrıya, Kötüyü Şeytana şikayet etmek gibi olurdu.
BİRBİRİMİZİNİZ / ÖYKÜ (Arka kapak yazısı)
Birbirimiziniz… Koyun koyuna uyuduğunuz aşkınıza demiştiniz bunu. Birazdan bıçaklayacaksınız onu.
Şartlar gereği birinin oldunuz. O kişi de sizin olmakla görevli.
Siz, ayna ve yanınızdaki yakışıklı adam. Güçlü bir üçlü oldunuz. Adamın yüzüne asla doğrudan bakamıyorsunuz.
Herkes sizi seyrederken partnerinizi orgazma ulaştırdınız ve sıvıştınız. Zaten burada ne işiniz vardı?
Uçaktan atladınız mesela. Tek istediğiniz boşlukla bütünleşmekken paraşütünüz peşinizi bırakmadı.
Ülkenizde düşman ilan edildiniz; bombaladığınız rakip ülkeye sığındınız. Nasıl bir aidiyet hissetmiş olabilirsiniz?
Hayattan zaman çaldığı için hakim önünde birini suçladınız. Çocukluk arkadaşınızı.
Yol yapmaktan çok yolculuk planları yapmaya tutkun bir gezginsiniz.
Gelecekten haberler veren sözcüklerin arkasına saklanan bir yazarsınız. Bunun için yaratıldınız.
Bir fanusun içinde, panik içinde debelendiniz. Basit bir hareketle çıkardılar sizi; idam sehpasına ve öldükten sonra televizyona...
Çocukken farkında olmadan yazdığınız ahlaksız bir kompozisyonu, yıllardır bir parçanız olarak taşıyorsunuz…
Ne? Hiç böyle şeyler yaşamadınız mı!
E, işte fırsat size. Ben aradan çekiliyorum sessizce.
Birbirinizinsiniz…
Şartlar gereği birinin oldunuz. O kişi de sizin olmakla görevli.
Siz, ayna ve yanınızdaki yakışıklı adam. Güçlü bir üçlü oldunuz. Adamın yüzüne asla doğrudan bakamıyorsunuz.
Herkes sizi seyrederken partnerinizi orgazma ulaştırdınız ve sıvıştınız. Zaten burada ne işiniz vardı?
Uçaktan atladınız mesela. Tek istediğiniz boşlukla bütünleşmekken paraşütünüz peşinizi bırakmadı.
Ülkenizde düşman ilan edildiniz; bombaladığınız rakip ülkeye sığındınız. Nasıl bir aidiyet hissetmiş olabilirsiniz?
Hayattan zaman çaldığı için hakim önünde birini suçladınız. Çocukluk arkadaşınızı.
Yol yapmaktan çok yolculuk planları yapmaya tutkun bir gezginsiniz.
Gelecekten haberler veren sözcüklerin arkasına saklanan bir yazarsınız. Bunun için yaratıldınız.
Bir fanusun içinde, panik içinde debelendiniz. Basit bir hareketle çıkardılar sizi; idam sehpasına ve öldükten sonra televizyona...
Çocukken farkında olmadan yazdığınız ahlaksız bir kompozisyonu, yıllardır bir parçanız olarak taşıyorsunuz…
Ne? Hiç böyle şeyler yaşamadınız mı!
E, işte fırsat size. Ben aradan çekiliyorum sessizce.
Birbirinizinsiniz…
DOSTOYEVSKİ AT, ATAY TUT
Hastalığı, takıntıyı görebiliyor musunuz? Dostoyevski’nin yarattığı karakter bir İsa figürü ama İsa ile alakası yok! E ne diye zorluyorsunuz o zaman… Yok, kanon karar vermişse bu anlamsızlığı devam ettiririz, gözünüzün içine baka baka saçmalaya saçmalaya yazarız… Diriliş hikayesi bambaşka bir anlam kazanır!!! Diriliş hikayesi yok, o İsa değil, o Dostoyevski'nin size de bulaşan takıntısı, sarası, megalomanisi... Yok: İsa olacak illa...
Oğuz Atay’ın da Dostoyevski’nin bu karakterinden etkilendiği, etkilenmeyi bırak aynısını yazdığını, utanmadan, bir de gururla anlatıyor yazar! Tutunamayanlar karakterini anlatacağına Dostoyevski karakterini anlatıyor; Batılı biliyor zaten onu! Tabii bizimkini anlatıp ne olacak; sonuçta taklit ya… Batılı sormayacak mı, niye bu kadar taklit bir karakter yazmış Oğuz Atay… Bunu bir taklit değil tarz olarak parlatacak tabii; çünkü zavallı Türk edebiyatının eksikliği ortaya çıkar sonra…

(Tüm kitap böyle kendi yazdığını yalanlayan cümlelerle dolu, uğraşası geliyor insanın, ya da Nütopya'da yaptığım gibi yaparım, mesela erkeklerle ilgili, kendimi yazdım, erkekler ordan ders alsın.)

(Tüm kitap böyle kendi yazdığını yalanlayan cümlelerle dolu, uğraşası geliyor insanın, ya da Nütopya'da yaptığım gibi yaparım, mesela erkeklerle ilgili, kendimi yazdım, erkekler ordan ders alsın.)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.png)
.png)






