Pazartesi, Eylül 21, 2026

ASTRO NOTLAR SOHTOYEVSKİ Kısa Öyküler / Aforizmalar / Notlar

(ARKA KAPAK YAZISI)


YENİLE

Yenile yenile yenile kendini…



KENDİMİ SEVMELİYİM

ki neyi sevdiğini iyi bileyim…



ALTINCI HİS

ilk beşini iyi kullanmaktır.



GERÇEK

bir kulağından girip diğerinden çıktığında paralel evrene geçtin demektir.



OLMAM

-Köpeğimin sevmediği adamla birlikte olmam.

-Ya da senden çok adamı severse.



MAĞDUR MONROE

Bugün 10 insan öldürüldü, 9’u kadındı.



İYİ

-İyi insan olun.

-E sen?

-Benden söylemesi.



KLASİK

-Benim yemeğimi ye, burnunu ısırırsın.

-Parmaklarımı yiyor olmayayım?

-O kadar klasik birine yemek yapmıyorum!



3. DÜNYA BARIŞI

Yapay Zeka dünyayı ele geçirir.

Dakkasında ilk uzay gemisi gökyüzünde belirir.

Hayırlı olsun demeye gelmişlerdir.

NÜTOPYA Yazar, çıplak! ROMAN (Otobiyografik Ütopya)

ARKA KAPAK YAZISI

Dövmen ne güzel diyorlar Özlem’e… Murat yaptırttı diyor Özlem, susuyor, başı önde. Daha çok ilgi ve nefret uyandırıyor, okumaya kalkıyorlar sırtı açık elbisesinden. Zor bir metin diyor teki. Proust mu Joyce mu diyor Özlem. Bilmiyor musun? Hiç okumadım, hâlâ bana bakıyor. Artık diyorum, benim okumam içindi, erken boşalmayayım diye. Filozofun birinden. Okumaya kalkanlar dikilip yerlerine geçiyor.

***

Sizin hiç babanız öldü mü demiş şair, benim öldü kör oldum diye de devam etmiş. Bence vasat bir duygusallık şunun yanında: 'Babam üvey değildi." Bu bir romanın başlangıç cümlesi, şairinkini bitiriş cümlesi… Şunu diyorum: Boyumuzu geçti vasat edebiyat, ölmesin ama üveyimdir.

***

Beni bir cadı gibi göstermiş! Bu tür yakarışları edebiyat iplemez. Seni cadı gibi görmesi o yazarı bir edebiyat azizi yapabilir. O zaman sen bir cadısındır. Sanat eseri haline getirilmiş basit insan yaşamlarını anlatan edebiyat, asla tarihe geçmeyeceği için o basit insanlar, onların en büyük kurtarıcısıdır... Cadı olun ya da olmayın...

***

Nütopya boyunca yaptığım şeyin daha güzeli yapıldı: Yalanlar sergilenmedi, ikiyüzlülük gösterilmeye çalışılmadı, kaypaklık anlatılmadı; ne olurdu yapılsa? Firezofu Platona, Ateisti Tanrıya, Kötüyü Şeytana şikayet etmek gibi olurdu.

BİRBİRİMİZİNİZ / ÖYKÜ (Arka kapak yazısı)

Birbirimiziniz… Koyun koyuna uyuduğunuz aşkınıza demiştiniz bunu. Birazdan bıçaklayacaksınız onu.

Şartlar gereği birinin oldunuz. O kişi de sizin olmakla görevli.

Siz, ayna ve yanınızdaki yakışıklı adam. Güçlü bir üçlü oldunuz. Adamın yüzüne asla doğrudan bakamıyorsunuz.

Herkes sizi seyrederken partnerinizi orgazma ulaştırdınız ve sıvıştınız. Zaten burada ne işiniz vardı?

Uçaktan atladınız mesela. Tek istediğiniz boşlukla bütünleşmekken paraşütünüz peşinizi bırakmadı.

Ülkenizde düşman ilan edildiniz; bombaladığınız rakip ülkeye sığındınız. Nasıl bir aidiyet hissetmiş olabilirsiniz?

Hayattan zaman çaldığı için hakim önünde birini suçladınız. Çocukluk arkadaşınızı.

Yol yapmaktan çok yolculuk planları yapmaya tutkun bir gezginsiniz.

Gelecekten haberler veren sözcüklerin arkasına saklanan bir yazarsınız. Bunun için yaratıldınız.

Bir fanusun içinde, panik içinde debelendiniz. Basit bir hareketle çıkardılar sizi; idam sehpasına ve öldükten sonra televizyona...

Çocukken farkında olmadan yazdığınız ahlaksız bir kompozisyonu, yıllardır bir parçanız olarak taşıyorsunuz…

Ne? Hiç böyle şeyler yaşamadınız mı!

E, işte fırsat size. Ben aradan çekiliyorum sessizce.

Birbirinizinsiniz…

DOSTOYEVSKİ AT, ATAY TUT

Hastalığı, takıntıyı görebiliyor musunuz? Dostoyevski’nin yarattığı karakter bir İsa figürü ama İsa ile alakası yok! E ne diye zorluyorsunuz o zaman… Yok, kanon karar vermişse bu anlamsızlığı devam ettiririz, gözünüzün içine baka baka saçmalaya saçmalaya yazarız… Diriliş hikayesi bambaşka bir anlam kazanır!!! Diriliş hikayesi yok, o İsa değil, o Dostoyevski'nin size de bulaşan takıntısı, sarası, megalomanisi... Yok: İsa olacak illa...

Oğuz Atay’ın da Dostoyevski’nin bu karakterinden etkilendiği, etkilenmeyi bırak aynısını yazdığını, utanmadan, bir de gururla anlatıyor yazar! Tutunamayanlar karakterini anlatacağına Dostoyevski karakterini anlatıyor; Batılı biliyor zaten onu! Tabii bizimkini anlatıp ne olacak; sonuçta taklit ya… Batılı sormayacak mı, niye bu kadar taklit bir karakter yazmış Oğuz Atay… Bunu bir taklit değil tarz olarak parlatacak tabii; çünkü zavallı Türk edebiyatının eksikliği ortaya çıkar sonra…



(Tüm kitap böyle kendi yazdığını yalanlayan cümlelerle dolu, uğraşası geliyor insanın, ya da Nütopya'da yaptığım gibi yaparım, mesela erkeklerle ilgili, kendimi yazdım, erkekler ordan ders alsın.)

Cumartesi, Eylül 19, 2026

KAPAK ÇALIŞMACA

Geppetto ile kapak çalışıyoruz, harika... Tabii fikir benden olunca.


ZOMBİLERLE KONUŞMAK

4 kitabımı yayınladıktan sonra yapacak iş de kalmadığından boş işlerle uğraşayım diyorum, mesela bu metinleri ayrıntılı bir şekilde yerin dibine batırmak… Zaten kitaplarım dalgasını geçiyor ama, başka yapacak da ne var! Dolu not da aldım, boşa gitmesin. Mesela: Ölülerle konuşmak! Hadi canım… Ölülerle konuşmayan yazar mı var!


BEĞENİ BAĞIŞIKLIK GİBİDİR

Edebiyatta beğeni, bağışıklık gibidir, tutunamayanlar adını ilk anda beğenenin bağışıklığı düşüktür, virüs yaygın olmasa bile (ki istila etmiş durumda) fark etmeyebilir. Öyle ya da böyle sürünür.

YAZIK


 

Salı, Eylül 15, 2026

Pazartesi, Eylül 14, 2026

ANLAT ANLAT HEYECANLI OLUYOR 2

Özetliyorum: Kafada bir tuhaflık (en kibar tarifiyle!):

(Cem Akaş'a bir garezim olamaz, benim adım Murat Sohtorik, ciddiyim.)




10.5.26

Ne Yazmışım, Neden Yazmışım

Bugüne dek yazdıklarıma baktığımda, genellikle “sistem” karşısında yalnız kalmış bireyi yazdığımı görüyorum;(...)

7’de (…) sisteme buyur ediliyor, sistemi beğenmiyor (daha doğrusu ciddiye alamıyor) ve sistemden çıkmak istiyor, bunun bedelini de canıyla ödüyor.

Suç ve Ceza’da (…) bu sisteme karşı yalınkılıç bir mücadeleye kalkışıyor ama daha neredeyse ilk adımda kendi yenilgisini ilan edip canına kıyıyor, tek tesellisi sistemden önce davranmış olmak.

Gitmeyecekler İçin Urbino’da (...) bireyin mücadeleden galip çıktığını, en azından bir cephede sistemi dize getirdiğini görüyoruz. Bunun gerçek bir zafer olup olmadığı tartışılır – başka cephelerde yinelenmediği gibi, (...) kaş yaparken göz çıkarıldığı, bunun bir Pyrrhus zaferinden ibaret olduğu iddia edilebilir.

Olgunluk Çağı Üçlemesi’nin (…) sistemin sıradan bir dişlisiyken bunu reddederek sisteme karşı bayrak açıyor; yok edilmesi beklenirken bir lütuf sonucu affediliyor ve sonrasında sistem karşıtı mücadelenin tarihçisi rolüne bürünüyor. BU İYİYMİŞ, KEŞKE BURDAN DEVAM ETSEYDİ. (…) aynı sistemin lokal bir versiyonuna karşı bağımsızlık mücadelesine girişen, yalnızlıktan gelip yalnızlığa giden bir lider konumunda. (...) mücadele sonlanmaz; sistemin gerçekliği, dolayısıyla mücadele olasılığının kendisi şüpheye düşer. Bu tabii aynı zamanda bireyin yenilmeden kurtulabileceği bir dünya vaat eder.

Kant Kulübü, (…) burada ana karakterler sistemin adamları aslında, “birey”se hiç bunlardan haberi olmayan, dolayısıyla mücadele de veremeyen Alkan; ancak kendisi olmayı sürdürmekle verebiliyor mücadelesini ama bu da yeterli olmuyor. Yenilmesinin gerekliliğini kabulleniyor, sistemi haklı buluyor bir anlamda.

19’da M.’nin “Gerçek’ten daha edebi, Edebiyat’tan daha geçek” bir kitap yazma utkusuyla genel edebiyat dünyasına ve yayıncılık endüstrisine karşı ayaklandığı söylenebilir; kazandığı zaferse güvene ve aşka ihanet ederek, son tahlilde sisteme beklenmedik bir yerden entegre olarak kazanılmış bir zafer.

Zamanın En Kısa Hali’nde (…) sistem onu görmezden geliyor bir anlamda. Karakter de zaten sisteme karşı bir mücadele algısı yansıtmıyor romanda verilen “an”larda; roman sanki sistem-birey karşıtlığının ve bunun sonucu ortaya çıkan mücadelenin tanımlanmadığı bir dünyada suyun kendi yolunu bulacağını, herşeyin olacağına varacağını söylüyor.

Sincaplı Gece’de (…) sisteme karşı verdiğini sandığı mücadelenin bizzat sistem tarafından senaryolaştırılmış, sonucu belli, sistemi berkiten bir mücadele olduğunu öğrenmek zorunda kalıyor.

Y’de (...) tam anlamıyla tüm dünyaya karşı tek başına bir varoluş mücadelesi veriyor; romanın sonunda (…) varlığını sürdürebilmesinin, sisteme dahil olmayı seçmekle mümkün olduğunu görüyoruz.

Ofelya, (…) trajik yenilgisi ancak gelecekteki zaferlere atıfla “boşunalık”tan kurtuluyor.

Sözcüklerin Anlamı’nda (…) mücadele, ancak mücadele etmeyerek, sistemin farkında değilmiş gibi yaparak mümkün görünüyor… Acımasızca ezilmelerine yol açan da belki bu mücadelesizlik ve aldırışsızlık.

(…) Tutunamayanlar’sa herşeyin aslında kendi tahayyülümüzün bir sonucu olabileceğini, yenilginin önce kendi kafamızda gerçekleştiğini, yalnızlığın mutlak olduğunu ama bunun da kafaya bağlı olduğunu düşündürdü.

Yine de vurgulamam gerek, bu romanları kafamda bu modelle yazmadım; şimdi geriye bakıp ortak noktalarının bu kadar kolayca bir çerçeveye oturtulabileceğini görmek de şu an beni şaşırtıyor.

https://sefinsalatasi.blogspot.com/search?updated-max=2026-05-31T22:16:00%2B03:00&max-results=20

Perşembe, Eylül 10, 2026