Pazar, Mayıs 15, 2022

ŞİDDET

-Seninki hiç şiddet uyguladı mı?

-Kim?

-İçindeki şey.

-Ben onun içindeyim. Bu bir şiddet değil mi… değilse… değil ki.

ÖĞRENME, OL

-Benden sonra tekrarla. Sonra benle tekrarla. Taklit et. Ne yapıyorsam onu yap.

-Ukala değilmişsin sen!

-Benim dışımda tekrarlayacağın şeyler de var: Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğim. Tekrarla. İçten. Tekrarla.

SİSTEM

-Bireysel çaba ve irademizle elde edebileceğimiz başarılar, mevcut sistemi meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramaz.

-Kendi sistemin adına konuş!

Cuma, Mayıs 13, 2022

-2 -28 40 +28 +2

Beğendiğim kadın ilk giden -2’nin içinde. Çirkin bir erkekle. Benle kalansa allahtan erkek değil. Ortalama 40 hiç değişmez suratlarından anlarsın. Her yıl yenilenir sıralama.

-1 -29 40 +25 +5

-1 -10 50 +30 +8 *1

-0 -1 50 +40 +8 *1

-0 -0 30 +60 +9 *1

İkinci ve üçüncü yıllardaki -1’lerde yanılmayın, aynı değiller. Önceki kadındı, erkek -29’a çıktı, sonra yer değiştirdiler; dördüncü yılda kadın +9’a kadar yükseldi. Erkek -10’da olmaya bir süre dayanıp herkesi kovduktan sonra üçüncü yıl -1 olarak devam etti, sonra da 30’a tırmanıp vasatlığı içinde çürümeye terk edildi. Yıldızlı 1 olmayla ilgili atıp tutuyormuş. Kadını yapın diyormuş, benim yanıma.

Perşembe, Mayıs 12, 2022

HOMO SOTORİ (Teaser)

Aralarından biri ressam, çizmiş resmimi. Ama soyut. Ama tanımayan kalmamış!

-Evet, bu sensin.

-Nerden yahu!

-Gözlerini görmüyor musun?

-Orda göz görmüyorum! Hem ben gözlerime neden bakayım…

-Göz görmeyince gönül katlansın: Bu sensin Sotori.

-Boğaza da baksanız beni göreceksiniz. Aya da.

-Ay nerde?

-Burdayım.

-Boğaza gidelim… Sana bakınca başka şey görmüyorum…

İKİNÇ

Biz en iyi ikinciyiz diyen bir marka vardı. Başarı hikayesi diye anlatılırdı. (Bu yüzden) “Daha sıkı çalışırız” diye de bağlardı marka.

İşçi sınıfı tarihin en iyi ikinci öznesidir, demek daha doğru olurmuş, egosu yetebilseymiş sarxastik marxastik şahsın.

Yine insan içine karıştığım şu günlerde devamlı atatürk’lerle dolaşmaya boğazıma kadar doymuşluğumla hatırladım ikinci adamlara ne kadar ihtiyacımız…

Çarşamba, Mayıs 11, 2022

TALİHSİZ KURŞUN

“Talihsiz bir kurşunla vuruldu.”


Böyle pislik bir adama yumruk attığı için mi talihsizdir nedir kurşun? Ne yapsaydı suratına vurup düelloya mı çağırsaydı? Ölü rakibini!

Yoksa böyle şerefli bir adama dokunduğu için mi talihsizdir? Onu evine çağıracağı -bi tarafına dokunduğuna göre, diyelim eline- çekeceği yerde? Yer? Zaman? Kurşunun evi?

Evsiz bir kurşundan öbür dünyaya davet aldı.

BİPOLAR

“Devrik cümlelerle ne yazdığınız anlaşılmıyor, Bukovski yapınca iyi duruyor da sizde bipolar falan gibi durmuş.”

Bukovski? Gayet düz yazan bir yazar? Aforizma cümlelerinde bile anlama zorluğu yaşamazsınız?

Kötü okurun yararı da bu: Bu eksik okuyuş, hatalı mantık, ya da belki hastalıklı hayal gücünü (kendisi bipolar olmasın?) gözümüzde canlandırmamıza olanak tanıyor…

Pazar, Nisan 17, 2022

REZALET

“Ayşe Fatma Doğmamışoğlu, 1986’da İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Sonra……..”

Sizce de tuhaf değil mi? Okumuş insanlar bir de bunlar!!!!

Biyografisine doğum tarihini koyan rastladığım kadın yazarları açıklayıp taçlandıracağım. Diğerlerini küçümsemekten daha kolay bu; bakarsınız açıklayacak tek bir kişi bile bulamayıp hiç uğraşmamış olurum.

Doğum tarihi sadece kişisel değil teknik bir bilgidir, eserlerinizi hangi yaşta hangi olgunlukta yazdığınızı saptamamızı engelliyorsunuz. Kişisel komplekslerinizin eserlerinize yansıdığını da kuvvetle düşünmeme neden oluyorsunuz, hem de daha ilk sayfadan. Tam bir rezalet!

POLİ




Yeni bitmişti Poli mahallede, yerleşikleri kendine alıştırmak için dört döndü etraflarında. Durmadan dönüyor arada yaklaşıp kokluyor diş görürse yılmadan dönmeye devam ediyordu… Teker teker kırdı inatlarını. Kırdığında bile defalarca dönmeye devam etti zafer dönüşü yapıyordu sanki. Tepeden izledim tüm dönüşlerini şarap içerek, başım ne tatlı dönmüştü… Poli olsun bunun adı diye güldüm, Politikacı gibi nasıl sızdı aralarına hah hah ha…

Seneye gittiğimde senin Poli işte dediler; vermişler cidden espri yaptığım adı. Yaklaştım, biraz yabani, Poli dedim senin adını ben verdim.

Koçum dedi; dön şöyle biraz etrafımda bakim…

TANRI ÖLDÜ

-İnsana sevgisinden öldü.

-Üzerime alınıyorum ama…

GAY KADIN



Ben aramam

Ben de aramam

Ben kadınım

E ben de kadınım

Eben de kadın dedin gibi geldi

Erkekmiş halbuki

MAÇ


 

Cuma, Nisan 15, 2022

O

 


BÜYÜCÜ 2

-Sen içtin ben sarhoş oldum.

-Biraz da zehir kattım.

BÜYÜCÜ

Saçının bir telini istedi, elbisenden bir yırtık; dokunduğun her hangi bir şey… Bedenim dedim sonra aklıma geldi: Menisi olur mu? Yenisi olursa dedi. Sevişmemiz lazım.

TOLSTOY

Kendini edebiyata bırakma yüzme öğren. Boğulduğunu başka hayat sanıyorsun.

İŞARET FİŞEĞİ 2

Ben sana çok aşığım diye dudaklarıma sarıldı kız

Toparlanıp tuvalete gitti sonra pardon deyip

Sevgilisi ve sevgilim bakıştılar

Ben şaşkın değilim dedi sevgilim gülerek

Ben de sanırım sevgili değilim dedi şaşkın

Çarşamba, Nisan 06, 2022

TOM BOMBASI

İndiği uçandaire sarıydı. Gözlükleri yeşil. Ne giydiğini kimse hatırlamıyordu. Sonra fotoğraflardan çıkardık; normal insan kıyafetleri. Sarı da taksiymiş.

SWEDEN COFF

Cihangir’de yeni bir yer keşfettim henüz kimse gitmiyor. Yani birileri var da insan sayılmazlar. Benle insanlah.

Salı, Nisan 05, 2022

RATATAT / ABRASIVE

Harun Tekin: Şarkı sözü iyi olmadığı zaman bir şarkının iyi olması pek mümkün değil. (!)
Emrah Sefa Gürkan: Küfür yok Türk müziğinde, sizde küfür var mı? (Müzikte küfür olmaz!)
Emrah Sefa Gürkan: Mark Knopfler mesela 85’de harika şeyler yaptı sonra yaşlandı enstrümantal müzik yapıyor. (Müzik enstrümantaldır zaten, geldiği yere dönmüştür. Knopfler'ı kaç kişi ne anlattığıyla dinledi, herkes enstrümanını sevdi...)

Harun ve Ötesi de müzikten uzaklaşıp bir şey anlatmaya çalışmışlar son albümlerinde, dinledim de bir şey duyamadım.

Aklıma Ratatat geldi, ki Ratatat bir müzik grubu için bulunacak en iyi adlardan biridir, müziklerine bakın: Ratatat; Suede mesela, iyi bir müzik grubu adıdır, solistinin sesini simgeler; ama mesela Mor Ve Ötesi, teknik olarak bir müzik grubu adı bile değildir.

Pazar, Nisan 03, 2022

AVAM KAMARAM

Diye bir kitap çıkartayım istiyorum; yazamadığım şeyler. Yani birilerinin ayılamadan yazdığı, diğerlerinin bayılamadan yayımladığı metinler, ama benim için, tam… şeyedilmemiş. (Sabah olur bunlar, ama avama iniyim istiyorum:)



*

-Geleceği görünce yaşamak sıkıcı olmuyor mu?

-Hiç öyle olmadı ki, çok heyecanlı…

-Söylediklerin çıkmıyor yani!

-Çıkmayacak dediğimden. Ün boktan bişi.

-Kahin değil peygambersin o zaman sen…

-Peygamber ayağımı yıkayacak… Yok yok çıkmasın…


........

-Tarihi kazananlar değil kahinler mi yazıyor yani.

-Kananlar yazsa ne olacak, o da kaybedenler tarihi! Tarih, başka.

-Talih?

-Timsah… Oynama bu kadar heyecan dedikse o da biyere kadar.


.....
(Olanı görmüyorsun o zaman gördüğün oluyor.)



*

Bir insanı en iyi yolculukta tanırsın, ama zaman yolculuğunda. O da imkansızdır biliyorsun! Ama neden? Geçmişten gelen görmemiştir uğraşılmaz. Gelecekten gelen sonradan görmedir daha da aptallaşmıştır. Daha da uğraşılmaz.


....
(görmüş geçirmiş aptallaşmıştır hiç mi hiç uğraşılmaz)

.....
Zamandaki bir şeyleri değiştirmekten, kırıp dökmekten de hiç utanma çekinme; aptallık parçalanamaz. Hep dediğim gibi/ama, aklın merkezi vardır.

ÖBÜR DÜNYA

İyiler kötülerin ayaklarını yıkıyor...

Sonra o kötüler gidip öbür iyilerin ayaklarını yıkayacak.

Cumartesi, Nisan 02, 2022

İKİBİYAT

KÖS KÖS

Tarihi hep kazananlar yazıyor da edebiyatı hep kaybedenler yazınca ne oluyor! Ben söyleyeyim: Dövüş sanatı bilmeyen yazar, dayak yediğini fark etmeyen okur! Kaybeden edebiyat! Çekilin artık müzeye…



S. ALİ

İki kahramanı konuşmaktadır (İçimizdeki Vapur’da sanırım, belki Kürk Mantolu Nena’da, zaman yolculuğu temalı eseri hangisiydi) vapur Kadıköy’e yanaşmıştır, biri hadi kalkalım der, diğeri 3 sayfa daha konuşur, sonra kalkarlar, Kadıköy iskelesine inerler.

BABA

abam seni bulmamı söylemişti senden özür dilememi

anlattın mı

anlatmıştım

valla saygı duydum nasıl anlattın insan kendini kayırır

bilmiyorum anlattım

baban sağlam adam

öldü

ha, o yüzden yazdın bana.

Evet.

Ok

Ciddiye almıyorsun beni

Babanla konuşurum ben bu gece sen rahat ol uyu geçecek

3

İkizim sana âşık oldu. Ne duygularını küçümseyebilir, ne de başkasına bir şey hissedebilirim. Üçümüz birlikte olmak durumundayız.

SAYGI

“Nütopya’yı okurken yellenemiyor insan!”

Çarşamba, Mart 30, 2022

ÖZEL

Önemli ve Önemsiz arasındaki.

Salı, Mart 29, 2022

3 MİNİMAL

KÖTÜ BÜYÜ
sende tutmuyordu, ben de tüm dünyaya yaptım. Oh olsun sana, hak ettin bunu!


KEDİ
Benle bakışmama oyunu oynamaya kalkıyorsun ama ben türk kadınları tarafından eğitildim köpek ederim seni kedi.


KÖTÜ TOHUM
-Çok kötüsün
-İkizim o
-Sen de kötüsün
-O da üçüzümüz

Pazartesi, Mart 28, 2022

YAŞLI

Canetti’nin denemelerini okuyorum. İnsanın taşrası ve Saatin Gizli Yüreği…

Üçüncü kez okuyorum, hayret; yaşlanıyorum diyeceğim ama yaşlanmıyorum, hoş etraf bu kadar yaşlı doluyken buna nasıl karar verebilirim… (Adorno’nun Minima Moralia’sı da çöpe gitti, gençlik hatası!)

Diyor ki: “Bütün cümlelerin en korkuncu: Birinin "zamanında" öldüğünü söylemek.”

Bizdeki laf: Her ölüm erken ölümdür.

Allahın tokadını bu kadar zamanında, erken ya da zaman ötesi hak eden bir ruh var mıdır diye düşünürüm hep, her bir ünlü öldüğünde tekrarlanınca. Canetti de bu ruhsuzluğa dahil imiş; kayıt olsun geçsin gözlerimizin önünden bir film şeridi gibi.

Yazmama ama, ikinci düşüncesi neden oldu:

“Mahşer gününde her kitle mezarından tek bir canlı ortaya çıkacak. Ve Tanrı, sıkıyorsa bu canlıyı yargılasın!”

Benim bunu okumama ramak kala aldığım notsa şu:

“TEKTİP

Tanrı teknolojiye tapıyor. Çünkü O Ulu Teknoloji (High-Hatta-Huge Tech) insanları aynılaştırıyor; farklı farklı günahlarından dolayı ayrı cezalar vermekten yorulmayacak. Tek millet, tek bayrak, tek cehennem.”

Pazar, Mart 27, 2022

4 AFORİZMA

CESUR

Başkalarının hayatını yaşıyor ki ölürken korkmadan harcayabilsin.



MÜKEMMELİTE

Yüzüyorum ama yüzemediğim zamanlar hiç aklımdan çıkmıyor, o yüzden yüzemiyorum dedi kafka.

Ben ana karnından beri yüzüyorum dedi çocuk, o an aklına geldiğine gülerek.

Somurtma dedi sonra, şaka yaptımdı.

Şaka olmasına somurttum dedi kafka.



AYNA

-105 yaşında neden intihar edilir, sağlıklıydı da!

-Yaptığım bir şeyle anılmak istiyorum yazmış…



NELER NELER

“Anlamadığım şeyler nasıl önemli hale geldi baksana, bende daha neler neler vardı hem de düşünsene…”

Cumartesi, Mart 26, 2022

EVLİLİK

Yalan ile edebiyatın iki yıl arkadaş olduklarına inanırım, diye bir cümle okudum; off dedim, biri sonunda farklı bir şey söyleyecek… Tabii ki değilmiş; yalan ile edebiyatın iki iyi arkadaş olduklarına inanıyormuş; gerici edebiyatçılar gibi! Ben doğrusundan devam edeyim: İki yıl sonra yalan ifşa olur, edebiyat arkadaşlığa devam eder, hatta “ciddi düşünüyordur”…

Çarşamba, Mart 23, 2022

FEMİNİSTİKOLOJİ

Ann & Jeff Vandermeer - Devrimin Kardeşleri - Feminist Spekülatif Kurgu Antolojisi - Kolektif Yayınları

Demin göz atıp çöpe gönderdim, altı yedi kitapla birlikte yalnızlık çekmesin. Atlaya atlaya okudum, kötü olduğu anlamına gelmez bu, ama feminist mi emin değilim.

İlk öykünün konusu çok güzeldi. Kadın bir şeyler söylediği için tutuklanıp hapse konuluyor ve yıllardır hapiste kimseyle görüştürülmüyor ve hatta adıyla anılan kanunlar çıkartılıp söylediklerinin bir daha söylenmesine yönelik önlemler alınıyor. Bir kadın gazeteci de bu kadını görmeye gidiyor yıllar sonra; feminen, pardon, fenomen kadın için gençliğinden beri hazırlanmış, mesleği bu yüzden seçmiş. Tabii bir yerden sonra anlıyorsunuz, tutuklu kadının ne dediği söylenmeyecek, devlet izin vermez. Ama ima bile edilmiyor, ya da bağlanması gereken bir dolu güzel yere bağlanmıyor öykü. Neyse.

Erkek olsa tutuklu, ve gazeteci de erkek, ya da kadın fark etmez; tutuklunun söylediklerinin çünkü kadınlarla, feminizmle ilgili olduğuna dair belirti yok! O yüzden diyorum: Neresi feminist bunun! Tatil kasabasında kıyıdan kadın geçse kasaba feminist mi olacak! Haber-ifade özgürlüğü, gazetecilik bilmem ne sorunları falan; harcanmış güzelim konu.

Bana uygun ama, bir şeyler çıkarırım belki, o yüzden de bahsettim ama esas:

15-20 kadar kadın yazarın biyografilerinde doğum tarihleri yok, yani yaşları. Bu artık bir tarz mı, daha önce de tek tek kitaplarda dikkat etmiştim; kadınlar zaman üstüdür, zamandan bağımsızdır gibi saçma bir felsefesi mi var feminizmin! Delilik kadının aklıdır demek kadar geçersiz, olabilir yani. Öykünün hangi tarihte yayımlandığı, yazarın hangi tarihte ödül aldığı yazıyor ama biyografilerde. Yaşını saklayan bir kadını kadından aşağı görürüm. Kokona kadınlarla yazar kadınların bir farkı olmalı!

Jeff’in de doğum tarihi yok bu arada, tabii onu anladık, kılıbık…

KİŞİSEL GELİŞİM

denen tür, 4 sene sosyoloji, psikoloji, felsefe vs okumadan önce bir çeşit üniversiteye hazırlık gibi düşünülebilir; onu 5 sene okumamak gerekir.

99

İnsanların yüzüne küfretsem birinden özür dilemem gerekir anca. Kalan doksan dokuzu da o bire girdiğini düşündüğünden ayırmak zor olacak denebilir. Ama benim olduğum yüzde bire kimsenin girmediği, giremediği görülmeli… Demek o birinden özür de dilemem gerekmiyor; daha dikkatli olsaymış. Rica ederim.

Pazartesi, Mart 21, 2022

KARAKUTU

Nütopya edebiyatın önsözü gibidir. (Karakutu sonradan geldi aklıma başlık yaptım.) Yaşamın da önsözü gibidir aslında, ama onu okuyacak erkek abilerine benzemekten kurtulamaz, benim gibi bir erkekle nasıl karşılacak ki; onu okuyacak kadın da saçmalamaktan kurtulamaz, 1000 kadınla falan karşılaşmışımdır hangi birine yeteyim; o yüzden sadece edebiyatın önsözü diyorum; onu okuyacak çocuk-genç zehirlenmekten kurtulabilir edebiyattan; sonra yine abaza erkek ve aptal kadın olacaksa suçluluk duygusunu kafkaeskin (yani neredeyse tüm edebiyatın) sittin sene yaratmayacağı kadar yaratacaktır içinde (cümle düşük mü oldu). Karakutu’yu metnin içine alıp düzenleyin kafanızda, oku oku kaldıysa kafa.

İYİLİK, VAR OLUŞTAN ÖNCE GELİR. KÖTÜLÜK, SONRA

İyilik var olandır, kötülük ise yapılan. Sen yapmasan da vardır iyilik, kötülük ise yapılsa bile var olmaz, yapılmış olur sadece.

İyilik genetik olarak bulaşır, kötülük memetik (kültürel) olarak. İyiliğin altında kalınmasının nedeni, üstüne çıkmanın mümkün olmamasıdır. Kötülük, sadece üste çıkmak isteyenler içindir; bir üst yokken. Kötülüğün sınırsız olduğu düşüncesinin sözde çekiciliği iyiliğin merkezi olması düşüncesiyle zaten alt edilir (ama nerde öyle düşünür.)

İyilik efendiler içindir. Kötülük köleler için.

BİRİ & SERT

BİRİ

-Hiç tanımadığım kişilerin nasıl biri olduğunu kanıtlayabilirim.

-Nasıl?

-Bilmiyorum, karakterleri olmadığından açıklayamam.



SERT

-Bugün kaç kişi öldürüldü acaba?

-Napıcaksın!

-Biri iyidir onun. Yüzse on… Yok, altı.

Cumartesi, Mart 19, 2022

EŞYANIN TABİATI

-Madem intihar edecektin neden zaman yolculuğu yaptın!

-Benle insanlık acı çekmesin diye; yok olacak şimdi.

Cuma, Mart 18, 2022

BÜYÜK FİLTRE

7’nin özelliği aslında 6 olmasıdır, belki 5… Bunu bilmezse 8’e özenebilir; 8’in özelliği ama 9’u görebilmektir, 10’u hissedebilmek. 10’dur insan çünkü… 10’u, 5 ya da 6 sanabilir boş bir 7; tecrübelerine süzmeden bakarak, süzme salak. Yarı dolu 6’dır. 5 desek yeridir… Büyüme budur insanlar için, büyüklenme.


Kötülük sınırsızdır denir, acaba o yüzden mi görülmez iyiliğin (bir) merkezi olduğu.

İki kapılı bir han değil hayat, iki çıkışlı bir labirent. Çıkışların biri girdiğin yerde, biri merkezde. Çıkamayanlar: Merkezi bulmadan kaybolan. Bulup kaybolan. Bunlar yenilenler. Çıkanlar: Merkezi bulmadan çıkan. Bulup çıkan. Ama bu çıkanlar da berabere kalmışlardır aslında. Çünkü esas çıkış: Merkezi bulup aşan-öteye geçen.

Çıkanlar, bu aşkınlık yolundan dönenlerdir aslında, alkışlanırlar dışarda, oh, rahat, yükselmedi standart.

İki kapı dediğin han kapısı; oysa bu labirent kalibresi…

KALİBRE

İki kapılı bir handa
Yürüyorum labirente

Çarşamba, Mart 16, 2022

VOTKA

Çirkin savaş yoktur, az votka vardır!

Salı, Mart 15, 2022

SARTRE-BAUDELAIRE

-Bir paragraf vardı bu kitapta, belki iki. Nerde ki şimdi?

-Nereye koyduysan ordadır kendi kitabında.

Perşembe, Mart 10, 2022

HÜSREV GEREDE



Hüsrev Gerede’den sevgilimin Reno Clio’su ile iniyoruz. Sabah işe yetişeceğiz. Belki sevişmeyi uzatmışız ne var… Yeşilden sarı yandı. Ben gaza bastım ki dik yokuş aşağı, asla yapmam herkes güvenir araba kullanmama. Sevgilim çarptık tamponu diye düşündü muhtemelen, altındaki o şeye ney deniyordu spoiler mı, işte onu, muhtemelen koparttık diye geçti sanırım içinden. Saniyenin binde biri kadar bir süre frene asılıp bıraktım, çukur kısmı geçene kadar arabanın hızını kestim. Sonra sola dönerek yine hızlandım pürüzsüz, kırmızı ışığı atlatmıştık. Çok iyiydi lafını aldım… Suratındaki hülyalı ifade ve başının arabanın vibrasyonuyla ileri geri sağa sola sallanmasından demin onu soktuğum ve çıkardığım pozisyonun ayırdında olmadığını kavradım…

Çarşamba, Mart 09, 2022

OLMADI

Bir cümlemi sordu ne anlama geliyor diye.
Açıklarken ben yavaş yavaş, dedi:
Olmadı…

Hayatımda kimseye olmadı demedim.
Kadınlar günü kutlanacağı zaman ben size haber veririm.

Çünkü ben kutlanacağım ilk,
kadınlık testimden geçebilenlerce. (Ama değil binlerce…) 
Şimdi yürüyün, ilkokul düzeyinde.

HERE COMES MY HEGEL*

“Uzun, karmaşık ve dağınık” olmasının karşısına “Aşırı derli toplu, aşırı net ve kendinden emin metinlerin korkutuculuğu”nu koyamazsın; bunun bir denge hali yok mudur!

Bener “vahşi bir tarla” gibi bir şey söylemişti anılmıyorsam… “Yığın” kelimesiyle ifade edilen de aynı şey, ama nasıl olumlu çıkarım yapılabilir; ha, Hegel’e illa bağlayacaksın! Yalancı bir tarla olur mu arkadaş; hayır sohbet ediyoruz gevşek gevşek, ne kızıyorsun:)

...........

“Vüs’at O. Bener, Oğuz Atay için hazırlanmış bir belgeselde Tutunamayanlar’ı ilk okuduğunda hissettiklerini anlatıyordu. Kısaltmak lazım, diye düşünmüş. O kadar uzun, karmaşık ve dağınık gelmiş ki. Bana kalırsa bu üç kavram anlaşılma sevdasıyla yazar peşine düşmüş okur için çok cazip. Aşırı derli toplu, aşırı net ve kendinden emin metinlerin korkutuculuğu yanında Tutunamayanlar, sabaha dek süren bir arkadaş sohbeti izlenimi veriyor. Konuşuyor konuşuyor, içinden çıkamıyor; dertlendikçe dertleniyor; sabaha karşı da yaylar gevşedikçe kahkahalara boğuluyorsun ya, tam öyle bir şey. Bu “yığın” hissinin kendisi bana Hegel’i hatırlatıyor mesela. “Ne yaşandıysa yaşanmış” bulunan tarih, Tin onu değerlendirmek üzere eline aldığında işlenmemiş bir metin gibidir. Savaşlardan, açlıktan, tutkulardan, hırslardan, yanlış yahut doğru kararlardan, büyük adamlardan geçilmeyen bir yığın.”



*Here comes my girl / Tom Petty dinlerken yazıldı.

Pazartesi, Mart 07, 2022

CIORAN & YOZ

CIORAN

-Yazmasaydım suikastçi olabilirdim.

-Ben yazmasaydım tanrı olurdum dert etme, kimse adam gibi vurulmaz.



YOZ

-Güç yozlaştırır.

-Yozlaştırabilir; lafı yozlaştırma sikindirik!

Cumartesi, Mart 05, 2022

BİR YALANI ARKETİP ARKETİP SATMAK

(Nütopya'dan):

KAFE

-İçgüdülerimin beni doğru yönlendirdiğini düşünürdüm.



YAZI MASASI

-Adamla kadın psikologa gelmişler, bunu biliyor musunuz?

-Hayır!

-Siyah Atlı Prens’te mi anlatmıştım… Bir yalanı arketip arketip satmak… Kadın ağlamaya başlamış bir süre sonra. Eşiniz ne hissediyor diye sormuş psikolog, yanlış hissediyor demiş adam… Yanlış his diye bir şey yoktur demiş psikolog, bir şey hissediyorsak doğrudur…

Oysa çocuk ağlaması gibidir bazen… Doğru değildir, duygu sömürüsüdür, acındırmaya çalışmaktır, ilgi çekmeye çalışmaktır… Adam yanlış hissediyor bilgisini verdiyse önce onu araştıracaksın, kadını tavlamak için hemen atlamayacaksın, yanlış his diye bir şey yokmuş! Diyelim kadın gerçekten incinmiş hissediyor; buna neden olacak şeyi yapan kocası olmayabilir…

Belki de öncelikle kadını değil adamı korumanız gerektiğini hiç düşündünüz mü demiştim psikologa… O kala kaldı, çünkü dinlemişti… Aynı örneği başka bir kadına verdim, incitmek bu kadar kolay mıdır sizde, hem de yok yere diyen bir kadına; şöyle çıkışmıştı bana: “Ne Berger biliyorsun, ne Jung, ne de Proust, ne de… ne de… Kendini, en mühimi… Kadının hissettiğine Arketip, yani geriye doğru işleyen sezgi, birikmiş kaygı denir. Bunu yersiz bir vesvese sayıp görmezden gelmek olmaz. Kadın inciniyor çünkü kocasının davranışları ona bir şeyleri anımsatıyor, babasını, öteki kocasını, ağabeyini…”

Ben de bunu diyorum, dedim… Şu anda incinmişliğin benden kaynaklanmıyor, beni suçlaman yersiz değil mi?

-Günah keçisini seçmiş…

-Özellikle bir adamı seçiyor ve öyle saldırgan/otoriter/yanlış davranmasını sağlamaya çalışıyor! Çünkü becerebildiği tek iletişim bu… Babası, öteki kocası ya da ağabeyi ona böyle öğrettiği için…

-Böyle kadınlar yine de bir kurban ama…

-Böyle adamları kurban etmelerine yine de izin vermemeli...

-Günümüz kadını bunu anlayamayacak kadar modern…

-Bu sıkı laf oldu Kerem…



KAFE

-Bugüne kadar aksini düşünmeme neden olacak bir şey olmadı çok şükür diye de kendimi haklı çıkarırdım.



YAZI MASASI

-Aksini düşünmesine neden olacak bir şey olamaz; olsa da göremeyeceği, görse de kabul etmeyeceği için… Neden? İşte, içgüdüleri…

-Kendi işaretlediği şıklara göre cevap anahtarının üzerinde yalancı delikler açan yaramaz bir çocuk.



https://nutopya1.blogspot.com/

YOLUNA SOKARIM

Miş gibi yapanlara. Di gibi yaparım, dı gibi yaparım. Dir gibi yaparım; dır da, dür de yaparım. Ecek acak yaparım.

Perşembe, Mart 03, 2022

BELKİ ARAMIZI YAPAR

Arkadaşımla sevişirken tanıştık. Ben seyrediyordum. Arkadaşım da beni bir kızla sevişirken seyretmişti, yalnız seyretmesin diye sen de bir kadın bul demiştim. Benim seviştiğim kız da arkadaşımın eski sevgilisiydi; tekrar görüşürlerken beni aramışlardı, kız hoşlanmıştı benden sevgililerken; şimdi olayı tersine çevirmek istemişti: Arkadaşımla arkadaş kalmak benle sevişmek… Sonra? Şimdi? İki kadın da benle sevişiyor, arkadaşım yine seyrediyor, onu böyle görmek istemiyorum, bir kadın bulmasını söyledim... Eski sevgilimi arıyor.

ÇORBA

-Sirke sıkılır mı, limon tamam da!

-Sirke sıkılmaz evet! Ama seviyorum…

-Karıştır bari…

-Çorba sonra! Şurası limonlu, şurası sirkeli, şurası da sade... Böyle içmedin mi daha önce…

Çarşamba, Mart 02, 2022

AMAN

Son gülen gülmesin sana.

İYİ POLİS-KÖTÜ POLİS

Tek kişide kaynaşmışsa; suç işlemek istersin karşısında (iyi polis). Ki zaten işlemişsindir (kötü polis).

(Bunun yazar versiyonunu da iyi okur kötü okur için yazsın, bi zahmet.)

ÇOCUKLUK

Ana sondur.

ERKEKLERİN HEPSİ HOMOSEKSÜEL



“-Sıkça "erkeklerin hepsi homoseksüel" demişsinizdir.

-Tutkunun gücünü sonuna kadar yaşama gücüne sahip olmadıklarını da eklemeliyim. Yalnızca kendilerine benzeyenleri anlamaya hazırlar. Bir erkeğin gerçek hayat arkadaşı -gerçek sırdaşı- ancak bir başka erkek olabilir. Erkek evreninde, kadın başka bir yerde, zaman zaman erkeğin yanına gitmeyi seçtiği başka bir dünyadadır.

-Homoseksüellik hakkında ne düşünüyorsunuz?

-Benzerler arası aşkta, karşı cinslere ait o mitsel ve evrensel boyut eksik: Homoseksüel, sevgilisinden çok homoseksüelliği sever. İşte bu nedenle edebiyat -Proust'u düşünmek yeter- homoseksüel tutkuyu heteroseksüel tutkuya dönüştürmek zorunda kalmıştır. Açık olmak gerekirse, Alfred'den Albertine'e... Daha önce de söyledim, işte bu nedenle Roland Barthes'ı büyük bir yazar olarak kabul edemem: Onu sınırlayan bir şey oldu her zaman; hayattaki en eski deneyimden yoksundu sanki, bir kadını cinsel olarak tanıma bilgisinden.

-Kadın homoseksüelliğini tanıyor musunuz?

-Tabii ki. Bir başka kadın tarafından verilen haz, çok yürekten bir şeydir ama içinde her zaman baş dönmesinin eksik olmasının izini taşıyacaktır. Bizi yerle bir edebilecek gerçek yıldırım çarpması, bir erkekle gelebilir.” Duras


"Eşcinsellikle kadın hareketleri arasında bir paralellik görüyorum. Eşcinseller de her şeyden önce kendileriyle ilgililer. Eşcinsellik aleyhinde söylenecek en ufak bir sözün bile gelip dayandığı nokta, sonuçta eşcinsellerin, hem istenen hem de acı verici bir durum olan azınlık ayrımcılığı içinde kendilerini doğrulaması oluyor. Kadınlar şimdi adeta erkeklerle aralarındaki ayrımın dimdik ve sapasağlam ayakta durmasına gayret ediyorlar. Eşcinseller de aynı şekilde toplumla aralarındaki uzaklığı, kendilerine yöneltilen eski baskılan koruma çabasındalar. Durumlarının düzeldiğini öne sürme cüretini gösterirseniz onlara büyük bir hakarette bulunmuş oluyorsunuz. Kadınlar gibi eşcinseller de toplumla olan davalarını sürdürmek niyetindeler. Davalarını iyice yerleşikleştiriyor, buralara bağlanıyor, şehitlerini buralardan seçiyorlar." Duras

BENİ TUZAKLARDA ARAMA

“Ama kitapların en içtenleri bile yalan söyler. Yaşamı çepe¬çevre kavrayacak sözcük ve deyimlerinin kısırlığı yüzünden, yaşamdan acemi olan kitaplarda, gerçeğin zayıf ve düz bir benzeri bulunur. Lucan gibiler, yaşama, yapısında bulunmayan ciddiyet, ağırbaşlılık ve meziyetler yüklerler; Petronius benzeri ötekiler, tam karşıtı, yaşamı olduğundan da hafife alarak, ağırlığı olmayan bir evrende, oradan buraya kolayca zıplatılan içi boş bir topa benzetirler. Ozanlar bizi çok fazla hırsı ve hoşluğu olan güzel, geniş bir evrene sürüklerler ama, bu evren bizimkisinden öylesine farklıdır ki yerleşmemiz olanak dışıdır. Gerçeği arı olarak inceleme yanlısı düşünürler ise, yaşamı bir yangının ya da havanın maddeyi dönüştürdüğü biçime dönüştürürler; indirgendikleri küller ya da kristaller arasında bildik bir kişi ya da gerçeğin bir nebzesine rastlayamayız. Geçmişi anlatmak için tarihçilerin önümüze sürdükleri kusursuz düzende, neden ve sonuçlar dizisi öylesine kesin, öylesine açıktır ki bir gerçeği tümüyle yansıtamazlar; maddenin direnci yokmuşcasına ölüyü yeniden biçimlerler. Plutarkhos'un bile İskender'in niteliklerini kapabileceğine inanmıyorum. Masalcılar ve erotik öykü uyduranlar, ancak sinekler için çekiciliği olan et parçalarını satan kasaplardır. Kitapsız bir dünyada mutlu olamam ama, tümünü kapsamadığı için, gerçek, kitaplarda bulunamaz.” Adorno / Minima Moralia

10’larca yıl sonra tekrar okuyup, sevmişken neden şimdi bir dolusu gibi sıkıcı bulduğumu düşünürken anladım: Geveze… Aforizma yazmayı beceremiyor… Ki harika aforizmasını da hatırlıyorum; bir dolu laftan sonra söylenmiş: “Bir insanı olduğu gibi kabul etmek, olabileceği insandan nefret etmektendir.”
(O burjuvanın bunu yaptığını söylüyor, sanki burjuva olmayan çok farklı: Daralt dediğim görüş açısı değil, paragraf!)

Onu suçlayamam, aforizma yazmanın en büyük edebiyat-düşünce becerisi olduğu henüz kabul edilmemişti o zamanlar.

Aynen bu zamanlar gibi…

Yazılması zor çünkü, şiirin amaçladığı şeyi saçmalığa düşmeden başarmak lazım…

Güzel bir örnek vereyim yine de kitaptan, aforizmasını yazmaya belki de gerek olmayan (denemek lazım ama yine de):

“Hakikat için geçerli olan mutluluk için de geçerlidir: Kişi ona sahip olmaz, onun içinde olur. Aslında sarmalanmış olma duygusundan başka bir şey değildir mutluluk: Annenin içindeki o ilk sığınağın sonraya kalmış imgesi. Ama işte bu yüzden, mutlu kişi hiçbir zaman mutluluğunun farkında olamaz. Mutluluğu görebilmek için dışına çıkması, demek yeni doğmuş gibi olması gerekir. Mutluyum diyen yalan söylüyor ve mutluluğa başvurmakla ona karşı suç işliyordur. Ancak mutluydum diyen kişi sadıktır mutluluğa. Bilincin mutlulukla tek ilişkisi şükrandır: Hiçbir şeyle kıyaslanamayacak haysiyeti de oradan gelir.”

Cuma, Şubat 25, 2022

KAMÇI

Yiğidin borcudur.

Salı, Şubat 22, 2022

KAMUFLAJ

-Bir maske verin, size gerçeği söyleyeyim…

-Sen yazarsın, artist değil; bir kitap vereyim, konuş.

 

EMEK KAFE

-Murat Sohtorik!

-Merhaba Aysel hanım. Nasılsınız…

-Neden hanım diyorsun bana?

-Ben Murat Sohtorik’in dublörüyüm. Şu an görevde değilim.

-Kendisi nerede peki?

-Evde anılarını yazıyor.

-Selam söyle o zaman… Beni de yazıyor mu acaba?

-Kendisi sizi hatırlamaz! Sizinle birlikte olan bendim… Sen diyebilir miyim?

Pazartesi, Şubat 21, 2022

BEŞ

Allahın hakkı üç, benimki dört ya da beş. Önce birası üzerine devrildi. Sonra sandalyesi kırıldı, yerde buldu kendini, gülünç duruma düştü. Üçüncü gün ısıtıcı omzuna düştü, hem de çalışırken, ensesini yaktı. Son olarak da tuvalete giderken merdivenlerden kayıp sonuna kadar yuvarlandı. Hepsi aynı gün içinde mi olsaydı diye düşündüm, yok, fazla gelirdi, böyle iyi. Bir hafta uğramadı. Sonra korka korka geldi. Birkaç gün hiçbir şey olmayınca biraz rahatladı. Sonunda ayağını uzattığında sivil polise çelme takmış oldu; yere düşen polisi arkadaşları vaz geçirmese karakola götürülüyordu. Bir daha görmedik. Belki de ölmüştür. Boğaz köprüsünden düşüp mesela. Ama bu mantıksız olur; kafeden uzak köprü.

Pazar, Şubat 20, 2022

PARABAR


 

İçeceğinin parasını masana bırakıyorsun. Yeni bir içkide onun parasını da. Ne kadar içtiğin, ne harcadığın görülüyor. Herkesin masasında paralar. Eleman, patron, rahatını denetlediği gibi parayı da denetliyor hesabı sayar gibi. Kimi fakir görülüyor, kim zengin. Amaç ne? Anlamadıysan anlatamam diye bakıyorlar suratına. Gelmezsen gelme.

SU

Cennet ilan edildi. İnsanlar yandı.

BULUŞMA

Buluşmayı ısrarla istediği halde iki sokak yakınına gelince yapamayacağım diyen erkeği anlatıp önyargı birikiyor diyen kadına:

Tecrübe ve önyargı akıl almaz şeylerse; tecrübe aklın ilerisinde, önyargı gerisinde biriktirilmeli.

Pek akıllı değilsin demedim ilgilenmediğimden ama diyebilirdim, ordan da şuna:

Küçümseme, bir adalet yöntemi olabilir.

Pazar, Şubat 13, 2022

YENİ MALLAR (Sohtoyevski olarak)

İĞNE

İğneyi kendine batırmaz, sanatını başkasına okutur.



HAFTADA 1

Hayatının son 10 yılını verene, 1 yıl hayaletlik hediye. 3 kişiye, haftada 1 görünebilirsin.



JOKER

Herkes Eşya. Ben Şey.



YAPBOZ

B: Ben olasılık görüyorum-göremiyorum, adam olacağı görüyor. Sana ne anlatıyorum, sen olmuşu göremiyorsun…

O: Olsun! Olacağı söylüyor, yapıyorum.

A: Aslında yaptığın oluyor. Ne yapacağını iyi bildiğimden görebiliyorum.



https://sohtoyevski.blogspot.com/

Cumartesi, Şubat 12, 2022

ÜRYAN

Adam bağırarak kabustan uyanıyor.

Dünyanın birçok yerinde bir dolu insan kabusundan uyanıyor.

Ruh doktorlarına danıştıklarında benzer özellikler buluyorlar kabuslarında: Bir adam. Hatta bazen her şey çok güzel seyrederken o adamın suratını görüp kabus görmüş gibi uyandıklarını söylüyorlar. O adamı çizmeleri istendiğinde anlaşılıyor aynı adam olduğu. Ve internet sayesinde tüm dünyaya yayılıyor o surat: Benim. Benim suratım.

Beni incelemeye alıyorlar. Önce yine beni rüyasından görmüş ruh doktorları tarafından. Dikkatle yaklaşıyorlar tabii, çünkü ben keyifsizken kabusların daha yoğun görüldüğü anlaşılıyor. Hiçbir şey yapmıyorum, rüyanın sonuna doğru gayet normal bir şeklide, işte mesela şimdi bana bakan doktorun gördüğü gibi biraz da gülümseyen bir suratla görünüp, o kadar, rüyayı kabusa çeviriyorum.

Bunun neresi kabus diye beni hiç görmemiş doktorlar da işe el atıyor ve anlıyorlar rüyalarına kabus gibi bulaştığımda. Tek bir kişi hariç. Bana bulaşıp da rüyasında görmeyen o tek kadın doktorla görüşmelerimize devam ediyoruz. Hem o diğerlerinden daha az çekingen olduğundan, hem de onla tanışıp görüşmeye başladığımızda dünya çapındaki kabusların azaldığı, yok olduğu fark edildiğinden.

-Birlikte olmalıyız…

-Danışanlarımla yasak.

-Sen bana danıştın ama neyse.

Epey bir süre sonra gelip, gördüm seni diyor rüyamda.

-Üzüldüm.

-Hayır, tam tersi.

Uzanıp dudaklarımdan öpüyor. Şaşırıyorum.

-Birazdan ne olacaksa onu gördüm.

-Rüya gibi.

İlişkiye başlıyoruz.

Dünyadaki kabuslar sona eriyor. Atıştığımız, bozuştuğumuz, birbirimize sinir olduğumuz zamanlar hariç, her ilişkide olduğu gibi. Sertleştiğinde tartışmalarımız dünya tepki duyuyor buna; hakkınız yok buna diye.

-Bittiğine alıştıklarından daha sert. Bu sorumluluğu istemiyorum, mecbur değilim.

-Beni istemiyor musun!

Barışıyoruz. Dünyayı rahatlatıyoruz sevişerek.

-Peki ya, dünyanın yarısı, hiç kabus görmemiş olanlar.

-Yarısı olduğunu nerden biliyorsun…

-Aşağı yukarı, doğusu batısı…

Doğrusu kötüsü diyor dalgın…

-İyi insanlardır belki. Neden kabus görsünler?

-Sen yazmadığından. Benim açımdan bakıldı hep hikayeye.

-Ben hikaye dinleyicisiyim, yazamam.

-Ben çeviririm.

Böylece dünyanın diğer yarısına benzerini görmedikleri mutlu rüyalar armağan ediyoruz.

Gerçi artık ilişkimize tüm dünya, kuzeydoğu ve güneybatı bile dahil, karışma hakkı elde ediyor gibi gözüküyor. Ama rüyalarında.

BAUDELAIRE & KABZIMAL

BAUDELAIRE

Charles Pierre Baudelaire (1821-1867; Paris), Fransız şair, deneme yazarı ve sanat eleştirmenidir. 19. yüzyılın en önemli Fransız şairlerinden olmasının yanı sıra, Edgar Allan Poe'nun eserlerini çeviren öncü sanatçıdır. En ünlü eseri olan lirik tarzdaki Kötülük Çiçekleri'nde; 19. yüzyılın ortalarında Paris'te yaşanan hızlı sanayileşmenin, güzelliğin doğasını nasıl etkilediğini yansıtan şiirlerine yer vermiştir. Baudelaire'nin son derece özgün nesir şiir tarzı; Verlaine, Rimbaud ve Mallarmé gibi kendinden sonraki dönem sanatçılarını da oldukça etkilemiştir.

KABZIMAL

Meyve ve sebze üreticileri ile satıcılar arasında aracılık eden kimse, sebze meyve toptancısı, çiçekçi esnafı, komisyoncu. Gerçek anlamının dışında argoda kullanıldığı zaman hakaret anlamı taşıyan sözcük.

YAYIN HAYATINA SON VERDİĞİM DERGİLER





1.

Biriktirmeyi anlayamam. Dergileri
n sadece kapakları, beğendiğim metin varsa o sayfalar, bir de kendi metnimin söyleşimin çıktığı sayfalar kalmıştı. Gerisini yırtıp ayırmıştım dergilerden. Zevk de vermişti bu bana. Şimdi bilgisayara aktardım onlar da gidecek. 100 kadar fotoğraf. Edebiyattan anladığım bu:))) Sonuçta hepsi Nütopya'da var; Nütopya'dakiler bunlarda yok... Ama hepsini bir hikayede birleştireyim istiyorum, başlık da şu yukardaki olabilir.

2.

Eskilerini atmak isteyenlerin kötü hatıralardan kurtulmak için olduğuyla ilgili bir sahne vardır Issız Adam’da. Ben eskileri atarken onları özümsemiş, aşmış, geçmiş hissediyorum. Dergilerin yayın hayatına son verirken de elimde tek kalan Kısa Çöp kitabımın arasında (blog açtım, orda var) bir arkadaşımın yazdığı düşüncelerine rastladım öykülerle ilgili. Çoğu eskimiş, aşmışım tabii ki, anı olarak fotoğrafını çektim aynı şeyi hissederim. Ama bir cümle geleceğe taşınabilir:

“Bence büyülü süreçlere ek misyon yüklemek ancak o büyüyü yaşayamayan ya da yaşasa bile hissedemeyenlerin uydurduğu bir şey.”

Bu kadar beybi, anlayan anlasın.

Perşembe, Şubat 03, 2022

MUTLU





Rauf Mutluay, gençken.

O zaman bile gülmüştüm. Edebiyatın gençliğindeydi. Hâlâ çok genç edebiyat. Çocuk.

İnsani sıcaklık insanların zekiye göstereceği bir tavırdır. Zaten-tenezzül etmiyorsa zekidir.

Zeki insanları sevmez yazarlar; zeki değillerdir, zeka ahlaklı olmayı şart koşar çünkü. Öbür dünyada politikacıların ayaklarını yıkıyorlar; şairler başka hizmetlerde de bulunuyor.

Üçüncü sınıf erkeklerdir. Kadına ve estetiğe taparlar oysa basittir hepsi, sevmek basittir. Kadın edebiyatının çıkamamasının sebebi de budur; erkek yok…

Rauf Mutluay’ı tanımıyorum. Laflarım özellikle ona değil. Kime yazdığını bilemezdi. Çocuk Edebiyatı okumuştu sadece. Öbür dünyadan can atıyor bana:)

Çarşamba, Şubat 02, 2022

DUR BİRAZ ÖLÜM GİBİSİN

Kentte olağan bir gün. İnsanlar savaşıyor. Ben yürüyorum. Bakkal çakkal, vatandaş azınlık, şoför artist… Duruyorlar ben geçerken. İç savaş. Benim dışımda.

Ölümden önceki dileğim gerçekleşti; dokunulmazlık. Bir sonrası zaten ölüm. Aslında iki sonrası; ölümden önce ölmek var çünkü (cenazemi görmeden hayatta ölmem). Ama benden sonraya kimse kalacak mı; o kadarcık bir endişeye de, yerim var.

Kumar oynadılar kaybettiler, zarları ben atmıştım… Zar atmasaydım bakış atacaktım… Oynamadan ütülecek, ütüleneceklerdi…

Herkesin gücüne gitti.

HİLELİ HİKAYELER, HİLESİZ ZARLAR

Yapbozu çok bozmuşsunuz. İlk hikayeyi atlamış, yanlış hikayelerin peşinden koşmuşsunuz… Zarların hileli olduğu hep düşünülür de hikayelerin o kadar düşünülmez. Hangimiz büyük yazar, zar atalım, zarlı bir oyun atalım. Siz isterseniz sonra arkamdan atın tutun, yazın kışın. Ama unutmayın: Tanrı sadece zar atar. Dinler, edebiyatar, politikar, ekonomisal… ve diğer hepsi, hikaye. Yeterince gelişmiş bir karakter büyüden ayırt edilemez. (Ne yazık ki.) Ya da yerinde gelmiş bir zar.

Pazartesi, Ocak 31, 2022

MURATAR

Metaverse sanal aleminde her istediğini yapanlara daha gerçeğini sunan bir oluşum çıkar. Sloganı: Hayata atıl.

Şöyle bir cümle de kurmuşlardır: “Az bir farkla, büyük bir fark yarat: Doğ.” (Fotoğrafım vardır ve adım: Muratar)

Avatar’ını gerçek dünyada deneme deneyimi sunuyordur oluşum… Gerçeklik size uymazsa, paranız iade, diyordur. Hayat önce taklitlerini eler, demiyordur.

Aynı oluşumun başka bir grup insana da (önceden) başka bir şey pazarladığı ortaya çıkacaktır: “Herkes sanal, sen selamet.” Gerçek dünyada namuslarıyla yaşayan insanlardır bunlar…

Oluşum kâr amaçlı değildir. Sanal alemdekilere son bir şans çabasıdır. Hepsi sonuçta mutlu olurlar; bazıları gerçek hayatlarında son şanslarını değerlendirerek; diğerleri sanal da olsa mükemmel kopyalarına gönül rahatlığıyla geri dönerek. (Truman Sho diye sesleniriz onlara.)

ELATAR

Eksik kadın… Zengin sevgilisinin dolduruşuyla çevresinden uzaklaşır. Çalıştığı bar krizi bahane ederek kapıya koyar. Sizin barınıza mı kaldık havasına girmesidir asıl neden. Kızı evi terk edip sevgilisiyle eve çıkar. Eksik parça da tamamlanır: Sevgilisi döver ve terk eder. Ben aklına gelirim.

-Senin yüzünden!

-Olabilir, yaparım.

-Sen olmasan hepsi kabul ederdi adamı…

-Adam kabul eder miydi?

-Eski eşime bile dönmeye çalıştım. Ben bir hiç miyim?

-Güzel çıkış…

-Tekrar o hiçliğe dönmeliyim. Birisinin eşi, birisinin aşı, birisinin işi, maaşı…

-Günde 100 ya da 1000 lira. Hangisini seçersen. Yalnız 100, lira değil…

BARATAR

Bar Puzzle’dır adı; bar değil yapbozdur.

Eksik parça, içkidir, ya da içkinin hazırladığı barmen olarak ben… (Barmaidimin adı Ela’dır. Bela derim, hikayesini anlatırım.) Tek içki vardır. Aslan sütü. Susuz beyaz. 100 liradır. Yüzde 10 da bahşiş veririm. Yüzde 50’ye çıktığı görülmüştür. İçerken ve harcarken dikkat edilir.

Kripton koy adını demişti Süpermen. Sarhoştu (değildi) ayakta duramıyordu (uçuyordu yerinde). 100 lirasını ödedim, bahşişsiz, hareketlerine dikkat etsin.

Verdiğim para kazandığımın yanında çok cüzi kalmaktadır: Barın etrafında ayakta da içilir, ne getirdiyseniz. Giriş 100 liradır ve barda bu ayak takımına sunulan su da 100 lira. Bahşiş geçmez. Tuvalet yoktur. Gelen gider. Gelen gelmeyebilir.

Eksik parçaya göre yapboz parçalarının yeri değişir ya da yok olurlar. Büyük resim kalır, aynı.

ZARATAR

-Nasıl hep kazanabilirsiniz, zarlar hileli!

-Ben de diyorum neden hiç zorlanmadım.

-Buradan uzak durmanızı istemek zorundayım. Zor kullanmak da zorunda bırakmayın.

-Zor kullanırsınız, hileli değilim. Ama kolayına kaçalım. Size bir teklifim var: Bana bir teklifle gelin…

Böylece onların yerine oynamamı isteyenler için kumarhaneyle gizli bir anlaşma yaptım. Çünkü zarların bana âşıkmış gibi düşmeleri insanları mekana çekmektedir. Zarlara değil atana bak, demem onları tahrik ediyordur. Beni atarken etkileyemezsin, diye karşı tahrik deneyenlere, atıyorsuuuun, diyorumdur. Her iyi attığında bana şüpheyle bakıyorlardır, gerçekten ben mi attım acaba diye… Abartmıyoruzdur ama, dikkat çekmeye gerek yok. Özellikle kaybettiğim az zamanlarda daha çok para kazanılıyor olmasıyla; esas kumarbazlar da böylece tatmin olur.

Çarşamba, Ocak 19, 2022

SiK REBEL

-Scrabble oyunundan gerçekten zevk alan var mı ya?!

-Strip Scrabble oynamıştık zevkliydi… Yazdığına itiraz gelirse açıklaman gerekir ya. SEKS yazdı. İtiraz ettim, pek puan getiren bir vuruş değil, doğru oyna, çabala biraz... Kimin kazandığını hâlâ düşünürüm.

TAM GAZ

Kuzguncukta karşılaştık. Bir saniye geç çıksaydım pastaneden. Çıktım. Burun buruna geldik. Naberler nasılsınlar. Elinde pastayla geldi sevgilim, bana uzattı, ona bakış attı.

-Tanıştırırdım ama adlarınızı hatırlamıyorum dedim.

Adlarını söylediler.

-Sizin ortak bir yönünüz var.

Bana baktılar, bunu yazmıştım yahu diye gökyüzüne baktım, yazdığımda yere bakmıştım çünkü.

-Ben yalamam dedi sevgilim. Sarılırım okşarım ama yalamam.

-Senin burda evin vardı dedim eskisine.

Konuşarak yürüdük.

-Erkeğin yetersizliği işte diyordu sevgilim. Bir kadın iki erkekle de olabilir. Ağızı katarsak üç. Ağızı katmazsak erkek, tek.

Sustuğumuzu duyunca devam etti:

-Seni yaparken beni dilleyecek. Ya da tersi.

-Seni dillerken beni mi yapacak.

-İstemiyor musun?

-Alışamadım.

-Bittiğinde normal gelecek. Beni de yapmış olacak.

-Siz zaten yapışıyorsunuzdur.

-Gözlerinin önünde.

Yapmadığı bir şeyi tekrarlayabilir mi insan; işte konuşmuyordu yine.

-Hiç olmamasından iyidir, dedi sevgilim.

-Bu kadar mı değerli?

-Bu kadar mı değerli…

-Bedeline göre!

-Bedel olarak düşünme. İşin aslı bu. Buymuş. Budur belki de.

-İki erkek demiştin?

-Murat istemez.

-Sen ister misin? Yaptın mı?

-Fransa’da yaklaşmıştık. Orası yavşak dolu.

-Yavşakmıştık dedim, ağzım dolu, pastanın son yudumunu lüpletip.

Salı, Ocak 18, 2022

MÜŞTEMİLAT

Kiraya felaket zam, tam da MÜŞTEMİLAT, benim için bir milat, diye bir öykü yazarken.

Sevgilimin müştemilatına taşınıyorum, kocaman evi yerine bende kalıyor. Sana gidelim dediğimde gideriz diye geçiştiriyor… Aylar sonra gittiğimizde, benim küçürek minimal muratosk sotoresk döşediğim müştemilatın aynısı. Dolu eşya atmış. Ev nasıl küçülmüş.

Devrim bu ne diyorum, çok güzel olmuş.

Devrim dedin bana diyor.

Aylarca Dev diyordum ona; kocaman evde Dev gibiydi. Devriş diyordum, müştemilatıma geldiğinde, Derviş olacaksın diye. Deva diyordum ve Devalüasyon; Sefa ve Sefalet gibi.

Eskisinin bir fotoğrafını çekseydin gülerdik diyorum; atlatıp götürüyor beni, karşı yakada, başka bir ev, eskisinin aynısı!

Eskisinin aynı!

Bana çok farklı geliyor.

Evet, şu ayna beni gösteriyor artık!

Saatler de…

Yenisinin de aynısı var mı diye espri yaptığım an uyandım. Böyle bir öykü yazmıştım, Antalya-Kemer’deki yörük çadırıyla ilgili; çadırın ayrıntılarını ayran içip gözleme yerken incelerken. Birileri gelip yıkıyor çadırı ve ustası oralı değil. Kalfa anlam veremiyor; verdiğinde ustası onu tepelerde başka bir yörük çadırına çıkarmış bakıyor; tıpkısının aynası.

Ayrıntılardaki benzersiz tektipliği incelerken soruyor kalfa:

Usta, neden farklı bir şey denemedim?

Farklı bir şey istemiyorum ki…

Peki diyor, kalfa, ya burayı da yıkarlarsa…

Çok konuşma diyor usta yukarlarda.

Bir üçüncüsü daha mı var yoksa.

Üst kattan görünüyor usta (çadır dublex); yanında genç bir adamla.

Kalfa anlıyor sınıfta kaldığını.

Pazartesi, Ocak 17, 2022

SINIR

Hissediyorum ve yazıyorum.

Güzel bir cümle. Ama güzel ve cümle. Duruyorum. Okuyorum.

Okumak!

Türkçe. Bırakıyorum.

Bilgisayarın ekranına kendi kendine yazılmaya başlıyor. Kendi kendini yazmaya.

Türkçe başlıyor, sonra başka bir dile evriliyor. Dilsiz. Anladığım, anlamsız.

Bir uzaylının kelimeleri. Cümle kuruluşu. İmlası.

Bırakıyorum. His hâlâ gerçek. Düşünmeyi bırakıyorum.

Bedenimle oynamaya başlıyorum.

Kadınım giriyor. Beni o halde görüyor, kendimi yoklarken.

Bakışlarından anlıyorum.

Aynı kadın, başkası.

Soyunmaya başlıyor.

Kaç senedir sevişiriz. Hiç sevişmemişiz. Bir daha böyle sevişebilir miyiz.

Dindiğimizde his hâlâ ortalıkta.

Hissediyorum, herkes hissetmiş. Tüm dünya.

Bize doğru gelen bir güruh var, bir ruh.

Sevişebilen sevişmiş, sevişemeyen ne yapıyorsa onun en iyisini yapmış. Dünyanın en güzel metinleri o kısa anda yazılmış mesela. En güzel sunumlar. En tatlı paralar o an kazanılmış. En güzel kararlar, bir dolu gereksiziyle birlikte ama insanların zevk aldığı şeyler, o anda.

Sonra bitmiş ve hissin merkezine yönelmişler.

Hepsi değil aslında, koca bir azınlık.

İntihar edenler var.

Tam tersi yönde gidenler.

Hiç hissetmeyenler hissedemediklerini, bir şeyi kaçırdıklarını hissedip uzaklaşmışlar, yok olmuşlar. Dünyanın yalnız kalınacak bir dolu yeri var. Nüfus dağılımı düzenlenmiş.

Bize gelenlerin arasında da tam anlayamamış olanlar var. Saldırganlar.

Onları beynimden çıkanlarla öldürebiliyorum; kalplerini durduruyor, kanlarını damarlarında beyinlerinde patlatıyorum; zombi gibi yaşayan zombi gibi ölür.

Az bir kısmı ki bu da epey bir çoğunluk, evimizin etrafında toplanmış, muhitimizde, kentimizin sınırında.

His bitmiş, hafızalarda kalmış.

Dönmelerini söylüyorum, herkes uyuyor. Ölülerini gömüyorlar. Kaybolanları özlemiyorlar. İşler değiştiriliyor, sevgililer.

Tek özledikleri şey var.

O an.

Biz?

Kadınım diyor, sen ne hissettin?

Anlamsız ama anlıyorum. Benden az hissettiğinin kıskançlığında. Merkeze yakın olmakla gurur duyuyor ama yine de.

Bir daha diyor?

Bunları yazmaya başlıyorum.

Pazar, Ocak 16, 2022

ŞANS

Senin şansın iyiymiş benim için oynasana.

Sonra kızmak yok.

E kazandırmıyor musun?

Kandırmıyorum.

Kazandırmıyor musun!

Kandırmıyorum.

Ne demek diyorum!

Kazandırmıyorum.

Tersini söylediler!

Onlara oyna o zaman, kazanabilirsin.

ALTIN KALDIRIM

Değerlerimi elden çıkartıyorum. Ama çok para vermiyorlar. Evime vermediler, karıma da. Çocuklarıma vermemeleri ayıp, günah hatta, anladım ki iş değil bunların yaptığı. Ama başka şansım yok. Öyle diyorlar zaten, tek şansımız varmış. Bir tane. Onu verirsem en yüksek değeri biçeceklermiş. En yüksek değerlerimi tırpanla biçtin zaten... Kendimi vereyim dedim, gözleri parladı. Neyini dedi, gözlerimin içine içine bakarak, sanki arkasına. Gözlerimi diyecektim, çekti bakışlarını. Etkilendi mi acaba? Kalbimi, ruhumu dedim. Atmasyon tabii, ama etkilendi. Kalp dedim. Organ mı dedi, yuh. Ruh dedim, oldu dedi. Bakmama izin verir misin…

Zaten ruhları görebiliyorlar ilerde. Ama bu çömez. Yetişiyor. Üzerimizde test ediyorlar.

Göremedi zaten. Atılsın bu.

Olduğunu nereden çıkardın.

Şu ilerideki kapıdan çıkardım hemen.

Orası esas giriş. Onun önündekinin yerine atanacak sen oraya gidene kadar. Yetişmiş olacak senle. Böyle 101 kapıdan sonra ustalığa terfi edince, son kararı verecek.

Niye 101?

1001 de olabilir. Karıştırıyorum. Ama 1 olduğu kesin.

Sen nerden, bunları?

Kaçıncı gelişim. 101 ile 1001’i hâlâ karıştırırım. Çömez kadar olamadım.

Görmezse!

Göreni görmedim ki.

Boşuna mı bunca çaba?

Ne yapacaksın ki başka. Hah bak senin çocuklardan biri geçmiş sınavı. Giriyor kapıdan.

Önemsememişlerdi başta!

Senin için önemsizmiş. Onun ruhu da kendine.

Torpil morpil.

Cennette torpil?

Hem de allahı! Oğlum işte. Daha ne! O cennette, ben cehennemde!

Oğul, de artık ona.

Tanımadı beni zaten, isyankardı da hep eskiden.

Belli neye isyan ettiği… Sonuçlar açıklanıyor. Dinle.

Duyamıyorum!

Hiçbirimizde bi bok yokmuş. Sadece senin çocuk. Sen de babası olarak. Teselli ikramiyesi sanırım. Duy!

Nasıl?

Ağız okuyorum. Bana da belki aracı olarak bişiler! Kötü örnek olduğun için ona, ödüllendirilecekmişsin. Şeytan tarafından.

Allah korusun!

Şeytan koruyacak, seni iyilikten.

Cumartesi, Ocak 15, 2022

CANTAÇ

Düşüncelerimi okuyabiliyordu, ama bir baktı kendi düşünceleri. Ben de onunkileri okumuşum. Yetenek emiyormuşum.

Bilmiyor musun bunu?

Sonradan görmeyim. Anıları da emiyordum. Neden böyle olduğunu anladım. Meraklıydım. 40 kere düşünürsem oluyor. Doğruyu söyletiyorum… Mesela sen, söyle.

Sana inanıyorum!

Korkacak ne var… Bayıltsaydım mı seni. Unutursun her şeyi.

Hayır, korkmuyorum… Korkuyorum ama bayıltma.

Cesaret kırıyorum.

Heyecanlanıyorum.

Hayranlık uyandırıyorum. Süpermen de değilim. İşemem lazım. Çiş getiriyorum.

Nasıl?

Düşünsene, koca adam, çişi gelmiş. Kimseye kahramanlık taslayamaz.

Düşünerek mi?

Kimsenin şeyini düşündüğüm yok! Komaya sokabilirim, kalp durdurabilirim, ama çalıştıramıyorum. Ölüler üzerinde de sanırım etkim var.

Duralım burda.

Durursam ölürsün. Bakmazsam yürüyemezsin. Şaka yapıyorum.

Süper özellik.

ANTAÇ

Dokunamıyorsun bana.

Dokunulmaz mısın yani?

Öyle değil. Kadınım dokunuyor.

Kahramanın dokunamıyor!

Pek kahramanım yok.

Süpermen?

Tebrik ederim diye elini uzattı; ne ışın bakışları, ne bilmem nesi geçmişti. İçimi arkamı göremedi. Hipnotize de edemedi.

Sonra?

Koca Süpermen! Elimi sıkmaya kalktı.

Nasıl sıkmaya?

Kötü niyetli değildi, merak ediyordu. Tokalaşmış olduk.

Sonra?

Uçtu gitti. Kalbini kırmak istemedim.

METAVERSE (3. sınıflar için açıklamalı)

Evi, köyü olmayan herkes içerde, deliğinde; kendi olmayan, deliliğinde. Gerçek dışı hayallerine (tükenmelliğe) kapattılar kendilerini. Paralel evren dedikleri, paralel evreler: Evreni ıskalayınca, olmamış evreleri yan yana getirdiler, paraleller diye; para etmezler. Üstelik izleyebiliyoruz. Eskiden film yıldızı denirmiş bunlara ve ortalıkta dolaşırlarmış; bunların yerinde olmak istenirmiş, ne zavallılık; yaşamsız parlak yıldızlar. Neyse: Onlar sanal, biz selamet.

Perşembe, Ocak 13, 2022

ÂŞIK ZARLAR (Ya da Açıkalın)

Dört sıfırdan altı dört yaptı diyor. Dört buçuktun neredeyse diyorum.

Zar döndü… Hem de nasıl döndü. Sen döndürdün. Âşık mı sana zarlar?

Hey yavrum kemik diye gülüyorum.

Gerçekten, diyor. Başlayayım dedin ve başladın, zarları tavladın.

Sevgilisine dönüyor. Beş yapmıştım neredeyse, bir zar, bir zar attı, sonra da hepsini attı.

Zarlar geldi diyorum.

Nasıl geldi diyor sevgilisi.

Boşalırsın ya öyle işte diyor kız sevgilisine anlamsız anlamsız bakarak.

Hadi diyor sonra bana, bir el daha, sadece bir el.

Niye ki diyor sevgilisi.

Ben de gelicem diyor.

Kuruyor tavlayı tekrar. Sana gelicem diyor bana, evine. Sevgilisi bir toparlanıyor, gitseydik.

Atıyor zarları. Hep yek.

Tüm pullarını ben kırayım diye açıyor. Ben de kırıyorum. Gerçekten de benim evime toplanıyor, toplanıyoruz.

Düello değil, diyor, düet. Ortağınım. Müttefik. Bira söylesene bize Tevfik.

Dışarda hiç pul yok, hepsi benim evimde. Toplamaya başlıyorum.

Cennet gibi diyor. Kendi isteğimle kırıla kırıla geldim. Dışarı çıkmak istemiyorum.

Ama zar atman lazım.

Atıyor, bir pulunu dışarı çıkıyor. Ben toplarken o da küçük küçük zarlarla teker teker istemeye istemeye dışarda.

Benim zarımı da tavladın diyor.

Toplanmamış az pulum kaldığında kırıyor beni. Baştan gel, diyor; ve dışardaki pullarımı tekrar evine sok.

Öyle yapıyorum. Son pulumu topladığımda, dışarda hiç pulu yok. Güzel gözüküyor.

Mükemmel diyor; sen cennette, ben senin evinde.

Sen benim evimde, ben cennette.

Yeni bir oyun keşfettik. Cennet tavlası. Mavla. Rakip yok, kaybetmek yok.

Mevla diyorum gülerek. Sevgilin nerde.

Bira alalım diyor.

METAVERSE

Onlar sanal, biz selamet.

ELEBAŞI

-Sana güveniyorum da etrafa güvenmiyorum.

-Etrafı ben bozuyorum.

-Niye ki?!

-Bana güvenmen için (etraf kötü olmalı.)

Pazartesi, Ocak 10, 2022

HOP

“Bu tür çalışmalar, felsefecilerin ortalama 170, şair, romancı ve oyun yazarlarının 160 ve bilim adamlarının 155 lQ seviyesinde olduğunu göstermektedir.”

Yırtık dondan fırtlayan şey gibi aradan nasıl fırtlamış edebiyatçı… Aslında haklı, zeki olmadan edebiyatçı olunamayacağı algılanmıyor sadece; güdük okurlar ve yayınevleri sayesinde. Bir güdük örnek, baş tacı edilen: “Şiir duygularla değil kelimelerle yazılır.”

İkisi de değil, ikisi de!

Hop konu nereye gider: (Böyle) Edebiyatçılar yakılmalı mı!

Pazar, Ocak 09, 2022

MURTİVERSE

Ben anlatayım durumu dedi Ayşe. Cuma Murat’la birlikte olduk. Tanıştık, dost olduk ve ben istedim seviştik. Arkadaş kalmaya karar verip, cumartesi onu ikna ettim ve tatile uçtuk. İki Reyhan ve bir Yeşim vardı orda. Birkaç da erkek. Reyhan’ın Murat’ın eski sevgilisi olduğu ortaya çıkınca, Reyhan 2 uzaklaştı Murat’tan, Yeşim ise tam tersi yakınlaştı. Murat Reyhan ile araları soğuk olduğundan, onu rahatsız etmemek için uzak durmak isterken, yalnız takılırım bile dediğinden daha da saygı kazandı. Reyhan da bir yerden sonra ne olacak canım deyince cumartesi akşamı Yeşim Murat’ı götürdü. 1 hafta sonraki cumartesi yürütemeyeceklerini anlayınca ayrıldıklarını söylediler. O akşam Reyhan 2 kuytuda yakınlaştı Murat’a. Ne tatlı bir adam olduğunu, zor bir kadınla ilişkiyi nasıl yaşadığını görmüştü. Murat’ın da ilk andan beri esas ondan hoşlandığını ve eski sevgili Reyhan yüzünden soğuk davranmasını anlayamadığını öğrenince öpüştüler ve tatil dönüşüne bıraktılar ilişkilerinin devamını, ayıp olmasın diye. O akşam yine kuytuda Reyhan da yakınlaştı Murat’a. Eski soğukluğu kalmamıştı zaten ve seviştiler. Sabah tatil dönüşüne bırakalım dedi Reyhan ve Murat da hemen kabul etti, Reyhan’ı şaşırtarak. Pazar akşamı yemeği ilginçti. Reyhan dün gece seviştiklerini söylemedi, Reyhan 2 tatil dönüşü sevişeceklerini, ben Murat’la geçen hafta seviştiğimizi. Bu arada gruptaki diğer üç erkekle birlikte olduğumu da, iki gece tekiyle takıldığımızı, bir gece de diğer ikisiyle grup yaptığımızı… Biz Murat’la dostça görüştük kentte, seviştik de. Reyhan 2 ile sevgili olduklarını biliyordum. Reyhan ile de arada içkili iki gece sevişmişler.



On günlük tatilin ortalarında bir yerlerde, başka masada, başkaları arada. Reyhan için diyorlar ki:

-Siz ne güzel dostsunuz.

Reyhan 2 için ise:

-Siz sevgili misiniz, bozuşmuş gibisiniz.

-Birbirlerinden hoşlandıkları kesin.

-Yeşim, diyorum, yanımdakini göstererek, sevgilim.

-Olabilir, ne var.

Yeşim rahatlıyor, olgunluk zannediliyor, ama hatalarına sayıyor bunları.

Yeni gruptaki kızlardan Sevgi, bana asılıyor, severek; Hatice nefret ederek.

Üç gün sonraki son gecemizde Yeşim ile ayrıldığımızı haber alıp masaya damlıyorlar. Reyhan 2 ile öpüşülmüş, Reyhan ile sevişilmiş. Kente bırakılmış devamı.

-Boşalmışsın diyor Hatice.

-Sana talibiz diyor Sevgi.

-Kızmak yok diyor Hatice, hangimizi seçerse.

-Belki ikinizle de olur diyor Reyhan 2.

-Bence de diyor Reyhan.

-Kadın seçer diyorum gülerek.

-Neden ayrıldınız diyor Sevgi.

-Dünyada kadından dar ne var diyor Hatice.

Ona Hate adını takıyorum. Hey Heyt diye sesleniyorum. Reyhanlar esmer, Sevgi ve Hatice sarışın, kumral. Hatice simsiyah perukla gelecek yarın, öbür dün bembeyaz ya da gri perukla.

-Seni bir gün ağırlayalım diyorlar. Bir hafta daha kal. Bir ay kal.

-Siz ikiz misiniz?

-Evet, zor yumurta ikizleri…

-Birlikte geldik diyorum, yani birlikteyiz, dönüyoruz yarın.

-Hepiniz kalın, malikanemiz var… Biz artık buralıyız.

Dönmezsek ilişki yaşayamayız. Hem ne diye kalacaklar, bu iki şıllık şanslarını denesinler diye mi. Ama Şeytan 2 dürtüyor:

-Olabilir diyorum.

İki üç bikini daha göz çıkarmaz.

Sırnaşmalarını izlemek zorunda kalıyorlar ertesi gün, ama olgun. Sevgi ilgimi çekmeye başlıyor. Kızlar dönse miydi; ben arkadan gelir giderdim.

-Haberleri olmaz, merak etme diyor Hatice, Sevgi’nin yanında. Ama sonra benden ayrılamazsan da sen bilirsin.

Sevgi’ye ilgimi fark edince:

-Önce Sevgi ile ol, sonra gel. Tersi olmaz. Sevgi istemez seni.

-İster diyorum. Yeter ki ben onu isteyeyim.

Buna katılıyor Sevgi, yarı gönüllü.

-Sana, diyorum, Sevgi diyeceğim.

Hepsi uzatmalardaki ilk günümüzün akşamındaki yemekte hazırlar.

-Bir sırrımızı açıklayalım.

-Fazla sıradan olmadı mı.

-Sırlar sıradan değildir.

-Sıradan olsalar bile.

-Hepimizinki sıradan, ve sır da değil, Murat’ı öpmek istiyoruz.

Duruluyor ortalık.

-Murat ne istiyor?

Tuvaletten geliyorum.

-Öpülmek istiyorum, diyorum gülerek. Sonra da götürülmek, diye içimden geçiriyorum, bunu hemen istemiyor olabilirim.

-Bu yapmayı istediğin değil, sana yapılmasını istediğin.

-İstediğim hep budur, bana yapılması.

-Biz öpüştük diyor Reyhan 2.

-Bi öpüştük mü dedin?

Herkes bi duruyor.

-Benim öpücüğüm bu işte, diyor Reyhan 2. Hate buna çok gülüyor.

-Biz seviştik, diyor Reyhan.

-Ne zaman diyor hepsi, Reyhan 2 başkanlığındaki muhtarlar heyeti.

-Dün gece. Yeşim’den ayrılmıştı.

-Ne var bunda, diyor Hate, bu gece de ayrılır dün seviştiğinden.

-Ve öpüştüğünden diyor Sevgi.

-Paralel evrenler, diyorum. Ama paralel evren.

Artık onlarla değilim. Katılıyorum arada.

-Hepimizle bir ilişki, aynı zamanda, aynı anda, diyor Ayşe. Seviştiğimizi hâlâ söylemiyor.

-Bu Murat’ın paralel evreni ama, bizimki nerde diyor Yeşim.

-Senden neden ayrıldığı belli.

-Ben ondan ayrıldım.

-İnsan sevgilisini böyle kıskanmaz diyor Sevgi.

-Her insan bir evren değil demek, çoğu paralel.

-Bu her şeyi açıklar diyorum.

Bikinili hallerini düşünüyorum hepsinin teker teker ve üst üste. Üst alt farklı renk ve desende bikini sevmemiştim, meğer yanlış uygulanıyormuş.

-Kedi hem tekir, hem sarman, diyor hangisini isterseniz.

-Murat beni seviyor diyor Reyhan 2. O yüzden ben dönüyorum yarın. O da bana dönüyor.

Sonucu belirliyor. Paralel evrenlerin kapanacağı yaz sonrasını…

-Kedi hem burda, hem dönüyor diyor Hatice.

-Gözlemci gözlediğini değiştirir, diyor Sevgi.

SOTORİ & SÜREYA

"O günden bugüne şairler bin yıllık güzelin yerine çirkini oturttular. Mısralarda iyi kötüye yenildi. Tanrının tası tarağı toplayıp göklere çekilmesi, insandaki şeytanın zaferden zafere koşması bu tarihten sonra ortaya çıkan gerçeklerdendir." Cemal Süreya.

9 Ocak’ta ölmüş. Günü müymüş ne, 9 Ocak. Doğru yerine oturtulsa bari! Mısralarında mesela hangi iyi kötüye yenildi? Hangi yanlış zaferlerin peşinde koştu?

Bu sabah aklıma düşen ve çalakalem yazdığım şu metin ile birleştirilebilir şimdilik; sonra gerçekten yayımlarken ayırırım; adımın Cemal Süreya ile anılmasını istemem:

Adam, rüyasında gördükleri ya da ona malum olanların hep tersine çıktığını fark eder. Böylece kariyerine başarılı bir şekilde devam eder. Evlenmeyeceğini gördüğü çiftlere evleneceksiniz der. Üzgün gözükür sınavı kazanacağım mı diye sorana, çünkü kazandığını görmüştür. Hepsi çıkar. Sonra karşısına âşık olduğu bir kadın çıkar ve onla aşk yaşayacaklarını görür, ama ondan kopamaz. Yıllar geçip hâlâ birliktelerken sorgular, belki de sadece kendisiyle ilgili durumlarda olacağı olduğu gibi görmektedir. Sonra hatırlar, geçmişte kendi dışında da birkaç kez böyle durumlar olmuştur. Birkaç kez söylediğinin tersi çıkmış, yani gördüğü gerçekleşmiştir. Kahinlik yaptığı kişilerin bugününe bir araştırma yapmaya karar verir, rüyasında bunu görmüştür; bir de sonucun mutluluk vereceğini: Oysa vardığı sonuç can acıtıcıdır: Aslında sadece gerçekten olması gerekeni olmuş gibi, olmaması gerekeni olmamış gibi görüyordur. Evlenemeyeceklerini görüp evleneceklerini söylediği bir dolu çift ya mutsuzdurlar ya da ayrılmışlardır. Evleneceklerini görüp tersini söyledikleri ise bazı zorlukları atlattıktan sonra mutlu çiftler olmuşlardır. Sınav, onu kazananların bir işine yaramamış, kazanamayanlar başka yollarla hatalarının doğrusuna yönelmişlerdir; hepsi aynen gördüğü gibi çıkmıştır, insanları gördüğünün tersini söyleyip yanlış yönlendirse de… Eşi çıkarır onu neredeyse gireceği bunalımdan: Bu insanlar yalancıdır, ya da istekleri konusunda dürüst değildir; belki yanlış yönlendirilmişlerdir ya da kafaları karışıktır. Çok az kişi gerçekten ne istediğini bilmiş ve doğru soruyu sormuştur; gerçek kendisinin peşinden koşan doğru insan sayısı çok azdır… İstekler, olanaklarla sınırlı değil, doğruluklarla sınırsızdır. Bir kahin yaşam gibi olmalıdır, insan ne söylerse söylesin, bildiğini okumalıdır.

Cumartesi, Ocak 08, 2022

MONE

Rambraynt mı, dedi 8-10 yaşlarındaki kız.

Nerden biliyorsun dedim.

Bilmem, dedi.

Sonra diğer tabloya bakıp, Mone’ymiş dedi.

Ya bu dedim.

Zola dedi, arkasını dönmeden…

Bunları kitapta mı okudun, dedim; Zola’yı daha önce masanın üzerinde görmüş olmalıydı.

Okumam yok dedi. Öğrenmedim.

Böyle dehaların olabileceğini okumuştum; bir kitap çıkardım arkalardan altlardan, tozlu bir dilden.

Bunu da okuyamazsın o zaman dedim. Bu sefer döndü, baktı.

Kitabı özetlermiş gibi birkaç cümle söyledi. Tam doğru olmasa da tutarlıydı, bu sefer şaşırmıştım; sanki daha önce şaşırmamıştım.

Tam doğru değildi dedim.

Tam doğru mu, dedi bana şaşkın bakarak.

Anlattığı şey, diye başlayacaktım, kesti:

Yazarının kafasındakini diyorum, gerçek söylemeye çalıştığı şeyi, anlatamadığını yazmış…

Genel kabul edilen bir açıklama değildi yorumu; ama bunu söylemek istemiş olabilirdi yazarı…

Nasıl olabilir ki, dedim.

Söylüyorlar bana, dedi, duyuyorum.

Konuşuyor musun yani kitaplarla…

Tablolarla da dedi, konuşmuyorum. Nasıl konuşabilirim ki, bir şey bilmiyorum ben; söylüyorlar aktarıyorum…

Sustuk. Saçmaydı. Susmam.

Deprem olacak dedi.

Nerden biliyorsun, dedim.

Duyuyorum dedim ya, dedi.

BOŞ


“Boş konuşma!“

Bunu geçenlerde bir kadından duydum, daha önce duymamış değildim, insan görünümlü bazı farelerin, başka farelere dediğini duymuştum; ya da yine insan görünümlü bazı uzaylı yaratıklar, başka insan görünümlü bazı uzaylı yaratıklara söylemişti, ama kimse bana dememişti, yabancıydı yani bana, o yüzden yadırgadım!

Düşünsenize: “Boş konuşma!” Bir aşağılama ya da yüceltme sözü olduğunu sanıyorum; yüceltme diyorum çünkü boşluk bir uzaylı için sonsuzluk da olabilir ve sonsuz konuşma kardeşim dendiğinde bu, bozuk para yap bu söylediğini, çok bütün, çok geniş, çok derin vs anlamına da gelebilir… Belki de bu ikinci anlamında bir boşluğu kastetmişti bana söylerken bilmiyorum, boş boş bakmıştım, şimdi de o ikinci anlamın içini dolduramayarak, boş (in) boş konuşuyorum…