-Çift kişiliğim var benim, o yüzden zorlanıyorsun.
-Ama iyi bir insansın!
-İki kişiliğim de iyi…
Çarşamba, Haziran 15, 2022
Salı, Haziran 14, 2022
ÖZGÜR
-Özgürsünüz, cezanızı belirleyin.
-Bizi serbest bırakın.
-Yağma yok. Savaş yok, suç yok, ceza yok, karnımız tok derken, böyle dalaverelere karnımız tok. Geç de olsa kendinize hakim olun. Yaratıcı cezalar bulun.
-Bizi serbest bırakın.
-Yağma yok. Savaş yok, suç yok, ceza yok, karnımız tok derken, böyle dalaverelere karnımız tok. Geç de olsa kendinize hakim olun. Yaratıcı cezalar bulun.
Pazartesi, Haziran 13, 2022
3.25
18 yaşında normal bir çocuğu 10 sene içerisinde senin kadar entelektüel biri yaparım yaklaşık. Sadece benim yanımda durmaktan da 3 nokta 25 katın kadar ahlaklı biri olur kesin.
Cumartesi, Haziran 11, 2022
LAMA
Çocukluğumda yaşlı görmüş olmalıyım. Erken okumaya başlamadığımdan kitaplardan almış olamam bilgelik fikrini. Yaşıtlarımın embesillerden oluşması bana bunu hissettiriyor. Gençken okuduklarımı beğenmem tuhaf geliyor. Tek bir açıklaması var. Onun laması var. Diye bitirelim gittiği yeri anlayan gülsün.
SÜNMEK
-Sünnetini kadın yapmış adamın!
-Kötü… Benimkini Dostoyevski yaptı, hiç hissetmedim.
-Nasıl?
-Onu okuyordum…
-E cinsel hayatın… Sonra…
-Sünnet yüzünden değil.
-Kötü… Benimkini Dostoyevski yaptı, hiç hissetmedim.
-Nasıl?
-Onu okuyordum…
-E cinsel hayatın… Sonra…
-Sünnet yüzünden değil.
Çarşamba, Haziran 08, 2022
SOKAL & SOTORİ
Sokal olayı gibi bir Sotori olayı çıkarmak istemiyorum: 100 edebiyatçıdan rastgele paragrafları küçük bir dikkatle alt alta getirmek ve bir kitap diye salmak…
BENCİL
-Âşık oldun mu? Ama gerçekten.
-Ne kadar bencilsin. Kendini seviyor musun diye sormak daha anlamlı bence.
-Kendini seviyor musun?
-Ne kadar bencilsin. Kendini seviyor musun diye sormak daha anlamlı bence.
-Kendini seviyor musun?
-Âşık bile oldum.
Pazartesi, Haziran 06, 2022
TOKAT
Adam 10 kişilik kafede ayağa kalktı ve bir anda yere serildi.
Hemen yanı başımda olup bitti.
Bana tuhaf tuhaf bakıp bir şeyler söylemeye çalıştı yerde, el kol hareketleri falan yaptı, ama ağzını açamadı. Bir süre kaldırmaya çalıştılar düştü. Sonra masaya, sevgilisinin yanına oturttular.
İki kişi ayrı masalardan kalkıp yanıma yürüdüler, yaklaştıklarında fark ettiler birbirilerini.
Oturun dedim, lütfen. Birisine daha fazla.
Adamın hareketleri gibi ne yaptıklarından çok da emin olmadan sandalye çekip oturdular.
-Ne zaman kalktın ne zaman düştün, diye soruyordu sevgilisi gülmemeye çalışarak, duyuyor, görüyorduk. Görmedin mi dedi adam birkaç kez, etraftakilerin gülüşmelerine kaçamak bakışlar atarak. Bize kimse dikkat etmemiş gözüküyordu.
-Siz adama tokat attınız yerinizden bile kalkmadan, hatta kıpırdamadan.
-Tokat atmış gibi görüldü ama hiçbir şey yapmadı.
-Şırrak diye tokat sesi duydum.
-Ben de duydum ama hiçbir yerden gelmedi. Adam yere serildi.
-Adam da, dedim, bunları merak ediyor.
-Biz nasıl ayrı ayrı şeyleri gördük?
-Ve kimse bir şey görmedi. Sevgilisi bile.
-Siz gördünüz mü?
-Aklıma gelmişti.
-Hangimizinki?
-Hanginiz iyi hissediyor?
-Ben, dedi, adam gülmeye başladı.
-Ben o kadar iyi değil, dedi kadın.
-Siz sevgili olun, dedim kadına, sonra da adama döndüm: Cefa çeken sen ol.
Bu bir koddur, yaşamın gerçek kodu. Biri cezalandırılır, biri cezalandırır. İki kişi görür, biri daha iyi biri daha kötüdür. Aslında iki kişi daha görmüştür de onlar umursamazlar. Diğerleri için fark etmez. Başka bir olayda roller biraz değişebilir. Cezalandırılan cezalandırılmış olarak kalır ve bunu sadece kendi bilir. En yakınına bile anlatamaz. Tokat bunun içindir.
Hemen yanı başımda olup bitti.
Bana tuhaf tuhaf bakıp bir şeyler söylemeye çalıştı yerde, el kol hareketleri falan yaptı, ama ağzını açamadı. Bir süre kaldırmaya çalıştılar düştü. Sonra masaya, sevgilisinin yanına oturttular.
İki kişi ayrı masalardan kalkıp yanıma yürüdüler, yaklaştıklarında fark ettiler birbirilerini.
Oturun dedim, lütfen. Birisine daha fazla.
Adamın hareketleri gibi ne yaptıklarından çok da emin olmadan sandalye çekip oturdular.
-Ne zaman kalktın ne zaman düştün, diye soruyordu sevgilisi gülmemeye çalışarak, duyuyor, görüyorduk. Görmedin mi dedi adam birkaç kez, etraftakilerin gülüşmelerine kaçamak bakışlar atarak. Bize kimse dikkat etmemiş gözüküyordu.
-Siz adama tokat attınız yerinizden bile kalkmadan, hatta kıpırdamadan.
-Tokat atmış gibi görüldü ama hiçbir şey yapmadı.
-Şırrak diye tokat sesi duydum.
-Ben de duydum ama hiçbir yerden gelmedi. Adam yere serildi.
-Adam da, dedim, bunları merak ediyor.
-Biz nasıl ayrı ayrı şeyleri gördük?
-Ve kimse bir şey görmedi. Sevgilisi bile.
-Siz gördünüz mü?
-Aklıma gelmişti.
-Hangimizinki?
-Hanginiz iyi hissediyor?
-Ben, dedi, adam gülmeye başladı.
-Ben o kadar iyi değil, dedi kadın.
-Siz sevgili olun, dedim kadına, sonra da adama döndüm: Cefa çeken sen ol.
Bu bir koddur, yaşamın gerçek kodu. Biri cezalandırılır, biri cezalandırır. İki kişi görür, biri daha iyi biri daha kötüdür. Aslında iki kişi daha görmüştür de onlar umursamazlar. Diğerleri için fark etmez. Başka bir olayda roller biraz değişebilir. Cezalandırılan cezalandırılmış olarak kalır ve bunu sadece kendi bilir. En yakınına bile anlatamaz. Tokat bunun içindir.
ADI SHAKESPEARE OLAN BİRİNE GÜVENMEM
“Toplumda yavaş yavaş kendisini göstermeye başlayan “sarsılmış Tanrı inancı” Shakespeare eserlerinde de görülür. Sorgulamanın ve kuşkunun etkisi sanat eserlerine yansır. Yaşayışında özgürleşmeye başlayan birey, sanatsal düzlemde de kaidelerden kurtulmaya başlar. Bu durumda, “En iyisi ahlaklı olmaktan vazgeçmektir, insanın kavgasında ahlak köstek olmaktan başka işe yaramaz; evet, ahlakın yararlı olduğu yerler de vardır, ama yalnızca acımasızlıkla kinikliği gizleyen bir maske gibi kullanıldığı zamanlar. Her şeye karşın zeki olmak gerekir, hem de çok zeki.” Lunaçarski, kültür tarihinde usun ve zincirlerinden kurtarılmış insan beynini Shakespeare kadar kusursuz ve eksiksiz “parlak bir sezgiyle” ortaya koymuş bir başka dehanın olmadığını söyler. Shakespeare için en önemli unsur kendini kanıtlamaya başlayan “birey”in özgürleşmiş aklıdır.”
“Edebiyatta, şeytanın dışsal ve somut bir figür olarak kullanımının yıkılışını Shakespeare’de görmeye başlarız. Shakespeare’le beraber kötülük ve ona bağlı olarak sahneye çıkan şeytan kavramındaki değişiklikler dikkat çeker. Shakespeare şeytani olanı insanın içine yerleştirir.”
“Shakespeare’in kötü kahramanları, özellikle Iago ve Lady Macbeth gibi kahramanlar kendiliğinden kötüdürler. Onları kötülüğe iten makul sebepler söz konusu değildir. Bu bakımdan şeytani bir yan taşırlar fakat insana özgü bir şeytaniliktir bu. Bireyin özgürlüğünden doğan bir tutumdur. Shakespeare eserlerindeki kötü karakterlerin çoğu, kendi varoluşlarından kendileri sorumlu gibidirler. Kendilerine dair her şey onların yetkilerindedir ve hemen her zaman sadece kendilerine güvenirler.”
“Macbeth’te, İyi demek kötü demek, kötü demek iyi demek, denir.
Hamlet’te de, İyi yahut kötü yoktur, onu öyle gösteren düşüncedir, denir.”
“Edebiyatta, şeytanın dışsal ve somut bir figür olarak kullanımının yıkılışını Shakespeare’de görmeye başlarız. Shakespeare’le beraber kötülük ve ona bağlı olarak sahneye çıkan şeytan kavramındaki değişiklikler dikkat çeker. Shakespeare şeytani olanı insanın içine yerleştirir.”
“Shakespeare’in kötü kahramanları, özellikle Iago ve Lady Macbeth gibi kahramanlar kendiliğinden kötüdürler. Onları kötülüğe iten makul sebepler söz konusu değildir. Bu bakımdan şeytani bir yan taşırlar fakat insana özgü bir şeytaniliktir bu. Bireyin özgürlüğünden doğan bir tutumdur. Shakespeare eserlerindeki kötü karakterlerin çoğu, kendi varoluşlarından kendileri sorumlu gibidirler. Kendilerine dair her şey onların yetkilerindedir ve hemen her zaman sadece kendilerine güvenirler.”
“Macbeth’te, İyi demek kötü demek, kötü demek iyi demek, denir.
Hamlet’te de, İyi yahut kötü yoktur, onu öyle gösteren düşüncedir, denir.”
Perşembe, Haziran 02, 2022
DEUS EX MMM
-Göbek adın ne?
-Murat.
-Adın Murat…
-Göbek adım da.
-Murat Murat mı yani! Çok saçma.
-Mehmet Murat mı Mesela, daha karakterli sana.
-Olmasın bir göbek adın!
-Kendi adını da koymak istemiş işte…
-Boydan boya…
-Bildin, annemin adı da.
-Sok artık!
-Mesela…
-Murat.
-Adın Murat…
-Göbek adım da.
-Murat Murat mı yani! Çok saçma.
-Mehmet Murat mı Mesela, daha karakterli sana.
-Olmasın bir göbek adın!
-Kendi adını da koymak istemiş işte…
-Boydan boya…
-Bildin, annemin adı da.
-Sok artık!
-Mesela…
Çarşamba, Haziran 01, 2022
SOMONTHO FAX or SOİT FOİK
Bir şeyin neden kötü olduğunu bulmalısın, iyiyse bile.
Tarihin senin yüzünden tekerrür etmesi hoşuna gidiyor ama unutma, kimseye söyleyemiyorsun bunu! Kötü olduğunu itiraf et.
Tarihin senin yüzünden tekerrür etmesi hoşuna gidiyor ama unutma, kimseye söyleyemiyorsun bunu! Kötü olduğunu itiraf et.
ÜSTÜN
Kadın epey güzeldi salak olduğu hemen anlaşılıyordu. Kendini dürüstçe nasıl tanımlarsın dedi, “üstün” dedim, daha ne diyim.
Psikologlar bin kişiyle araştırma yapmış olsan da her insanın bin birinci olacağını düşünmek zorundasın derler.
Bir milyon kişiyle araştırma yapmışım gibi geliyor.
Ya da beni araştırmamış bir milyon kişi!
Milyonda bir değil, iki olmalı. Biri diğerini bulmalı.
Yoksa dünyanın merkezi küçülür giderek, ve sen dışarda kalırsın.
Psikologlar bin kişiyle araştırma yapmış olsan da her insanın bin birinci olacağını düşünmek zorundasın derler.
Bir milyon kişiyle araştırma yapmışım gibi geliyor.
Ya da beni araştırmamış bir milyon kişi!
Milyonda bir değil, iki olmalı. Biri diğerini bulmalı.
Yoksa dünyanın merkezi küçülür giderek, ve sen dışarda kalırsın.
VASTE
-Haydi! Hemen! Şimdi! Beynimizin yüzde onunu kullanalım…
-Hepsini kullanıyoruz diye geçen açıkladılar salak.
-Seni kullanmışlar.
-En azından ben tamamımı kullandırtıyorum.
-Hepsini kullanıyoruz diye geçen açıkladılar salak.
-Seni kullanmışlar.
-En azından ben tamamımı kullandırtıyorum.
FRINGE
-Bu cinayetler arasında bir bağlantı yok.
-Olmalı.
-Neden? Sen öyle görmek istediğinden mi!
-Bağlantı bulursak onu yakalarız yoksa birkaç saçma salak katilimiz olur.
-Olmalı.
-Neden? Sen öyle görmek istediğinden mi!
-Bağlantı bulursak onu yakalarız yoksa birkaç saçma salak katilimiz olur.
Salı, Mayıs 31, 2022
X
İksenderiye 8 diye bir metin yazmışsam ilk yedisini arayan ikinci sınıf okur arıyorum. Üçüncü sınıf okur zaten ilk yedisini okumuştur. Birinci sınıf okurum ise yedi metin olmadığını sezmiş. Tek ben bilirim, o sekizin dokuz olduğunu. Üç müydü yoksa. Allahın hakkı.
(Metinlerimi iyi (diğerlerinden) şarkı denk gelince yayımlıyorum, metnin bitmesiyle uğraşmam. Metin kesilir, şarkıya saygıdandır.)
(Metinlerimi iyi (diğerlerinden) şarkı denk gelince yayımlıyorum, metnin bitmesiyle uğraşmam. Metin kesilir, şarkıya saygıdandır.)
HER ZOG 2
-Neden seni taklit edeyim ki!
-Cezalandırılmak için…
-Günah çıkarmak mı!
-Geleceğin mesleği, benim yaptığım.
-Ne yapıyorsun?
-Ne yaptığımın önemi yok, benim yapmam önemli.
-Cezalandırılmak için…
-Günah çıkarmak mı!
-Geleceğin mesleği, benim yaptığım.
-Ne yapıyorsun?
-Ne yaptığımın önemi yok, benim yapmam önemli.
(TANRILARI) SAYGIYA DAVET
-Başlarken: Ben sizin denginiz değilim. Üstten bakacaksanız birbirinize bakın.
-…….
-Şimdi sorulara geçelim. Karanlık madde nedir?
-Kararlık madde mi dedin?
-Desem öyle derdim.
-Kararlılık madde!
-Kararlılık, daha çok ruh olur diye düşünüyorum.
-Daha çok ruh mu, ne saçma.
-Ruhluk gibi oldu, içinde bir dolu ruh… Hayır hayır, üstten bakma değil bu! Ama sen de bizi anla.
-Ruh zaten karar mı diyorsunuz! Kendisi.
-Karar da sert. Karar madde! Madde ne ya?
-Siz misiniz yani, onu diyorum.
-Karanlıkta orkestral manevralar gibi düşün.
-Astral?
-Neye inanıyorsan.
-Bensem. Neye inansan.
-Neye inanırsın? Sen doğru cümle kuramıyorsun…
-Karanlık cümle.
-Sensen. Her şeye inanır insan…
-Gözüne kestirdi.
-Aydınlandı. Gözünü kestirdi.
-Gibi geldi.
-Dağılabiliriz. Yoksa dağılıcaz.
-…….
-Şimdi sorulara geçelim. Karanlık madde nedir?
-Kararlık madde mi dedin?
-Desem öyle derdim.
-Kararlılık madde!
-Kararlılık, daha çok ruh olur diye düşünüyorum.
-Daha çok ruh mu, ne saçma.
-Ruhluk gibi oldu, içinde bir dolu ruh… Hayır hayır, üstten bakma değil bu! Ama sen de bizi anla.
-Ruh zaten karar mı diyorsunuz! Kendisi.
-Karar da sert. Karar madde! Madde ne ya?
-Siz misiniz yani, onu diyorum.
-Karanlıkta orkestral manevralar gibi düşün.
-Astral?
-Neye inanıyorsan.
-Bensem. Neye inansan.
-Neye inanırsın? Sen doğru cümle kuramıyorsun…
-Karanlık cümle.
-Sensen. Her şeye inanır insan…
-Gözüne kestirdi.
-Aydınlandı. Gözünü kestirdi.
-Gibi geldi.
-Dağılabiliriz. Yoksa dağılıcaz.
Pazartesi, Mayıs 30, 2022
HOMO SOTORİ
İndiği uçandaire sarıydı. Gözlükleri yeşil. Ne giydiğini kimse hatırlamıyordu. Sonra fotoğraflardan çıkardık; normal insan kıyafetleri. Sarı da taksiymiş.
Bir kafeye oturduk. Yedi sekiz kişi etrafında. Arttı azaldı. Hepimiz bir kez daha istiyorduk. Hep istiyorduk. Ola ola müptelası olmuştuk.
Gözlüklerini çıkardı. Gözlerimizi fal taşı gibi açıldı. Far görmüş kanguru gibi. Bir şey olmadı. İlkinde hissettiğimizi hissetmedik. Bazılarımız hissetmiş, en iyi niyetli olanlarımız.
Önceleri tüm bedeninden, varlığından yayılıyordu. Sonra kontrol etmesini öğrendi; sadece gözlerinde topladı. Gözlükleri o yüzden takıyordu. Size bakması gerekmeden uzaklara baksa bile alıyordunuz, şeyi... Şimdi onu da kontrol edebiliyormuş; özellikle bakmadıkça oldurmuyormuş. Güneş için dedi gözlükler.
Yolda birisi, yanlışlıkla sanırım, omuz attığında değmemişti sanki ona. Adam özür dilerken suratı düşmüştü. Bir an adamın gerçekten suratının düştüğünü ve yerden suratını almak bahanesiyle eğildiğini görür gibi oldum önünde. Kalktığında bakmadan dönüp gitti. Bulamamıştı suratını…
Hayatı film şeridi gibi geçmiş gözlerinin önünden diyorlardı. Gülmüştü buna… Ben de bunu istiyorum diyenlere özellikle: Başından geçti mi ki gözlerinin önünden geçsin istiyorsun.
-Seninki geçti dedim. Benimkinin önünden…
-Peki nasıl geçti?
-Dalga geçme… Esas seninki nasıl gidiyor?
-Geldiği gibi değil… Yönetmenle dolanıyoruz, dedi gözlüklerini çıkartıp takarak… Nasıl çekeceğimize bakıyoruz.
-Nasıl çekeceksiniz!
-Çekildiği gibi…
Rüyalarını başkaları da görüyordu, gelip anlatıyorlardı. Heyecanlı ama suçluluk duyarak.
-Dedim ben duymuyorum, siz görün. Kullanmadığım bir alet gibi, siz kullanın.
-Peki senin rüyan olduğunu nerden?
-Ben olarak yaşıyorlarmış. Sonradan hatırlıyorlarmış ben olduğunu.
Masadakilere bakıyorum. Birisi anlatıyor:
-Başka birisiyim, bir şeyler yapıyorum ama ne yaptığım belli değil. Bir yapboz var, resim bulanık ama tek bir parçası eksik, eklensem tamamlanıp netleşecek. Bir adam geçiyor, bakmayacakken dönüp bakıyorum, hatta merhaba diyorum, rüyada başka biri olarak yaptığım hareket de buymuş, ama büyük bir iş bunu yapmak, basit bir merhaba değil; adam kadın oluyor ya da kadınmış zaten; böylece yapboza da eklenmiş oluyorum.
-Bana da birisi sesleniyor ve umursamazken dönüp bakıyorum, rüyadaki “kadının” da baktığını anlıyorum; yapbozdaki yerimi alıyorum.
-Neydi tamamlanan büyük resim?
-Bir yüz ama bizimki değil. Kadın ve adam da değiliz zaten. O yüzdeki insanız.
O yüzden insanız dedi gibi geldi bir an…
Hepsi o yüzün insanları…
-Seni örnek alamaz insan, taklit etmeli.
-Kendimi bile taklit etmem ben.
Ders verdiğini görmüştüm rüyamda:
-Benden sonra tekrarla. Sonra benle tekrarla. Taklit et. Ne yapıyorsam onu yap.
-Ukala değilmişsin sen!
-Öğrenme, ol… Benim dışımda tekrar edeceğin şeyler de var: Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğim. Tekrarla. İçten. Tekrarla.
-Hayır diyor, biri, ben o olduğunu bilerek gördüm. / Ben görmedim. / Ben sabah kalktığımda yazarken anladım. / Ben, biraz önce burada gördüğümde gördüm.
-Tamam dedim sakin olun, olur böyle şeyler.
-Daha önce oldu mu? / Bana olmadı?
-Seni rüyalarında görenler; yani senin rüyalarını görenler. Sen olarak.
-Seni tanımayanlar da görüyorlar!
-Bir yerlerden görüp hatırlamayanlar…
Bir yerlerden görüp hatırlamayanlar, diyene bakakaldım; çok güzel bir kadındı, diğerlerinin de çoğu güzel kadınlardı ama bu ayrı. Oysa erkekler onla ilgilenmemişti. Orda inandım; gerçekten ben olmuş olmalıydı erkekler de, yani O olmuş. Bu en zorudur bir erkek için. Şimdi benden sonra ilgileneceklerdi kadınla, beni taklit etmek için.
-Ruh zincirinde güçsüz halka olmaz diyordun. / Gelişmiş bir karakter büyüden ayırt edilemez diyordum.
-Siyah kuşak takıyordun; beyazlamıştı epeyce.
-Beyazladı, sıktı.
-Bilgelik tecrübeyle tekrar kazanılmış çocukluktur diyordun.
-Ama bilgenin çocukluğu olacak.
-3 yaşımdaki halim 30 yaşımda sen oluyordu. / Sen 3 yaşındaydın, 40 yaşındaki bendim. / 90 yaşımdaydım ve ben falan kalmamıştı.
-Huzurlu davrandığımda anladım sen olduğumu. Huzurlu uyandım ama huzursuz.
-Tamam, dedim, halledicem. Bende…
Herkes atıldı:
-Ben de. / Ben de. / Ben de.
Duruldu.
-Zeytinyağı, dedi biri.
İnsanlığın üç aşaması, aşamaması: Sempati, empati; Sotori.
Şöyle denebilirdi bizim için: Bir sabah kendini Sotori’den uyanmış olarak buldu.
Çeşitli kavramlar, deyişler dolandı: Rüyada Sotori görmek... Kendini Sotori olarak görmek... Bize her yer Sotori… Hepimiz Sotori’yiz...
Aralarından biri ressam, çizmiş resmimi. Ama soyut. Ama tanımayan kalmamış!
-Evet, bu sensin.
-Nerden yahu!
-Gözlerini görmüyor musun?
-Orda göz görmüyorum! Hem ben gözlerime neden bakayım…
-Göz görmeyince gönül katlansın: Bu sensin Sotori.
-Boğaza da baksanız beni göreceksiniz. Aya da.
-Ay nerde?
-Burdayım.
-Boğaza gidelim… Sana bakınca başka şey görmüyorum…
Robot resim gibi yayıldı; bir gazetecinin de haber yapmasıyla. 37 yıl önce gördüğünü söyleyenler bile çıktı böylece… Taş çatlasa 30 yaşındaydı; taş 10.000... 20.000.
Topluyordum:
-Yaşamadan biliyordum… Böylece bilmeden yaşamak kolay oldu.
-Mutlu rüyalarım sıkıcıydı. Rüyamı daha önce görmüştüm rüyamda.
-Borsa lokantası geldi şimdi aklıma…
-O olsa nasıl davranırdı diye düşünüp davranıyordum hayatta; o kim bilmeden…
-Nasıl bir güç veriyordu ama neden; ve nasıl kontrol edilir bilmeden.
-Ben bir başkasıydı. Başkası bir bendi.
-Rüyaya devam etmek istedim, seni yaşatmak için…
-Süper kahramanımdın ama fark etmedim; artık anti kahramanlar süperdi.
Süper kahraman kadar taş düşsün başınıza. Anti kahraman kadar kahrolun. Uçamayanı vurun.
Sarı uçan daireleri indirip içinden o çıkmayınca gönderiyorlardı…
-Sen hiç senden üst birini düşünmedin di mi!
-Gençken… Gençken bile, evet! Nerden bildin?
-Ben de genç oldum…
Hikayelerin hepsi aynı filmin kareleri gibi. Bir yapbozun parçaları. Yapboz silkinip üzerindekileri atmış, içine kapanmış. Anlamını saklamış. Şimdi Bumerang gibi geri dönüyor. Bir rüyaya çarpmış.
Pazıl Fazıl dediğim dedik biriydi, yapboz fikirleri hep ondan çıkıyordu:
-Her girdiğimde yapboz değişip başka bir şey oluyor ve beni dışarı atıyor. Her haline uyuyorum ama yine değişiyor. O zaman neden başta tam da benim uyacağım yeri boşta gösteriyor?
-Hiç dönüp baktın mı kendine!
-Girip uyuyorum ve diğer parçalar yok oluyor. Yalnız kalıyorum.
-Sen zaten yapbozsun, neden gidip başkalarına uyuyorsun. Hiç kendine baktın mı!
İçerlemiştim, 51 yaşımda… Rahme düştüğümde babamın yaşıydı 51. 52’sinde doğdum. 53 yaşımda bugün, iyice içime çekilmiştim… Aklın yolu milyonda birdi. Son yalan da yenmişti, doğrunun yenmediği anlaşılıyordu. Ama çok yavaş! Yok kadar yavaş! Homo Sotori bir kişi mi kalmıştı. Bir bile fazlaydı; tek. Yerimde olsalar ölürler miydi.
-2 -28 40 +28 +2
Henüz yıldızlı 1 yoktu. Rüyalarda vardı, olacaktı.
Sevgi yoktu, mutluluktu o.
Bir kafeye oturduk. Yedi sekiz kişi etrafında. Arttı azaldı. Hepimiz bir kez daha istiyorduk. Hep istiyorduk. Ola ola müptelası olmuştuk.
Gözlüklerini çıkardı. Gözlerimizi fal taşı gibi açıldı. Far görmüş kanguru gibi. Bir şey olmadı. İlkinde hissettiğimizi hissetmedik. Bazılarımız hissetmiş, en iyi niyetli olanlarımız.
Önceleri tüm bedeninden, varlığından yayılıyordu. Sonra kontrol etmesini öğrendi; sadece gözlerinde topladı. Gözlükleri o yüzden takıyordu. Size bakması gerekmeden uzaklara baksa bile alıyordunuz, şeyi... Şimdi onu da kontrol edebiliyormuş; özellikle bakmadıkça oldurmuyormuş. Güneş için dedi gözlükler.
Yolda birisi, yanlışlıkla sanırım, omuz attığında değmemişti sanki ona. Adam özür dilerken suratı düşmüştü. Bir an adamın gerçekten suratının düştüğünü ve yerden suratını almak bahanesiyle eğildiğini görür gibi oldum önünde. Kalktığında bakmadan dönüp gitti. Bulamamıştı suratını…
Hayatı film şeridi gibi geçmiş gözlerinin önünden diyorlardı. Gülmüştü buna… Ben de bunu istiyorum diyenlere özellikle: Başından geçti mi ki gözlerinin önünden geçsin istiyorsun.
-Seninki geçti dedim. Benimkinin önünden…
-Peki nasıl geçti?
-Dalga geçme… Esas seninki nasıl gidiyor?
-Geldiği gibi değil… Yönetmenle dolanıyoruz, dedi gözlüklerini çıkartıp takarak… Nasıl çekeceğimize bakıyoruz.
-Nasıl çekeceksiniz!
-Çekildiği gibi…
Rüyalarını başkaları da görüyordu, gelip anlatıyorlardı. Heyecanlı ama suçluluk duyarak.
-Dedim ben duymuyorum, siz görün. Kullanmadığım bir alet gibi, siz kullanın.
-Peki senin rüyan olduğunu nerden?
-Ben olarak yaşıyorlarmış. Sonradan hatırlıyorlarmış ben olduğunu.
Masadakilere bakıyorum. Birisi anlatıyor:
-Başka birisiyim, bir şeyler yapıyorum ama ne yaptığım belli değil. Bir yapboz var, resim bulanık ama tek bir parçası eksik, eklensem tamamlanıp netleşecek. Bir adam geçiyor, bakmayacakken dönüp bakıyorum, hatta merhaba diyorum, rüyada başka biri olarak yaptığım hareket de buymuş, ama büyük bir iş bunu yapmak, basit bir merhaba değil; adam kadın oluyor ya da kadınmış zaten; böylece yapboza da eklenmiş oluyorum.
-Bana da birisi sesleniyor ve umursamazken dönüp bakıyorum, rüyadaki “kadının” da baktığını anlıyorum; yapbozdaki yerimi alıyorum.
-Neydi tamamlanan büyük resim?
-Bir yüz ama bizimki değil. Kadın ve adam da değiliz zaten. O yüzdeki insanız.
O yüzden insanız dedi gibi geldi bir an…
Hepsi o yüzün insanları…
-Seni örnek alamaz insan, taklit etmeli.
-Kendimi bile taklit etmem ben.
Ders verdiğini görmüştüm rüyamda:
-Benden sonra tekrarla. Sonra benle tekrarla. Taklit et. Ne yapıyorsam onu yap.
-Ukala değilmişsin sen!
-Öğrenme, ol… Benim dışımda tekrar edeceğin şeyler de var: Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğim. Tekrarla. İçten. Tekrarla.
-Hayır diyor, biri, ben o olduğunu bilerek gördüm. / Ben görmedim. / Ben sabah kalktığımda yazarken anladım. / Ben, biraz önce burada gördüğümde gördüm.
-Tamam dedim sakin olun, olur böyle şeyler.
-Daha önce oldu mu? / Bana olmadı?
-Seni rüyalarında görenler; yani senin rüyalarını görenler. Sen olarak.
-Seni tanımayanlar da görüyorlar!
-Bir yerlerden görüp hatırlamayanlar…
Bir yerlerden görüp hatırlamayanlar, diyene bakakaldım; çok güzel bir kadındı, diğerlerinin de çoğu güzel kadınlardı ama bu ayrı. Oysa erkekler onla ilgilenmemişti. Orda inandım; gerçekten ben olmuş olmalıydı erkekler de, yani O olmuş. Bu en zorudur bir erkek için. Şimdi benden sonra ilgileneceklerdi kadınla, beni taklit etmek için.
-Ruh zincirinde güçsüz halka olmaz diyordun. / Gelişmiş bir karakter büyüden ayırt edilemez diyordum.
-Siyah kuşak takıyordun; beyazlamıştı epeyce.
-Beyazladı, sıktı.
-Bilgelik tecrübeyle tekrar kazanılmış çocukluktur diyordun.
-Ama bilgenin çocukluğu olacak.
-3 yaşımdaki halim 30 yaşımda sen oluyordu. / Sen 3 yaşındaydın, 40 yaşındaki bendim. / 90 yaşımdaydım ve ben falan kalmamıştı.
-Huzurlu davrandığımda anladım sen olduğumu. Huzurlu uyandım ama huzursuz.
-Tamam, dedim, halledicem. Bende…
Herkes atıldı:
-Ben de. / Ben de. / Ben de.
Duruldu.
-Zeytinyağı, dedi biri.
İnsanlığın üç aşaması, aşamaması: Sempati, empati; Sotori.
Şöyle denebilirdi bizim için: Bir sabah kendini Sotori’den uyanmış olarak buldu.
Çeşitli kavramlar, deyişler dolandı: Rüyada Sotori görmek... Kendini Sotori olarak görmek... Bize her yer Sotori… Hepimiz Sotori’yiz...
Aralarından biri ressam, çizmiş resmimi. Ama soyut. Ama tanımayan kalmamış!
-Evet, bu sensin.
-Nerden yahu!
-Gözlerini görmüyor musun?
-Orda göz görmüyorum! Hem ben gözlerime neden bakayım…
-Göz görmeyince gönül katlansın: Bu sensin Sotori.
-Boğaza da baksanız beni göreceksiniz. Aya da.
-Ay nerde?
-Burdayım.
-Boğaza gidelim… Sana bakınca başka şey görmüyorum…
Robot resim gibi yayıldı; bir gazetecinin de haber yapmasıyla. 37 yıl önce gördüğünü söyleyenler bile çıktı böylece… Taş çatlasa 30 yaşındaydı; taş 10.000... 20.000.
Topluyordum:
-Yaşamadan biliyordum… Böylece bilmeden yaşamak kolay oldu.
-Mutlu rüyalarım sıkıcıydı. Rüyamı daha önce görmüştüm rüyamda.
-Borsa lokantası geldi şimdi aklıma…
-O olsa nasıl davranırdı diye düşünüp davranıyordum hayatta; o kim bilmeden…
-Nasıl bir güç veriyordu ama neden; ve nasıl kontrol edilir bilmeden.
-Ben bir başkasıydı. Başkası bir bendi.
-Rüyaya devam etmek istedim, seni yaşatmak için…
-Süper kahramanımdın ama fark etmedim; artık anti kahramanlar süperdi.
Süper kahraman kadar taş düşsün başınıza. Anti kahraman kadar kahrolun. Uçamayanı vurun.
Sarı uçan daireleri indirip içinden o çıkmayınca gönderiyorlardı…
-Sen hiç senden üst birini düşünmedin di mi!
-Gençken… Gençken bile, evet! Nerden bildin?
-Ben de genç oldum…
Hikayelerin hepsi aynı filmin kareleri gibi. Bir yapbozun parçaları. Yapboz silkinip üzerindekileri atmış, içine kapanmış. Anlamını saklamış. Şimdi Bumerang gibi geri dönüyor. Bir rüyaya çarpmış.
Pazıl Fazıl dediğim dedik biriydi, yapboz fikirleri hep ondan çıkıyordu:
-Her girdiğimde yapboz değişip başka bir şey oluyor ve beni dışarı atıyor. Her haline uyuyorum ama yine değişiyor. O zaman neden başta tam da benim uyacağım yeri boşta gösteriyor?
-Hiç dönüp baktın mı kendine!
-Girip uyuyorum ve diğer parçalar yok oluyor. Yalnız kalıyorum.
-Sen zaten yapbozsun, neden gidip başkalarına uyuyorsun. Hiç kendine baktın mı!
İçerlemiştim, 51 yaşımda… Rahme düştüğümde babamın yaşıydı 51. 52’sinde doğdum. 53 yaşımda bugün, iyice içime çekilmiştim… Aklın yolu milyonda birdi. Son yalan da yenmişti, doğrunun yenmediği anlaşılıyordu. Ama çok yavaş! Yok kadar yavaş! Homo Sotori bir kişi mi kalmıştı. Bir bile fazlaydı; tek. Yerimde olsalar ölürler miydi.
-2 -28 40 +28 +2
Henüz yıldızlı 1 yoktu. Rüyalarda vardı, olacaktı.
Sevgi yoktu, mutluluktu o.
TOMAS
Cuma, Mayıs 27, 2022
ADALET
-Merhaba dedi sizi hatırlıyorum hiç tanımadığım halde. Burak diye birine devamlı murat diyorum, sonra özür diliyorum. Ablam bana anlattı, size saygısızlık etmiş, o yüzden olabilir.
-Ablanıza devamlı murat diyin belki çözebilirsiniz. En azından bozuşursunuz. Bana bir yararınız olsaydı ablanız onu yaşamış olurdu.
-Ablanıza devamlı murat diyin belki çözebilirsiniz. En azından bozuşursunuz. Bana bir yararınız olsaydı ablanız onu yaşamış olurdu.
SOL
-Niye solla çalıyorsun sen solak değilsin ki.
-Sağ elimle nasıl yazıcam ilham gelince!
(Cidden solla çalardım; zorla sağa geçirilince küstüm.)
-Sağ elimle nasıl yazıcam ilham gelince!
(Cidden solla çalardım; zorla sağa geçirilince küstüm.)
Perşembe, Mayıs 26, 2022
M. S.
-Mutluluk hayat boyu. Çok mutlu olmak da üstüne anlık. Sık sık o anları yaşarız burda.
-O yüzden kafam karıştı!
-Mutluluğa alışık olduğun belli. Sanatçı ya da deli değilsin. Halledersin.
-O yüzden kafam karıştı!
-Mutluluğa alışık olduğun belli. Sanatçı ya da deli değilsin. Halledersin.
YAR
“Ustam Walter Benjamin’in deyişiyle..”
O seni kabul etti mi bakalım kalfalığa yarrağım, tabii kabul edersen…
O seni kabul etti mi bakalım kalfalığa yarrağım, tabii kabul edersen…
Salı, Mayıs 24, 2022
Pazar, Mayıs 22, 2022
Cumartesi, Mayıs 21, 2022
-TANRIM BENİ BAŞTAN YARAT!
-Tanrıyı suçluyorsun yani… Baştan başlat de bari ökez!
-Ökez ne yahu?
-Baştan yarattım işte…
…..
-Pek baştan olmamış!
-Yine öküze çıkarsın sen merak etmedim…
-Ökez ne yahu?
-Baştan yarattım işte…
…..
-Pek baştan olmamış!
-Yine öküze çıkarsın sen merak etmedim…
Perşembe, Mayıs 19, 2022
tavan can do it!
"Türkiye; yazarlarına kötü yazma, müzisyenine kötü müzik yapma, sanatçısına kötü imge kurma hakkı tanıyan belki de dünya da tek ülkedir.
Peki, bu nasıl oluyor, nasıl böyle güdük kalıyor dil, nasıl bağlanıyor zihin, bu kadar yaratıcı genç nüfus varken, teknoloji gelişmişken, sosyal medyada ya da sokakta yaratıcılık bu kadar tavanken; nasıl oluyor da vasat nasıl bu kadar güçlü ve hatta kültür de sanatta edebiyatta tek hâkim- nasıl?"
Peki, bu nasıl oluyor, nasıl böyle güdük kalıyor dil, nasıl bağlanıyor zihin, bu kadar yaratıcı genç nüfus varken, teknoloji gelişmişken, sosyal medyada ya da sokakta yaratıcılık bu kadar tavanken; nasıl oluyor da vasat nasıl bu kadar güçlü ve hatta kültür de sanatta edebiyatta tek hâkim- nasıl?"
HER ZOG
“Ama dâhilerin vizyonlarının nasıl da çabucak entelektüellerin konserve besinleri haline geldiğini de unutmamalıyız. Spengler'ın "Prusya Sosyalizmi"nin konserve lahana turşusu; Çorak Ülke tarzı bakış açısının klişeleri; Yabancılaşmanın ucuz uyarıcı hapları; Sahtelik ve Umutsuzluk üzerine sarf edilen boş lafların ikiyüzlülügü ve tumturaklılığı. Bu saçma budalalığı kabul edemem.”
Saçma olmayan budalalık da var diye tekrarladı.
Neyi tekrarladı dedim kendi kendime.
Evet, dedi, Sıradan Kötülük dedi, bunu şimdi bulmuş gibi dedi, nasıl da rahatlamıştı. İnsan kendi ağzını burnunu dağıtabilmeli.
Bunu kim söyledi, dedim.
Ad koyarız dedi, ad koyarız ki… ad koyarız işte…
Çağırabilelim… diye tamamlayabilirsin. Bunu seve seve yaparsın.
Beni duydu sanki ve şöyle dedi:
En azından tumturaklı değilim…
Sayfasını işaretleyip Herzog’u kapattı.
Devam etse şunun altını çizecekti:
“Sevgili Shura, yazdı, sanırım sana 1500 papel borçluyum. Şunu yuvarlak 2000 yapsak nasıl olur?” çünkü sadece karınla değil kızınla da yatmıştım. “Buna ihtiyacım var. Kendimi toparlama sürecim için gerekli.”
Saçma olmayan budalalık da var diye tekrarladı.
Neyi tekrarladı dedim kendi kendime.
Evet, dedi, Sıradan Kötülük dedi, bunu şimdi bulmuş gibi dedi, nasıl da rahatlamıştı. İnsan kendi ağzını burnunu dağıtabilmeli.
Bunu kim söyledi, dedim.
Ad koyarız dedi, ad koyarız ki… ad koyarız işte…
Çağırabilelim… diye tamamlayabilirsin. Bunu seve seve yaparsın.
Beni duydu sanki ve şöyle dedi:
En azından tumturaklı değilim…
Sayfasını işaretleyip Herzog’u kapattı.
Devam etse şunun altını çizecekti:
“Sevgili Shura, yazdı, sanırım sana 1500 papel borçluyum. Şunu yuvarlak 2000 yapsak nasıl olur?” çünkü sadece karınla değil kızınla da yatmıştım. “Buna ihtiyacım var. Kendimi toparlama sürecim için gerekli.”
KİVİ
Çarmıhla neden ilgin yok
Hristiyanlık çok gördüm duydum ama hiç hissetmedim film onlar
Ama insanın öyle durmasını bilirsin çarmıhtaki gibi
İki elim boş değilse. Tabii.
Çivi var!
Meme gelmişti benim aklıma.
Geçirme! Yani aklından bile.
Kivi de olabilir.
Hristiyanlık çok gördüm duydum ama hiç hissetmedim film onlar
Ama insanın öyle durmasını bilirsin çarmıhtaki gibi
İki elim boş değilse. Tabii.
Çivi var!
Meme gelmişti benim aklıma.
Geçirme! Yani aklından bile.
Kivi de olabilir.
İLERİ
Ruhunu şeytana satmazsın tamam ama ya tanrı almak istiyorsa.
Kendi ruhunu mu
Ondan ileri gitmiş olabilirsin
Tanrıdan mı
Ben burda ne anlatıyorum
Bunu tanrıya anlat
Yazdım ya
Bir dakika diyaloglar karıştı
Sanki yapmadığın şey
Kendi ruhunu mu
Ondan ileri gitmiş olabilirsin
Tanrıdan mı
Ben burda ne anlatıyorum
Bunu tanrıya anlat
Yazdım ya
Bir dakika diyaloglar karıştı
Sanki yapmadığın şey
SUYUNUN SUYU
-Medeni insanlar yalan söylediğinde bu medeni bir davranıştır.
-Küfredemicem yani şimdi sana!
-Küfredemicem yani şimdi sana!
Salı, Mayıs 17, 2022
TARİHİ KAZANAN ÇİZİYOR
Tarihi kazananlar yazıyor diyordunuz ya, biz sildik onları.
....
.....
Buna devam ediyorum diyorum. Gerçi kötü ile hiç ilgilenmemem gerekiyor, ama tatil niyetine, hani insanı kendi mükemmelliğinden uzaklaştırır ya, kafa dağıtır bir şekilde. Homo Sotori'den de uzaklaşmış olurum. Bitirdim mi algılayamıyorum henüz:
HOMO SOTORİ
İndiği uçandaire sarıydı. Gözlükleri yeşil. Ne giydiğini kimse hatırlamıyordu. Sonra fotoğraflardan çıkardık; normal insan kıyafetleri. Sarı da taksiymiş.
Bir kafeye oturduk. Yedi sekiz kişi etrafında. Arttı azaldı. Hepimiz bir kez daha istiyorduk. Hep istiyorduk. Ola ola müptelası olmuştuk.
Gözlüklerini çıkardı. Gözlerimizi fal taşı gibi açıldı. Far görmüş kanguru gibi. Bir şey olmadı. İlkinde hissettiğimizi hissetmedik. Bazılarımız hissetmiş, en iyi niyetli olanlarımız.
Önceleri tüm bedeninden, varlığından yayılıyordu. Sonra kontrol etmesini öğrendi; sadece gözlerinde topladı. Gözlükleri o yüzden takıyordu. Size bakması gerekmeden uzaklara baksa bile alıyordunuz, şeyi... Şimdi onu da kontrol edebiliyormuş; özellikle bakmadıkça oldurmuyormuş. Güneş için dedi gözlükler.
Yolda birisi, yanlışlıkla sanırım, omuz attığında değmemişti sanki ona. Adam özür dilerken suratı düşmüştü. Bir an adamın gerçekten suratının düştüğünü ve yerden suratını almak bahanesiyle eğildiğini görür gibi oldum önünde. Kalktığında bakmadan dönüp gitti. Bulamamıştı suratını…
Hayatı film şeridi gibi geçmiş gözlerinin önünden diyorlardı. Gülmüştü buna… Ben de bunu istiyorum diyenlere özellikle: Başından geçti mi ki gözlerinin önünden geçsin istiyorsun.
-Seninki geçti dedim. Benimkinin önünden…
-Peki nasıl geçti?
-Dalga geçme… Esas seninki nasıl gidiyor?
-Geldiği gibi değil… Yönetmenle dolanıyoruz, dedi gözlüklerini çıkartıp takarak… Nasıl çekeceğimize bakıyoruz.
-Nasıl çekeceksiniz!
-Çekildiği gibi…
Rüyalarını başkaları da görüyordu, gelip anlatıyorlardı. Heyecanlı ama suçluluk duyarak.
-Dedim ben duymuyorum, siz görün. Kullanmadığım bir alet gibi, siz kullanın.
-Peki senin rüyan olduğunu nerden?
-Ben olarak yaşıyorlarmış. Sonradan hatırlıyorlarmış ben olduğunu.
Masadakilere bakıyorum. Birisi anlatıyor:
-Başka birisiyim, bir şeyler yapıyorum ama ne yaptığım belli değil. Bir yapboz var, resim bulanık ama tek bir parçası eksik, eklensem tamamlanıp netleşecek. Bir adam geçiyor, bakmayacakken dönüp bakıyorum, hatta merhaba diyorum, rüyada başka biri olarak yaptığım hareket de buymuş, ama büyük bir iş bunu yapmak, basit bir merhaba değil; adam kadın oluyor ya da kadınmış zaten; böylece yapboza da eklenmiş oluyorum.
-Bana da birisi sesleniyor ve umursamazken dönüp bakıyorum, rüyadaki “kadının” da baktığını anlıyorum; yapbozdaki yerimi alıyorum.
-Neydi tamamlanan büyük resim?
-Bir yüz ama bizimki değil. Kadın ve adam da değiliz zaten. O yüzdeki insanız.
O yüzden insanız dedi gibi geldi bir an…
Hepsi o yüzün insanları…
-Seni örnek alamaz insan, taklit etmeli.
-Kendimi bile taklit etmem ben. Aynı şeyi yapıyorum hep.
-Ama herkesle aynı değil.
Ders verdiğini görmüştüm rüyamda:
-Benden sonra tekrarla. Sonra benle tekrarla. Taklit et. Ne yapıyorsam onu yap.
-Ukala değilmişsin sen!
-Öğrenme, ol… Benim dışımda tekrar edeceğin şeyler de var: Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğim. Tekrarla. İçten. Tekrarla.
-Hayır diyor, biri, ben o olduğunu bilerek gördüm. / Ben görmedim. / Ben sabah kalktığımda yazarken anladım. / Ben, biraz önce burada gördüğümde gördüm.
-Tamam dedim sakin olun, olur böyle şeyler.
-Daha önce oldu mu? / Bana olmadı?
-Seni rüyalarında görenler; yani senin rüyalarını görenler. Sen olarak.
-Seni tanımayanlar da görüyorlar!
-Bir yerlerden görüp hatırlamayanlar…
Bir yerlerden görüp hatırlamayanlar, diyene bakakaldım; çok güzel bir kadındı, diğerlerinin de çoğu güzel kadınlardı ama bu ayrı. Oysa erkekler onla ilgilenmemişti. Orda inandım; gerçekten ben olmuş olmalıydı erkekler de, yani O olmuş. Bu en zorudur bir erkek için. Şimdi benden sonra ilgileneceklerdi kadınla, beni taklit etmek için.
-Ruh zincirinde güçsüz halka olmaz diyordun. / Gelişmiş bir karakter büyüden ayırt edilemez diyordum.
-Siyah kuşak takıyordun; beyazlamıştı epeyce.
-Beyazladı, sıktı.
-Bilgelik tecrübeyle tekrar kazanılmış çocukluktur diyordun.
-Ama bilgenin çocukluğu olacak.
-3 yaşımdaki halim 30 yaşımda sen oluyordu. / Sen 3 yaşındaydın, 40 yaşındaki bendim. / 90 yaşımdaydım ve ben falan kalmamıştı.
-Huzurlu davrandığımda anladım sen olduğumu. Huzurlu uyandım ama huzursuz.
-Tamam, dedim, halledicem. Bende…
Herkes atıldı:
-Ben de. / Ben de. / Ben de.
Duruldu.
-Zeytinyağı, dedi biri.
İnsanlığın üç aşaması, aşamaması: Sempati, empati; Sotori.
Şöyle denebilirdi bizim için: Bir sabah kendini Sotori’den uyanmış olarak buldu.
Çeşitli kavramlar, deyişler dolandı: Rüyada Sotori görmek... Kendini Sotori olarak görmek... Bize her yer Sotori… Hepimiz Sotori’yiz...
Aralarından biri ressam, çizmiş resmimi. Ama soyut. Ama tanımayan kalmamış!
-Evet, bu sensin.
-Nerden yahu!
-Gözlerini görmüyor musun?
-Orda göz görmüyorum! Hem ben gözlerime neden bakayım…
-Göz görmeyince gönül katlansın: Bu sensin Sotori.
-Boğaza da baksanız beni göreceksiniz. Aya da.
-Ay nerde?
-Burdayım.
-Boğaza gidelim… Sana bakınca başka şey görmüyorum…
Robot resim gibi yayıldı; bir gazetecinin de haber yapmasıyla. 37 yıl önce gördüğünü söyleyenler bile çıktı böylece… Taş çatlasa 30 yaşındaydı; taş 10.000... 20.000.
Topluyordum:
-Yaşamadan biliyordum… Böylece bilmeden yaşamak kolay oldu.
-Mutlu rüyalarım sıkıcıydı. Rüyamı daha önce görmüştüm rüyamda.
-Borsa lokantası geldi şimdi aklıma…
-O olsa nasıl davranırdı diye düşünüp davranıyordum hayatta; o kim bilmeden…
-Nasıl bir güç veriyordu ama neden; ve nasıl kontrol edilir bilmeden.
-Ben bir başkasıydı. Başkası bir bendi.
-Rüyaya devam etmek istedim, seni yaşatmak için…
-Süper kahramanımdın ama fark etmedim; artık anti kahramanlar süperdi.
Süper kahraman kadar taş düşsün başınıza. Anti kahraman kadar kahrolun. Uçamayanı vurun.
Sarı uçan daireleri indirip içinden o çıkmayınca gönderiyorlardı…
-Sen hiç senden üst birini düşünmedin di mi!
-Gençken… Gençken bile, evet! Nerden bildin?
-Ben de genç oldum…
Hikayelerin hepsi aynı filmin kareleri gibi. Bir yapbozun parçaları. Yapboz silkinip üzerindekileri atmış, içine kapanmış. Anlamını saklamış. Şimdi Bumerang gibi geri dönüyor. Bir rüyaya çarpmış.
Pazıl Fazıl dediğim dedik biriydi, yapboz fikirleri hep ondan çıkıyordu:
-Her girdiğimde yapboz değişip başka bir şey oluyor ve beni dışarı atıyor. Her haline uyuyorum ama yine değişiyor. O zaman neden başta tam da benim uyacağım yeri boşta gösteriyor?
-Hiç dönüp baktın mı kendine!
-Girip uyuyorum ve diğer parçalar yok oluyor. Yalnız kalıyorum.
-Sen zaten yapbozsun, neden gidip başkalarına uyuyorsun. Hiç kendine baktın mı!
İçerlemiştim, 51 yaşımda… Rahme düştüğümde babamın yaşıydı 51. 52’sinde doğdum. 53 yaşımda bugün, iyice içime çekilmiştim… Aklın yolu milyonda birdi. Son yalan da yenmişti, doğrunun yenmediği anlaşılıyordu. Ama çok yavaş! Yok kadar yavaş! Homo Sotori bir kişi mi kalmıştı. Bir bile fazlaydı; tek. Yerimde olsalar ölürler miydi.
-2 -28 40 +28 +2
Henüz yıldızlı 1 yoktu. Rüyalarda vardı, olacaktı.
Sevgi yoktu, mutluluktu o.
SON
....
.....
Buna devam ediyorum diyorum. Gerçi kötü ile hiç ilgilenmemem gerekiyor, ama tatil niyetine, hani insanı kendi mükemmelliğinden uzaklaştırır ya, kafa dağıtır bir şekilde. Homo Sotori'den de uzaklaşmış olurum. Bitirdim mi algılayamıyorum henüz:
HOMO SOTORİ
İndiği uçandaire sarıydı. Gözlükleri yeşil. Ne giydiğini kimse hatırlamıyordu. Sonra fotoğraflardan çıkardık; normal insan kıyafetleri. Sarı da taksiymiş.
Bir kafeye oturduk. Yedi sekiz kişi etrafında. Arttı azaldı. Hepimiz bir kez daha istiyorduk. Hep istiyorduk. Ola ola müptelası olmuştuk.
Gözlüklerini çıkardı. Gözlerimizi fal taşı gibi açıldı. Far görmüş kanguru gibi. Bir şey olmadı. İlkinde hissettiğimizi hissetmedik. Bazılarımız hissetmiş, en iyi niyetli olanlarımız.
Önceleri tüm bedeninden, varlığından yayılıyordu. Sonra kontrol etmesini öğrendi; sadece gözlerinde topladı. Gözlükleri o yüzden takıyordu. Size bakması gerekmeden uzaklara baksa bile alıyordunuz, şeyi... Şimdi onu da kontrol edebiliyormuş; özellikle bakmadıkça oldurmuyormuş. Güneş için dedi gözlükler.
Yolda birisi, yanlışlıkla sanırım, omuz attığında değmemişti sanki ona. Adam özür dilerken suratı düşmüştü. Bir an adamın gerçekten suratının düştüğünü ve yerden suratını almak bahanesiyle eğildiğini görür gibi oldum önünde. Kalktığında bakmadan dönüp gitti. Bulamamıştı suratını…
Hayatı film şeridi gibi geçmiş gözlerinin önünden diyorlardı. Gülmüştü buna… Ben de bunu istiyorum diyenlere özellikle: Başından geçti mi ki gözlerinin önünden geçsin istiyorsun.
-Seninki geçti dedim. Benimkinin önünden…
-Peki nasıl geçti?
-Dalga geçme… Esas seninki nasıl gidiyor?
-Geldiği gibi değil… Yönetmenle dolanıyoruz, dedi gözlüklerini çıkartıp takarak… Nasıl çekeceğimize bakıyoruz.
-Nasıl çekeceksiniz!
-Çekildiği gibi…
Rüyalarını başkaları da görüyordu, gelip anlatıyorlardı. Heyecanlı ama suçluluk duyarak.
-Dedim ben duymuyorum, siz görün. Kullanmadığım bir alet gibi, siz kullanın.
-Peki senin rüyan olduğunu nerden?
-Ben olarak yaşıyorlarmış. Sonradan hatırlıyorlarmış ben olduğunu.
Masadakilere bakıyorum. Birisi anlatıyor:
-Başka birisiyim, bir şeyler yapıyorum ama ne yaptığım belli değil. Bir yapboz var, resim bulanık ama tek bir parçası eksik, eklensem tamamlanıp netleşecek. Bir adam geçiyor, bakmayacakken dönüp bakıyorum, hatta merhaba diyorum, rüyada başka biri olarak yaptığım hareket de buymuş, ama büyük bir iş bunu yapmak, basit bir merhaba değil; adam kadın oluyor ya da kadınmış zaten; böylece yapboza da eklenmiş oluyorum.
-Bana da birisi sesleniyor ve umursamazken dönüp bakıyorum, rüyadaki “kadının” da baktığını anlıyorum; yapbozdaki yerimi alıyorum.
-Neydi tamamlanan büyük resim?
-Bir yüz ama bizimki değil. Kadın ve adam da değiliz zaten. O yüzdeki insanız.
O yüzden insanız dedi gibi geldi bir an…
Hepsi o yüzün insanları…
-Seni örnek alamaz insan, taklit etmeli.
-Kendimi bile taklit etmem ben. Aynı şeyi yapıyorum hep.
-Ama herkesle aynı değil.
Ders verdiğini görmüştüm rüyamda:
-Benden sonra tekrarla. Sonra benle tekrarla. Taklit et. Ne yapıyorsam onu yap.
-Ukala değilmişsin sen!
-Öğrenme, ol… Benim dışımda tekrar edeceğin şeyler de var: Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğim. Tekrarla. İçten. Tekrarla.
-Hayır diyor, biri, ben o olduğunu bilerek gördüm. / Ben görmedim. / Ben sabah kalktığımda yazarken anladım. / Ben, biraz önce burada gördüğümde gördüm.
-Tamam dedim sakin olun, olur böyle şeyler.
-Daha önce oldu mu? / Bana olmadı?
-Seni rüyalarında görenler; yani senin rüyalarını görenler. Sen olarak.
-Seni tanımayanlar da görüyorlar!
-Bir yerlerden görüp hatırlamayanlar…
Bir yerlerden görüp hatırlamayanlar, diyene bakakaldım; çok güzel bir kadındı, diğerlerinin de çoğu güzel kadınlardı ama bu ayrı. Oysa erkekler onla ilgilenmemişti. Orda inandım; gerçekten ben olmuş olmalıydı erkekler de, yani O olmuş. Bu en zorudur bir erkek için. Şimdi benden sonra ilgileneceklerdi kadınla, beni taklit etmek için.
-Ruh zincirinde güçsüz halka olmaz diyordun. / Gelişmiş bir karakter büyüden ayırt edilemez diyordum.
-Siyah kuşak takıyordun; beyazlamıştı epeyce.
-Beyazladı, sıktı.
-Bilgelik tecrübeyle tekrar kazanılmış çocukluktur diyordun.
-Ama bilgenin çocukluğu olacak.
-3 yaşımdaki halim 30 yaşımda sen oluyordu. / Sen 3 yaşındaydın, 40 yaşındaki bendim. / 90 yaşımdaydım ve ben falan kalmamıştı.
-Huzurlu davrandığımda anladım sen olduğumu. Huzurlu uyandım ama huzursuz.
-Tamam, dedim, halledicem. Bende…
Herkes atıldı:
-Ben de. / Ben de. / Ben de.
Duruldu.
-Zeytinyağı, dedi biri.
İnsanlığın üç aşaması, aşamaması: Sempati, empati; Sotori.
Şöyle denebilirdi bizim için: Bir sabah kendini Sotori’den uyanmış olarak buldu.
Çeşitli kavramlar, deyişler dolandı: Rüyada Sotori görmek... Kendini Sotori olarak görmek... Bize her yer Sotori… Hepimiz Sotori’yiz...
Aralarından biri ressam, çizmiş resmimi. Ama soyut. Ama tanımayan kalmamış!
-Evet, bu sensin.
-Nerden yahu!
-Gözlerini görmüyor musun?
-Orda göz görmüyorum! Hem ben gözlerime neden bakayım…
-Göz görmeyince gönül katlansın: Bu sensin Sotori.
-Boğaza da baksanız beni göreceksiniz. Aya da.
-Ay nerde?
-Burdayım.
-Boğaza gidelim… Sana bakınca başka şey görmüyorum…
Robot resim gibi yayıldı; bir gazetecinin de haber yapmasıyla. 37 yıl önce gördüğünü söyleyenler bile çıktı böylece… Taş çatlasa 30 yaşındaydı; taş 10.000... 20.000.
Topluyordum:
-Yaşamadan biliyordum… Böylece bilmeden yaşamak kolay oldu.
-Mutlu rüyalarım sıkıcıydı. Rüyamı daha önce görmüştüm rüyamda.
-Borsa lokantası geldi şimdi aklıma…
-O olsa nasıl davranırdı diye düşünüp davranıyordum hayatta; o kim bilmeden…
-Nasıl bir güç veriyordu ama neden; ve nasıl kontrol edilir bilmeden.
-Ben bir başkasıydı. Başkası bir bendi.
-Rüyaya devam etmek istedim, seni yaşatmak için…
-Süper kahramanımdın ama fark etmedim; artık anti kahramanlar süperdi.
Süper kahraman kadar taş düşsün başınıza. Anti kahraman kadar kahrolun. Uçamayanı vurun.
Sarı uçan daireleri indirip içinden o çıkmayınca gönderiyorlardı…
-Sen hiç senden üst birini düşünmedin di mi!
-Gençken… Gençken bile, evet! Nerden bildin?
-Ben de genç oldum…
Hikayelerin hepsi aynı filmin kareleri gibi. Bir yapbozun parçaları. Yapboz silkinip üzerindekileri atmış, içine kapanmış. Anlamını saklamış. Şimdi Bumerang gibi geri dönüyor. Bir rüyaya çarpmış.
Pazıl Fazıl dediğim dedik biriydi, yapboz fikirleri hep ondan çıkıyordu:
-Her girdiğimde yapboz değişip başka bir şey oluyor ve beni dışarı atıyor. Her haline uyuyorum ama yine değişiyor. O zaman neden başta tam da benim uyacağım yeri boşta gösteriyor?
-Hiç dönüp baktın mı kendine!
-Girip uyuyorum ve diğer parçalar yok oluyor. Yalnız kalıyorum.
-Sen zaten yapbozsun, neden gidip başkalarına uyuyorsun. Hiç kendine baktın mı!
İçerlemiştim, 51 yaşımda… Rahme düştüğümde babamın yaşıydı 51. 52’sinde doğdum. 53 yaşımda bugün, iyice içime çekilmiştim… Aklın yolu milyonda birdi. Son yalan da yenmişti, doğrunun yenmediği anlaşılıyordu. Ama çok yavaş! Yok kadar yavaş! Homo Sotori bir kişi mi kalmıştı. Bir bile fazlaydı; tek. Yerimde olsalar ölürler miydi.
-2 -28 40 +28 +2
Henüz yıldızlı 1 yoktu. Rüyalarda vardı, olacaktı.
Sevgi yoktu, mutluluktu o.
SON
DİLEKTİF
Peşime dedektif taktım. Kendim takip edemiyorum.
Napıcak?
Beni tavlayacak.
Adam? Niye seni tavlayacak!
Kadın… Az bulunur. Parası da az.
Çok olması gerekmez mi?
Bunun az. Demek hoşlandı benden.
Belki sadece mesleğini seviyordur. Ya da işsizdir. Ya da ikisi birden.
Ya da üçü birden… Ama güzel bir kadını neden kiralamasınlar ki!
Başka işler… Erkekler. Yeniyi sevmezler.
Kadınlar?
Eskiyi.
Ya da tersi.
Ya da üçü birden…
Şimdi nerde?
Bunları yazıyor olmalı.
Olmalı!
Yoksa parasını alamaz. Sevişmek zorunda kalır.
Senle?
Korkarım öyle!
Güzel kadın demiştin!
Yazmasını tercih ederim…
Napıcak?
Beni tavlayacak.
Adam? Niye seni tavlayacak!
Kadın… Az bulunur. Parası da az.
Çok olması gerekmez mi?
Bunun az. Demek hoşlandı benden.
Belki sadece mesleğini seviyordur. Ya da işsizdir. Ya da ikisi birden.
Ya da üçü birden… Ama güzel bir kadını neden kiralamasınlar ki!
Başka işler… Erkekler. Yeniyi sevmezler.
Kadınlar?
Eskiyi.
Ya da tersi.
Ya da üçü birden…
Şimdi nerde?
Bunları yazıyor olmalı.
Olmalı!
Yoksa parasını alamaz. Sevişmek zorunda kalır.
Senle?
Korkarım öyle!
Güzel kadın demiştin!
Yazmasını tercih ederim…
Pazartesi, Mayıs 16, 2022
AÇ BİİLAÇ
Avukat beni suçlarken savcı da savunuyordu. Hakim de tepemizde son yargıyı vermek üzere bekliyordu, Tanrı gibi. Az düşünüp kararını açıkladı: Bir ömür boyu hapis, bir idam.
-Nasıl, dedim! Yani ömür boyu hapis yatıp sonra idam mı olucam?
-Tersi de olabilir… Önce idam olup, sonra ömür boyu hapis yatarsın…
-Çok saçma…
Üçü de bana baktılar… Üçü de bendim. Kıyafetlerimiz değişikti sadece; hakiminki en havalı…
-Ya idam ya da ömür boyu hapis verilmez mi genelde dedim.
-Ben senin yerinde olsam seçim yapmazdım, ikisini de al, dedi ben olan avukat. İki idam ya da iki ömür boyu hapis mi diyorsun; israf.
-Peki o zaman dedim, ilk kararıma dönerek. Ömür boyu hapis ve idam.
-En mantıklısı dedi beni savunan savcı, ben olarak…
Daha fazla soramadım, planlamaya çalışıyordum: Her halde ölmeme yakınken gelen din görevlisinin son görevi, beni idama götürmek de olur. Evet. Olaya hakimdim. Kalkamazsam yatakta da yapabilirler. İlaç milaç.
-Nasıl, dedim! Yani ömür boyu hapis yatıp sonra idam mı olucam?
-Tersi de olabilir… Önce idam olup, sonra ömür boyu hapis yatarsın…
-Çok saçma…
Üçü de bana baktılar… Üçü de bendim. Kıyafetlerimiz değişikti sadece; hakiminki en havalı…
-Ya idam ya da ömür boyu hapis verilmez mi genelde dedim.
-Ben senin yerinde olsam seçim yapmazdım, ikisini de al, dedi ben olan avukat. İki idam ya da iki ömür boyu hapis mi diyorsun; israf.
-Peki o zaman dedim, ilk kararıma dönerek. Ömür boyu hapis ve idam.
-En mantıklısı dedi beni savunan savcı, ben olarak…
Daha fazla soramadım, planlamaya çalışıyordum: Her halde ölmeme yakınken gelen din görevlisinin son görevi, beni idama götürmek de olur. Evet. Olaya hakimdim. Kalkamazsam yatakta da yapabilirler. İlaç milaç.
Pazar, Mayıs 15, 2022
OZ GEÇMİŞ
1969’da İstanbul’da doğdum. Doğdum diyorum çünkü 1967’de ayarlamıştım bunu. Gerisini de işte tahmin edersiniz, diyemeyeceğim için de anlatmaya gerek yok. Bilmediğini insana anlatmak ömür törpüsü…
ŞİDDET
-Seninki hiç şiddet uyguladı mı?
-Kim?
-İçindeki şey.
-Ben onun içindeyim. Bu bir şiddet değil mi… değilse… değil ki.
-Kim?
-İçindeki şey.
-Ben onun içindeyim. Bu bir şiddet değil mi… değilse… değil ki.
ÖĞRENME, OL
-Benden sonra tekrarla. Sonra benle tekrarla. Taklit et. Ne yapıyorsam onu yap.
-Ukala değilmişsin sen!
-Benim dışımda tekrarlayacağın şeyler de var: Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğim. Tekrarla. İçten. Tekrarla.
-Ukala değilmişsin sen!
-Benim dışımda tekrarlayacağın şeyler de var: Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğim. Tekrarla. İçten. Tekrarla.
SİSTEM
-Bireysel çaba ve irademizle elde edebileceğimiz başarılar, mevcut sistemi meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramaz.
-Kendi sistemin adına konuş!
-Kendi sistemin adına konuş!
Cuma, Mayıs 13, 2022
-2 -28 40 +28 +2
Beğendiğim kadın ilk giden -2’nin içinde. Çirkin bir erkekle. Benle kalansa allahtan erkek değil. Ortalama 40 hiç değişmez suratlarından anlarsın. Her yıl yenilenir sıralama.
-1 -29 40 +25 +5
-1 -10 50 +30 +8 *1
-0 -1 50 +40 +8 *1
-0 -0 30 +60 +9 *1
İkinci ve üçüncü yıllardaki -1’lerde yanılmayın, aynı değiller. Önceki kadındı, erkek -29’a çıktı, sonra yer değiştirdiler; dördüncü yılda kadın +9’a kadar yükseldi. Erkek -10’da olmaya bir süre dayanıp herkesi kovduktan sonra üçüncü yıl -1 olarak devam etti, sonra da 30’a tırmanıp vasatlığı içinde çürümeye terk edildi. Yıldızlı 1 olmayla ilgili atıp tutuyormuş. Kadını yapın diyormuş, benim yanıma.
-1 -29 40 +25 +5
-1 -10 50 +30 +8 *1
-0 -1 50 +40 +8 *1
-0 -0 30 +60 +9 *1
İkinci ve üçüncü yıllardaki -1’lerde yanılmayın, aynı değiller. Önceki kadındı, erkek -29’a çıktı, sonra yer değiştirdiler; dördüncü yılda kadın +9’a kadar yükseldi. Erkek -10’da olmaya bir süre dayanıp herkesi kovduktan sonra üçüncü yıl -1 olarak devam etti, sonra da 30’a tırmanıp vasatlığı içinde çürümeye terk edildi. Yıldızlı 1 olmayla ilgili atıp tutuyormuş. Kadını yapın diyormuş, benim yanıma.
Perşembe, Mayıs 12, 2022
HOMO SOTORİ (Teaser)
Aralarından biri ressam, çizmiş resmimi. Ama soyut. Ama tanımayan kalmamış!
-Evet, bu sensin.
-Nerden yahu!
-Gözlerini görmüyor musun?
-Orda göz görmüyorum! Hem ben gözlerime neden bakayım…
-Göz görmeyince gönül katlansın: Bu sensin Sotori.
-Boğaza da baksanız beni göreceksiniz. Aya da.
-Ay nerde?
-Burdayım.
-Boğaza gidelim… Sana bakınca başka şey görmüyorum…
-Evet, bu sensin.
-Nerden yahu!
-Gözlerini görmüyor musun?
-Orda göz görmüyorum! Hem ben gözlerime neden bakayım…
-Göz görmeyince gönül katlansın: Bu sensin Sotori.
-Boğaza da baksanız beni göreceksiniz. Aya da.
-Ay nerde?
-Burdayım.
-Boğaza gidelim… Sana bakınca başka şey görmüyorum…
İKİNÇ
Biz en iyi ikinciyiz diyen bir marka vardı. Başarı hikayesi diye anlatılırdı. (Bu yüzden) “Daha sıkı çalışırız” diye de bağlardı marka.
İşçi sınıfı tarihin en iyi ikinci öznesidir, demek daha doğru olurmuş, egosu yetebilseymiş sarxastik marxastik şahsın.
Yine insan içine karıştığım şu günlerde devamlı atatürk’lerle dolaşmaya boğazıma kadar doymuşluğumla hatırladım ikinci adamlara ne kadar ihtiyacımız…
İşçi sınıfı tarihin en iyi ikinci öznesidir, demek daha doğru olurmuş, egosu yetebilseymiş sarxastik marxastik şahsın.
Yine insan içine karıştığım şu günlerde devamlı atatürk’lerle dolaşmaya boğazıma kadar doymuşluğumla hatırladım ikinci adamlara ne kadar ihtiyacımız…
Çarşamba, Mayıs 11, 2022
TALİHSİZ KURŞUN
“Talihsiz bir kurşunla vuruldu.”
Böyle pislik bir adama yumruk attığı için mi talihsizdir nedir kurşun? Ne yapsaydı suratına vurup düelloya mı çağırsaydı? Ölü rakibini!
Yoksa böyle şerefli bir adama dokunduğu için mi talihsizdir? Onu evine çağıracağı -bi tarafına dokunduğuna göre, diyelim eline- çekeceği yerde? Yer? Zaman? Kurşunun evi?
Evsiz bir kurşundan öbür dünyaya davet aldı.
Böyle pislik bir adama yumruk attığı için mi talihsizdir nedir kurşun? Ne yapsaydı suratına vurup düelloya mı çağırsaydı? Ölü rakibini!
Yoksa böyle şerefli bir adama dokunduğu için mi talihsizdir? Onu evine çağıracağı -bi tarafına dokunduğuna göre, diyelim eline- çekeceği yerde? Yer? Zaman? Kurşunun evi?
Evsiz bir kurşundan öbür dünyaya davet aldı.
BİPOLAR
“Devrik cümlelerle ne yazdığınız anlaşılmıyor, Bukovski yapınca iyi duruyor da sizde bipolar falan gibi durmuş.”
Bukovski? Gayet düz yazan bir yazar? Aforizma cümlelerinde bile anlama zorluğu yaşamazsınız?
Kötü okurun yararı da bu: Bu eksik okuyuş, hatalı mantık, ya da belki hastalıklı hayal gücünü (kendisi bipolar olmasın?) gözümüzde canlandırmamıza olanak tanıyor…
Bukovski? Gayet düz yazan bir yazar? Aforizma cümlelerinde bile anlama zorluğu yaşamazsınız?
Kötü okurun yararı da bu: Bu eksik okuyuş, hatalı mantık, ya da belki hastalıklı hayal gücünü (kendisi bipolar olmasın?) gözümüzde canlandırmamıza olanak tanıyor…
Cumartesi, Nisan 30, 2022
Pazar, Nisan 17, 2022
REZALET
“Ayşe Fatma Doğmamışoğlu, 1986’da İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Sonra……..”
Sizce de tuhaf değil mi? Okumuş insanlar bir de bunlar!!!!
Biyografisine doğum tarihini koyan rastladığım kadın yazarları açıklayıp taçlandıracağım. Diğerlerini küçümsemekten daha kolay bu; bakarsınız açıklayacak tek bir kişi bile bulamayıp hiç uğraşmamış olurum.
Doğum tarihi sadece kişisel değil teknik bir bilgidir, eserlerinizi hangi yaşta hangi olgunlukta yazdığınızı saptamamızı engelliyorsunuz. Kişisel komplekslerinizin eserlerinize yansıdığını da kuvvetle düşünmeme neden oluyorsunuz, hem de daha ilk sayfadan. Tam bir rezalet!
Sizce de tuhaf değil mi? Okumuş insanlar bir de bunlar!!!!
Biyografisine doğum tarihini koyan rastladığım kadın yazarları açıklayıp taçlandıracağım. Diğerlerini küçümsemekten daha kolay bu; bakarsınız açıklayacak tek bir kişi bile bulamayıp hiç uğraşmamış olurum.
Doğum tarihi sadece kişisel değil teknik bir bilgidir, eserlerinizi hangi yaşta hangi olgunlukta yazdığınızı saptamamızı engelliyorsunuz. Kişisel komplekslerinizin eserlerinize yansıdığını da kuvvetle düşünmeme neden oluyorsunuz, hem de daha ilk sayfadan. Tam bir rezalet!
POLİ
Yeni bitmişti Poli mahallede, yerleşikleri kendine alıştırmak için dört döndü etraflarında. Durmadan dönüyor arada yaklaşıp kokluyor diş görürse yılmadan dönmeye devam ediyordu… Teker teker kırdı inatlarını. Kırdığında bile defalarca dönmeye devam etti zafer dönüşü yapıyordu sanki. Tepeden izledim tüm dönüşlerini şarap içerek, başım ne tatlı dönmüştü… Poli olsun bunun adı diye güldüm, Politikacı gibi nasıl sızdı aralarına hah hah ha…
Seneye gittiğimde senin Poli işte dediler; vermişler cidden espri yaptığım adı. Yaklaştım, biraz yabani, Poli dedim senin adını ben verdim.
Koçum dedi; dön şöyle biraz etrafımda bakim…
Cuma, Nisan 15, 2022
BÜYÜCÜ
Saçının bir telini istedi, elbisenden bir yırtık; dokunduğun her hangi bir şey… Bedenim dedim sonra aklıma geldi: Menisi olur mu? Yenisi olursa dedi. Sevişmemiz lazım.
İŞARET FİŞEĞİ 2
Ben sana çok aşığım diye dudaklarıma sarıldı kız
Toparlanıp tuvalete gitti sonra pardon deyip
Sevgilisi ve sevgilim bakıştılar
Ben şaşkın değilim dedi sevgilim gülerek
Ben de sanırım sevgili değilim dedi şaşkın
Toparlanıp tuvalete gitti sonra pardon deyip
Sevgilisi ve sevgilim bakıştılar
Ben şaşkın değilim dedi sevgilim gülerek
Ben de sanırım sevgili değilim dedi şaşkın
Çarşamba, Nisan 06, 2022
TOM BOMBASI
İndiği uçandaire sarıydı. Gözlükleri yeşil. Ne giydiğini kimse hatırlamıyordu. Sonra fotoğraflardan çıkardık; normal insan kıyafetleri. Sarı da taksiymiş.
SWEDEN COFF
Cihangir’de yeni bir yer keşfettim henüz kimse gitmiyor. Yani birileri var da insan sayılmazlar. Benle insanlah.
Salı, Nisan 05, 2022
RATATAT / ABRASIVE
Harun Tekin: Şarkı sözü iyi olmadığı zaman bir şarkının iyi olması pek mümkün değil. (!)
Emrah Sefa Gürkan: Küfür yok Türk müziğinde, sizde küfür var mı? (Müzikte küfür olmaz!)
Emrah Sefa Gürkan: Mark Knopfler mesela 85’de harika şeyler yaptı sonra yaşlandı enstrümantal müzik yapıyor. (Müzik enstrümantaldır zaten, geldiği yere dönmüştür. Knopfler'ı kaç kişi ne anlattığıyla dinledi, herkes enstrümanını sevdi...)
Harun ve Ötesi de müzikten uzaklaşıp bir şey anlatmaya çalışmışlar son albümlerinde, dinledim de bir şey duyamadım.
Aklıma Ratatat geldi, ki Ratatat bir müzik grubu için bulunacak en iyi adlardan biridir, müziklerine bakın: Ratatat; Suede mesela, iyi bir müzik grubu adıdır, solistinin sesini simgeler; ama mesela Mor Ve Ötesi, teknik olarak bir müzik grubu adı bile değildir.
Emrah Sefa Gürkan: Küfür yok Türk müziğinde, sizde küfür var mı? (Müzikte küfür olmaz!)
Emrah Sefa Gürkan: Mark Knopfler mesela 85’de harika şeyler yaptı sonra yaşlandı enstrümantal müzik yapıyor. (Müzik enstrümantaldır zaten, geldiği yere dönmüştür. Knopfler'ı kaç kişi ne anlattığıyla dinledi, herkes enstrümanını sevdi...)
Harun ve Ötesi de müzikten uzaklaşıp bir şey anlatmaya çalışmışlar son albümlerinde, dinledim de bir şey duyamadım.
Aklıma Ratatat geldi, ki Ratatat bir müzik grubu için bulunacak en iyi adlardan biridir, müziklerine bakın: Ratatat; Suede mesela, iyi bir müzik grubu adıdır, solistinin sesini simgeler; ama mesela Mor Ve Ötesi, teknik olarak bir müzik grubu adı bile değildir.
Pazar, Nisan 03, 2022
AVAM KAMARAM
Diye bir kitap çıkartayım istiyorum; yazamadığım şeyler. Yani birilerinin ayılamadan yazdığı, diğerlerinin bayılamadan yayımladığı metinler, ama benim için, tam… şeyedilmemiş. (Sabah olur bunlar, ama avama iniyim istiyorum:)
*
-Geleceği görünce yaşamak sıkıcı olmuyor mu?
-Hiç öyle olmadı ki, çok heyecanlı…
-Söylediklerin çıkmıyor yani!
-Çıkmayacak dediğimden. Ün boktan bişi.
-Kahin değil peygambersin o zaman sen…
-Peygamber ayağımı yıkayacak… Yok yok çıkmasın…
........
-Tarihi kazananlar değil kahinler mi yazıyor yani.
-Kananlar yazsa ne olacak, o da kaybedenler tarihi! Tarih, başka.
-Talih?
-Timsah… Oynama bu kadar heyecan dedikse o da biyere kadar.
.....
(Olanı görmüyorsun o zaman gördüğün oluyor.)
*
Bir insanı en iyi yolculukta tanırsın, ama zaman yolculuğunda. O da imkansızdır biliyorsun! Ama neden? Geçmişten gelen görmemiştir uğraşılmaz. Gelecekten gelen sonradan görmedir daha da aptallaşmıştır. Daha da uğraşılmaz.
....
(görmüş geçirmiş aptallaşmıştır hiç mi hiç uğraşılmaz)
.....
Zamandaki bir şeyleri değiştirmekten, kırıp dökmekten de hiç utanma çekinme; aptallık parçalanamaz. Hep dediğim gibi/ama, aklın merkezi vardır.
*
-Geleceği görünce yaşamak sıkıcı olmuyor mu?
-Hiç öyle olmadı ki, çok heyecanlı…
-Söylediklerin çıkmıyor yani!
-Çıkmayacak dediğimden. Ün boktan bişi.
-Kahin değil peygambersin o zaman sen…
-Peygamber ayağımı yıkayacak… Yok yok çıkmasın…
........
-Tarihi kazananlar değil kahinler mi yazıyor yani.
-Kananlar yazsa ne olacak, o da kaybedenler tarihi! Tarih, başka.
-Talih?
-Timsah… Oynama bu kadar heyecan dedikse o da biyere kadar.
.....
(Olanı görmüyorsun o zaman gördüğün oluyor.)
*
Bir insanı en iyi yolculukta tanırsın, ama zaman yolculuğunda. O da imkansızdır biliyorsun! Ama neden? Geçmişten gelen görmemiştir uğraşılmaz. Gelecekten gelen sonradan görmedir daha da aptallaşmıştır. Daha da uğraşılmaz.
....
(görmüş geçirmiş aptallaşmıştır hiç mi hiç uğraşılmaz)
.....
Zamandaki bir şeyleri değiştirmekten, kırıp dökmekten de hiç utanma çekinme; aptallık parçalanamaz. Hep dediğim gibi/ama, aklın merkezi vardır.
ÖBÜR DÜNYA
İyiler kötülerin ayaklarını yıkıyor...
Sonra o kötüler gidip öbür iyilerin ayaklarını yıkayacak.
Sonra o kötüler gidip öbür iyilerin ayaklarını yıkayacak.
Cumartesi, Nisan 02, 2022
İKİBİYAT
KÖS KÖS
Tarihi hep kazananlar yazıyor da edebiyatı hep kaybedenler yazınca ne oluyor! Ben söyleyeyim: Dövüş sanatı bilmeyen yazar, dayak yediğini fark etmeyen okur! Kaybeden edebiyat! Çekilin artık müzeye…
S. ALİ
İki kahramanı konuşmaktadır (İçimizdeki Vapur’da sanırım, belki Kürk Mantolu Nena’da, zaman yolculuğu temalı eseri hangisiydi) vapur Kadıköy’e yanaşmıştır, biri hadi kalkalım der, diğeri 3 sayfa daha konuşur, sonra kalkarlar, Kadıköy iskelesine inerler.
Tarihi hep kazananlar yazıyor da edebiyatı hep kaybedenler yazınca ne oluyor! Ben söyleyeyim: Dövüş sanatı bilmeyen yazar, dayak yediğini fark etmeyen okur! Kaybeden edebiyat! Çekilin artık müzeye…
S. ALİ
İki kahramanı konuşmaktadır (İçimizdeki Vapur’da sanırım, belki Kürk Mantolu Nena’da, zaman yolculuğu temalı eseri hangisiydi) vapur Kadıköy’e yanaşmıştır, biri hadi kalkalım der, diğeri 3 sayfa daha konuşur, sonra kalkarlar, Kadıköy iskelesine inerler.
BABA
abam seni bulmamı söylemişti senden özür dilememi
anlattın mı
anlatmıştım
valla saygı duydum nasıl anlattın insan kendini kayırır
bilmiyorum anlattım
baban sağlam adam
öldü
ha, o yüzden yazdın bana.
Evet.
Ok
Ciddiye almıyorsun beni
Babanla konuşurum ben bu gece sen rahat ol uyu geçecek
anlattın mı
anlatmıştım
valla saygı duydum nasıl anlattın insan kendini kayırır
bilmiyorum anlattım
baban sağlam adam
öldü
ha, o yüzden yazdın bana.
Evet.
Ok
Ciddiye almıyorsun beni
Babanla konuşurum ben bu gece sen rahat ol uyu geçecek
3
İkizim sana âşık oldu. Ne duygularını küçümseyebilir, ne de başkasına bir şey hissedebilirim. Üçümüz birlikte olmak durumundayız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















