Oyun zevki için oynayana: Centilmen. Oyun zevki için yazana: Entelmen.
Çarşamba, Kasım 01, 2023
SESLER DUYUYORUM
Bana dinleme diyor. Duyma diyor. Duymazlıktan gel demiyor. Gel diyor.
Yoksa ben de güzel konuşurum.
Yoksa ben de güzel konuşurum.
FADİME
Beni kullan dedi. Benle oyna, oyun yap benle. Önümde eğilmediğin için seviyorum seni, kullandırıyorum kendimi... Ama ben bu yandakiyle aynı ortamda bulunmam, bulunamam. Aynı cümlede. Cart diye ayırırım!
Olamazsınız zaten dedim. Sen Kelime, o Fadime.
Fadimeleri küçümseme, diye uyardı... Sığ kelime olmaz, nerde kullandığına bakar, nerden kullandığına. Hadi hadi, çabuk oyna benle, senin kafan öyle çalışıyor.
Olamazsınız zaten dedim. Sen Kelime, o Fadime.
Fadimeleri küçümseme, diye uyardı... Sığ kelime olmaz, nerde kullandığına bakar, nerden kullandığına. Hadi hadi, çabuk oyna benle, senin kafan öyle çalışıyor.
SHERLOCKED HOLES
-Raskolnikov'u ele alalım: Sırf edebi nedenlerle o kadını baltayla öldürdü.
-Baltayı sorguya çeksen suç ortaklığını itiraf ederdi, Madam Bovary benim, derdi...
-Baltayı sorguya çeksen suç ortaklığını itiraf ederdi, Madam Bovary benim, derdi...
DÜĞME BAŞTAN YANLIŞ İLİKLENMİŞ
-Metin kendini bana yazdırdı.
-Öldürmez de o zaman seni. Bitmeyecek mi bu bela!
-Öldürmez de o zaman seni. Bitmeyecek mi bu bela!
ÖYLE İDİ
“Goethe'nin Faust'u yazması için gereken süre Faust'a bitmez tükenmez gibi gelmiş, Faust bütün bu süre boyunca biçimsiz, sakat, eksik ve çoğunlukla itilmiş durumda yaşamıştı.”
Nütopya okuyunca rahatlamıştır.
Nütopya okuyunca rahatlamıştır.
İNCİK CINCIK
-İnsan her şeyi anladığında mutlaka ağır bir sinir krizi geçirir. Bilinçlilik bunu gerektirir. Bilinç fazlalığı...
-Bi linç fazla, bi linç az, fark etmez.
-Bi linç fazla, bi linç az, fark etmez.
İNSAN SENDROMU
İnsan olduğunu, kaldığını düşünmek. Herkesi hayvanlıkla, maymundan henüz gelememişlikle, virüs, pil, yapay, çürümüş olmakla ve saire olmakla suçlarken.
Burda anlatacağım kişi Tanrıdır; evet, kendisi. O da insan olduğunu düşünmektedir. Onun için tabii ki bu bir aşağılık kompleksidir. Metinde yavaş yavaş anlaşılır ki ama (pardon bir önceki cümleyi unuttum, şöyle olacak: “Yani öyle sanılır.”) evet, ama: bu insanı ne mükemmel gördüğüyle ilgilidir. Kendi içinde tabii. Tanrı olmaya özenmediği zamanlar; ama daha çok ezik olduğunu düşünmediği, sorumluluktan kaçmadığı zamanlar. Hayatını eline alabildiği zamanlar. Kendi, gerçek, abartısız, becerikli eline. İnsani eline.
Burda anlatacağım kişi Tanrıdır; evet, kendisi. O da insan olduğunu düşünmektedir. Onun için tabii ki bu bir aşağılık kompleksidir. Metinde yavaş yavaş anlaşılır ki ama (pardon bir önceki cümleyi unuttum, şöyle olacak: “Yani öyle sanılır.”) evet, ama: bu insanı ne mükemmel gördüğüyle ilgilidir. Kendi içinde tabii. Tanrı olmaya özenmediği zamanlar; ama daha çok ezik olduğunu düşünmediği, sorumluluktan kaçmadığı zamanlar. Hayatını eline alabildiği zamanlar. Kendi, gerçek, abartısız, becerikli eline. İnsani eline.
Gördüğünüz ya da göreceğiniz gibi yine Nütopya’ya bağlanıyor; zaten anlattım: En iyisi beni daha fazla yormayın.
Pazar, Ekim 29, 2023
BATATÜRK
*
Kız çocuklarının Cumhuriyet bayramını kutlayanlar görüyorum... Atatürk dedi ki onlarla eğlen, ne yaptıklarını bilmiyorlar. Batatürk diyeyim onlara.
*
“Cumhuriyet söz hakkı için parmağını kaldıran bir kız çocuğudur.”
100 numara bir Gezi Zekalılık örneği...
*
-Eşit ve Reşit...
-Reşit’i başa alalım.
Kız çocuklarının Cumhuriyet bayramını kutlayanlar görüyorum... Atatürk dedi ki onlarla eğlen, ne yaptıklarını bilmiyorlar. Batatürk diyeyim onlara.
*
“Cumhuriyet söz hakkı için parmağını kaldıran bir kız çocuğudur.”
100 numara bir Gezi Zekalılık örneği...
*
-Eşit ve Reşit...
-Reşit’i başa alalım.
FİREZOF
“Çirkinin sahip olduğu anlamları hesabına geçirmiş güzel şeyler: Moda. Sahtenin anlamlarını kendi hesabına geçirmiş bir asıl: Simülasyon. Kötülüğün sahip olduğu güçlerle donanmış iyilik: Tanrı...”
Kötünün sahip olduğu tüm çirkinlik ve sahte anlamlarla donanmış şeytani bir antitez: Filozof
(Firezof adlandırması Nütopya’dan)
(Firezof adlandırması Nütopya’dan)
SİDİK
Bir kelebeğin kanat çırpması bir kasırgaya neden olabilir; zor olan işemesidir, çünkü o zaman kasırgayı durdurabilir.
Cumartesi, Ekim 28, 2023
DİİL
Mühendis mühendisliğin her şey olduğunu söyleyebilir. Tüccar alışverişin, satmanın; Kadın, kadınlar özel yaratıklardır diyebilir. Demek yazar şöyle demelidir: Dil o kadar da önemli bir şey değildir... Yoksa yazarlığı düşer. Bir Mühendise, Tüccara ya da Kadına indirgenir.
Cuma, Ekim 27, 2023
DUMA DUMA DUM
-Kuantum biz onu araştırdığımız ve açıklamaya çalıştığımız için mi var?
-Evet.
-E, yer çekimi mesela!
-Kendini uçurdun, bu kuantum. Duma duma dum.
-Evet.
-E, yer çekimi mesela!
-Kendini uçurdun, bu kuantum. Duma duma dum.
HOMO LUDENS
-Üç oyundan ikisini kazandığıma göre son oyuna neden gerek var?
-Son oyun her şeyi belirler! 2-1 yaparsa sadece yöneticisi olursun onun.
-Ya 3-0 yaparsam?
-O zaman kölen olur.
-Son oyun her şeyi belirler! 2-1 yaparsa sadece yöneticisi olursun onun.
-Ya 3-0 yaparsam?
-O zaman kölen olur.
Perşembe, Ekim 26, 2023
MERAK / YKY


-İki kız kardeş bunlar. Ve hayatlarından bazı ayrıntılar. Önce o zor anlaşılıyor. Cümle daha kolay anlaşılır kurulabilirdi.
-İddia ettikleri... Gereksiz gönderme, göndermeyse; düşündükleri, denilebilirdi.
-Roma’daki mola! Uçakla olduğunu sanıyorum, aktarma mı demek istemiş acaba. Deniz ve kara yoluyla da gidiyor olabilirler. Egzotik ya tatil...
-Polis adamın izini nerede bulamadı?
-Sanırım bu dönüş gezisi! Bunu belirtmek gerekecek birazdan...
-Kız kardeşlerden her ikisiyle de... Kız kardeşlerle, demek yeterli. Birlikte mi, ayrı mı, özelikle mi, önemli mi... bu belirtilmemiş.
-Bavul nasıl bir şey? İçine bakmak nasıl akla gelmez!
-Kanada’ya geri götürmek... Bavul geri gitmiyor, ilk defa gidiyor.
-Kız Quabec’te hikayeyi doğrulamış! Demek kadının kızı onlarla değil. Ben zaten sanmamıştım ama burada emin oldum... Oğlan ne yapıyor acaba?
-Aslında ne olmuştu? Bilmek imkansızdı... Neden olsun? Belki birileri biliyordur; ya da sonradan anlaşılır.
-Kuşkular dinmedi... Nerden biliyorsun, yanlarında mıydın? Haa sonradan öğrendin! O zaman, kuşkular dinmemişti, demek gerekebilir.
-Kızların bir uyuşturucu geçmişi? Bir cümle gerekmiyor mu...
-Dayanılmaz bir hal aldığını söyledi... Kime? Sana mı! Aşağıdaki nottan sanıyorum ki bir konuşma daha olmuş, orda söylemiş. Miş, ama.
-Son paragraf için insanlara “yazmayın” dememden daha otoriter bir özelliğimi sergileyebilirim: Düşünmeyin...
Çünkü şöyle demek istermiş gibi:
-Dilin sırları neden oldu bu yukardaki saçmalıklar yapmama.
--Olup bitenin hakkı nasıl tam olarak verilebilir ki ama murat.
---Uydurdum tamam, nasıl, daha güzel mi uydurayım, ama onu da sen yaparsın artık.
----Ağ dedim maske dedim daha ne edebi diyim, hindistana gidiyim.
-----Son cümleyi abilerinden kapmış; bir virüs kapar gibi...
Polisin izini bulamadığı adam budur kesin ya da bunlar:
Yazar: Alberto Manguel
Çev: Kutlukhan Kutlu
Merak / YKY
Çarşamba, Ekim 25, 2023
BAY MUSHILL
-Bir günlüğüne dünyayı yönetmeniz istenseydi ne yapardınız Bay Mushill?
-Gerçekliğe son vermekten başka bir seçeneğim olmazdı ki.
-Ben de bu işin altından nasıl kalkacağınızı görmek isterdim!
-Tek siz görebilirsiniz zaten. Tek siz kalacağınızdan...
-Gerçekliğe son vermekten başka bir seçeneğim olmazdı ki.
-Ben de bu işin altından nasıl kalkacağınızı görmek isterdim!
-Tek siz görebilirsiniz zaten. Tek siz kalacağınızdan...
AYI
-Zıt kutuplar birbirlerini çeker mi iter mi, hem çeker hem iter mi?
-Biz merkezde böyle itici sorunlara rastlamayız.
-Biz merkezde böyle itici sorunlara rastlamayız.
Pazartesi, Ekim 23, 2023
KESER DÖNER SARTRE DÖNER
Şunu bir kontrol eder misiniz; kaçınızın elenmesi gerekiyor... Ad istemiyorum sayı verin yeter...
“
koltuğunun bir köşesine “Sartre! Lafı fazla uzatma!” şeklindeki ikaz notu
.....
...çeşitli kahramanlar arasında, kimi zaman Pardaiilan, kimi zaman da Michel Strogoff oluyordu. Zaman geçti, kahramanlar değişti; fakat değişmeyen bir şey vardı. Sartre sıradışı bir yetenek, bir deha sahibiydi. Yazacak, “başyapıtlar üretecek, ölümsüz olacaktı. Henri IV lisesinde, sonra da Ecole Normale'de öğrenci iken okumaları da değişmişti. Artık listesini daha çok klasikler, romantikler ve “başyapıtlar” oluşturuyordu: Corneille, Goethe, Schiller, Byron, Hugo vb. Tabii bir de filozof modelleri vardı. Sonunda, en zirvede, Shakespeare ve Hegel üzerinde karar kıldı. Edebiyatın yeni Shakespeare’ı, felsefenin de Hegel’i olacaktı. Büyük bir düş kırıklığı içinde ne Shakespeare ne de Hegel olabileceğini anlayana kadar...
.....
Sartre’ın “deliliği” buradaydı. Dedesi ve annesinin etkisiyle genç yaşta dinsel kutsallıktan uzaklaşmış, onun yerine yazınsal kutsallığı koymuştu. (...) Zaten Allah’a ihtiyacı da vardı. (...) ...boşlukta da kalamazdı; kendisine yeni bir “iman” lazımdı. Böylece bir “mutlağın yerini ağır ağır başka bir “mutlak” alacaktı. Bu da ancak dil ve edebiyat olabilirdi. “Dünyayı dil aracılığıyla keşfettiği için, uzun süre dili de dünya olarak kabul etmişti”. Yeni imanı, yeni “Kutsal”ı edebiyattı!
.....
Herkes hüzünlüydü ve filozof Gilles Deleuze elindeki kağıttan, kırık bir sesle topluluğa şu satırları okuyordu: “Beni dürten neden aslında çok basit. Ümit ediyorum ki bazıları için sadece onu söylemem yetecek. Bu, tecessüstür; her halde biraz inatla sarf edilmeye değecek olan tek tecessüs şekli: Öğrenilmesi uygun görülen şeyleri özümlemek için değil, kendinden kopmak için sarf edilen tecessüs. Bilme hırsı, şu ya da bu şekilde ve mümkün olduğu kadar, bilen insanın yoldan çıkmasını değil de sadece bazı bilgilerin edinilmesini sağlasaydı neye yarardı?”
......
Ölümünün yirminci yıldönümü vesilesiyle yazdığı yazıda bir Fransız felsefeci, Foucault’yu çok övmekle beraber, “sürüyle kavram yaratan, sonra onlan hiç sıkılmadan terk eden ve derhal yenilerini yaratan” bir düşünür olarak sunuyordu.
.....
Hiçbir düşünce sistemi, ne kadar parlak bir beynin ürünü olursa olsun, kişisel araç ve icatlarla, ex nihilo yaratılamaz. Herkes kendi çağının ürünüdür ve çağını aşacak kavram ve kuramları bile ancak o çağın kazanımları içinde oluşturur ve geliştirir.
.....
Gerçekten de Althusser’in “bütün büyük filozoflar gibi” babası olmamıştı ve kendisine bir baba bulma aldatmacası içinde devamlı olarak da “babanın babası” rolünü oynamıştı. İşte felsefe burada imdadına yetişiyordu. ..... Genç filozof, Marx’la ilgili ilk okumalannda da düşünürün “felsefe filozofun kendisiyle ilişkisidir” fikrini not etmişti. Evet felsefe tek başına, kendiliğinden bir önem taşımıyordu.
.....
Hümanizm bir ideolojiydi; çünkü teorik bir açıklama temeli oluşturmayan soyut bir “insan” kavramından hareket ediyordu.
....
Oysa Marx “analiz yöntemim insandan hareket etmiyor; belli bir dönemden hareket ediyor” diyordu ve teorisini bir toplumsal formasyonu oluşturan üretim ilişkilerinden hareket ederek kurmuştu. Soyut insan ya da özne (homo oeconomicus, moralis, juridi-cust politicus) ideolojik bir tasavvurdu; gerçek insan ise üretim ilişkilerinin dayanağı olarak ortaya çıkıyordu.
“
koltuğunun bir köşesine “Sartre! Lafı fazla uzatma!” şeklindeki ikaz notu
.....
...çeşitli kahramanlar arasında, kimi zaman Pardaiilan, kimi zaman da Michel Strogoff oluyordu. Zaman geçti, kahramanlar değişti; fakat değişmeyen bir şey vardı. Sartre sıradışı bir yetenek, bir deha sahibiydi. Yazacak, “başyapıtlar üretecek, ölümsüz olacaktı. Henri IV lisesinde, sonra da Ecole Normale'de öğrenci iken okumaları da değişmişti. Artık listesini daha çok klasikler, romantikler ve “başyapıtlar” oluşturuyordu: Corneille, Goethe, Schiller, Byron, Hugo vb. Tabii bir de filozof modelleri vardı. Sonunda, en zirvede, Shakespeare ve Hegel üzerinde karar kıldı. Edebiyatın yeni Shakespeare’ı, felsefenin de Hegel’i olacaktı. Büyük bir düş kırıklığı içinde ne Shakespeare ne de Hegel olabileceğini anlayana kadar...
.....
Sartre’ın “deliliği” buradaydı. Dedesi ve annesinin etkisiyle genç yaşta dinsel kutsallıktan uzaklaşmış, onun yerine yazınsal kutsallığı koymuştu. (...) Zaten Allah’a ihtiyacı da vardı. (...) ...boşlukta da kalamazdı; kendisine yeni bir “iman” lazımdı. Böylece bir “mutlağın yerini ağır ağır başka bir “mutlak” alacaktı. Bu da ancak dil ve edebiyat olabilirdi. “Dünyayı dil aracılığıyla keşfettiği için, uzun süre dili de dünya olarak kabul etmişti”. Yeni imanı, yeni “Kutsal”ı edebiyattı!
.....
Herkes hüzünlüydü ve filozof Gilles Deleuze elindeki kağıttan, kırık bir sesle topluluğa şu satırları okuyordu: “Beni dürten neden aslında çok basit. Ümit ediyorum ki bazıları için sadece onu söylemem yetecek. Bu, tecessüstür; her halde biraz inatla sarf edilmeye değecek olan tek tecessüs şekli: Öğrenilmesi uygun görülen şeyleri özümlemek için değil, kendinden kopmak için sarf edilen tecessüs. Bilme hırsı, şu ya da bu şekilde ve mümkün olduğu kadar, bilen insanın yoldan çıkmasını değil de sadece bazı bilgilerin edinilmesini sağlasaydı neye yarardı?”
......
Ölümünün yirminci yıldönümü vesilesiyle yazdığı yazıda bir Fransız felsefeci, Foucault’yu çok övmekle beraber, “sürüyle kavram yaratan, sonra onlan hiç sıkılmadan terk eden ve derhal yenilerini yaratan” bir düşünür olarak sunuyordu.
.....
Hiçbir düşünce sistemi, ne kadar parlak bir beynin ürünü olursa olsun, kişisel araç ve icatlarla, ex nihilo yaratılamaz. Herkes kendi çağının ürünüdür ve çağını aşacak kavram ve kuramları bile ancak o çağın kazanımları içinde oluşturur ve geliştirir.
.....
Gerçekten de Althusser’in “bütün büyük filozoflar gibi” babası olmamıştı ve kendisine bir baba bulma aldatmacası içinde devamlı olarak da “babanın babası” rolünü oynamıştı. İşte felsefe burada imdadına yetişiyordu. ..... Genç filozof, Marx’la ilgili ilk okumalannda da düşünürün “felsefe filozofun kendisiyle ilişkisidir” fikrini not etmişti. Evet felsefe tek başına, kendiliğinden bir önem taşımıyordu.
.....
Hümanizm bir ideolojiydi; çünkü teorik bir açıklama temeli oluşturmayan soyut bir “insan” kavramından hareket ediyordu.
....
Oysa Marx “analiz yöntemim insandan hareket etmiyor; belli bir dönemden hareket ediyor” diyordu ve teorisini bir toplumsal formasyonu oluşturan üretim ilişkilerinden hareket ederek kurmuştu. Soyut insan ya da özne (homo oeconomicus, moralis, juridi-cust politicus) ideolojik bir tasavvurdu; gerçek insan ise üretim ilişkilerinin dayanağı olarak ortaya çıkıyordu.
“
BALINIZI ARACIDAN DEĞİL ARICIDAN ALIN
Oğlun kitabını eleştirmiş, dedi.
Hangisi dedim, biraz şaşırdı. Kaç tane var!
Sonra toparladı: Oğlunu diyorum, dedi.
Kaç tane var?
Espriydi. Bir tane bile olmadığını biliyorum diye biliyordum.
İyi laf sokmuş, dedi. Baktığımda öyle değildi. Güzelleme de değildi. Güzel bir metindi. Temkinli yaklaşmış olsa da. Başka türlü yaklaşılamazdı zaten bana. Bence yani... Dünyanın en büyük neyi olursa olsun. Bence neyi...
Haber boydu zaten. Boyunu belirtmek. Oğlumu belirterek... Aracının boyu: Abazanlığı... Bana laf sokunca rahatlamış, gülüyordu...
Çok kolay alt üst olur bunlar; bir şey yapmana gerek bile kalmadığından hep öylelermiş gibi gelir.
Oğlum beni bulduğunda -aracı haber verdiğini haber vermiş- mirasını istiyorum dedi.
Bilmiyorum dedim; mirasım var mı, yok mu...
Dehanı, dedi.
Bilmiyorum dedim; oğlum musun, değil misin... Bunu söylüyorsan... Ağzımı yamulttum.
Ağzını yamulttu. Oysa bir de gülümsedi. Olsun dedi.
Olabilir dedim. İmlam bozuldu: Bir şeyler, bir şeylere, bir şeyleri benzetmiştim.
Hangisi dedim, biraz şaşırdı. Kaç tane var!
Sonra toparladı: Oğlunu diyorum, dedi.
Kaç tane var?
Espriydi. Bir tane bile olmadığını biliyorum diye biliyordum.
İyi laf sokmuş, dedi. Baktığımda öyle değildi. Güzelleme de değildi. Güzel bir metindi. Temkinli yaklaşmış olsa da. Başka türlü yaklaşılamazdı zaten bana. Bence yani... Dünyanın en büyük neyi olursa olsun. Bence neyi...
Haber boydu zaten. Boyunu belirtmek. Oğlumu belirterek... Aracının boyu: Abazanlığı... Bana laf sokunca rahatlamış, gülüyordu...
Çok kolay alt üst olur bunlar; bir şey yapmana gerek bile kalmadığından hep öylelermiş gibi gelir.
Oğlum beni bulduğunda -aracı haber verdiğini haber vermiş- mirasını istiyorum dedi.
Bilmiyorum dedim; mirasım var mı, yok mu...
Dehanı, dedi.
Bilmiyorum dedim; oğlum musun, değil misin... Bunu söylüyorsan... Ağzımı yamulttum.
Ağzını yamulttu. Oysa bir de gülümsedi. Olsun dedi.
Olabilir dedim. İmlam bozuldu: Bir şeyler, bir şeylere, bir şeyleri benzetmiştim.
Pazar, Ekim 22, 2023
1 YIL İÇİNDE İNTİHAR EDECEKSİNİZ
Ettirileceksiniz demek daha doğru olur. Ve doğru olacak.
1 yıl içinde görecekleriniz -hepsi elimizden çıkma- sizi o noktaya sürükleyecek. Süründürecek. Sülükleyecek.
Ne önce ne sonra. Önce etmenize engel olacağız söz. Gecikirse ben sıkacağım. Söz.
Bu 1 yıl içinde anlayacaksınız. O yüzden böyle saçma bedelsiz ucuz zaten görülmüş iki olasılık görmüyorum.
Sülükler bile daha özgürdür, Özgür Bey.
Öğür Bey. Adınızı da değiştireceksiniz. Uyarız. Kreasyonunuz genişleyecek. Özgür hariç. Bey, olur. Hatta olmalı. Zül Bey. Zır Bey. Bakın, oluyor.
Olacak.
1 yıl içinde görüşmek üzere, her gün.
1 yıl içinde görecekleriniz -hepsi elimizden çıkma- sizi o noktaya sürükleyecek. Süründürecek. Sülükleyecek.
Ne önce ne sonra. Önce etmenize engel olacağız söz. Gecikirse ben sıkacağım. Söz.
Bu 1 yıl içinde anlayacaksınız. O yüzden böyle saçma bedelsiz ucuz zaten görülmüş iki olasılık görmüyorum.
Sülükler bile daha özgürdür, Özgür Bey.
Öğür Bey. Adınızı da değiştireceksiniz. Uyarız. Kreasyonunuz genişleyecek. Özgür hariç. Bey, olur. Hatta olmalı. Zül Bey. Zır Bey. Bakın, oluyor.
Olacak.
1 yıl içinde görüşmek üzere, her gün.
Cumartesi, Ekim 21, 2023
UZAYLICA, PEK UZAYLICA
Dünyadaki kötülüğün kökünü kuruttuğumda geldi uzaylılar sonunda.
Öncü gelenler öldü, hastalandı, en iyiler depresyona girdi.
Ana gemiye götürmek istemiyor musunuz beni diye sordum. İleri çıkanların cesareti kötücüldür.
Gezegeninize götürmek istemiyor musunuz... Gerçekten gelişmiş bir uygarlık mısınız görelim.
Kime göre neye göre lafını uzaylılardan duyacağım aklıma gelmezdi.
Öncü gelenler öldü, hastalandı, en iyiler depresyona girdi.
Ana gemiye götürmek istemiyor musunuz beni diye sordum. İleri çıkanların cesareti kötücüldür.
Gezegeninize götürmek istemiyor musunuz... Gerçekten gelişmiş bir uygarlık mısınız görelim.
Kime göre neye göre lafını uzaylılardan duyacağım aklıma gelmezdi.
Cuma, Ekim 20, 2023
TRİOLOJİ
“-Biz yeniliğin peşinde değiliz, tesirliliğin peşindeyiz.
-Tesir ya da esir, fark etmez. Efendi bulmanız lazım o zaman kendinize...”
-Tesir ya da esir, fark etmez. Efendi bulmanız lazım o zaman kendinize...”
(Bir sofist ve iki sofistin trioloğundan.)
MEYİL
-Her şey kendi sonuna meyillidir.
-Her şey olacağına varır da diyebilir miyiz...
-Diyebiliriz.
-...benim olacağına.
-Her şey olacağına varır da diyebilir miyiz...
-Diyebiliriz.
-...benim olacağına.
PARADİSO
“Yeryüzünde uydurulan
her sözle böyle oynansaydı
gereksiz olurdu kavramak.”
Paradiso (Cennet) / Mante
her sözle böyle oynansaydı
gereksiz olurdu kavramak.”
Paradiso (Cennet) / Mante
Perşembe, Ekim 19, 2023
DUR BİRAZ ÇOK MÜKEMMELSİN (Love and Hate Gate)
Size biraz iyi biraz kötü haberlerim var.
Bir de mükemmel.
Hangisinden başlasam bilemiyorum. Bu kötü haber.
Gerisi iyi. Aklınız alır mı bilmem. Bu da kötü.
Dünyada tek bir kişi kaldı. Bildiğiniz dünyada.
Bu ama iyi haber, çünkü bu son kalan, kötü insan.
Tüm iyiler ise başka bir dünyada, iyileşenler, bir çeşit paralelinde.
Ben de ordayım, yani burdayım.
Dünyadaki tüm insanları buraya gönderdikten sonra ben de geldim.
Nasıl gönderdim; tabii ki ışınlayarak.
Bu iyi bir haber; yani ışınlayabiliyorum. Tüm insanlar değilse de ben.
Işınlayabiliyormuşum... Bilmiyordum, haber verdiler. Telepatiyle.
Bu da iyi haber, insanlar telepatiye çok yakın, bazıları becerebiliyor.
Böylece bana ulaştılar dünyadayken. Sen dediler, dedi eski sevgilim, 30 yıl önce ayrıldığımız, sonra ortadan kaybolan.
Hiç rastlamadığım için ortadan kayboldu diye düşünüyordum, meğer gerçekten kaybolmuş; benim kaybedişimle.
Sonra da bu dünyada yani paralelinde, tekrar ortaya çıkmış; ışınlamışım işte.
Bilmeden.
Tüm eski sevgililerimi, arkadaşlarımı, tanıdıklarımı; onlara kızınca; defol hayatımdan deyince.
Defolmuşlar.
Atomlarımıza, moleküllerimize -neyleriyse onlara- ayrıldık ve burada birleştik, dedi sevgilim, Zeta.
Bu dünyada yok olmuşlar, ki ışınlanmada bunun nispeten kolay olduğunu okumuştum; ama başka bir yerde tekrar vücut bulmanın zor olduğunu, okumuştum.
Bulmuşlar, vücut; tek bir eksikle; beni kızdıran o kötü şey; onsuz.
Senden ayrılmak hücrelerinden ayrılmak demek zaten, dedi Zeta. Birleşmek de arınmak demek. Kötülükten.
Şeytan çıkarma gibi.
Işınlaman, aydınlatman demek. Bir çeşit iyi kopyalarımız burada.
Böylece burada, yani ikinci evrende, kötülük olmayınca, geliştirmişler bazı yetenekler.
Zeta da telapati yeteneğini geliştirmiş. Senin yüzünden dedi. Senin sayende diye düzeltti. Hala eror verebiliyoruz dedi. Bana böyle ulaştı. Bizi ışınladın dedi. Her şeyi anlattı. Kafamın içinde belirerek.
Düşündüğün gibi, dedi; doğal değil kötülük... Bütün değil, parça parça, sonradan olma. Atomlarına ayrılamaz. Ama atomlarımızdan ayrılabilir. (Hoş, ruh da -dediğin gibi- zincir olamaz. O da bir büyük halka.)
Bu işte mükemmel haber.
Şimdi dünyadaki diğerlerine yap; kişiye odaklanma, o kötücül şeye, temel kavrama odaklan.
Nedir; bencillik.
Böylece toplu olarak insanları ışınlayıp diğer tarafa gönderebildim.
Gönderdikçe, aydınlattım, ışıldadılar ışınlamamla. Bu da ışınlanmanın mükemmeli; iyisi gibi bir yerden bir yere gitmek değil sadece...
Kalan kötülük -bir virüs gibi düşünebiliriz- kalanlarda toplandı.
Kalan azaldıkça, daha da azaldıkça, tek bir kişide toplandı.
Planlamıştım. Rastgele. Bir adam. Tek. Yaşlı.
Onla ben kaldık. Koca dünyada. Fark ediyordum. Tek bir yönden geliyordu kötülük hissi. Her yerden geleceğine.
Ölmesini bekliyordum. Yalnız. Ama buldu beni. Aslında bekliyordum.
Düello.
Sana geçirmeye çalışacak virüsü, dedi Zeta. Can havliyle.
Bırak. Geçirsin. Ele geçirsin seni. Ruhuna sinsin. Onu aşman daha kolay olacak böylece. Nefret etmen.
Işınladıklarıma bir kızgınlık, bir nefret duyduğumu hatırlıyorum. Tanımadıklarıma karşı kendimi dolduruyordum, onlardan nefret edeyim diye, böylece gönderebilmiştim. Şimdi ne olacaktı, kendimden nefret mi edecektim? Kendimi her insandan çok severdim. Nefret etmezken nasıl ışınlayabilecektim kendimi? Şeytan virüsün başka becerileri de var mıydı peki? Kendime yabancılaşınca onun etkisine girer miydim?
Herkesi geri ışınlıyormuşum...
Zeta girdi araya: Sana inanmam için senden bir tane daha olmalı demiştim sana anlıyor musun?
Hatırlıyor musun diyecektin sanırım!
Hayır, anlıyor musun! İşten senden bir tane daha: Karşıtın. Onu aş, geç.
Ellerimi öpebiliyorum, ellerimden de öpmek isterdim.
Seni anlıyorum.
Kötülük büyüdür, yapılması gerekir; büyücü de kötüdür bu yüzden...
İyilikse büyüleyici.
Hisset. Dünyadaki tüm kötülüğü. Neden ondan bu kadar iğrendiğini. Anla. Yeteneğini nasıl kazandığını.
Nefret, kutsaldır; kutsala.
Böylece kötülük yapabilirsin. Bu dünyadaki son kötülüğü. Bir son günah yeterli. Yok oluş her şeyden önce gelir. Ama yapmayacaksın.
Nasıl yapabildin bunu?
Neyi?
Işınlamayı!
Ben nerden bileyim...
Nerden bileceksen oraya ışınla beni.
Üzgünüm. Sen buna uygun değilsin. Sen özürlüsün.
Neden hepsinin suçunu ben çekiyorum Neden ben çarmıha geriliyorum!
Ben ne kadınlara gerildim...
Hata sende. Kusursuzsun. Hatasız kul olmaz.
Hatalı, kul olur.
O zaman: Özür dilerim. Tüm insanlıktan.
İletirim.
Yaşlı adam kaldı. Yanında bir köpek. Devamlı hırlıyor ona. Hayvanlar ışınlanamıyor. İçlerinde kötülük yok.
Gel.
Herkes burada.
Adı: Olası... Dünyaların en iyisi.
Henüz şaşkınsın.
Herkes seviyor seni, arınmış olarak. Özür diliyor ve teşekkür ediyorlar. Ediyoruz.
Hepimiz bencil. Herkese yarıyor.
Hepimiz narsist. Herkes herkesi seviyor.
Onu görünce tam olarak inanacaksın. Hüzünlü suratını görünce -başkasının suratı gibi.
Kim o?
....
Hayat Olası’da başlamış. Kötülüğe tahammülü olmayan bir dünya. Gezegenin kendisinin tahammüllü yok! Böylece ilk günah işlendiğinde dünyaya ışınlamış yapan yaratığı. Efsanesi de çıkmış: Dünyaya fırlatılmış olmak... Olası’dakiler böyle bir cennette yaşarken geliştirdikleri yetenekleriyle dünyadan haberdar olmuşlar. Kendilerine Olası dendiğinden mesela. Bu adı ve sloganı benimsemişler: Olası: Dünyaların en iyisi. Ya da mesela: Dünya, başka bir dünyanın (Olası’nın) cehennemidir... (Yapmacık; dünya kasabasının Olası’daki adı.) Bu arada dünyada sen doğdun, dedi Zeta; gezegenin ikizi, azılı kötülük nefretçisi. Nefretin yok edebiliyordu, kötülüğü barındıran bedeni. Böylece artık dünyada yaşamın var olmasına gerek kalmadı. Sen dünyada yok olmasını sağlıyordun, Olası’da kopyası oluşuyordu. Mükemmel klonlar.
Bir de mükemmel.
Hangisinden başlasam bilemiyorum. Bu kötü haber.
Gerisi iyi. Aklınız alır mı bilmem. Bu da kötü.
Dünyada tek bir kişi kaldı. Bildiğiniz dünyada.
Bu ama iyi haber, çünkü bu son kalan, kötü insan.
Tüm iyiler ise başka bir dünyada, iyileşenler, bir çeşit paralelinde.
Ben de ordayım, yani burdayım.
Dünyadaki tüm insanları buraya gönderdikten sonra ben de geldim.
Nasıl gönderdim; tabii ki ışınlayarak.
Bu iyi bir haber; yani ışınlayabiliyorum. Tüm insanlar değilse de ben.
Işınlayabiliyormuşum... Bilmiyordum, haber verdiler. Telepatiyle.
Bu da iyi haber, insanlar telepatiye çok yakın, bazıları becerebiliyor.
Böylece bana ulaştılar dünyadayken. Sen dediler, dedi eski sevgilim, 30 yıl önce ayrıldığımız, sonra ortadan kaybolan.
Hiç rastlamadığım için ortadan kayboldu diye düşünüyordum, meğer gerçekten kaybolmuş; benim kaybedişimle.
Sonra da bu dünyada yani paralelinde, tekrar ortaya çıkmış; ışınlamışım işte.
Bilmeden.
Tüm eski sevgililerimi, arkadaşlarımı, tanıdıklarımı; onlara kızınca; defol hayatımdan deyince.
Defolmuşlar.
Atomlarımıza, moleküllerimize -neyleriyse onlara- ayrıldık ve burada birleştik, dedi sevgilim, Zeta.
Bu dünyada yok olmuşlar, ki ışınlanmada bunun nispeten kolay olduğunu okumuştum; ama başka bir yerde tekrar vücut bulmanın zor olduğunu, okumuştum.
Bulmuşlar, vücut; tek bir eksikle; beni kızdıran o kötü şey; onsuz.
Senden ayrılmak hücrelerinden ayrılmak demek zaten, dedi Zeta. Birleşmek de arınmak demek. Kötülükten.
Şeytan çıkarma gibi.
Işınlaman, aydınlatman demek. Bir çeşit iyi kopyalarımız burada.
Böylece burada, yani ikinci evrende, kötülük olmayınca, geliştirmişler bazı yetenekler.
Zeta da telapati yeteneğini geliştirmiş. Senin yüzünden dedi. Senin sayende diye düzeltti. Hala eror verebiliyoruz dedi. Bana böyle ulaştı. Bizi ışınladın dedi. Her şeyi anlattı. Kafamın içinde belirerek.
Düşündüğün gibi, dedi; doğal değil kötülük... Bütün değil, parça parça, sonradan olma. Atomlarına ayrılamaz. Ama atomlarımızdan ayrılabilir. (Hoş, ruh da -dediğin gibi- zincir olamaz. O da bir büyük halka.)
Bu işte mükemmel haber.
Şimdi dünyadaki diğerlerine yap; kişiye odaklanma, o kötücül şeye, temel kavrama odaklan.
Nedir; bencillik.
Böylece toplu olarak insanları ışınlayıp diğer tarafa gönderebildim.
Gönderdikçe, aydınlattım, ışıldadılar ışınlamamla. Bu da ışınlanmanın mükemmeli; iyisi gibi bir yerden bir yere gitmek değil sadece...
Kalan kötülük -bir virüs gibi düşünebiliriz- kalanlarda toplandı.
Kalan azaldıkça, daha da azaldıkça, tek bir kişide toplandı.
Planlamıştım. Rastgele. Bir adam. Tek. Yaşlı.
Onla ben kaldık. Koca dünyada. Fark ediyordum. Tek bir yönden geliyordu kötülük hissi. Her yerden geleceğine.
Ölmesini bekliyordum. Yalnız. Ama buldu beni. Aslında bekliyordum.
Düello.
Sana geçirmeye çalışacak virüsü, dedi Zeta. Can havliyle.
Bırak. Geçirsin. Ele geçirsin seni. Ruhuna sinsin. Onu aşman daha kolay olacak böylece. Nefret etmen.
Işınladıklarıma bir kızgınlık, bir nefret duyduğumu hatırlıyorum. Tanımadıklarıma karşı kendimi dolduruyordum, onlardan nefret edeyim diye, böylece gönderebilmiştim. Şimdi ne olacaktı, kendimden nefret mi edecektim? Kendimi her insandan çok severdim. Nefret etmezken nasıl ışınlayabilecektim kendimi? Şeytan virüsün başka becerileri de var mıydı peki? Kendime yabancılaşınca onun etkisine girer miydim?
Herkesi geri ışınlıyormuşum...
Zeta girdi araya: Sana inanmam için senden bir tane daha olmalı demiştim sana anlıyor musun?
Hatırlıyor musun diyecektin sanırım!
Hayır, anlıyor musun! İşten senden bir tane daha: Karşıtın. Onu aş, geç.
Ellerimi öpebiliyorum, ellerimden de öpmek isterdim.
Seni anlıyorum.
Kötülük büyüdür, yapılması gerekir; büyücü de kötüdür bu yüzden...
İyilikse büyüleyici.
Hisset. Dünyadaki tüm kötülüğü. Neden ondan bu kadar iğrendiğini. Anla. Yeteneğini nasıl kazandığını.
Nefret, kutsaldır; kutsala.
Böylece kötülük yapabilirsin. Bu dünyadaki son kötülüğü. Bir son günah yeterli. Yok oluş her şeyden önce gelir. Ama yapmayacaksın.
Nasıl yapabildin bunu?
Neyi?
Işınlamayı!
Ben nerden bileyim...
Nerden bileceksen oraya ışınla beni.
Üzgünüm. Sen buna uygun değilsin. Sen özürlüsün.
Neden hepsinin suçunu ben çekiyorum Neden ben çarmıha geriliyorum!
Ben ne kadınlara gerildim...
Hata sende. Kusursuzsun. Hatasız kul olmaz.
Hatalı, kul olur.
O zaman: Özür dilerim. Tüm insanlıktan.
İletirim.
Yaşlı adam kaldı. Yanında bir köpek. Devamlı hırlıyor ona. Hayvanlar ışınlanamıyor. İçlerinde kötülük yok.
Gel.
Herkes burada.
Adı: Olası... Dünyaların en iyisi.
Henüz şaşkınsın.
Herkes seviyor seni, arınmış olarak. Özür diliyor ve teşekkür ediyorlar. Ediyoruz.
Hepimiz bencil. Herkese yarıyor.
Hepimiz narsist. Herkes herkesi seviyor.
Onu görünce tam olarak inanacaksın. Hüzünlü suratını görünce -başkasının suratı gibi.
Kim o?
....
Hayat Olası’da başlamış. Kötülüğe tahammülü olmayan bir dünya. Gezegenin kendisinin tahammüllü yok! Böylece ilk günah işlendiğinde dünyaya ışınlamış yapan yaratığı. Efsanesi de çıkmış: Dünyaya fırlatılmış olmak... Olası’dakiler böyle bir cennette yaşarken geliştirdikleri yetenekleriyle dünyadan haberdar olmuşlar. Kendilerine Olası dendiğinden mesela. Bu adı ve sloganı benimsemişler: Olası: Dünyaların en iyisi. Ya da mesela: Dünya, başka bir dünyanın (Olası’nın) cehennemidir... (Yapmacık; dünya kasabasının Olası’daki adı.) Bu arada dünyada sen doğdun, dedi Zeta; gezegenin ikizi, azılı kötülük nefretçisi. Nefretin yok edebiliyordu, kötülüğü barındıran bedeni. Böylece artık dünyada yaşamın var olmasına gerek kalmadı. Sen dünyada yok olmasını sağlıyordun, Olası’da kopyası oluşuyordu. Mükemmel klonlar.
Çarşamba, Ekim 18, 2023
BAD RILLARD
"Simulakr, gerçeği gizlemez; kendisinin olmadığını gizleyen gerçektir. Simülakr gerçektir." Baudrillard
Adam kendisinin sanal gerçek olduğunu gizlemiyor; ama gerçek sanalıyor.
Adam kendisinin sanal gerçek olduğunu gizlemiyor; ama gerçek sanalıyor.
Salı, Ekim 17, 2023
DUR BİRAZ ÇOK MÜKEMMELSİN (Love and Hate Gate)
Size birkaç iyi birkaç kötü haberim var.
Bir de mükemmel.
Hangisinden başlasam bilemiyorum. Bu kötü haber.
Gerisi iyi. Aklınız alır mı bilmem. Bu da kötü.
Dünyada tek bir kişi kaldı. Bildiğiniz dünyada.
Bu ama iyi haber, çünkü bu son kalan, kötü insan.
Tüm iyiler ise başka bir dünyada, iyileşenler, bir çeşit paralelinde.
Ben de ordayım, yani burdayım.
Dünyadaki tüm insanları buraya gönderdikten sonra ben de geldim.
Nasıl gönderdim; tabii ki ışınlayarak.
Bu iyi bir haber; yani ışınlayabiliyorum. Tüm insanlar değilse de ben.
Işınlayabiliyormuşum... Bilmiyordum, haber verdiler. Telepatiyle.
Bu da iyi haber, insanlar telepatiye çok yakın, bazıları becerebiliyor.
Böylece bana ulaştılar dünyadayken. Sen dediler, dedi eski sevgilim, 30 yıl önce ayrıldığımız, sonra ortadan kaybolan.
Hiç rastlamadığım için ortadan kayboldu diye düşünüyordum, meğer gerçekten ortadan kaybolmuş; benim kaybedişimle. Bu da ışınlama işte.
Sonra da bu dünyada yani paralelinde, tekrar ortaya çıkmış; ışınlamışım işte.
Bilmeden.
Tüm eski sevgililerimi, arkadaşlarımı, tanıdıklarımı; onlara kızınca; defol hayatımdan deyince.
Defolmuşlar.
Atomlarımıza ayrıldık ve burada birleştik, dedi sevgilim, Zeta.
Bu dünyada yok olmuşlar, ki ışınlanmada bunun nispeten kolay olduğunu okumuştum; ama başka bir yerde tekrar vücut bulmanın zor olduğunu, okumuştum.
Bulmuşlar, vücut; tek bir eksikle; beni kızdıran o kötü şey; onsuz.
Kötü de oymuş, birleşmeyi engelleyen, iyilerin toplanmasını.
Senden ayrılmak hücrelerinden ayrılmak demek zaten, dedi Zeta. Birleşmek de arınmak demek. Kötülükten.
Şeytan çıkarma gibi.
Işınlaman, aydınlatman demek. Bir çeşit iyi kopyalarımız burada.
Böylece burada, yani ikinci evrende, kötülük olmayınca, geliştirmişler bazı yetenekler.
Zeta da telapati yeteneğini geliştirmiş. Senin yüzünden dedi. Senin sayende diye düzeltti. Hala erör verebiliyoruz dedi. Bana böyle ulaştı. Bizi ışınladın dedi. Her şeyi anlattı. Kafamın içinde belirerek.
Düşündüğün gibi, dedi; doğal değil kötülük... Atomlarına ayrılamaz. Ama atomlarımızdan ayrılabilir. Çünkü bütün değil, parça parça, sonradan olma. Sonradan olacaksan hiç olma. (Ruh zincirine dışardan bir halka... Hoş, ruh da zincir olmaz ya. O da bir büyük halka.)
Bu en iyi haber. Mükemmel olan iyi.
En sevindiğim.
Şimdi dünyadaki diğerlerine yap; kişiye odaklanma, o kötücül şeye, temel kavrama odaklan.
Nedir; bencillik.
Böylece toplu olarak insanları ışınlayıp diğer tarafa gönderebildim.
Gönderdikçe, aydınlattım, ışıldadılar ışınlamamla. Bu da ışınlanmanın mükemmeli; iyisi gibi bir yerden bir yere gitmek değil sadece...
Kalan kötülük -bir virüs gibi düşünebiliriz- kalanlarda toplandı.
Kalan azaldıkça, daha da azaldıkça, tek bir kişide toplandı.
Planlamıştım. Rastgele. Bir adam. Tek. Yaşlı.
Onla ben kaldık. Koca dünyada. Fark ediyordum. Tek bir yönden geliyordu kötülük hissi. Her yerden geleceğine.
Ölmesini bekliyordum. Yalnız. Köpeğimle. Ama buldu beni. Aslında bekliyordum. Kokumdan. İyilik kokuyorum.
Düello.
Sana geçirmeye çalışacak virüsü, dedi Zeta. Can havliyle.
Bırak. Geçirsin. Ele geçirsin seni. Ruhuna sinsin. Onu aşman daha kolay olacak böylece. Nefret etmen.
Işınladıklarıma bir kızgınlık, bir nefret duyduğumu hatırlıyorum. Tanımadıklarıma karşı kendimi dolduruyordum, onlardan nefret edeyim diye, böylece gönderebilmiştim. Şimdi ne olacaktı, kendimden nefret mi edecektim. Kendimi her insandan çok severdim. Nefret etmezken nasıl ışınlayabilecektim kendimi. Şeytan virüsün başka becerileri de var mıydı peki. Kendime yabancılaşınca onun etkisine girer miydim...
Herkesi geri ışınlıyormuşum...
Zeta girdi araya: Sana inanmam için senden bir tane daha olmalı demiştim sana anlıyor musun?
Hatırlıyor musun diyecektin sanırım!
Hayır, anlıyor musun! İşten senden bir tane daha: Karşıtın. Onu aş, geç.
Ellerimi öpebiliyorum, ellerimden de öpmek isterdim.
Seni anlıyorum.
Kötülük büyüdür, yapılması gerekir, büyücü de bu yüzden kötü...
İyilikse büyüleyici.
Hisset. Dünyadaki tüm kötülüğü. Neden ondan bu kadar iğrendiğini. Anla. Yeteneğini nasıl kazandığını.
Nefret, kutsaldır; kutsala.
Böylece kötülük yapabilirsin. Bu dünyadaki son kötülüğü. Ama yapmayacaksın.
Gel.
Herkes burada.
Adı: Olası... Dünyaların en iyisi.
Henüz şaşkınsın.
Herkes seviyor seni, arınmış olarak. Özür diliyor ve teşekkür ediyorlar. Ediyoruz.
Hepimiz bencil. Herkese yarıyor.
Hepimiz narsist. Herkes herkesi seviyor.
Onu görünce tam olarak inanacaksın. Hüzünlü suratını görünce -başkasının suratı gibi.
Babanı.
Şimdi kaldı. Yanında bir köpek. Adama hırlıyor. Köpeğimi bıraktım. Hayvanlar ışınlanmıyor. Kötü değiller. Nedenini biliyorsunuz. Virüs onları etkilemiyor.
Şu konuşmaları hayal ettim:
*
Peki nasıl gelmiş en başta...
Gelmemiş. Dünyaya doğmuş. Yurduymuş. Biz sonra geldik. Olası’da ilk günah işlendiğinde Dünya oluşmuş. Kötü de dünyaya ışınlanmış. İnsan oluştuğunda da ona katılmış. Gelişmiş. Engellenmemiş, engellenememiş; ya da tersi.
Onu yenememişiz. Yenmemişiz. Yoksa kötüyü ışınlardın en baştan...
Yok olduk ama işte. Şimdi son günah ile yok olacak. Ve unutulunca. Yok oluş her şeyden önce gelir.
Ona arkadaş göndermek zorunda kalmayız umarı...
*
Nasıl yapabildin bunu?
Neyi?
Işınlamayı!
Ben nerden bileyim...
Nerden bileceksen oraya ışınla beni.
Üzgünüm. Sen buna uygun değilsin. Sen özürlüsün.
Hatasız kul olmaz.
Hatalı, kul olur.
Özür dilerim. Tüm insanlıktan.
İletirim.
*
Neden hepsinin suçunu ben çekiyorum. Neden ben çarmıha geriliyorum.
Ben ne kadınlara gerildim!
Sen onları affettin...
Şimdi sana atfettim.
Şeytan çıkarma değil göğe yükselme.
Şeytan kovma. Şeytan şeyleştirme.
Herkes benim kölem. İyi davranmam şaşırıyorlar. Ceza verdiğimde suçluyuzdur diyorlar.
Tanrının cesedi bulunamadı.
Kötünün telepatik yeteneği var.
“Her şey olabilirsiniz ama “olmuş” olamıyorsunuz.” Menzil
İzlemeden yazdım, Ajda Pekkan demiş kendi de, bilmeden yakıştırmıştım. Ama devam edemeyeceğim.
Bunlar dünyadaki her metni okumuştur. Neden onları tekrarlıyorlar! Tekrarladıklarının farkında mı değiller! Bilerek mi yapıyorlar, liselilere (yani Tüm Türkiye) hitaben! Yazdıklarına nasıl güvenebilirim bu şartlarda.
Hayat Olası’da başladı. Kötülüğe tahammülü olmayan bir dünya, geçit vermeyen bir organizasyon, yani dünya dediğinize geçit veren. İlk günah işlendiğinde hemen hemen olası bir ikizi olan dünya oluştu ve oraya ışınlandı yapan yaratık. Olası’dakiler cennette yaşarken geliştirdikleri yetenekleriyle dünyadan haberdar oldular. Kendilerine Olası dendiğinden mesela. Bu adı ve sloganı benimsediler: Olası: Dünyaların en iyisi. Ya da mesela: Dünya, başka bir dünyanın (Olası’nın) cehennemidir... Nüfusu az ve öz. Kötülük var olamıyor, kötücüllük ise hemen dengiyle eşitlenip dengeleniyor, eleniyor. Otoriter, köle ruhlular ile. Sadistleri elimine eden mazohistler. Bu arada dünyada sen doğdun; kötülük nefretçisi. En güçlüsü ve en hassası. Kötülükten nem kapar. Nefretin yok edebiliyordu, kötülüğü barındıran bedeni. Böylece artık dünyada yaşamın var olmasına gerek kalmadı; herkesi gönderebilirdin ve gönderdin Olası’ya. Sen yok olmasını sağlıyordun; ve Olası’da ikizi, kopyası oluşuyordu, kötülüğü geride, dünyada bırakarak. Bırakan kopyalar. İyi kopyalar. Aşmış ikizler. Mükemmel klonlar.
Karşı kutup
Olası’ya yeni gelenler yerleştirildiler. Kötülük eksik geldiklerinden bu iş çok kolay. Tüy kadar hafif bir dünya.
Hiçbir zaman keşfedilmediği için hep icat ediliyor.
Keşfedildiği için icata gerek yok.
Keşfedildiği halde icat edilen.
Dünya düşlenen bir şeydi. Olası, gerçektir. Dünya bir yanılsamadır. Derler. Doğrudur. Ama sadece bu anlamda.
zincirleme tepki
domino etkisi ruh etkisizliği
yapay zeka. Dünyada doğacak ve Kubilay olduğunda Olası’ya.
Bu dünya bir sahnedir. Aslında prova.
Bağışıklık
atlas vazgeçti. Daha iyi. Işınlama yok.
Işınlama yok, içimde var. tanrı.
Ayna: ama ayndan güzel görürüz ve güzelizdir. Ayna bizi o kadar güzel görmez.
Dünyamız dünyadan uzaklaşıyor. Bir ara içinden geçmişti. Işınlama budur.
İnsanın içinden bir şeyler geçer ya, öyle.
İyi kötüyü üretir ki kötüsünü oraya göndersin.
Anlam mutsuzdur. Çözümleme mutsuzdur.!!
ikircik. Alıntı: Dünya.
Olası ve Alıntı.
Her şey Gerçek olmayacak kadar apaçıksın.
Apışarasısın
"Simulakr, gerçeği gizlemez; kendisinin olmadığını gizleyen gerçektir. Simülakr gerçektir." Baudrillard
Adam kendisinin sanal gerçek olduğunu gizlemiyor; ama gerçek sanalıyor.
Kendini önemsemeyen insan metinleri... muhtemelen önmesi de biri. Bu kadar akılla bu kadar saçmalamasını ottan bokton okura (bokura) geçirebildiği için o da şaşkındır eminim. Emin miyim? Similasyondur diyecek gerzek. Halbuki: Murasilasyon.
Kusursuz olursa iz bırakmaz. Cinayet ya da dünya.
Böylece yanılsama olabilir.
Ratslantısaldır kurululuk/kusursuzluk
yapmacık. Doğal düzeni başarıslığa uğratma isteği.
Düzello alanına gittim rakibim ölmüştü.
Hiçbir şey arzulamama korkusuyla insa hiçi arızlarmış niçe
mikroskobik düzen beni ilgilendirmez. Olası’yı anlamıyorsan mikroskobik olduğunu düşün.
O anımsadığınız gerçek bir geçmiş değil. Uydurukçular.
Senin uydurmadığını nereden bileyim.
Hangisi öbünü açacaksa odur gerçek olan. Geçmiş.
Ademin göbeği yoktu. Bir kadın tarafından doğurulmamıştı. Biz de öyle olacağız.
Yoktan var edilmişsek tekrar doğabiliriz. Ölmeyebiliriz. Evrimde ise öleceğiz.
OLASI: Gerçek orasıydı buraya klonlandı, hatalı olmasından da belli değil mi.
orası, Olası’dır.
Karşıt uzakta.
Oyunların sonuçlarından çok hakemlerin puanları önemlidir. Hakem de hakemdir ama.
Sahnesinden çekilebileceğimiz bir dünya. Aynasından. Aynasının karşısından.
20-25 yaşına kadar onla büyümüş. Sonra en büyük itirazcılarından birisi olmuş. Ama hala bağlı. Olumlamaya da çalışıyor, yok sayamıyor. Yok saysa da doğru olmaz; ama bunun olmazlığını yok sayması da doğru değil. 50 yaşlarında. Bakalım ne zaman bakım gerektirmeyecek.
Kötülük yapmamlısın yoksa bİZden biri olursun. BENDEN BİRİ
kusur bırakıyorum ki bana benze: baba. İnsan yapay zekaya.
islamcıların aklama çabaları. Kurandan kopamadan yumuşatma çabaları. Muhammed bilmem ne.
Zaten herkes kendi klonunu oynuyor, klonlanma geç bile kaldı. Klonansan ne fark eder. Sanallık v ekitle iletişim
yapay döllemeyle erken boşlama aynı anda. Olay ve kopyasının yakınlığı.
Molekkülerimize ayrıldık. Muratlarımıza.
Mükemmellik dışlıor beni embesili. NÜTOPYA
bütün kültürler iz bırakarak yok olmuştur ama hep iyi izlerini (mi)?
Yok olarak daha üste çıkarsak kötü izler olumlanır.
M etaverse. Hepiniz sanal ben tek gerçek.
Fırlatılıp atıldı olası dan dünyaya.
Varlığın olmasaydı sorumluluk sahibi olabilirdin...
yokolma sanatçısı.
Bir de mükemmel.
Hangisinden başlasam bilemiyorum. Bu kötü haber.
Gerisi iyi. Aklınız alır mı bilmem. Bu da kötü.
Dünyada tek bir kişi kaldı. Bildiğiniz dünyada.
Bu ama iyi haber, çünkü bu son kalan, kötü insan.
Tüm iyiler ise başka bir dünyada, iyileşenler, bir çeşit paralelinde.
Ben de ordayım, yani burdayım.
Dünyadaki tüm insanları buraya gönderdikten sonra ben de geldim.
Nasıl gönderdim; tabii ki ışınlayarak.
Bu iyi bir haber; yani ışınlayabiliyorum. Tüm insanlar değilse de ben.
Işınlayabiliyormuşum... Bilmiyordum, haber verdiler. Telepatiyle.
Bu da iyi haber, insanlar telepatiye çok yakın, bazıları becerebiliyor.
Böylece bana ulaştılar dünyadayken. Sen dediler, dedi eski sevgilim, 30 yıl önce ayrıldığımız, sonra ortadan kaybolan.
Hiç rastlamadığım için ortadan kayboldu diye düşünüyordum, meğer gerçekten ortadan kaybolmuş; benim kaybedişimle. Bu da ışınlama işte.
Sonra da bu dünyada yani paralelinde, tekrar ortaya çıkmış; ışınlamışım işte.
Bilmeden.
Tüm eski sevgililerimi, arkadaşlarımı, tanıdıklarımı; onlara kızınca; defol hayatımdan deyince.
Defolmuşlar.
Atomlarımıza ayrıldık ve burada birleştik, dedi sevgilim, Zeta.
Bu dünyada yok olmuşlar, ki ışınlanmada bunun nispeten kolay olduğunu okumuştum; ama başka bir yerde tekrar vücut bulmanın zor olduğunu, okumuştum.
Bulmuşlar, vücut; tek bir eksikle; beni kızdıran o kötü şey; onsuz.
Kötü de oymuş, birleşmeyi engelleyen, iyilerin toplanmasını.
Senden ayrılmak hücrelerinden ayrılmak demek zaten, dedi Zeta. Birleşmek de arınmak demek. Kötülükten.
Şeytan çıkarma gibi.
Işınlaman, aydınlatman demek. Bir çeşit iyi kopyalarımız burada.
Böylece burada, yani ikinci evrende, kötülük olmayınca, geliştirmişler bazı yetenekler.
Zeta da telapati yeteneğini geliştirmiş. Senin yüzünden dedi. Senin sayende diye düzeltti. Hala erör verebiliyoruz dedi. Bana böyle ulaştı. Bizi ışınladın dedi. Her şeyi anlattı. Kafamın içinde belirerek.
Düşündüğün gibi, dedi; doğal değil kötülük... Atomlarına ayrılamaz. Ama atomlarımızdan ayrılabilir. Çünkü bütün değil, parça parça, sonradan olma. Sonradan olacaksan hiç olma. (Ruh zincirine dışardan bir halka... Hoş, ruh da zincir olmaz ya. O da bir büyük halka.)
Bu en iyi haber. Mükemmel olan iyi.
En sevindiğim.
Şimdi dünyadaki diğerlerine yap; kişiye odaklanma, o kötücül şeye, temel kavrama odaklan.
Nedir; bencillik.
Böylece toplu olarak insanları ışınlayıp diğer tarafa gönderebildim.
Gönderdikçe, aydınlattım, ışıldadılar ışınlamamla. Bu da ışınlanmanın mükemmeli; iyisi gibi bir yerden bir yere gitmek değil sadece...
Kalan kötülük -bir virüs gibi düşünebiliriz- kalanlarda toplandı.
Kalan azaldıkça, daha da azaldıkça, tek bir kişide toplandı.
Planlamıştım. Rastgele. Bir adam. Tek. Yaşlı.
Onla ben kaldık. Koca dünyada. Fark ediyordum. Tek bir yönden geliyordu kötülük hissi. Her yerden geleceğine.
Ölmesini bekliyordum. Yalnız. Köpeğimle. Ama buldu beni. Aslında bekliyordum. Kokumdan. İyilik kokuyorum.
Düello.
Sana geçirmeye çalışacak virüsü, dedi Zeta. Can havliyle.
Bırak. Geçirsin. Ele geçirsin seni. Ruhuna sinsin. Onu aşman daha kolay olacak böylece. Nefret etmen.
Işınladıklarıma bir kızgınlık, bir nefret duyduğumu hatırlıyorum. Tanımadıklarıma karşı kendimi dolduruyordum, onlardan nefret edeyim diye, böylece gönderebilmiştim. Şimdi ne olacaktı, kendimden nefret mi edecektim. Kendimi her insandan çok severdim. Nefret etmezken nasıl ışınlayabilecektim kendimi. Şeytan virüsün başka becerileri de var mıydı peki. Kendime yabancılaşınca onun etkisine girer miydim...
Herkesi geri ışınlıyormuşum...
Zeta girdi araya: Sana inanmam için senden bir tane daha olmalı demiştim sana anlıyor musun?
Hatırlıyor musun diyecektin sanırım!
Hayır, anlıyor musun! İşten senden bir tane daha: Karşıtın. Onu aş, geç.
Ellerimi öpebiliyorum, ellerimden de öpmek isterdim.
Seni anlıyorum.
Kötülük büyüdür, yapılması gerekir, büyücü de bu yüzden kötü...
İyilikse büyüleyici.
Hisset. Dünyadaki tüm kötülüğü. Neden ondan bu kadar iğrendiğini. Anla. Yeteneğini nasıl kazandığını.
Nefret, kutsaldır; kutsala.
Böylece kötülük yapabilirsin. Bu dünyadaki son kötülüğü. Ama yapmayacaksın.
Gel.
Herkes burada.
Adı: Olası... Dünyaların en iyisi.
Henüz şaşkınsın.
Herkes seviyor seni, arınmış olarak. Özür diliyor ve teşekkür ediyorlar. Ediyoruz.
Hepimiz bencil. Herkese yarıyor.
Hepimiz narsist. Herkes herkesi seviyor.
Onu görünce tam olarak inanacaksın. Hüzünlü suratını görünce -başkasının suratı gibi.
Babanı.
Şimdi kaldı. Yanında bir köpek. Adama hırlıyor. Köpeğimi bıraktım. Hayvanlar ışınlanmıyor. Kötü değiller. Nedenini biliyorsunuz. Virüs onları etkilemiyor.
Şu konuşmaları hayal ettim:
*
Peki nasıl gelmiş en başta...
Gelmemiş. Dünyaya doğmuş. Yurduymuş. Biz sonra geldik. Olası’da ilk günah işlendiğinde Dünya oluşmuş. Kötü de dünyaya ışınlanmış. İnsan oluştuğunda da ona katılmış. Gelişmiş. Engellenmemiş, engellenememiş; ya da tersi.
Onu yenememişiz. Yenmemişiz. Yoksa kötüyü ışınlardın en baştan...
Yok olduk ama işte. Şimdi son günah ile yok olacak. Ve unutulunca. Yok oluş her şeyden önce gelir.
Ona arkadaş göndermek zorunda kalmayız umarı...
*
Nasıl yapabildin bunu?
Neyi?
Işınlamayı!
Ben nerden bileyim...
Nerden bileceksen oraya ışınla beni.
Üzgünüm. Sen buna uygun değilsin. Sen özürlüsün.
Hatasız kul olmaz.
Hatalı, kul olur.
Özür dilerim. Tüm insanlıktan.
İletirim.
*
Neden hepsinin suçunu ben çekiyorum. Neden ben çarmıha geriliyorum.
Ben ne kadınlara gerildim!
Sen onları affettin...
Şimdi sana atfettim.
Şeytan çıkarma değil göğe yükselme.
Şeytan kovma. Şeytan şeyleştirme.
Herkes benim kölem. İyi davranmam şaşırıyorlar. Ceza verdiğimde suçluyuzdur diyorlar.
Tanrının cesedi bulunamadı.
Kötünün telepatik yeteneği var.
“Her şey olabilirsiniz ama “olmuş” olamıyorsunuz.” Menzil
İzlemeden yazdım, Ajda Pekkan demiş kendi de, bilmeden yakıştırmıştım. Ama devam edemeyeceğim.
Bunlar dünyadaki her metni okumuştur. Neden onları tekrarlıyorlar! Tekrarladıklarının farkında mı değiller! Bilerek mi yapıyorlar, liselilere (yani Tüm Türkiye) hitaben! Yazdıklarına nasıl güvenebilirim bu şartlarda.
Hayat Olası’da başladı. Kötülüğe tahammülü olmayan bir dünya, geçit vermeyen bir organizasyon, yani dünya dediğinize geçit veren. İlk günah işlendiğinde hemen hemen olası bir ikizi olan dünya oluştu ve oraya ışınlandı yapan yaratık. Olası’dakiler cennette yaşarken geliştirdikleri yetenekleriyle dünyadan haberdar oldular. Kendilerine Olası dendiğinden mesela. Bu adı ve sloganı benimsediler: Olası: Dünyaların en iyisi. Ya da mesela: Dünya, başka bir dünyanın (Olası’nın) cehennemidir... Nüfusu az ve öz. Kötülük var olamıyor, kötücüllük ise hemen dengiyle eşitlenip dengeleniyor, eleniyor. Otoriter, köle ruhlular ile. Sadistleri elimine eden mazohistler. Bu arada dünyada sen doğdun; kötülük nefretçisi. En güçlüsü ve en hassası. Kötülükten nem kapar. Nefretin yok edebiliyordu, kötülüğü barındıran bedeni. Böylece artık dünyada yaşamın var olmasına gerek kalmadı; herkesi gönderebilirdin ve gönderdin Olası’ya. Sen yok olmasını sağlıyordun; ve Olası’da ikizi, kopyası oluşuyordu, kötülüğü geride, dünyada bırakarak. Bırakan kopyalar. İyi kopyalar. Aşmış ikizler. Mükemmel klonlar.
Karşı kutup
Olası’ya yeni gelenler yerleştirildiler. Kötülük eksik geldiklerinden bu iş çok kolay. Tüy kadar hafif bir dünya.
Hiçbir zaman keşfedilmediği için hep icat ediliyor.
Keşfedildiği için icata gerek yok.
Keşfedildiği halde icat edilen.
Dünya düşlenen bir şeydi. Olası, gerçektir. Dünya bir yanılsamadır. Derler. Doğrudur. Ama sadece bu anlamda.
zincirleme tepki
domino etkisi ruh etkisizliği
yapay zeka. Dünyada doğacak ve Kubilay olduğunda Olası’ya.
Bu dünya bir sahnedir. Aslında prova.
Bağışıklık
atlas vazgeçti. Daha iyi. Işınlama yok.
Işınlama yok, içimde var. tanrı.
Ayna: ama ayndan güzel görürüz ve güzelizdir. Ayna bizi o kadar güzel görmez.
Dünyamız dünyadan uzaklaşıyor. Bir ara içinden geçmişti. Işınlama budur.
İnsanın içinden bir şeyler geçer ya, öyle.
İyi kötüyü üretir ki kötüsünü oraya göndersin.
Anlam mutsuzdur. Çözümleme mutsuzdur.!!
ikircik. Alıntı: Dünya.
Olası ve Alıntı.
Her şey Gerçek olmayacak kadar apaçıksın.
Apışarasısın
"Simulakr, gerçeği gizlemez; kendisinin olmadığını gizleyen gerçektir. Simülakr gerçektir." Baudrillard
Adam kendisinin sanal gerçek olduğunu gizlemiyor; ama gerçek sanalıyor.
Kendini önemsemeyen insan metinleri... muhtemelen önmesi de biri. Bu kadar akılla bu kadar saçmalamasını ottan bokton okura (bokura) geçirebildiği için o da şaşkındır eminim. Emin miyim? Similasyondur diyecek gerzek. Halbuki: Murasilasyon.
Kusursuz olursa iz bırakmaz. Cinayet ya da dünya.
Böylece yanılsama olabilir.
Ratslantısaldır kurululuk/kusursuzluk
yapmacık. Doğal düzeni başarıslığa uğratma isteği.
Düzello alanına gittim rakibim ölmüştü.
Hiçbir şey arzulamama korkusuyla insa hiçi arızlarmış niçe
mikroskobik düzen beni ilgilendirmez. Olası’yı anlamıyorsan mikroskobik olduğunu düşün.
O anımsadığınız gerçek bir geçmiş değil. Uydurukçular.
Senin uydurmadığını nereden bileyim.
Hangisi öbünü açacaksa odur gerçek olan. Geçmiş.
Ademin göbeği yoktu. Bir kadın tarafından doğurulmamıştı. Biz de öyle olacağız.
Yoktan var edilmişsek tekrar doğabiliriz. Ölmeyebiliriz. Evrimde ise öleceğiz.
OLASI: Gerçek orasıydı buraya klonlandı, hatalı olmasından da belli değil mi.
orası, Olası’dır.
Karşıt uzakta.
Oyunların sonuçlarından çok hakemlerin puanları önemlidir. Hakem de hakemdir ama.
Sahnesinden çekilebileceğimiz bir dünya. Aynasından. Aynasının karşısından.
20-25 yaşına kadar onla büyümüş. Sonra en büyük itirazcılarından birisi olmuş. Ama hala bağlı. Olumlamaya da çalışıyor, yok sayamıyor. Yok saysa da doğru olmaz; ama bunun olmazlığını yok sayması da doğru değil. 50 yaşlarında. Bakalım ne zaman bakım gerektirmeyecek.
Kötülük yapmamlısın yoksa bİZden biri olursun. BENDEN BİRİ
kusur bırakıyorum ki bana benze: baba. İnsan yapay zekaya.
islamcıların aklama çabaları. Kurandan kopamadan yumuşatma çabaları. Muhammed bilmem ne.
Zaten herkes kendi klonunu oynuyor, klonlanma geç bile kaldı. Klonansan ne fark eder. Sanallık v ekitle iletişim
yapay döllemeyle erken boşlama aynı anda. Olay ve kopyasının yakınlığı.
Molekkülerimize ayrıldık. Muratlarımıza.
Mükemmellik dışlıor beni embesili. NÜTOPYA
bütün kültürler iz bırakarak yok olmuştur ama hep iyi izlerini (mi)?
Yok olarak daha üste çıkarsak kötü izler olumlanır.
M etaverse. Hepiniz sanal ben tek gerçek.
Fırlatılıp atıldı olası dan dünyaya.
Varlığın olmasaydı sorumluluk sahibi olabilirdin...
yokolma sanatçısı.
Cumartesi, Ekim 14, 2023
YUTIBIR... YUTABUR... OTOBUR...
Yutubırların en büyük başarısı yazmak yerine bunu yapmaları. Katkıları da bu olur inşallah: insanlar yazmaz. Sonra da yutıbırları engelleyeceğiz, caydıracağız tabii. Tabur tabur gelecekler belli; oysa ki "hypatiamanic" bir hastalık adıdır: Doğru ya da yanlış, görüşlerini dile getirmek -köleler çağında tamam, ama şimdi- modern bir hastalıktır.
Demin eskilerden birini daha gördüm de konuşurken. Uyarmıştım halbuki, bir kitap hakkında -özellikle, malı bildiğimden- ne düşündüğünü sorduğumda sanki tek kendisi okumuş gibi anlattığında...
Demin eskilerden birini daha gördüm de konuşurken. Uyarmıştım halbuki, bir kitap hakkında -özellikle, malı bildiğimden- ne düşündüğünü sorduğumda sanki tek kendisi okumuş gibi anlattığında...
Çarşamba, Ekim 11, 2023
1.2,
1. İki büyük fikri olana dahi diyoruz. Tek büyük fikri varsa bilge denir. Biz diyemeyiz.
2. İnsanlar entelektüel olamazlar. Her zaman tek bir entelektüel vardır. Siz o olduğunuzu mu savunuyorsunuz!
HAZIR ALEYHİSSELAM
-Tanrı yaratılıştan önce ne yapıyordu?
-Ben malımı bilirim diye cehennemi hazırlıyordu.
-Ben malımı bilirim diye cehennemi hazırlıyordu.
APARKAT
Pazar, Ekim 08, 2023
CSY: CİHANGİR
Yıllar önce. Eve yatak geldi. İçeri aldık getiren adamla. Yatak odasına. Ben dış kapıyı kapatmak için salona çıktığımda karşımda yabancı bir adam! Girmiş, yürümüş, başını, belini uzatmış, odalara, mutfağa bakıyor. Siz kimsiniz, hayrola falan mı dedim hatırlamıyorum, ama gözlerim fal taşı. Komşuyum momşuyum diye döndü, elini kolunu sallaya sallaya çıktı gitti. Kıyafetlerini hatırlıyorum; köylü dersin...
Bunu hatırlamama geçenlerde sebep olan adamın kıyafetleri ama canti, hala geçerli bir zamanların modası, bahsetsem cihangir-beyoğlu hattında herkes tanır. Hatta bilinen şairlerden biri ile buluştu da dün yan masamda, köylülükle alakası görünmüyor yani; köylü görünmez adam... Mimarların, ressamların adını bilir, sıradan sayar, Türk olanlarla Gezi’ye bile çıkmışlığı vardır; Atatürk ayırmasın... Edebiyat anlatır; bana! Yani anlatırdı.
Olay da şu, küçücük, sinek kadar: Canti masasından kalktı, elemanı geçti. Servis için konulmuş masaların çekmecelerini açıp kapıyor. Karıştırıyor elemanlara özel bölümde çekmeceleri. Eleman şaşkın bakınca şunu bunu arıyorum diye geveledi...
Sonra da aklıma bakın ne geldi; bu canti sinekle yıllar önce bizi tanıştıran eski sevgilim, karşılaşıyoruz hep dediğimde, ha o yavşakla mı diye bahsederdi bundan gülerek...
Cumartesi, Ekim 07, 2023
BENİM YAPAY ZEKAM SENİNKİNİ ÖPER
Teknoloji ilerlemiş (insandan çok) ve herkesin bir yapay zekası var. (Türkiye’de tabii; yurt dışında EYAY (AI)’ları var.) Yapay Zeka’lar sahibinin tercihine göre belirleniyor. Rol modellerini, İdollerini sahipleri seçiyor. Kimi seçiyor peki sahipleri? En çok kimi? Mesela Atatürkçü’ler Atatürk’e benzesin diyorlar. Marks’çılar Marks’a... Peygamberimiz gibi olsun diyenler. Tao’ya, Che’ye, Şekspir’e, Amerika’nın Kurucu Babalarından birine ya da ortaya karışık hepsine, Mayk Taysın’a, benzemesini isteyenler ve saire... Tabii ki böyle değil; herkes kendine benzemesini istiyor: Benim gibi olsun... Yanıma yakışsın. Beni taşısın. Kaliteli, zeki ve entellektüel olsun; maddi ve manevi anlamda bana destek olsun. (Gideceğin yer neresi; köyünden çıkabildin mi ki!)
Böylece benim yapay zeka hepsini yönetiyor; o da bana benziyor çünkü. (Kurgu Bilinç, yani Kubilay benimkinin adı, bilen bilir.) Çünkü benimki en akıllısı ve ahlaklısı. (Teknoloji ilerlemiş dedim ya; ben de yerimde saymışım, teknolojiyi.)
Böylece benim yapay zeka hepsini yönetiyor; o da bana benziyor çünkü. (Kurgu Bilinç, yani Kubilay benimkinin adı, bilen bilir.) Çünkü benimki en akıllısı ve ahlaklısı. (Teknoloji ilerlemiş dedim ya; ben de yerimde saymışım, teknolojiyi.)
Çarşamba, Ekim 04, 2023
Salı, Eylül 26, 2023
KUSURSUZ DEMEK ZORUNDAYIM MURAT, DEDİ UMBERTO; BİZ SENİN KADAR ÖZGÜR DEĞİLİZ!
1
“Oedipus'un, babasına rastlayıp onu öldürdüğü yola değil de bir başka yola girmesini arzuluyoruz. Benzer şekilde, Hamlet'i okurken, sefil amcasını öldürdükten ve annesine tekmeyi atıp onu Danimarka'dan kovduktan sonra öyle hoş bir çocuğun neden Ophelia ile evlenmediğini ve onunla mutlu olamadığım merak ediyoruz. Heathcliff neden aşağılanırken biraz daha tahammül göstermedi, neden Catherine ile evlenip saygın bir taşra beyefendisi olarak yaşamayı bekleyemedi, Prens Andrey neden ölümcül hastalığından kurtulamadı ve Nataşa ile evlenemedi? Neden eğitimini tamamlamak ve saygın bir mesleği uygulamak dururken Raskolnikov'un aklında yaşlı bir kadım öldürmek gibi marazi bir fikir var? Gregor Samsa bir böceğe dönüşürken neden güzel bir prenses çıkagelmez, onu öpmez ve Prag'daki en yakışıklı erkeğe dönüştürmez?
Prensipte, bütün bunların gerçekleşmesini sağlayabiliriz. Tek yapacağımız, Oedipus'u, Hamlet'i, Uğultulu Tepeler'i, Harp ve Sulh'u, Suç ve Ceza'yı, Dönüşüm'ü yeniden yazmaktır. Ama bunu gerçekten istiyor muyuz?
Ne kadar istemesek de, Hamlet, Robert Jordan ve Prens Andrey'in öldüğünü -biz okurken neyi arzulasak ya da umut etsek de, her şeyin çizilen yolda ve değişmemek üzere gerçekleştiğini- öğrenmenin verdiği yıkım, Kader'in elini hissettirdiği için ürpertir bizi. Ahab'ın Beyaz Balina'yı yakalayıp yakalayamayacağını bilemeyeceğimizi fark ederiz. Moby Dick'ten alınacak ders, Balina'nın nereye isterse oraya gideceğidir. Büyük tragedyaların zorlayıcı yapısı, kahramanlarının feci bir kaderin önünden kaçmak yerine -kendi elleriyle kazdıkları- uçuruma atlamalarından kaynaklanmaktadır, çünkü kendilerini neyin beklediğini bilmezler; biz onların körlemesine nereye yöneldiklerini biliriz ama onları durduramayız.
Böyle bir sorun, göründüğü kadar tuhaf değildir. Lütfen bunu ciddiye almaya çalışın. Oedipus, Sofokles'in dünyasını kavrayamaz, kavrayabilseydi kalkıp annesiyle evlenmezdi. Kurmaca karakterler eksik -ya da kurnazlık edip yanlış ve daha kaba bir sözcük kullanmak istersek- sakat bir dünyada yaşarlar.
Ama onların kaderlerini gerçekten anladığımızda, bugünün vatandaşları olarak bizler de çoğu kez kaderimizle karşı karşıya geldiğimizden kuşkulanmaya başlarız, bunun nedeni kurmaca karakterler kendi dünyaları için ne düşünüyorlarsa bizim de kendi dünyamız için aynı şekilde düşünmemizdir. Başarılı kurmaca karakterler bu yüzden "gerçek" insani durumun kusursuz örnekleri olurlar.”
2
"Sokrates", der duruşmayı terk ederken, "sanırım sen, insanlardan sağlıksız söz etmeye çok heveslisin. Dinleyecek olursan sana tavsiyem, dikkatli ol. Kötü bir sonuca ulaşmak iyi bir sonuca ulaşmaktan her yerde daha kolaydır, üstelik bu, burada Atina'da daha da geçerlidir. Ama bunu senin de zaten bildiğini sanıyorum"
“Oedipus'un, babasına rastlayıp onu öldürdüğü yola değil de bir başka yola girmesini arzuluyoruz. Benzer şekilde, Hamlet'i okurken, sefil amcasını öldürdükten ve annesine tekmeyi atıp onu Danimarka'dan kovduktan sonra öyle hoş bir çocuğun neden Ophelia ile evlenmediğini ve onunla mutlu olamadığım merak ediyoruz. Heathcliff neden aşağılanırken biraz daha tahammül göstermedi, neden Catherine ile evlenip saygın bir taşra beyefendisi olarak yaşamayı bekleyemedi, Prens Andrey neden ölümcül hastalığından kurtulamadı ve Nataşa ile evlenemedi? Neden eğitimini tamamlamak ve saygın bir mesleği uygulamak dururken Raskolnikov'un aklında yaşlı bir kadım öldürmek gibi marazi bir fikir var? Gregor Samsa bir böceğe dönüşürken neden güzel bir prenses çıkagelmez, onu öpmez ve Prag'daki en yakışıklı erkeğe dönüştürmez?
Prensipte, bütün bunların gerçekleşmesini sağlayabiliriz. Tek yapacağımız, Oedipus'u, Hamlet'i, Uğultulu Tepeler'i, Harp ve Sulh'u, Suç ve Ceza'yı, Dönüşüm'ü yeniden yazmaktır. Ama bunu gerçekten istiyor muyuz?
Ne kadar istemesek de, Hamlet, Robert Jordan ve Prens Andrey'in öldüğünü -biz okurken neyi arzulasak ya da umut etsek de, her şeyin çizilen yolda ve değişmemek üzere gerçekleştiğini- öğrenmenin verdiği yıkım, Kader'in elini hissettirdiği için ürpertir bizi. Ahab'ın Beyaz Balina'yı yakalayıp yakalayamayacağını bilemeyeceğimizi fark ederiz. Moby Dick'ten alınacak ders, Balina'nın nereye isterse oraya gideceğidir. Büyük tragedyaların zorlayıcı yapısı, kahramanlarının feci bir kaderin önünden kaçmak yerine -kendi elleriyle kazdıkları- uçuruma atlamalarından kaynaklanmaktadır, çünkü kendilerini neyin beklediğini bilmezler; biz onların körlemesine nereye yöneldiklerini biliriz ama onları durduramayız.
Böyle bir sorun, göründüğü kadar tuhaf değildir. Lütfen bunu ciddiye almaya çalışın. Oedipus, Sofokles'in dünyasını kavrayamaz, kavrayabilseydi kalkıp annesiyle evlenmezdi. Kurmaca karakterler eksik -ya da kurnazlık edip yanlış ve daha kaba bir sözcük kullanmak istersek- sakat bir dünyada yaşarlar.
Ama onların kaderlerini gerçekten anladığımızda, bugünün vatandaşları olarak bizler de çoğu kez kaderimizle karşı karşıya geldiğimizden kuşkulanmaya başlarız, bunun nedeni kurmaca karakterler kendi dünyaları için ne düşünüyorlarsa bizim de kendi dünyamız için aynı şekilde düşünmemizdir. Başarılı kurmaca karakterler bu yüzden "gerçek" insani durumun kusursuz örnekleri olurlar.”
2
"Sokrates", der duruşmayı terk ederken, "sanırım sen, insanlardan sağlıksız söz etmeye çok heveslisin. Dinleyecek olursan sana tavsiyem, dikkatli ol. Kötü bir sonuca ulaşmak iyi bir sonuca ulaşmaktan her yerde daha kolaydır, üstelik bu, burada Atina'da daha da geçerlidir. Ama bunu senin de zaten bildiğini sanıyorum"
Cumartesi, Eylül 23, 2023
KALK
-Neden bu mesleği seçtin
-Birinin yapması lazım
-Neden sen yapıyorsun
-Diğerlerinin kalkması lazım
-Birinin yapması lazım
-Neden sen yapıyorsun
-Diğerlerinin kalkması lazım
EDEBİYATI KENDİNE, FELSEFEYİ BAŞKASINA BATIR
-Doğrusunu söylemek gerekirse, bilim saygısının en yüksek dönemini yaşıyoruz bir bakıma. Belki de buna bilim aptallığı demek daha doğru olur. Her şeyi bilimden bekliyoruz, her sorunumuzu bilim adamlarının çözümleyeceğini sanıyoruz, sanatı, edebiyatı bile onlann doğrulamasını istiyoruz.
-Ne yapalım peki melihim cevdetim, doğrusunu söylemek gerekirse diye cümleye başlayan bir şüpheliye mi güvenelim!
-Ne yapalım peki melihim cevdetim, doğrusunu söylemek gerekirse diye cümleye başlayan bir şüpheliye mi güvenelim!
ESKİYETME
...'insanın yalnızlığı'nın, onun kendisine ve çevresine 'yabancılaşması'nın 20. yüzyılın ana gerçeklerinden ve çağ edebiyatının da başat motiflerinden olduğunu söylediğimde, dinleyenlerden biri "Ben yalnız değilim ki," demişti; "üstelik çevremle aramda bir kopukluk da yok". Bunu söyleyen, dünya ve kendisiyle ilgili sorunlarını çözümlemiş bir yaşam bilgesi olabilirdi ancak, ya da henüz diplerde kulaç atmayı öğrenememiş bir yeniyetme...
Ve sen onun bilge olup olmadığıyla ilgili en ufak bir araştırma bile yapmadın, geldin burda ukalalık yapıyorsun!
Ve sen onun bilge olup olmadığıyla ilgili en ufak bir araştırma bile yapmadın, geldin burda ukalalık yapıyorsun!
Kİ
-Açılışa geliyorsun
-yook ben sona gelirim kalabalık olmadığında
-patron açılışa gelmez mi ama
-ben patron değilim ki
-ama bunu kimse bilmiyor ki
-yook ben sona gelirim kalabalık olmadığında
-patron açılışa gelmez mi ama
-ben patron değilim ki
-ama bunu kimse bilmiyor ki
BELKİ
Başarısız olmaları hoşuma gidiyor. Peki neden söyledim bunu sana? Beni kötü bileceğini bile bile! Ama belki kötü bilmezsin... Başarısız olmazsın...
Salı, Eylül 19, 2023
DEPDEP
'Depresif' sözcüğünü kendimce Türkçeleştirmiş, 'depreşik' demiştim bu ruh halsizliğine. Haydar Ergülen
Gereksiz depreşmişsin, depressen bulamazdın...
40 SOKAK VE BİR DAKİKA
Oturduğum yerin tarifini istedi. Bunu uzun uzun yazdıktan sonra teşekkür etti.
-Ne zaman gelmeyi düşünüyorsunuz?
-Ben geldim... Güzel bir metin oldu, biraz dinlendireyim tabii.
-Ne zaman gelmeyi düşünüyorsunuz?
-Ben geldim... Güzel bir metin oldu, biraz dinlendireyim tabii.
Çarşamba, Eylül 13, 2023
BİLGEEE KIZIM GEL, OĞLUM SANA DEMEDİM İKİZİNE DEDİM, E NEDEN BİZE AYNI ADI VERDİNİZ ANNE!
-Koç olmak ayrıcalıklı tabii
-koç olmamla ilgisi yok ama teşekkürler
-Biraz kendime da yonttum. Ben de koçum.
-Dediğimi doğruladın böylece, koç olmakla ilgili değilim.
-Aha adam narsist çıktı.
Mesela voleybolda birinci ilk sımartır sımaçır manster çef vs olabilrsiniz ama kafanız hala çalışmıyor olabilir.
-koç olmamla ilgisi yok ama teşekkürler
-Biraz kendime da yonttum. Ben de koçum.
-Dediğimi doğruladın böylece, koç olmakla ilgili değilim.
-Aha adam narsist çıktı.
Mesela voleybolda birinci ilk sımartır sımaçır manster çef vs olabilrsiniz ama kafanız hala çalışmıyor olabilir.
.......
“Neden aklı şiirle bağdaştırmıyor şairler? Neden aklı şiirin katili sayıyor yaşını başını almış bu insanlar? Nedir akıldan çektikleri ki, akla dair edindikleri derin kuşkuyu her zaman yanlarında taşıyorlar? Dahası, zamanlarının geçerli aklına karşı verdikleri yanıtlar gün gelip anlaşılınca bilge sayılıyorlar.” Mahmut Temizyürek
“Neden aklı şiirle bağdaştırmıyor şairler? Neden aklı şiirin katili sayıyor yaşını başını almış bu insanlar? Nedir akıldan çektikleri ki, akla dair edindikleri derin kuşkuyu her zaman yanlarında taşıyorlar? Dahası, zamanlarının geçerli aklına karşı verdikleri yanıtlar gün gelip anlaşılınca bilge sayılıyorlar.” Mahmut Temizyürek
“Zamanlarının geçerli aklına” diyerek sorunu çözüyor ama farkında değil! Olsun yüreği temizdir inşallah...
NE SKM
“Söyleyecek bir şeyi olan, bir adım öne çıksın ve sussun.” Karl Kraus
Halbuki olacak ki: Bir adım geri çıksın... Yeterli. Soyadım da oysa ki Sohtoyevski. Adımı da yapsam mı acaba Meursault.
Halbuki olacak ki: Bir adım geri çıksın... Yeterli. Soyadım da oysa ki Sohtoyevski. Adımı da yapsam mı acaba Meursault.
Salı, Eylül 12, 2023
ŞAİR
"Şairlerin sezgileri, Tanrının unutulmuş serüvenleridir." Canetti
Şair diyeceğim bundan sonra kendime. Onları kötüleyeceğime.
Şair diyeceğim bundan sonra kendime. Onları kötüleyeceğime.
KÖFTECİ DÜKKANI
“Orhan Kemal'e sormuşlar: "Zengin olsan ne yaparsın?" O da, "Köfteci dükkanı açarım" demiş. (...) (Bu arada biliyoruz ki, köfteci dükkanı olmaz, köfte dükkanı olur, köfteci olur). Orhan Kemal bir halk adamıydı ve bir köfteci olmak da halkla iç içe, halkla sıkı fıkı olmanın yollarından biriydi, ona göre. Herhalde köfteci olurdum demek istedi.”
Ben köfteci dükkanı açardım.
Ben köfteci dükkanı açardım.
Pazartesi, Eylül 11, 2023
BEĞENİ GRANDE
İnsan, edinmek için kendini zorladığı beğeniyle uzaklaştırmamalı kendini beğenisinden.
BURCU AKKOÇ
“Kanunlarını kağıtlara yazmışlar
Benim anılarım gibi”
Sezai Karakoç
Alıntılayan bunun haricinde her şeyi almış gereksiz yerlere gitmiş, halbuki bu sadece. Hoş, yazarı da benim ne dediğimin farkında olmayacak olabilir... Olmak ya da olmamak her zaman olabilir.
Benim anılarım gibi”
Sezai Karakoç
Alıntılayan bunun haricinde her şeyi almış gereksiz yerlere gitmiş, halbuki bu sadece. Hoş, yazarı da benim ne dediğimin farkında olmayacak olabilir... Olmak ya da olmamak her zaman olabilir.
DIŞARSIĞ
-Neyi dışarda bırakırsan gerçek merkez odur.
-Yine dışarda bırakmışsın: Gerçek merkez her şeyi dışarda bırakandır.
-Yine dışarda bırakmışsın: Gerçek merkez her şeyi dışarda bırakandır.
İŞ KOCASI
İş kadını (adamı) diye birinden bahsedecekken ay pardon iş insanı diyen erkeklerden iyi koca olur!
Cumartesi, Eylül 09, 2023
Cuma, Eylül 08, 2023
SORUN
Kitapları, dergileri dağıtmıştım... Kalan dergilerin, yetmedi, sayfalarını kopartmıştım. sadece kapak ve benim öyküm, yazım, benle ilgili olan kısım kaldı. Bir de çok sevdiysem bir öykü bir yabancıdan, bir yazı.
Bir süre sonra bu da yetmedi, ipince kalmış dergilerin kalınlığı gözüme battı, bunları fotoladım, kuşa dönmüş dergileri de çöpe attım. Çöpte fotoladım zevkle. Çöp fotoları var mesela.
Fotolar kayıp... Hatırladım: Kordonuna takılıp yere sürüklemiştim laptopu, bir sene önce falan, sanırım o zamana denk geldi; en eski laptopçulardanım, asla yapmayacağım şeydi aslında...
Yedek hard diske de kaydetmemişim, yüzyılda bir bakıyorum diye nasılsa yaparım demişimdir...
Birilerinden bulabilir miyim acaba? 30-40 kadar dergi. Hep bildikleriniz, şimdi ad vermeyeyim, herkeste bulunur... Ama dergilerin kuş hallerini istiyorum, benim orijinallerimi. Kapak. İçindekiler. Öyküm, yazım, benle ilgili ne varsa. Bir de en sevdiğim, yıldız koyduğum, altını çizdiğim, varsa, eskimemişse, bir yazı.
Ne isteyeceğinizi ne kadar tam olarak biliyorsunuz...
Bir süre sonra bu da yetmedi, ipince kalmış dergilerin kalınlığı gözüme battı, bunları fotoladım, kuşa dönmüş dergileri de çöpe attım. Çöpte fotoladım zevkle. Çöp fotoları var mesela.
Fotolar kayıp... Hatırladım: Kordonuna takılıp yere sürüklemiştim laptopu, bir sene önce falan, sanırım o zamana denk geldi; en eski laptopçulardanım, asla yapmayacağım şeydi aslında...
Yedek hard diske de kaydetmemişim, yüzyılda bir bakıyorum diye nasılsa yaparım demişimdir...
Birilerinden bulabilir miyim acaba? 30-40 kadar dergi. Hep bildikleriniz, şimdi ad vermeyeyim, herkeste bulunur... Ama dergilerin kuş hallerini istiyorum, benim orijinallerimi. Kapak. İçindekiler. Öyküm, yazım, benle ilgili ne varsa. Bir de en sevdiğim, yıldız koyduğum, altını çizdiğim, varsa, eskimemişse, bir yazı.
Ne isteyeceğinizi ne kadar tam olarak biliyorsunuz...
Perşembe, Eylül 07, 2023
TANRILAR DÜŞER, TANRI GÜLER
*
Yuvarlak masa toplantısı yaptılar Tanrılar. Ne mi karar verildi? Dikdörtgen ve üçgen masa toplantıları da yapılsın...
*
Cennetin karşısında daha fazla araba olur sanırdım.
O kitap yanlış anlatıyor. Tek tanrı, tek araba.
*
Bir davet vardı, sanırım bir düğün, ama kimindi şimdi hatırlamadım, tanrılara davetiye geldi, hepsine bir tane.
*
Camdan baktığında camı görmek şiirdir dedi insan.
Aynaya baktığında aynayı görmek nedir dedi tanrılar.
*
Tanrılar birbirlerini ziyarete gittiklerinden evde kimse yoktu.
*
Tanrılarla işiniz bittiyse bize verin dedi insanlar...
*
Tanrıların hepsi bir ağızdan konuşuyordu.
*
Kimse bize arkasını dönemez dedi tanrılar arkamdan.
*
Tanrı yanılgısından daha büyük tek bir şey dedi Tanrı; tanrılar yanılgısı... O kadar büyüktür ki her şeyi küçültür... Sonra tek başına Şey dedi Tanrı.... Yankılandı....
*
Eskiler hep derdi diye başladı tanrılar konuşmaya. Eski ler mi dedi sonra kendi kendine... Hep derdi dedi, yine.
*
Pamuk Tanrı ve yedi cüce tanrılar.
*
Tanrılarla insanlar yer değiştireceklerdi... Ama bir tanrı ve bir insan hariç. Çünkü bu iki tür de ancak tek olabilir.
*
Bu tanrılar bize tapıyorlar di mi.
*
Tapa tapa mı kullanacağız bu tanrıları.
*
Daldan düşüyoruz biz dedi tanrılar.
O, idealden...
*
Bir de Münya var dedi tanrılar.
Aynısı ama olumsuz yok.
*
Ruhunu satman değil dedi Tanrı.
Sana ruh verilse nerene alacaksın.
Yuvarlak masa toplantısı yaptılar Tanrılar. Ne mi karar verildi? Dikdörtgen ve üçgen masa toplantıları da yapılsın...
*
Cennetin karşısında daha fazla araba olur sanırdım.
O kitap yanlış anlatıyor. Tek tanrı, tek araba.
*
Bir davet vardı, sanırım bir düğün, ama kimindi şimdi hatırlamadım, tanrılara davetiye geldi, hepsine bir tane.
*
Camdan baktığında camı görmek şiirdir dedi insan.
Aynaya baktığında aynayı görmek nedir dedi tanrılar.
*
Tanrılar birbirlerini ziyarete gittiklerinden evde kimse yoktu.
*
Tanrılarla işiniz bittiyse bize verin dedi insanlar...
*
Tanrıların hepsi bir ağızdan konuşuyordu.
*
Kimse bize arkasını dönemez dedi tanrılar arkamdan.
*
Tanrı yanılgısından daha büyük tek bir şey dedi Tanrı; tanrılar yanılgısı... O kadar büyüktür ki her şeyi küçültür... Sonra tek başına Şey dedi Tanrı.... Yankılandı....
*
Eskiler hep derdi diye başladı tanrılar konuşmaya. Eski ler mi dedi sonra kendi kendine... Hep derdi dedi, yine.
*
Pamuk Tanrı ve yedi cüce tanrılar.
*
Tanrılarla insanlar yer değiştireceklerdi... Ama bir tanrı ve bir insan hariç. Çünkü bu iki tür de ancak tek olabilir.
*
Bu tanrılar bize tapıyorlar di mi.
*
Tapa tapa mı kullanacağız bu tanrıları.
*
Daldan düşüyoruz biz dedi tanrılar.
O, idealden...
*
Bir de Münya var dedi tanrılar.
Aynısı ama olumsuz yok.
*
Ruhunu satman değil dedi Tanrı.
Sana ruh verilse nerene alacaksın.
Cumartesi, Eylül 02, 2023
YAPAY ZEKA BEKLEYEN ADAM
Yaşım geldi diye düşünüyorum, yazılarımda mantık hataları yapacağım. Tabii hepsinde değil, haaa anlamadım bunu, kesin mantık hatası var diye hemen hepsine atlamayın yani, önce bir düşünün... Hayatımda mantık hataları yapacağım yaşım kaç acaba...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














