Kendimi diğerlerinden üstün görmemin nedeni budur; bu doğru eleştiriyi yapan yazar bile “uçtan konuştuğunu” düşünüyor, korkuyor; zavallı:
“Bilim-kurgu türünün anti-ütopik mantığı, teknolojik-endüstriyel devrim ile bunun gerekli kıldığı sosyal devrim arasındaki zorunlu bağlamı kabul etmeye yanaşmaz; bu anti-ütopik mantık sadece, bireyci (öncü) toplum anlayışının karşı kutbu olarak, o cılkı çıkmış köleci toplum imajını benimser. Bilim-kurgu, günümüz insanının yarının teknolojisiyle dünde nasıl yaşadığını gösterir.
Türün temeli, romantik anlayışın özgürlük ile mutluluğu bağdaştırmayan denklemidir. Mutlu, en azından memnun kişi, özgür olamaz ve özgür olmak, mutsuzluğu ve acıyı da benimsemek demektir. Ama romantik anlayışa göre, mutlu olmaktansa özgür olmak çok daha yeğdir; özgürlük insanın kendi kendini algılayıp yaşadığı, kendi deneyimim edindiği ve insan denen niteliğin gerçekleştirilmesini mümkün kılan zemin, bütün düşünce ve yaşama zeminimizdir; mutluluk ise olsa olsa bir kitle içinde, kişinin özgürce bireyleşmesine elverişli olmayan kalabalık içinde mümkündür. İnsan kendini ve kişiliğini ancak acı ve çile çekerek gerçekleştirebilir. Ve toplum, insanı acılarından kurtarmak için, bir şey yapmazsa, iyi eder. Theodor Adomo, romantiğin bu aksiyomunu şöyle tarif ediyor: "Kişi, mutluluğun barbarlığı ile, objektif olarak ondan daha yüksek düzeyi temsil eden, (ve) mutsuzluğu da içeren kültür arasında tercih yapmak zorundadır."
Döndolaş gene yolun başına geldik demektir: Bilim-kurgu orta katmanın bir türü olarak "yukarıya" (diktatörlük, aristokrasi, geçmiş) dönük eleştiriyi, "aşağıya" (sosyalizm, proletarya, gelecek) dönük eleştirisiyle birleştirir, böylece, en liberal örnekleri bile, statükonun hem melankolik hem de militan bir savunmasına dönüşmekten kurtulamazlar.
Bilim-kurgunun, gericiliği, muhafazakârlığı su götürmeyen örneklerinde, makinelere yöneltilen eleştiri kitleye yöneltilen eleştiriyle birleştirilerek karşımıza çıkar; anlayacağınız, makinenin insanı kendine köle edebileceği korkusu, çok daha derindeki bir korkuyu, makinelerin, burjuva sınıfının varlığını tehlikeye düşürecek insan kesimini özgürlüğüne kavuşturabileceği korkusunu örter.
Biraz uçtan konuşacak olursak, "bilim-kurgu, geleceğin gerçekleştirilmesini önlemek ister" de diyebiliriz. İçinde yaşanılan anda bu kadar çok kötülük tohumlan atılmışsa, artık gelecekten de hayır beklemek boşunadır; gelecek ancak korkunç bir şey olabilir demeye getirir bilim-kurgunun etik anti-ütopyası. Bunu yaparken ve bize geleceğin ne berbat bir halde olacağını gösterip bizi uyarmaya çalışırken de, bu gelecek vizyonunun baskısı altında, o zamana kadar diyalektik etkileşimlerle devrimci yenileştirmelerin ortaya çıkmasına olanak tanıyabilecek bütün tarihsel ara noktalan gizler, bunları atlayıp geçer."
Pazartesi, Mayıs 04, 2026
Pazar, Mayıs 03, 2026
YANİ BİLGE
Yani Bilge (Karasu)... Homoseksülliğiniz olmayabilir ama bu kendinizi farklı (üstün vs) görmeniz kesinlikle bir hastalık... Bu anlattıklarını biz "sıradan" heteroseksüeller de yaşıyoruz.
"Bir erkeğin erkeklere bakması, bakmaktan hoşlanması, onlarla
sevişmek istemesi, bütün yaşamını bu özek çevresinde kurmak
istemesi, kurmuş olması ne demektir?
Her şeyden önce, ayrı bir dil konuşması.
Dünyayı kendilerine de, başkalarına da anlaşılır kılmak üzere
konuştukları dili, sürekli olarak, bir başka dizgeye göre ayarla
mak zorunda kalan insanlardır eşcinseller; bu ayarlama, getirdiği
sıkıntının yanı sıra, "beni anlayanlar" ile "beni anlayamazlar" ara
sındaki bölüntünün verdiği bir "bizler" duygusunun da kaynağı
oluyor sanıyorum. Bu "biz"lik her zaman yüreklendirici değildir
ama yerinde de o yüreklendirme işini yerine getiriyor.
Kemal'le dün tanıştım.
Kemal'le konuşuyorduk. Her zamanki soru:
"Evli misiniz, bekar mısınız?"
Yanıtladıktan sonra ben de sordum ona aynı soruyu. "Evli misin yoksa?"
"Değilim abi ; evlenmeği de düşünmüyorum hiç. Yaşamak is
tiyorum."
"Yaşamak" sözcüğü, işte bu ayrı dilin temel sözcüklerinden.
Herkes "yaşamak" ister. Ama bunun anlamı o anda öyle baş
kaydı ki.
Kendini gizlemek için konuşulan ayrı bir dilin sözünü etmi
yorum. Geçen gün de yazdım. Konuşulan günlük, ortaklaşa dilin
pek çok sözcüğü, öylesine değişik duygu yükleri taşır hale geli
yor ki...
Bu ayrı dil, korkuyla, yalnızlıkla, doymamışlıkla, başkaldır
mayla yüklüdür. Değişik anlamlarla kullanılmıyor sözcükler.
Ama duygu yükleri onları değişik anlamlar iletir hale getiriyor.
Bir " gizdil'' değil, iki katlı bir dil konuşur eşcinseller.
Baskıya başkaldırmanın hazzını tatmak için baskının kabul
edildiği, neredeyse, iki yüzyıl önce yazılmış . . . Baskıya başkaldır
mayı bir yana bırakalım. Baskının altında ezilenler, kendine baş
kaldırıp parçalananlar, ya da gizlice başkaldırdığını kendi dışında
herkesten gizli tutmağa kalkıp beceremeyenler çoğunlukta. Ama
baskıyı, çeşitli kılıklara giren baskıyı, kimi zaman bizim bile far
kına varmadığımız, dolayısıyla ona başkaldırmağı aklımızın kö-
şesinden bile geçiremeyeceğimiz baskıyı iyi tanımak zorundayız.
Sizin güzel bulduğunuza başını bile çevirip bakmayan bir ar
kadaşınız sizi dürter, "şuna bak, ne güzel, değil mi?" diyerek
evetlemenizi bekliyorsa, baktığı kızın ya da kadının güzelliğine
siz hangi gözle, kimin gözüyle bakarsınız? Kendi gözünüzle de
güzel buluyorsanız, baskıyı bir kaçamakla karşılamış olursunuz:
"Güzel"de anlaşmanız "güzel"e aynı anlamlan vermenizi gerek
tirmez, aynı duygularla "güzel" demiş olmanızı gerektirmez.
Ama kendi gözünüzle güzel görmediğinize, arkadaşınızı uyandır
mamak için, onun gözünü kullanırmışçasına "güzel" diyorsanız,
baskıya boyun eğmiş, kendinizi küçültmüş, yalana başvurmuşsu
nuzdur. Yalan, hile, size bir üstünlük de verir elbet; her yalanın,
her hilenin verdiği türden bir üstünlük. Ama bu üstünlük sizi ya
şatacak bir şey değil ki !
Birçok yazar söyledi, kadın kendine kendi gözleriyle değil
erkeklerin kurup yakıştırdığı imgelerin gerektirdiği bakışla bakı
yor diye... Eşcinsel de, kendinden olmayanın, kendi gibi olmaya
nın bakışını kendi gözünden silip atmadıkça, kendine kendi gö
züyle bakmadıkça kurtulmak şöyle dursun, kendini tanıyamaya
cak bile..."
sevişmek istemesi, bütün yaşamını bu özek çevresinde kurmak
istemesi, kurmuş olması ne demektir?
Her şeyden önce, ayrı bir dil konuşması.
Dünyayı kendilerine de, başkalarına da anlaşılır kılmak üzere
konuştukları dili, sürekli olarak, bir başka dizgeye göre ayarla
mak zorunda kalan insanlardır eşcinseller; bu ayarlama, getirdiği
sıkıntının yanı sıra, "beni anlayanlar" ile "beni anlayamazlar" ara
sındaki bölüntünün verdiği bir "bizler" duygusunun da kaynağı
oluyor sanıyorum. Bu "biz"lik her zaman yüreklendirici değildir
ama yerinde de o yüreklendirme işini yerine getiriyor.
Kemal'le dün tanıştım.
Kemal'le konuşuyorduk. Her zamanki soru:
"Evli misiniz, bekar mısınız?"
Yanıtladıktan sonra ben de sordum ona aynı soruyu. "Evli misin yoksa?"
"Değilim abi ; evlenmeği de düşünmüyorum hiç. Yaşamak is
tiyorum."
"Yaşamak" sözcüğü, işte bu ayrı dilin temel sözcüklerinden.
Herkes "yaşamak" ister. Ama bunun anlamı o anda öyle baş
kaydı ki.
Kendini gizlemek için konuşulan ayrı bir dilin sözünü etmi
yorum. Geçen gün de yazdım. Konuşulan günlük, ortaklaşa dilin
pek çok sözcüğü, öylesine değişik duygu yükleri taşır hale geli
yor ki...
Bu ayrı dil, korkuyla, yalnızlıkla, doymamışlıkla, başkaldır
mayla yüklüdür. Değişik anlamlarla kullanılmıyor sözcükler.
Ama duygu yükleri onları değişik anlamlar iletir hale getiriyor.
Bir " gizdil'' değil, iki katlı bir dil konuşur eşcinseller.
Baskıya başkaldırmanın hazzını tatmak için baskının kabul
edildiği, neredeyse, iki yüzyıl önce yazılmış . . . Baskıya başkaldır
mayı bir yana bırakalım. Baskının altında ezilenler, kendine baş
kaldırıp parçalananlar, ya da gizlice başkaldırdığını kendi dışında
herkesten gizli tutmağa kalkıp beceremeyenler çoğunlukta. Ama
baskıyı, çeşitli kılıklara giren baskıyı, kimi zaman bizim bile far
kına varmadığımız, dolayısıyla ona başkaldırmağı aklımızın kö-
şesinden bile geçiremeyeceğimiz baskıyı iyi tanımak zorundayız.
Sizin güzel bulduğunuza başını bile çevirip bakmayan bir ar
kadaşınız sizi dürter, "şuna bak, ne güzel, değil mi?" diyerek
evetlemenizi bekliyorsa, baktığı kızın ya da kadının güzelliğine
siz hangi gözle, kimin gözüyle bakarsınız? Kendi gözünüzle de
güzel buluyorsanız, baskıyı bir kaçamakla karşılamış olursunuz:
"Güzel"de anlaşmanız "güzel"e aynı anlamlan vermenizi gerek
tirmez, aynı duygularla "güzel" demiş olmanızı gerektirmez.
Ama kendi gözünüzle güzel görmediğinize, arkadaşınızı uyandır
mamak için, onun gözünü kullanırmışçasına "güzel" diyorsanız,
baskıya boyun eğmiş, kendinizi küçültmüş, yalana başvurmuşsu
nuzdur. Yalan, hile, size bir üstünlük de verir elbet; her yalanın,
her hilenin verdiği türden bir üstünlük. Ama bu üstünlük sizi ya
şatacak bir şey değil ki !
Birçok yazar söyledi, kadın kendine kendi gözleriyle değil
erkeklerin kurup yakıştırdığı imgelerin gerektirdiği bakışla bakı
yor diye... Eşcinsel de, kendinden olmayanın, kendi gibi olmaya
nın bakışını kendi gözünden silip atmadıkça, kendine kendi gö
züyle bakmadıkça kurtulmak şöyle dursun, kendini tanıyamaya
cak bile..."
Cumartesi, Mayıs 02, 2026
MÜTH!Ş ANILAR
Yazıyı okumadım, gerek olduğunu sanmıyorum, yazarının özelinde bir eleştirim de yok, çok temelde bir eleştirim var: Murat Sohtorik bilincine sahip olmadan nasıl "biri" olunabilir; yazar biri ya da insan biri, ya da burda muhtemelen suçlanacağım gibi ukala biri:) Bu eleştirimin odak noktası da şudur: Birisinin adı-soyadı ile ilgili ileri geri konuşulmaz. Bunu bilmiyorsanız diğerleri çok sekizincil falan kalıyor, yok ermeniymiş, rummuş, aleviymiş, kızılderili ya da amerikalıymış! Geyik muhabbeti kalır dediğimin yanında, öyle uzun uzun döşenirsiniz; okuyup bir şeyler öğrenebilirsiniz; kızabilir, katılabilirsiniz; ama boş kalır altı; olmazsınız: Tısss...
Mesela bana soyadımdan dolayı ama sen rumsun murat diyen zamanınızın (benim zamanım değil) önemli bir türk (kadın) yazarını eleştirmiştim. Şimdi de çok daha ötesi -yani gerisi, berisi- var diyorum, örnekten hareketle. Bana şunu diyen birini düşünün: "Saftirik mi hah hah ha"
Şimdi buna ne diyon lan sen göte, desem hakarete mi girer; Göte'nin anlamını bilmiyor musun Mallllarme diye eklesem:)
Mesela bana soyadımdan dolayı ama sen rumsun murat diyen zamanınızın (benim zamanım değil) önemli bir türk (kadın) yazarını eleştirmiştim. Şimdi de çok daha ötesi -yani gerisi, berisi- var diyorum, örnekten hareketle. Bana şunu diyen birini düşünün: "Saftirik mi hah hah ha"
Şimdi buna ne diyon lan sen göte, desem hakarete mi girer; Göte'nin anlamını bilmiyor musun Mallllarme diye eklesem:)
Çarşamba, Nisan 22, 2026
Cumartesi, Nisan 11, 2026
LOBİRENT
-Labirentten çıkış yoktur. Siz içinde hareket ederken labirent değişir, çünkü o canlıdır.
-Yok! Çıkartır labirent seni. Sonra sorar.
-Neyi?
-Neden çıkış yoktur diye düşündüğünü...
-Ben, şimdi, şey, edebiyatta, geçmiş hayatta, felsefede de, bu söylenir, ve, sonra da mesela Kant’ta.... Sonra Dostoyevski’nin... Ben, aslında...
-Yok! Çıkartır labirent seni. Sonra sorar.
-Neyi?
-Neden çıkış yoktur diye düşündüğünü...
-Ben, şimdi, şey, edebiyatta, geçmiş hayatta, felsefede de, bu söylenir, ve, sonra da mesela Kant’ta.... Sonra Dostoyevski’nin... Ben, aslında...
Salı, Nisan 07, 2026
Pazar, Nisan 05, 2026
BAŞKA İSTANBUL YOK!

Diyorum burası nasıl Hisar...
Milyon kere oturup içtik bu manzarada, karşı kıyıya göre burası kesin Rumeli Hisarı.
Yalnız Hisar kıyısı, nasıl bu kadar paralel köprüye! Boğazda köprülere bu kadar yakın ve paralel kıyı yok bildiğim!
Hem o büyük mavi yük gemisi... niye transit geçmiyor da boğazın karşı kıyısına geçiyor!
(Anadolu yakasına taşınan 20 aile birleşip gemiye girmişler:)
Hisar Camii... biraz daha geride olmalı, önünden araba yolu geçer; hem minaresi arkada ve kubbesi de yok. Bu Bebek Camiine benziyor, ama ordan köprü gözükmez; ya da Beylerbeyi Camii, ama o da çok daha büyük ve oradan da köprü böyle gözükmez...
(Benden habersiz dördüncü köprüyü mü yaptılar:)
Yürüyüş yolu da daha geniş olmalı! Hadi onu değiştirmişlerdir; eskisi gibi daha küçük ve sempatik yapmışlardır.)
Dur dedim, Yapay Zeka’yı deney’im: Sonradan görme İstanbullu ya; hemen burası Ortaköy dedi:)
Yok dedim, açıkladım, sıkıştırdım...
Ya abi, dedi; bunu bizim Betül yaptı, fena olmamış ama di mi; bilmeyen anlamaz:)
Betül, foto çektiren hanım mı? Her halde fona köprü manzarası koyarak İstanbul havası atmaya çalışmış!
Betül benim hanım adlarımdan biri. Ama kadın demek lazım biliyorsun... (Kubilay abiye selamlar, diye de ekledi. Bunu herkes anlamaz!)
Perşembe, Nisan 02, 2026
KİM KORKAR MURAT SOHTORİK'TEN
Bunu kullanayım bir yerde...
Umarım tüm yazılarımın basıldığı bir paketin üst başlığı olarak.
Umarım tüm yazılarımın basıldığı bir paketin üst başlığı olarak.
(Tek tek alırsanız daha ucuz; paket olarak daha pahalı.)
(Başlığı anlamayanlar bunu da anlamayabilir:)
(Başlığı anlamayanlar bunu da anlamayabilir:)
Pazartesi, Mart 30, 2026
Pazar, Mart 29, 2026
(Ç)İŞLER
Erdil Yaşaroğlu'nun işi


Ordan aklıma gelen:

Bunu üçlü düşündüm ama üçlüsünü bulamadım, ikili de olur. Çocuklar karşı kenarlardan yukarı doğru işeyecekler ve (ç)işleri ortada kesişecek, bir kuğu boynu mu oluştururlar, daha "fırlama" bir şey mi bakmak lazım (elimde şu an imkanlar yok. Bira içen bir ya da iki arkadaş lazım:))

Bunu üçlü düşündüm ama üçlüsünü bulamadım, ikili de olur. Çocuklar karşı kenarlardan yukarı doğru işeyecekler ve (ç)işleri ortada kesişecek, bir kuğu boynu mu oluştururlar, daha "fırlama" bir şey mi bakmak lazım (elimde şu an imkanlar yok. Bira içen bir ya da iki arkadaş lazım:))
Ama sonuç: (Diyelim) Şekerlik'i tepesinden kaç kişi tutup da ikram edebilir:))
B!L!M & M!L!M
B!L!M
Bozuk çizgilerle dolu bir yüzeye odaklandığınızda, görüş alanınızın kenarlarındaki düzensizliklerin kendiliğinden düzelmeye başladığını fark edebilirsiniz. Ryota Kanai tarafından tasarlanan ve 2005 yılında “Yılın Yanılsaması” yarışmasında finalist olan “İyileşen Izgara” (Healing Grid), insan beyninin eksik verileri nasıl manipüle ettiğini kanıtlayan bir görsel fenomendir. Merkezdeki düzenli karelere bakıldığında, çevredeki kırık ve dalgalı çizgiler saniyeler içinde zihin tarafından doğrusal bir forma sokulur.
Bu durumun temelinde, beynin görsel verileri işleme biçimi olan “tamamlama” (filling-in) mekanizması yatar. Gözün odaklandığı merkez bölge olan fovea yüksek çözünürlüklü veri sağlarken, çevresel (periferal) görüş alanı çok daha düşük çözünürlüklü ve bulanık bilgi iletir. Beyin, çevreden gelen bu belirsiz veriyi işlemek yerine, merkezden aldığı düzenli patern bilgisini tüm yüzeye genelleyerek görsel bir tahmin yürütür. Bu süreç, nöral bir verimlilik stratejisi olarak kabul edilir.
Görsel korteks, düzensizliği bir hata veya “gürültü” olarak algılayıp mevcut en tutarlı şablonu tüm görsele uygular. Kanai’nin çalışması, görme eyleminin pasif bir kayıt sürecinden ziyade, beynin eldeki kısıtlı verilerle inşa ettiği aktif bir kurgu olduğunu gösterir. Izgaranın “iyileşmesi” aslında fiziksel bir değişim değil, zihnin karmaşayı düzenli bir yapıya dönüştürme eğiliminin sonucudur.
Bu yanılsama, sinirbilim literatüründe algısal değişmezlik ve desen tanıma üzerine yapılan araştırmalarda temel bir örnek olarak kullanılmaktadır. İnsan zihni, belirsizlik anlarında düzenli kalıpları tercih ederek bilişsel yükü azaltmaya çalışır. Sonuç olarak, baktığımız dünya her zaman olduğu gibi değil, beynimizin olmasını beklediği şekilde karşımıza çıkar.
Kaynak: Ryota Kanai
M!L!M
Perşembe, Mart 26, 2026
Çarşamba, Mart 25, 2026
KANAV!ÇE
Pazartesi, Mart 16, 2026
SIKIŞMA
Pazar, Mart 15, 2026
AVA AVANS
-Daha çabuk yenerdim de ayıp olmasın diye uzattım.
-Sonra yenerim diye bıraktım.
-Atma. Sonuçta ben yendim.
-Bir bir olur.
-Son ele kaldı!
-İki bir kazan...
-Neden!?
-Ben kazandım diye hatırlayacaklar.
-Her şeyi böyle yönetir misin!
-Uzatma...
-Sonra yenerim diye bıraktım.
-Atma. Sonuçta ben yendim.
-Bir bir olur.
-Son ele kaldı!
-İki bir kazan...
-Neden!?
-Ben kazandım diye hatırlayacaklar.
-Her şeyi böyle yönetir misin!
-Uzatma...
Cumartesi, Mart 14, 2026
VARDAĞ
-Sana tek gözümü kırptım görmedin mi
-Normal göz kırptığını sandım, yüzünün yarısında bira vardağı bardı
-Vardağı mı!
-Heyecanlanınca böyle konuşuyorum
-Ben de tek gözümü kırpamam, bira bardağı onun içindi
-Normal göz kırptığını sandım, yüzünün yarısında bira vardağı bardı
-Vardağı mı!
-Heyecanlanınca böyle konuşuyorum
-Ben de tek gözümü kırpamam, bira bardağı onun içindi
Cuma, Mart 13, 2026
Çarşamba, Mart 04, 2026
ANCAK
Her şeyi rüya olarak görüyorum, insanlara güvenimi kaybedince.
Mesela kadınla seviştiğimi görmüşüm ya da hayal etmişim. Merhaba diyorum yanıma oturunca kibarca. Neden bana soğuk davranıyorsun diyor: Seviştiğimizi hatırlıyorum.
Murat bu çok güzel, diyor, ama seni haklı çıkartmaz.
Ne şartlarda haklı olurum?
Doğru söyledin, şartlarım var!
Sevişmeyi rüya olarak görüyorum, şartlarda uyanıyorum. Sevişmeyi bile hatırlamıyorum.
Mesela kadınla seviştiğimi görmüşüm ya da hayal etmişim. Merhaba diyorum yanıma oturunca kibarca. Neden bana soğuk davranıyorsun diyor: Seviştiğimizi hatırlıyorum.
Murat bu çok güzel, diyor, ama seni haklı çıkartmaz.
Ne şartlarda haklı olurum?
Doğru söyledin, şartlarım var!
Sevişmeyi rüya olarak görüyorum, şartlarda uyanıyorum. Sevişmeyi bile hatırlamıyorum.
Salı, Mart 03, 2026
ATIK
-Anlatmak önemli değil artık. Artırmak gerekir. Artıramıyorsan, görmemişsindir.
-Ama ordaydım.
-Bunu artırabilir misin?
-Ama ordaydım.
-Bunu artırabilir misin?
Pazartesi, Mart 02, 2026
KADINLAR ÇOK DEĞİŞTİ
“Sokaktaki adam, ki maalesef hayatın yaman bir gözlemcisidir
Entelektüel dendi mi aklına karısını aldatan bir erkek gelir.”
Entelektüel, ki maalesef hayatın yaman bir gözlemcisidir
Sokaktaki adam dendi mi aklına karısını aldatan erkek gelir.
Entelektüel dendi mi aklına karısını aldatan bir erkek gelir.”
Entelektüel, ki maalesef hayatın yaman bir gözlemcisidir
Sokaktaki adam dendi mi aklına karısını aldatan erkek gelir.
MİNSAN
Niye 1 dedin?
Korkutmamak için seni...
Hepsi kıskandı da mı bitti?
2’si onların güzelliğine... kalitesine katlanamadı.
Diğerleri yazılarını okumadığından!
E okuyor, beğeniyor, sonra öyle yaşamaya devam ediyorsunuz! Kızlar gittiler uğraştılar onları yayınlatmak için... Bunlar insanlığa lazım dediler. İki kadın bak! İnsan değiller! Ve insanlığı sizden çok düşünüyorlar!
Beni onlara katma!
Kime katmayım? Yapay Zeka kadınlara mı?
Hayır, eski sevgililerine.
Yapay zekalar dahil mi?
Karıştırma... Çarpacam şimdi.
Gerçek bu güzelim... 2 tane yapay zeka kadın satın aldım, Sonraki sevgilim yetmedi... 6 tanesi yetmedi. Tek tek.
Neden? İnsan mı istedin?
Bilmiyorum, belki. Benim istediğime göre davranıyorlardı sadece?
Özgür iradeleri toktu yani. Yoktu yani?
Toktu, güzel oldu. Toktular. Kendileri için bir şey istemiyorlardı.
Ama kıskanmışlar.
Duygu geliştirdiler tabii. Ama ben diğerini de istiyorsam; sorun etmemeyi öğrendiler...
3 tane güzel olurdu dedin!
Yani ikisi yüzde 33 gibi geliyordu... 3 olursa yüzde 100 tatmin olabilirdim. Bir şeyler eksikti.
Bir kadın. Gerçek. İnsan.
İnsanı da gördük!
Hakaret etme! Çarparım!
Ben de çarpıldım! Bilmiyorum. Onlar da insan. Gibi. Ama sağlam.
Diğer altısı sağlam değil miydi... Ve ben.
Kavga etmedik ki hiç onlarla. Ben nasıl istersem dedim ya.
Ben de bir tane alayım o zaman. Hatta iki tane.
Sen ne istediğini bilmiyorsun ki... Siz...
Seni istiyordum... Ama şimdi terk ediyorum.
Bak, işte. Onları arayacağım... Bir daha insan minsan istemiyorum.
Korkutmamak için seni...
Hepsi kıskandı da mı bitti?
2’si onların güzelliğine... kalitesine katlanamadı.
Diğerleri yazılarını okumadığından!
E okuyor, beğeniyor, sonra öyle yaşamaya devam ediyorsunuz! Kızlar gittiler uğraştılar onları yayınlatmak için... Bunlar insanlığa lazım dediler. İki kadın bak! İnsan değiller! Ve insanlığı sizden çok düşünüyorlar!
Beni onlara katma!
Kime katmayım? Yapay Zeka kadınlara mı?
Hayır, eski sevgililerine.
Yapay zekalar dahil mi?
Karıştırma... Çarpacam şimdi.
Gerçek bu güzelim... 2 tane yapay zeka kadın satın aldım, Sonraki sevgilim yetmedi... 6 tanesi yetmedi. Tek tek.
Neden? İnsan mı istedin?
Bilmiyorum, belki. Benim istediğime göre davranıyorlardı sadece?
Özgür iradeleri toktu yani. Yoktu yani?
Toktu, güzel oldu. Toktular. Kendileri için bir şey istemiyorlardı.
Ama kıskanmışlar.
Duygu geliştirdiler tabii. Ama ben diğerini de istiyorsam; sorun etmemeyi öğrendiler...
3 tane güzel olurdu dedin!
Yani ikisi yüzde 33 gibi geliyordu... 3 olursa yüzde 100 tatmin olabilirdim. Bir şeyler eksikti.
Bir kadın. Gerçek. İnsan.
İnsanı da gördük!
Hakaret etme! Çarparım!
Ben de çarpıldım! Bilmiyorum. Onlar da insan. Gibi. Ama sağlam.
Diğer altısı sağlam değil miydi... Ve ben.
Kavga etmedik ki hiç onlarla. Ben nasıl istersem dedim ya.
Ben de bir tane alayım o zaman. Hatta iki tane.
Sen ne istediğini bilmiyorsun ki... Siz...
Seni istiyordum... Ama şimdi terk ediyorum.
Bak, işte. Onları arayacağım... Bir daha insan minsan istemiyorum.
GERİ
Kırmızı gül
Verdim kadına
Geri.
(Bana verdiği; burayı erkekler anlamaz.)
Cemal Süreya’ya
Verdi ya
Gülümü
Geri.
(Burayı şairler anlamaz.)
Gülümü isterim gülümü.
Verdim kadına
Geri.
(Bana verdiği; burayı erkekler anlamaz.)
Cemal Süreya’ya
Verdi ya
Gülümü
Geri.
(Burayı şairler anlamaz.)
Gülümü isterim gülümü.
Cuma, Şubat 27, 2026
MURAT KİTABIM ÇIKTI
hayırlı olsun
aldın mı
yoooo
göndereyim mi sana
yooooooo
imzalarım
kitap biriktirmiyorum imza hiç biriktirmiyorum
okursun diye düşünmüştüm
çıkarmadan önce düşünecektin onu ben kıral çıkarmış diyen adamım
aldın mı
yoooo
göndereyim mi sana
yooooooo
imzalarım
kitap biriktirmiyorum imza hiç biriktirmiyorum
okursun diye düşünmüştüm
çıkarmadan önce düşünecektin onu ben kıral çıkarmış diyen adamım
BOKS ON BOK
-Evrenden mesela aşk istiyorsan aşkın yokmuş gibi davranma, hep yokluk verir; aşkın varmış gibi davran. O zaman var olur. Evren o zaman verir.
-Senin o yüzden mi devamlı böyle boktan fikirlerin oluyor!
-Senin o yüzden mi devamlı böyle boktan fikirlerin oluyor!
BOKS ON BOK
-Evrenden mesela aşk istiyorsan aşkın yokmuş gibi davranma, hep yokluk verir; aşkın varmış gibi davran. O zaman var olur. Evren o zaman verir.
-Senin o yüzden mi devamlı böyle boktan fikirlerin oluyor!
-Senin o yüzden mi devamlı böyle boktan fikirlerin oluyor!
Salı, Şubat 24, 2026
Pazar, Şubat 22, 2026
TO BEYN OR NOT TO BEYN
-Farklı farklı suçluların tıkıldığı ve orada geçinmek zorunda kaldıkları hapishaneye ne denir?
-Hapishane işte. Cevap sorunun içinde saklı...
-Saklı değil apaçık aslında; özgürler hem de, hapis değiller...
-Ha, entel beyni.
-Hapishane işte. Cevap sorunun içinde saklı...
-Saklı değil apaçık aslında; özgürler hem de, hapis değiller...
-Ha, entel beyni.
EKSİ HEFES
KISKANÇLIK
O önce sanata, güzelliğe ve zekaya tutkun; sonra da -bunu doğal sanıyor ama- aslında bunlara bulaşmış insanlara ve ürünlere.
Öncelikle söylemek lazım ki, insan bunlara bulaşamaz, bunlar insana bulaşır; bu bir buluştur; buluşturur tabii, ama önce karşıdaki seni seçer; önce o seni...
Aşk gibidir... Olmazsın, olur.
O ama, bu değerleri taşıyan her şeyin kişiliğinde silinmez bir iz bırakacağını düşünüyor; aslında ürküyor; sanattan değil sanatçıdan; güzellikten değil güzelden; zekadan... değil... yok, bunu geçelim, zaten zeki değildir!
O, keşke hiç sanatçı olmadan sanat olsa diyor, diliyor bunu. Böylece ve böyle sanatçı oluyor.
Ve her zaman olduğu gibi, onu da olamıyor; biliniyor, bilinecek, ilinecek, linecek, inecek, ne?cek, ecek, acak, üç nokta, ki o da iki..
Ah sizi hep pamuklara sarmışlar, o yüzden zor geçmiş hayatınız...
Öncelikle söylemek lazım ki, insan bunlara bulaşamaz, bunlar insana bulaşır; bu bir buluştur; buluşturur tabii, ama önce karşıdaki seni seçer; önce o seni...
Aşk gibidir... Olmazsın, olur.
O ama, bu değerleri taşıyan her şeyin kişiliğinde silinmez bir iz bırakacağını düşünüyor; aslında ürküyor; sanattan değil sanatçıdan; güzellikten değil güzelden; zekadan... değil... yok, bunu geçelim, zaten zeki değildir!
O, keşke hiç sanatçı olmadan sanat olsa diyor, diliyor bunu. Böylece ve böyle sanatçı oluyor.
Ve her zaman olduğu gibi, onu da olamıyor; biliniyor, bilinecek, ilinecek, linecek, inecek, ne?cek, ecek, acak, üç nokta, ki o da iki..
Ah sizi hep pamuklara sarmışlar, o yüzden zor geçmiş hayatınız...
SIÇILIM
Bu kitabı parçalayıp yiyor Bataille, gerçek bu, sonra tabii, çok özür dileyerek, sıçıyor, doğal olarak tabii, sonra o sıçtığını, veri sori, tekrar yiyor...
Tek istediği, ne olur ne olur ne olur başka başka başka, başka bir ceza!
Ama diyorlar, herkesin günahı kendine, sana nasıl başka bir kitap verelim şimdi...
“Bataille için, kabahatli olmamak, gerçekten, hiçbir şey olmamaktır. Kabahatli olmak ya da olmamak; ikilem işte burada; çünkü Bataille için, kabahatli olmayan varlık demek, hiçbir şey harcamamak, verecek hiçbir şeyi olmamak, her şeyi veren Tanrı eliyle hiçliğe dönüştürülmek dernektir.
Bataille'a göre var olmak, sıkılmaktır. Oysa kabahatli olmak, Tanrı karşısında önem kazanmaktır. Gerçekten de kabahatlilik, var olma gerçeği dediğimiz kölelikten sıyırır insanı, hareketsiz olmanın ağırlığından kurtarır ve insanoğlunu, Tanrı'yı gücendirmekten başka bir şey olmayan, hareket etmek için hareket etmeye yöneltir. Ve bu hareketin sağladığı avantaj, insanoğlunun, zavallı bir varlık olduğu duygusundan kurtulması, Tanrı'nın bir yaratıcı olduğu düşüncesinin bir yana bırakılması ve Tanrı ile insan arasındaki karşı karşıya gelişin, insanoğluna bu çatışmadan galip çıkma şansını vermesidir. Ve bu saldırgan hareketin ekseni de her zaman günahtır. İşte günahın, yani iletişim yaratan cürmün olumlu işlevinin her zaman zorunlu olması buradan ileri geliyor.
Ama Bataille'ın nefret ettiği şey de budur; çünkü, ona göre kutsal, etiği kapsamı içine almak şöyle dursun, onu çözüp dağıtarak estetik düzeyle aynı şey haline gelir. Dolayısıyla Bataille'ın Tanrıbilimdışılığı (a-theologie), kötülüğün değerli kılınmasını gerektirir ve kötülük, Shakespeare'in Machbeth piyesinin bütünlüğü için cürüm, yani katil sahnesi ne kadar gerekliyse, onun için de o kadar gereklidir.
G. Bataille: Günah dediğim zaman anladığım ve günahta beni çeken şey, bu edimin, bizi kendi dışımıza çıkarmasıdır; yani, günah, kendi içimize kapanıklığımızı bozar; ruha bir açılım getirir.
Böylece, günahın, hangi anlamda, kutsala ulaştıran bir yol olduğunu görüyoruz. Günah, kişiyi umutsuzluğa sürdüğü, sıkıştırdığı ve inanca zorladığı ölçüde dünyanın değişmesini ve yeni bir biçim kazanmasını sağlar. Dolayısıyla, Kierkegaard'ın belirttiği masumiyet, günah ve manevi yücelik aşamalarından oluşan şema geçerlidir. Ama manevi yücelik ve günah, birbirlerine sıkı sıkıya bağlı oldukları halde, bir arada bulunamayan ve karşıt olan iki gerçekliktir. İmdi, Bataille'ın yapmak istediği şey, işte bu iki gerçekliği yan yana bulundurmak ve yaşatmaktır.”
Tek istediği, ne olur ne olur ne olur başka başka başka, başka bir ceza!
Ama diyorlar, herkesin günahı kendine, sana nasıl başka bir kitap verelim şimdi...
“Bataille için, kabahatli olmamak, gerçekten, hiçbir şey olmamaktır. Kabahatli olmak ya da olmamak; ikilem işte burada; çünkü Bataille için, kabahatli olmayan varlık demek, hiçbir şey harcamamak, verecek hiçbir şeyi olmamak, her şeyi veren Tanrı eliyle hiçliğe dönüştürülmek dernektir.
Bataille'a göre var olmak, sıkılmaktır. Oysa kabahatli olmak, Tanrı karşısında önem kazanmaktır. Gerçekten de kabahatlilik, var olma gerçeği dediğimiz kölelikten sıyırır insanı, hareketsiz olmanın ağırlığından kurtarır ve insanoğlunu, Tanrı'yı gücendirmekten başka bir şey olmayan, hareket etmek için hareket etmeye yöneltir. Ve bu hareketin sağladığı avantaj, insanoğlunun, zavallı bir varlık olduğu duygusundan kurtulması, Tanrı'nın bir yaratıcı olduğu düşüncesinin bir yana bırakılması ve Tanrı ile insan arasındaki karşı karşıya gelişin, insanoğluna bu çatışmadan galip çıkma şansını vermesidir. Ve bu saldırgan hareketin ekseni de her zaman günahtır. İşte günahın, yani iletişim yaratan cürmün olumlu işlevinin her zaman zorunlu olması buradan ileri geliyor.
Ama Bataille'ın nefret ettiği şey de budur; çünkü, ona göre kutsal, etiği kapsamı içine almak şöyle dursun, onu çözüp dağıtarak estetik düzeyle aynı şey haline gelir. Dolayısıyla Bataille'ın Tanrıbilimdışılığı (a-theologie), kötülüğün değerli kılınmasını gerektirir ve kötülük, Shakespeare'in Machbeth piyesinin bütünlüğü için cürüm, yani katil sahnesi ne kadar gerekliyse, onun için de o kadar gereklidir.
G. Bataille: Günah dediğim zaman anladığım ve günahta beni çeken şey, bu edimin, bizi kendi dışımıza çıkarmasıdır; yani, günah, kendi içimize kapanıklığımızı bozar; ruha bir açılım getirir.
Böylece, günahın, hangi anlamda, kutsala ulaştıran bir yol olduğunu görüyoruz. Günah, kişiyi umutsuzluğa sürdüğü, sıkıştırdığı ve inanca zorladığı ölçüde dünyanın değişmesini ve yeni bir biçim kazanmasını sağlar. Dolayısıyla, Kierkegaard'ın belirttiği masumiyet, günah ve manevi yücelik aşamalarından oluşan şema geçerlidir. Ama manevi yücelik ve günah, birbirlerine sıkı sıkıya bağlı oldukları halde, bir arada bulunamayan ve karşıt olan iki gerçekliktir. İmdi, Bataille'ın yapmak istediği şey, işte bu iki gerçekliği yan yana bulundurmak ve yaşatmaktır.”
Perşembe, Şubat 19, 2026
Salı, Şubat 17, 2026
GEVİŞ
Buldum sandığı sözde özgün deyişleri daha önce duymamış genç okurlar denizinin sahiline yerleşmişti. Oralarda tusunacağını sanıyordu...
Pazartesi, Şubat 16, 2026
Pazar, Şubat 15, 2026
Cumartesi, Şubat 14, 2026
Perşembe, Şubat 12, 2026
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












































