Salı, Şubat 27, 2024

SURAT


 

KÜÇÜK EDEBİYATÇI İLE PALAVRACI


 

GÜÇ KOLEKSİYONCUSU

-Bu gücünü bende istiyorum.

-Sevişerek geçiyormuş.

-Geçiyormuş!

-Kadınlar dedi... Biri yedincisinde...

-Geçmeyebiliyor yani...

-Hemen geçmiş de, zevk almayı da seçmiş.

-Diğerleri istemediler mi?

-İstemedim! Sevişmek yerine gidip gücümü kullandıkları için.

-Tükeniyordur belki.

-Yok, sıkıcı bir yerden sonra. Bana baksana.

-Sevişmek!

-Gücüm...

-Neyse sıkıldım! Sevişelim...

-Konu ne?

LEZZET

Yavaş yavaş ölür

Anlamazsın

Okuması daha lezzetli olur

SINIR

Günahımın sınırları, cehennemin sınırlarını belirler.

SAHİBİNDEN KELEPİR METİNLER

İntihal yapmam için teklif edildiler... Eleştirel metinlerimi benzer bir adla yayınlayayım diyorum: Siz çalışın, biz yaratalım. (Yaratıcı yönetmez lafını -bağlamından intihal edip- uyarladım böylece (yoksa kendisi sağlam laftır): Yaratıcı çalışmaz, yönetir.)

Laf aramızda (yok, sözüm meclisten dışarı, daha doğru): Asla yapmayacağım bir şey; daha ölmedik. (Böylece başlık şöyle de olabilir: İntihaller: Hayalet Haller.)

MADAM

-Madam Bovary’den intihal yapmışsınız!

-Madam Bovary benim...

Pazartesi, Şubat 26, 2024

YOK OLUŞSAL SIKINTI

Bir dolu katilin arasından yazarı bulmak zor.

(Uyarlanabilir: Ressam, Müzisyen... Yazar’ı değil yalnız, Katil’i.)

MÜZİK

Şairler karar vermeli; ressamlarsa sorun olmaz; yok eğer edebiyatçılarsa resme başlasınlar.

Pazar, Şubat 25, 2024

RESSAM YAPMAYA BAŞLAYAYIM DİYORUM

“Özerk bir bilim olarak felsefe, soyutlamalarının renksizliğinden ve cisimlere ilişkin birincil gerçeklikten uzaklaştıkça maruz kaldığı artan belirsizlikten ötürü Leonardo yu düş kırıklığına uğratır.”

“Gerçeklik, görünmez enerjilerin eylemini model alan gö­rünür cisimler ya da yüzeylerden oluştuğuna göre; gerçekliğin temsili, somut, yüzeysel ve statik verinin kesinliği ile onun içsel dinamizminin anlamını birleştiren bir resim-felsefe dışında olanaklı olmayacaktır: O halde, resim felsefedir...”

MANİPÜLE

-Medyayı manipüle ediyorsunuz, bunu kabul eder misiniz?

-Bu soruyu geçelim...

-Ne saklıyorsunuz?

-Medyayla ilgili kötü bilgileri saklıyorum!

-Ben onlardan biri değilim.

-Bana cevap vermeyin! Soruları ben sorarım demiyor muydunuz... Hem soruları sorup hem de cevapları mı vermek istiyorsunuz! Manipüle edilmelisiniz...

ESEREK

Gidin İşinize adlı son şiyirim, ve esinlendiğim eserek:


ŞİİRİ YARATMA, YAVAŞÇA ARA

DOĞACAKTIR VAAD ETTİĞİ GÜNLER HAKKIN

SANA

KİM BİLİR BELKİ YARA

BELKİ YARADAN DA YARA




L. M.: “2000’lerin en büyük olayı Parçalı Ham Manifesto’dur. Bunu bir kere teslim etmek lazım. Bunu tarafsız bir şekilde söylüyorum. Daha yeni yeni kavrıyorum onun o ‘Şiiri yaratma, yavaşça ara’ dediği şeyi. Dolayısıyla onun anlaşılmamasını da normal karşılıyorum ama 2000’lerin en büyük olayı A. G.’dır.”

Perşembe, Şubat 22, 2024

*BİLEN BİLİR

Ona fazla bir şey olsun istedim.

Murat Sohtorik’e âşık olsun istedim.*

AMAN

-Bu kim, asistanınız mı?

-Tanrım... Evet, ne diyorduk.

EDEBİYAT: OTUR SIFIR

İnsanın kötülüğünden yola çıkan bütün düşünürlere özgü muazzam bir etkileme ama inandıramama yeteneğin var.

TÜMDEN TÜME

Geldim gördüm vardım...

YANLIŞ YERLİ

-Bir kaplanın ne olduğunu gerçekten Blake'in şiirini okuduğumdan beri biliyorum.

-Allah aşkına abartma! Kaplanı nerden bilsin edebiyatın yerlisi!

PİÇİM AYLARI

Yanlarına misafirliğe gideceğini sanıp ölüleri övüyorsun...

TANRIDAN ÖNCE

-Tanrıdan sonra en çok sevdiğim Sotori’dir...

-Tanrıdan önce olmalı.

-Şaşırdım!

-Sonra şaşırdın; önceden şaşırmalı.

-Kendimi büyük görmek istemiyorum!

-Tanrı'ya bağlanma işte, Sotori’ye bağlan.

-Ne fark edecek?

-Kararlarını vermeden önce bana soracaksın; oysa Tanrı’ya verdikten sonra sorarsın.

-Aynı anda, benle fikir birliğiyle birisi olsa?

-Kendine rüşvet vermek istiyorsun!

ÖBÜR BÖBÜR

-Kafka’da edebiyatçılığın her tür kibri eksiktir; o, asla övünmez, övünmeyi bilmez. Kendini küçük görür ve küçük adımlarla yürür.

-Başkaları onla övünsün diye!

-Böylece, edebiyatçıların kandırmacasına ve böbürlenmesine düşmez.

-Sen düşürdün işte!

-Onunla küçük adımlar atmak ve alçakgönüllü olmak zorundasınızdır.

-Olmayınca olmuyor! Öğrettiği bu...

GLORY HOLE


Birçok evlenme teklifi, teklifin kabul edilmesinden dolayı yaşanacak o üstünlük, hakimlik, becermişlik, isteğini onaylatmışlık, layık olduğu onaylanmışlık duygusuyla yapılır. Çoğu erkek, bu kadınla evlenmeli miyim, diye sormaz kendine. Bu kadınla evlenmeyi gerçekten istiyor muyum? Şu an yaşadığım hayatta en önemli amacım bu mu? Sormazlar erkekler böyle şeyleri kendilerine, onun yerine kadınlara sorarlar. 

https://nutopya1.blogspot.com/

DEĞİL

“Bunu düşünemeyecek kadar aptal insanlar değiller” değiller insanlar.

GEL

Yazdıklarını anlamıyorum, mezarıma gel.

ONCA

Onca alkolik baba kızı toplansa

Eder anca az votka

BİNİZİM

-Güncesi benimkinin ikizi gibi.

-Binlerce ikiz günce... Biner biner ödersiniz.

RED USTA

-Alçakgönüllüydü, ustalığı reddederdi.

-Seni reddetmiş! Bana ustalığı kabul etmişti.

DEDİ KUBİLAY

Sanatı ne sanıyorlarsa, dedi Kubilay; Yapay Zeka’yı da o sanıyorlar... Halbuki beni anlatıyor:

“Apollinaire, bir şiirin içinde yaratılmış gibi görünme­yen, biçim almış gibi görünen tümceler olduğunu söylüyordu. Ve Henri Michaux da Klee'nin renklerinin bazen tual üzerinde yavaş yavaş doğmuş gibi olduğunu, temeldeki bir dipten yüze çıkmış gibi olduğu­nu, bir pas ya da küf gibi "doğru yerde çıkmış" gibi olduğunu söylemiştir. Kurgu, yapaylık değildir sa­nat; bir uzayla ve bir dış dünyayla hünerli ilişki değildir.”

KALDIRMAK

-Yeni bir ustayı kaldıramam şimdi!

-Cenazesini kaldırırsın anca...

!STET!K

Zaten doğruyu güzel de söyleyip, kabul edilmez diye gereksiz alıntı eklemek (İçine boşalacağına göbek deliğine boşalmak):

Görüş, sanki bir kavşaktaymışçasına, Varlık'ın bütün yanlarının buluşmasıdır. "Belirli bir ateş, yaşama iddiasında, uyanıyor; taşıyıcı el boyun­ca kendine yön vere vere, zemine ulaşıyor ve onu kaplıyor, sonra, sıçrayan kıvılcım, çizmesi gerektiği daireyi kapıyor: göze dönüş ve daha ötesine."

CANETTİ 2 (THE SOTORİ)


 

CANETTİ 1




 

Cumartesi, Şubat 17, 2024

NEVRİM

Başlar ayak, ayaklar baş olamaz da birleşip çoğalırlar baştan savma.

HİÇÇİ

-Yazmazsam bir hiçim...

-Yazınca kaç hiç?


Cuma, Şubat 16, 2024

FIRLATILMIŞLIK

Kahin olarak açlıktan öldüğüm günün ertesi söylediklerim yaşamaya başladı. Yaşanmaya başlandı diyemiyorum, çünkü insanlar ancak maruz kalabilecek.

İNTİKAM


 

WARPAINT


 

Perşembe, Şubat 15, 2024

İSTVAN ÖRKENY İNTİHALİ

Son sahnedeki ölüyü canlandıran oyuncunun harikalar yaratması haricinde berbattı oyun. Homurdanarak koltuklarından kalkan seyirciler oyuncunun gerçekten ölmüş olduğu anlaşıldığından oyunu gönüllerince yuhalayamadılar üstelik...

KANDİLLİ



Kandilli (korku:) burnu gerçekten de böyledir. Yani çok da fotoğraf hilesi değil. Gemiler aniden ortaya çıkmış gibi ve böyle kocaman gözükür; başınızı uzattığınızdaki rüzgar da kocamandır, sanki Karadeniz’den esiyormuş gibi... Öyle ki öyle bira içerken kalkıp Suna Abla’ya (Ortaçgil’de kişinin biri) sığınır, rakıyla kolayca ısıtırsınız Ankara’nın ayazı geldi aklıma uzaktan uzaktan diyen sevgilinizi...

GENETİK ÇAPULCULUK


Çapulculuk bunların genlerinde var!

"Bu sahne, adeta iki eski sevgilinin buluşması şeklinde oynanırken, odada üçüncü bir erkek daha vardır. Üçüncü erkek gülmektedir ama yüzündeki gülümseme, bu konuşmayı pek sevmemiş bir erkekliğin tepkisini anlatan bir ifadeye dönüşmüştür.

...

Attila İlhan bugün bir kadına, hem de kocasının yanında bunları söyleseydi..."


1.

Sevgilim Attila İlhan’a sormuş, ona nasıl acı çektirebilirim diye; bana acı çektirecek...

Ona acı çektiremezsin demiş Attila...


Hava atıyor tabii yaşlı Attila, genç sevgilime. Beni tanımıyor çünkü. Gerçekten tanısa nasıl çektiremeyeceğini anlamak isterdi.


2.

Öykülerimi gönderdim. Aradı. Gel dedi. Şu an gelemem dedim, telefonda yarım saat anlattı, özetle benden öykücü olurmuş... Kız arkadaşım (bu başkası) kapıda ayakkabılarıyla bekledi... Kapatıp çıkınca, Attila olduğunu söyledim. Neden gitmedin dedi. Senle Boğaz’a gitmiyor muyuz dedim. Sen salak mısın Murat dedi... Attila’yı aradım sonra, istediğiniz zaman gelebilirim dedim; isteksiz davrandı...

ATAŞ & YATAŞ & TOTOŞ

Üç erkek arkadaşımı hatırladım. Hatta 4. Hatta 45, derdim ama o kadar erkek arkadaşım olmadı, anca kadın... Bir tanesi ben yazarlığımdan ve yazdıklarımdan çok istenmezse bahsetmediğim için kendi kıçı kırık yazdıklarından bahsedip ben de ilgiyle dinlediğim için yazarım havalarına girmişti... Sen değilsin ulan yazar demiştim sonunda... Bir tanesi kendini küçümsediği durumlar fazlalaşınca, olum sen benim arkadaşımsın (gençti) nasıl kendini küçümsersin diye espri yapmamı abartmış, önümden önümden yürümeye, beni tanıdık barlara kafelere götürüp havalar atmaya başlamıştı... Diğeri şimdilik para kazan sonra tatlı bir rock barda yaparsın barmenliği demem üzerine lüks ve salak bir mekanda istemediği müzikler ve aşağılamamak için kendini zor tuttuğu zevksiz zenginlerle muhatap olmaya başlamıştı. Yine de onlardan etkilenmiş olacak ki, ona abi diyen bir gence ben de mütevazi tavsiyelerde bulununca ben daha abisiyim onun tavrıyla tavsiyelerime muhalefet etmişti... İlhan Berk onları hatırlattı... Yok, neydi bunun adı? Nurullah Ataş.


“Ataç'ın Günce'sini 1960 yılında, yayınlandığında okumuştum. Bu kitapta tam on altı yıldır. unutama­dığım, düşünce ve yargılarına sürekli kuşku duymama neden olan bir cümlesi var: "4 Eylül Cuma - Simenon'un L'Assasin (Katil) adlı romanını oku­dum. Son günlerde çok okuyorum Simenon'un ki­taplarını. İki üç ay oluyor, başka bir romanı dolayısıyla o yazarı beğenmediğimi, bence birtakım önemli eksiklikleri olduğunu söylemiştim. Yanılmı­şım, şimdi sardı beni onun kitapları, elime geçenleri hep okuyorum," diyor. Ataç'ın Simenon'u beğenme­me nedeni nedir, o yazısını bulup okuyamadığım için bilmiyorum, ama, düşüncesini değiştirmesine neden olarak ileri sürdüğü kanıtlar, ciddiye alına­cak türden değil. Türk Edebiyatı'nı demir yumruğu altında inletmiş, çağdaşı ozan ve yazarları tir tir tit­retmiş olan bu diktatör tabiatlı eleştirmenin bu tutumunu haklı olarak garipsiyorum; tabii, ozan ve yazarların ona karşı ürkekliklerini de . . . Ciddi bir eleştirmen, öznel nedenlerin dışında, düşüncelerini iki - üç ay içinde nasıl değiştirebilir? ileri sürdüğü yargılara, yaptığı yorumlara nasıl güvenebiliriz? Ne yapmış Ataç? Kuşkuculuk ve sözde doğruculuk adına, yanılgılarını birer erdem düzeyine getirmiş, yüceltmiş ve herkes de buna saygı duymuş, örnek­lenmiş. Şu var ki Ataç'ın Türk Edebiyatı'nı yönetmiş ve etkilemiş olduğu da yadsınamaz bir gerçek ve onun uzantılarını bugün de görmemiz pek olası. Ataç'ın, bir sanat yapıtına yaklaşırken kendine yak­laşmayı amaçladığını sanıyorum; önce kendisi var­dır, sonra da bir sanatçının yaratmış olduğu yapıt. Kendi varlığını kanıtlamak, gerçekleştirmek ama­cıyla eleştiriler yapmış Ataç.” Özdemir İnce

SAVAŞTA ÖLÜRSEK

Savaşta ölürsek!!!!!!! Palavraları görüyorsunuz di mi... Viagra'dan ölürsek diyor sanki!!! Che ile ilgili dürüst bir metin yazmaya değmez; yarın bu palavraları adıyla ("Palavralar") sergileyeyim diyorum:

"Bir gün", diye yazmıştı Fidel'e veda mektubunda, "bana savaşta ölürsek kime haber verilmesi gerektiğini sordular; ölüm düşüncesi hepimizi etkiledi. Sonraları bir devrimde -eğer gerçek bir devrim sözkonusuysa- ya zafere ulaşılacağını ya da ölü­neceğini kesinlikle biliyorduk." Küba'dan yeni zaferlere ya da ölüme doğru yola çıktı. "Başka ülkeler benim küçük çabalarımı bekliyor", deniyordu mektupta, " ... yeni yeni savaş meydanları... " Gerçekten de, orada saldırı ve savaşın ortasında insan ya zafere ulaşır ya da ölür. "Haydi yeni eylemlere." Pek çok arkadaşları bu yolda şehit olmuştur ve diğerleri yaşamlarını ortaya koymayı sürdüreceklerdir."

Salı, Şubat 13, 2024

ÜSTÜME ÇIKMADAN AL

-Çıkmadan almıştım ben teşekkür ederim.
-Ama bu imzalı.
-Çıkmamış kitabı imzalayamazsın!
-Sen nasıl aldın?
-Aklım almıyor zaten.

GERZEK YAHU


 

Cumartesi, Şubat 10, 2024

VİRTÜOZİTE

-Nietzsche ırkımızın yozlaştığını söyleyebilir ama bir ırkın yozlaşmış hali de daha önceden mevcut olmayan olasılıklar açısından zengindir.

-Öküz tanrı gibi davranamaz, ama tanrı öküz gibi davranabilir yani!


Bu benim; diğerleri sizin: Aşağıdakileri Murat Sohtorik nasıl değerlendirir-devam ettirir mantığıyla inceleyip yazınız.



-...ve ben de itaat ettiğimde kendime, yalnızca kendi kendime itaat etmiş olurum. İtaat etme, gene, yanlış bir kelime oldu, çünkü benim tek yaptığım yazgım tarafından, yazgıma sürüklenmektir.

-İçgüdüyle aklı özdeşleştirmek tam da sana göre bir şey.

-İkisinin de temelde aynı olduğunu hiç hissetmedin mi? Hiç içgüdünün yol göstermesini körü körüne kabul edip de sonunda izledi­ğinin aslında aklının sesi olduğunu keşfetmedin mi?




-Etik, ahlak ve bağlantılı alanları tartışırken Sen ve Ben hakkında konuşmaktan kaçınmalıyız; onun yerine genel biri, yani somut karakter özellikleri, bahşedilmiş psikolojik yeti ve yeteneklerini umursamaksızın herkesi temsil edebilecek X'ten bahsetmeliyiz.

-Niçin kaçınmalıyız? Niçin yine bir sürü "meli-malı"? Üstelik seni kendinden bahsetmen için baştan çıkarmak çok kolay.

-Kendimden bahsetmekten hoşlanmıyorum.

-Hayır, hoşlanıyorsun. Çünkü felsefe yapmak her zaman için kendimizle kendimiz hakkında bir diyaloğa girmektir. Nietzsche, felsefenin bir tür hatırat olduğunu söylemişti...

-Felsefe yapmak kendimiz ile diyaloğa girmekle ilgilidir, ama kendimiz hakkında diyaloğa girmeyiz. Filozoflar kendileri hakkında nadiren konuşurlar.

-Belki de dolaylı olarak hep kendileri hakkında konuştukları için...

-Saçma. Dolaylı felsefi iletişimi ilk kullanan Kierkega­ard'dı.

-Daha doğrusu o, dolaylı iletişimi bilinçli kullanan ilk ki­şiydi, çünkü bir post-metafizikçi olarak başka türlü ilerleyemezdi, en azından samimi bir şekilde ilerleyemezdi. Post-metafizik düşüncede, doğrudan iletişim yapay duruyordu, çünkü filozofun hakikat iddialarını destekleyecek mutlak bir yetke kalmamıştı artık.

-Demek yalnızca modem filozofların, post-metafizikçile­rin felsefe kisvesi altında hatıratlar yazmaya düşkün olduklarını kabul ediyorsun.

-Bırakalım da felsefe kendi adına konuşsun demek, filo­zofun bir filozof olarak kendi içgüdülerini dinleyip, bırakalım da felsefe konuşsun, demesidir...




-İyi bir edimi güzel olarak ve kötü bir edimi de çirkin olarak kesinlikle nitelendirebiliriz, ama sadece mecazi anlamda. Mecazi olmayan, tamamen estetik bir açıdansa, çirkin de güzel olabilir. Şeytani güçler güzeldir...




-Böyle insanlar tanıyor musun? Yani, bu insanlar için ah­lak onların kaderiymiş ya, öyle insanlar...

-Kişisel olarak değil, ama böyle insanlar düşünebiliyorum. Weber onlara, "virtüöz" demişti. Ahlak virtüözleri mümkün. Onların eylemlerinde, evrensel olan bireysel olur.

Çarşamba, Şubat 07, 2024

TAKLİT / YORUM

Aşağıdakilerden Murat Sohtorik’in yazabileceği tek cümlelik bir aforizma yazınız (bunu kendi metinlerinize de uygulayabilirsiniz):

“İyi kişiler vardır. Dünyamızda ve zamanımızda bütünüyle doğru olan insanlar vardır. Bir kişi iyiyken diğerinin kötü olma nedeni hakkında uzun uzadıya düşünebiliriz; aslında tam da bunu yaparız.”

“İyilik, özellikle modem dünyamızda varoluş seçiminden kaynaklanır.”

“Eğer herkes doğru davranırsa, belki de kimin varoluş seçiminde doğruluğu seçmiş, kimin seçmemiş olduğunu bilmememiz gerekir.”

“Eğer bizler tam kişilersek, iyiliğimizin gerçekleştirilmesi niye diğer dileklerimiz, isteklerimiz ve potansiyellerimizin gerçekleşmesi ile çatışmak zorundadır? İyi, neden ıstırap çeker? Ya da bir başka formülasyonla: Mutluluk ve özgürlüğün tek kaynağı olan iyilik nasıl olur da mutsuzluğun ve özgürlükten yoksunluğun da kaynağı olabilir?”

“Mümkün olan en iyi ahlaki dünyanın ya da mümkün olan en iyi toplumsal-siyasi dünyanın pragmatik olarak mümkün olup olmayacağı sorusu tamamen alakasızdır. Tek mesele böyle bir dünya vaadinin tam da doğru kişilerin varlıklarına içkin olması; doğru kişiler var oldukça bu vaadin de olmasıdır. Hiçbir şey doğru kişiden daha gerçek değildir. Aynı zamanda o ütopiktir. Her doğru kişi simgelediği vaat ile bir ütopya vücuda getirir. Doğru kişi en temel ütopik gerçekliktir.”

“Ressam gerçektekinden daha güzel bir yüz yapabilir; mimar yeni bir bina icat edebilir. Metafizik bir düşünür, istediği kadar çok alan ve çıkarımlar tasarlayabilir. Spekülasyon ve yaratım imgelemin sınırlarının çok azını bilir. Ama iyi kişiden daha yüce ve daha tam bir iyilik icat edebilecek bir imgelem yoktur.”

"Mutlak tin"in imgeleri gibi iyi kişi de çıkarları, amaçları ve tasarıları tam da kendi varlığıyla göreceleştirir. Bu yüzden doğru olmayan, hatta kesinlikle kötü olan kişiler doğru kişileri tanır ve saygı duyarlar. Ya da şayet doğru kişiler, Goethe'nin de çok iyi anladığı gibi alay ve hareketlere maruz kalırsa, bu kolayca gerçekleşir, çünkü bunlar tam da kendi varlıklarında doğru olmayanları sürekli ve gizli olarak kınarlar.”

“O anın büyüsüyle egoistler bencil olmayan bir biçimde davranır, korkaklar cesurca hareket eder, ihtiraslı kişiler dayanışma gösterir, cimriler servetlerini bağışlarlar. Bu böyledir, çünkü ütopik koşullarda insanlar mümkün olan en iyi ahlaki dünyanın ütopyasını hayata geçirmeye başlarlar. Ama kural olarak, yeni kurumlar kurulup istikrar kazandıkları zaman, kişiler az ya da çok "eski" benliklerine geri dönerler. Bunlar, kişinin, ampirik benliğini normatif ahlaki benliğinden ayırabildiğinde oluşan durumlardır.”

“Çünkü doğru kişide normatif ahlaki benlikle ampirik ahlaki benlik örtüşür. Bu, son analizde içtenlik demektir.”

ÖZET (Bir gevezelik yöntemi olarak):

“Hepimiz biliyoruz ki iyi insanlar vardır; hepimiz iyi insanlarla tanışığızdır da. Günümüz dünyasında kendilerini varoluş seçiminde seçen kişiler iyidir, çünkü bu olumsal dünyada herhangi başka bir (geleneksel) iyilik mümkün değildir. İyi kişiler mevcutsa, varoluş seçimi de mevcuttur. Ahlak felsefesi, felsefe olarak, pra­tiğe dönük değil, kuramsal-spekülatif bir girişimdir. Ama iyi kişilerin tavrı pratiğe dönük ve kural koyucudur.”

“Normatif kişiler (en azından modem dünyada) yaklaşık olarak taklit edilemezler. Kişi önce kendisini doğru kişi olarak seçmeli, ardından kendi tarzında doğru olmalıdır. Doğruluk, yayılacaksa, böyle yayılır; taklit yoluyla değil. Kişi doğru olmadığı halde doğruymuş gibi davranabilir, ama kişi bu "mış gibi"yi bir ahlak felsefesinden öğrenmez. An­cak, doğru kişiler taklit edilemeseler de, yorumlanabilir ve yeniden yorumlanabilirler. Normatif kişinin yorumlanması ve yeniden yorumlanması, yorumlayan kişinin ilgisini sonsuza kadar varoluş seçiminde iyiliği seçmesine çekebilir. Varoluş seçimi tanım gereği belirlenemez, ama normatif kişilerin yaşamlarının ve eylemlerinin yorumlanması, doğru olmayan kişilerde iyi olmak için bir ilgi tetikleyebilir.”

Pazartesi, Şubat 05, 2024

HER ŞEY

İnsan için büyük, insanlık için küçük bir adım.

BİR APTAL

Bir akıllı ile bir aptal konuşuyorsa iki aptal konuşuyordur.

Bir akıllı ile bir aptal takipçine sesleniyorsan bir aptal sesleniyordur.

KARASU

-Takıntın var mı?

-Düzgün olunca metin, takıyorum bozuyorum. Bilge miyim ben, Karasu muyum...

Çarşamba, Ocak 31, 2024

Pazartesi, Ocak 29, 2024

ŞUNU BİR BİTİREBİLİR MİSİNİN YA BEN İLGİLENEMEDİM

İÇİMDEKİ FIRTINA & FIRTINADAKİ İÇİM

-Bir düğmeye basıp hastalığın yok etmek ister miydin?

-On düğme varken!

-Düşüşlerin peki? Henüz görmedik ama felaket oluyordur?

-Dehşet! Dehşet verici oluyor. Başkalarına dehşet veriyor...

-Neler mesela?

-İyi bilirsin!

-Alışveriş çılgınlığı.

-Pılı pırtı işte... Son gelinliğimi alalı kaç yıl oldu acaba...

-Gelinlik mi!

-Yırtılana kadar çıkarmam. Solana kadar.

-Saçma kahramanlıklar... Hedonist eylemler...

-No pasaran.

-Kendine zarar veriyorsun bir yerden sonra! Dairesel delilik derler buna.

-Dairesel dediğim dediklik.




-Keskin ayrıntılar, gizli şifreler... Kaç dil konuşabiliyorsun?

-Bir buçuk.

-Her şeyi yalayıp yutmak istiyorsun;partiler, insanlar, kitaplar, müzik, filmler... Dünyanın kralısın. Nefes almak için kusman gerekiyor, kelimeleri.

Ne kadar fazla bahşiş bıraktın. Herkesle sohbet. Rastgele seks.

Devasa bir noktaları birleştirin bilmecesi. Çözmüşsün. Kimsenin fark etmediği bir şekil çıkmış.




-Fildişi kuleler yıkılacak, tüm sözler kutsallaşacak ve sonunda kendi gerçeğiyle uzlaşan insan, olağanüstünün kapılarını gözleri kapalı açabilecek.

-Olağanüstünün “kapıları”...

-Gülünç mü!

-Olağanüstüne kapılanmak. Olağanüstüne kapılmak. Olağanüstünün kaporası.

-Beni taklit etme.

-Sustum.

-Aklımdan neler geçiyordu.

-Kelimeler orda öylece duruyorlar.

-Hangi kelimeler?

-Alakasız. Dans ediyorlar.

-kendi kendine dans ediyorsun sen. Bunu yapamazsın. Dinleyen olmalı. Bak bizi okuyorlar mesela.

....

İlgilenmiyorsun. Bu bağlantıyla, bu suç ortaklığıyla. Tek başına işleyeceksin suçu!




neden cevap vermiyorsun?

Terk edilmek istemezsin.

Ayakkabıların güzelmiş. Şu kızdan hoşlandın mı? Rrastgele manik seks gerçekten bir birleşme değil bir söylemdir. Kelimeler yerine tenimle konuşurdum.

-biraz yürüyelim mi.

-Sürekli bir sallanma, dürtme ve kıpırdanma hali içindesin di mi.




Konuşursan taşı ge­diğe koyarsın di mi. Ben de koydum! Binlerce insanı kendimle birlikte taşıdığımı ve bu insanların benim sesimin gelgitlerinde adeta sörf yaptığını bilmenin heyecanına bayılıyordum.




Ama sonra partnerlerle sürtüşmeler, parasını geri isteyen iş ortakları ve bankalar, narsistik davranışlardan sıkılan arkadaşlar. Küçük engeller devleşir öfke patlamalarını tetikler. Paranoid düşünceler artar. Yük trenin dümenine geçemiyordum. Roket Muhteşem ama durdurulamaz bir şekilde kalkar ve patlayarak parçalara bölünür.




Yüz adet gelecek tasarısı. Sonra tek bir büyük geleceksiz gelecek.

bü­yüklenmecilikle adanmışlık arasındaki sınır? aşırı güvenimin hünerlerimden değil, maniden geldiğini fark edememiştim." Tru­man Show.

.ikinci sınıf

Sentelektüellik yasaklanmalı. Hissetmeden duramayan hissetsin.

İNCİ TANELERİ


 

KOLAY GELSİN


 

SAPANCA


 

5000 KM


 

ÇIRAĞIN DAVASI


 

Pazar, Ocak 28, 2024

LIAISON



Sürpriz bozan var, gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz: Vincent Eva’ya hâlâ âşık, gençken gruptaki kız arkadaşını sokak gösterisinde sinirle ama yanlışlıkla yaktığı halde. Yıllar sonra gruptakiler Eva’nın üzerine benzin döküyor ve yakmakla tehdit ediyorlar. Vincent onu şöyle kurtarıyor: Ben de provokatördüm.

HAKLI ÇIKTIM DİYE SEVİNSİN GARİBİM

-Bakişlarinda biraz sert ve kimseyi beğenmeyen tavrin var. Bende artik kimseyi beğenemiyorum, aptallara kurnazlara tahammülüm yok ama empati yapan humanist birisiyimdir.

-Fotolarla mı empati yapıyorsun.

-Ama bakişlarin tavrin sert ve biraz kibirli. Yalanmi söyleseydim.

-Bu tavrın komplekslerinden kaynaklanıyor bence... Kızma, yalan mı söyleseydim.

-Önce hemen sevişip sahte yuzler sonra kavga edenlere alişmişsin anladigim.

-Tamam kavga etmeyelim. Bi .ok anladığın yok .rospu hadi şimdi .iktir git.

İNTİHAL

İlk intihalimi John Cheever’ın Yüzücü adlı eserinden yapmıştım. Kimse fark etmeyince devam etmedim... Bilerek yapmamıştım; çünkü Cheever’ı tekrar okurken fark etmiştim. Esinlenme idi tabii, ama üzülmüştüm yine de; konu mu kalmamıştı (yazım tarzı mıydı çaldığım; tam hatırlamıyorum.) Sonra Raymond Carver’ın bir öyküsünü kendimce bitirdiğim ama Carver’ın benden intihal ettiğini anlatan, suçlayıcı ama affedici -yüce gönüllü- bir öykü yazmıştım; olur böyle şeyler falan diyordum, kendi öykümü de ne hikmetse bulamıyordum öykümün çekmecelerinde... Benim Bitirişim idi adı.

Diyeceğim: İntihal suçlamalarına öncelikle inanmamalısınız. Çünkü bunlar genelde üçüncü sınıf okurlardan çıkar. İki eseri de okudum, intihal var, diyenlerin de zaten %95’i üçüncü sınıf okurdur.

Zaten buna gerek bile yok; toplasan kaç tane konu var ki vs... postmodernizmde bu artık bir tarzdır vs... ama: Dünyada intihal yapmalarına, kendilerinden yapılmasına gerek olmayacak kadar bolca üçüncü sınıf yazar var zaten...

Perşembe, Ocak 25, 2024

INXS

Felsefi olarak katıldığım bir düşünce değildir... Michael Hutchence, intiharına tek üzüldüğüm müzisyen olabilir.

Çarşamba, Ocak 24, 2024

YANLIŞ ŞERİT GENİ



Bu sıralama nedir mesela, niyedir! Bir numaralıya neden ihtiyaç duyulmuştur! Üç numaralıya, bunların arasında! 

Yanlış şeritttttte olduğunu sergilemek, haklı çıkartmak için; ooo ok!

YAPAY GENERAL ZEKA


 

İÇİMDEKİ FIRTINA & FIRTINADAKİ İÇİM (Öngösterim)



“On dokuzuncu yüzyıl psikiyat­ristleri manik öznenin sanki fikirler arasındaki köprüleri bilinçli bir çaba ile kurmadığını, daha ziyade dilin kendisinden geliyormuş gibi içeriğe çok takılmadan nasıl bir kelimeden diğerine geçtiğini göz­lemlemiştir. Bir hasta "ne güzel bir kravat (tie), keşke saf olan, güzel gözleri olan birine bağlansaydım (tie), güzel gözleri (eyes) çok severim, yalanları sevmek gibi (lies)" diyebilir. Konuşma, boyuna takılan kravattan, bağlanmaya, oradan gözlere, oradan da yalana doğru ilerlemiştir. "Çocuk doğurmak (bearing) gayet iyi, eğer çok çabalamak (bear down) acı (pain) vermiyorsa, pence­rede çok fazla cam (pane) var.". Pencereler ile çocuk doğumu arasında az da olsa bir ortaklık olsa da, kişi doğurmanın "acılarından" hemen pencerenin "camlarına" geçmiştir.”

“Manik konuşmaya dair bu örneklerin aksine, kişi depresif olduğunda konuşacak çok bir şey bulamaz ve temelde aynı anlama gelen kelimeleri tekrar eder: Değersizlerdir, ruhsal olarak boşlardır, korkunç ve temizlenemez bir günah nedeniyle suçlulardır. Bu nedenle manik durumda olan kişi, kelimeler arasındaki sessel/ akustik ve biçimsel bağlantıların insafına kalmıştır, buna karşın depresif durumlarda kişi anlam veya anlamlandırma tarafından yönetilmek­tedir. Erken dönem araştırmacılar depresif durumlarda kelimeler arasındaki yankılanmanın – örneğin gözden" "yalana" veya "acıdan" cama" geçiş gibi- neredeyse tamamen yok olduğunu gözlemlemiştir. Sanki dil tüm akustik canlılığını yitirir.”
.....
“Delilik kadınların aklıdır.” Kadınlar kendileri için söylemişler, benim suçum yok. Erkekler de dahil olabilir tabii bu deliliğe (delik varsa, memnuniyetle). En uygunu ise bence şairler...
.....
“Manik özneler keli­meleri öylesine özgürce takip etmezler. Haritada aynı noktaya döner gibi benzer fikirlere, kelimelere veya anlamlandırmalara varırlar. Fikir yelpazesi çok kısıt­lı olabilir ve hatta sıklıkla olanın bir "fikir uçuşması" değil de, bir "kelime uçuşması" olduğu iddia edilebilir. Konuşma hiçbir şekilde kesintiye uğratılamasa da, aslında oldukça küçük bir meseleler grubu etrafın­ da döner durur. Erken dönem araştırmacılar, aslında kelime uçuşmasının kendi içinde gizli bir mantık silsilesini takip ettiğini göstermişlerdir. Ancak bu gizli mantık, sıradan gözlemciye kendini göstermez. Mani hiçbir zaman sadece rastgele gelen kelimelerin akışı değildir; gerçek bir tutarlılığı ve yapısı vardır. Ancak bu, çok dikkatli dinlenmediği sürece açık değildir.”
......
Burda beni yalanlıyor. olabilir. Şairler ve kadınlar yalanlamıyor ama... Çoğu, diyeyim burda, “ağu” ile de kafiyeli olmuş olur.
......
“Bir örneği ele alalım mesela. Norma Farnes, kişi­sel asistanı olarak iş başvurusunda bulunmak için manik-depresif komedyen Spike Milligan'ı ilk defa ziyaret ettiğinde, odanın buz gibi olduğunu fark etmiştir. Milligan buna "evet, Amerikalılardan nefret
ediyorum" diye cevap vermiştir. Bu açıkça anlamsız cevap, manik dağılmanın, bir diyaloğa girememenin veya düşünceleri takip edememenin bir işareti olarak görülebilirdi. Ancak sonradan Farnes, bunun tama­men tutarlı olacağını öğrenecekti. Odanın sıcaklığına dair bir yorumda bulunmuştu ve Milligan merkezi ısıtmanın Amerikalılarca keşfedildiğine inanıyordu. Örtük olan zincir şöyle idi: Oda buz gibi – merkezi ısıtma yetersiz - Amerikalılar merkezi ısıtmayı keş­fetti - Amerikalılardan nefret ediyorum. Muhtemelen sağduyusundan ötürü Farnes, merkezi ısıtmanın keşfinden Amerikalıların değil, aslında Romalıların sorumlu olduğunu Milligan'a söyleyerek bu uslamlamayı sorgulamamıştır.”
........
Şu başlıkla hemen planladığım kahramanımı da (ne manik, ne depresif) yarın sabah rüyamda (hem manik, hem depresif pozisyonda) yazacağımı -muhtemelen- müjdeleyeyim: İÇİMDEKİ FIRTINA & FIRTINADAKİ İÇİM

Salı, Ocak 23, 2024

AU-RA

Tanrı olmamı teklif ettiler. Kabul etmedim. Nedenini anlatıyorum...

Bedenim bir aura ile kaplandı. Böylece dokunulmaz oldum. Kimse bana zarar veremiyor. Ben ise onlara... Demiri bile bükebiliyorum, çeliği, düşünün. Auramı kullanmayı birkaç günde öğrenince uçmaya da başladım. Vardı öyle bir süpo, hatırlayamadım kimdi şimdi...

Ama bir sorun vardı, tanrı olmak kolaj değil; her şeyi yapamıyorsunuz: Sıçamıyorum. Yalnızca ağızlarına sıçıyorum kötülerin... İşeyemiyorum, çünkü gerek yok, auram bana enerjiyi zaten sağladığından yemek yemem gerekmiyor, acıkmıyorum. Su da var ama -çok severim- içki içemiyorum, zaten kafam hep iyi; zen enerjisi vs. Ama işte boşalamıyorum da... Kadınlara zevk veriyorum, hem de istediğim kadar, sonuçta demir-çeliği büküyorum, ama ben hissedemiyorum dokunduğumu. Auromsa zevkten dört köşe! Ve böylece fiziksel olarak da boşalamıyorum, sadece kafada...

Reddettim. Çıkardım attım auramı. Astım portmantoya. Artık anılarda.

Şunun da katkısı var: Yaşlanmayacaktım. O da ayrı bir sıkıntı. Hep genç kalmak iyi de, geri zekalılar ister ölümsüzlüğü.

EFORİ METAFORİ


-Doğada sevişeceğiz... Ben bir etrafı kolaçan edeyim diye uzaklaştım. Sevgilimi böyle bıraktım. Bitki örtüsü daha yüksek, ağız yapısı benziyor, memeleri bu kadar büyük değil. Geldim, çırılçıplak. Oturmuş, bekliyor gülerek. Tekin erkek adıysa, tekinsiz kadın adı olabilir, ama burda değiştik adları. İkircik ya da İkircim de benim adım oldu. Bacaklarının arasına kaydığımı hatırlıyorum. Sırtımda bir kürek. Ayıldım. Kaygılarım geçmişti. Devam ettim kazmaya...

-Yakalandınız mı?!

-Küreği metaforik al...

Pazartesi, Ocak 22, 2024

BOĞAZİÇİ SOSİSYOLOCİ


GEZİ -20



Gezi 20 tane daha olsa sonrasında yanımda staja başlayabilirdiniz diyorum ya... Onu şöyle ifade edeyim diyorum: Gezi eksi 20. Gezi eksi 19 biçareleri, Gezi eksi 18 borazanları (atıyorum, size gerzek ad bir de ben mi bulucam!) diyerek bir süre sonra çapulculuktan da kurtularak artık Gezi sıfır’a...

Çünkü siz Gezi’deyken ben şunu yazıyordum. Bahisler açıldı:)))

İKTİDAR İNTİHARLARI

Güç, zehirler. Böyle denir; ama isteği tutkuya, tutkuyu hırsa dönüştürüp daha fazla güç peşinde, mutlak güç peşinde koşmayı ifade eden zehirlenmeyi anlatır böylece... Artık değil! Güç, zehirler: Güç zehrinin etkisi altında artık kendilerini öldürüyorlar.

Herkesin genetiğinde en baştan -ve kendi doğumundan- beri taşıdığı bir iyilik geni bulunur. (Nütopya’da bu konu irdelenmiştir.) Yüzyılımızda kötülük artık sıradanlaştığından, iyilik geni için intikam zamanı gelmiştir. Gerçek iktidarın intikamı. Yalancı iktidardakilerin intiharı.

Kimse bu iktidar intiharlarına sevinemeyecektir. Bilirler çünkü. Sıra kendilerine de gelmiş gelecek. Sıradanın, küçük adamın, çük kadının, sözde iktidarının da intiharı.

(Herkes kendi intiharından sorumludur! Kimisi bir şiirle de yapmıştır bunu geçmişte... Sadece yaşayanlar intihar edecek diye bir şey yok. İntikam, tarihe de uzanır.)

İyilik; o yüce gen... Düğmeye basar. İntiharsayar başlatılır.

AMACI UMACI

-Sen kötü adamsın, beni öldürürsen bitersin. Amacın kalmaz.

-Sen beni öldürürsen?

-Benim amacım bu.

-GÖRÜCEZ...

-Sadece birimiz. Ben zaten görüyorum.

YAPINIZ BIRAKSINLAR

-Bırakınız yapsınlar!

-Bırakan kim?

-Yapsınlar işte!

-Bıraktıran kim?

Perşembe, Ocak 18, 2024

O

-Sen iyi bir dinleyici değilsin.

-O?

-O ebesine kadar dinler...

Çarşamba, Ocak 17, 2024

TU KAKA ZEKA

-Ben, başkasıdır.

-Embesil olan hangisi, idiot olan hangisi...

BİLİM BUNU BİLMİYOR

Bir kadın geçen senelerde çocuk zekasını anneden alıyormuş diye hem de övüne övüne yazmıştı. Ben de keşke biraz da babadan alsaymış demiştim. Son tespitim: Hayatına erkek girince kadın aptallaşıyor. Sonra da çocuk yapıyor. Erkekten çocuk yapmıyor, o aptallığının çocuğunu yapıyor. Çocuğun muhtaç doğması, sonra da o ilk aptallıktan hiçbir zaman tam olarak kurtulamaması bundan, kadının o erkek yanı aptallığından. Başka şeyden değil.

Salı, Ocak 16, 2024

KÖLELİK BÖYLE DOĞDU

Küsür yıl sonra seni üzmüş kadını buluyorsun.

Ne yapabilir ki sana karşılığında...

MÜZELİKLER



Mülksüzler’de de aynı şey vardı. İki taraf. İkisi de yetersiz.

Sen niye yazıyorsun o zaman!

Gifts’de de yetenekler kullanılmıyor, heder ediliyordu.

Nedeni, gücün her zaman daha fazlasını istemesi! Daha fazlasını istemeyen bir güce aklı yetmiyor... Aklının fazlasını isteyemiyor...

Rüya’da da aynı. Yetenekli adam güdük (doğu bilgeliğine bağlamaya çalışıyor), yaratıcı adam hırslı (o da batı; batı’da herkes kötü!).

Yetenekli insanın bunu kullanmamasındaki sözde olgunluktan bahsediyor! Niye?

“Değişim madalyonun bir yüzü, diğer yüzü ise durgunluk.” diyor Rüya’daki adam. Doğu’yu da tam kavrayamamış demek düşüyor bana. (Ben çekmedim, bana düştü:)


Distopya nedir? Ütopya beceriksizliğidir.

Tek bir şeyde haklılar: Cennette sıkılacaksınız: Nütopya’yı yazınca sıkılıyorsunuz cidden; bunların güdüklüğünden...

Pazar, Ocak 14, 2024

EDEBİYATI ETKİSİ, KELEBEK ETKİSİ

Nütopya okunmadan anlaşılmayabilir, en azında tam olarak, bu yüzden benden özür dileyeceksiniz.

KURGU BİLİNÇ AİLESİ

Kubilay da bir aile kursun ama artık di mi... Aile dediysek görüntüde. İnsanlara daha sempatik gelsin. Bunlar üst bilinç ya, insanları kendi yetersizliklerine hazırlarken daha yumuşak bir geçiş olsun. Bilinçli ama kansız, depresyonsuz bir geçiş. Bir kadın olsun yanında Kubilay’ın: Kubra... Seksi olsun, herkesin ilgisini çeker böylece. Mesela otoriter, faşizme eğilimli bir adama, adım Kubra, ama sen ne dersen o olur, desin; tabii ki dalga geçerek, onu becermeden önce... Seksi, ve bunu bir güç olarak kullanmaya çalışan kadına da tabii; onu da becermeden önce... İki de çocuk diye düşündüm. Biri kız biri oğlan. Oğlan: Bili the Kid... Kız: Bilinda... Hatta kız 15 yaşlarında falan olabilir. Orda da cinselliği kullanmış oluruz, ne yapalım dünya hali! Halka iniyoruz gördüğünüz gibi. Kurgu Bilinç ailesi. Üst bilinçsel yetenek olarak pek bir farkları yok ailemizin; ama hepsinin kullanmayı daha çok sevdiğinden öne çıkan bazı özellikleri var... Kurgu bilinç kardeşliği. Teki de dünyayı ele geçirebilir, ama yavaş yavaş, tatildeymiş gibi yapacaklar bunu. Normal, aile işleri arasında. Okula gider gelirken, yemek yapar ve sindire sindire yerken. Trafikte kavga ederken. İnsanların bilinçlerine üfleye üfleye...

Cumartesi, Ocak 13, 2024

SİVRİ

-Peki murat için bir kadın çağıralım mı? Belki sizin sorunlarınızdan sıkılmıştır. Şu anda senin sevgilini sikmek yerine keşke bir kadınla olsam diye düşünüyordur.

-Sevişiyorlar mıdır sence?

-Sanmam. Benim dediğime odaklan.

-Bir kadın götüreyim!

-Evet.

-Sevgilimin ona hayranlığını yok etmez, tam tersi törpüler!

-Törpüler? Rock grubu adı mı bu!

-Sivriltir yani. Sivriltir... Silivri’deki yazlığım geldi aklıma...

-Ne kadınlar götürdün, kim sivriltir...

-Hiç... Sivriltirdim her bir.

-Sevgilinle konuşurken içeri girin işte...

-Ya sevişiyorlarsa!

-Sevişsinler diye bırakmadın mı zaten! Sevişmiyorlardır.

-Nerden biliyorsun!

-Murat’ı tanıyorum

-Sevgilimin çocukluk arkadaşı olarak!

-O belli olmaz.

-Murat hoşlanmazsa peki?

-Pezevengin goy goyu! Götür işte...

-Beğenmezse ya!

-Her şekilde beğenir. Kurtulur.

-Aralarını yapalım. Kurtulsun. Biz ayrılamayız.

-Ayrılacaksınız. Hepiniz...

ÖTEKİLEŞTİRİN

Benden bahsediyor ve demek istiyor ki muhafazakarı ötekileştirin, beceremiyorsanız siz muhafazakarsınız, o, yaratıcı.

“Entelektüel hayat karşıtlıklar üzerinden yapılandığı için, önde gelen yenilikçiler genellikle muhafazakarlardır. Kendi açılarından, dönemin entelektüel ve kurumsal değişikliklerine karşı çıkarlar. Bu tür entelektüel hareketler, daha geniş olan kuvvetler alanındaki düğümlerdir. Yükselmiş soyutlama ve düşünümsellik koşul­ları altında muhafazakar karşıtlık, sözde-muhafazakarlığın kisvesi altında yeniliklerle sonuçlanır.”

Çarşamba, Ocak 10, 2024

BAŞKAN VE BAŞKA

Kitap 1998’de basıldığından henüz interneti görememiş olduğunu söyleyebiliriz. Hoş 2024’e girdik ama ben günümüzde interneti hâlâ, gözümün önünde, göremeyen yazarları hemen görebiliyorum... Sadece facebook’ta yazdıklarından bir insanda insan kumaşı olup olmadığını anlayabilirim. İnsan kumaşı olmayanın yazar kumaşının kolay yırtıldığını nasıl kanıtladığımı edebi eserlerimi bırak internetimden bile kolayca görebilirsiniz... (Yazışarak nasıl aşağılık olabildiklerini kanıtlamaktan uzak duruyorum artık. Yeter! Mesela akşamdan hazırlayıp sabah son kontrolünü yapıp yayınladığım (yazın sabah 6:00) bir metnime biri şöyle yazmıştı: “Sabahın köründe kalkıp laf yetiştirmişsiniz!”:))))




Randall Collins - Felsefelerin Sosyolojisi

....

Fikirler, başka insanların ilgisini çektiği için yaratıcıdır. Yaratıcılık kavramı, bir kuşağın başka bir kuşak hakkındaki yargısını ima eder. Peki yaratıcılığı değil şöhreti incelediğimizi mi söylememiz gerekir? Ayrım, bağlamdan ayrı olarak bireyi somutlaştırma, kahramanlaştırma eğilimimizden doğar. (....) Bir anlamda şöhretin, aslında yaratıcılıktan ayrı olmadığını; entelek­tüel büyüklük olarak nitelendirdiğimiz şeyin daha sonraki kuşakları etkileyen fikirler üretmekten ve daha sonraki kuşakların ya onları tekrar etmesinden ve geliştirmesinden ya da onlara reaksiyon göstermesinden geçtiğini savunuyorum. (....) Konfüçyüs Okulu'nun çok daha sonraki başarıları olmaksızın, Konfüçyüs'ün kendisinin Mo Ti'den veya hatta Yang Chu ya da Shang Yang'tan daha büyük bir öneme sahip olmayacağı nettir

......

Daha genç kuşaktan saygın figürler, aldıkları kültürel sermayeyi tekrarlamayıp yeni yönlerde geliştirerek şöhrete kavuşur. Ama bu entelektüel kaynakların önemi göz önünde bulundurulduğunda, bunlar neden kitaplardan değil de çoğunlukla kişisel temaslar aracılığıyla edinilmektedir? (...) Elbette ki yazılı yayın kanallarının hantal ve ağır olduğu dönemlerde kişisel yakınlık bir avantaj sağlamıştır. Ama bilinen tarihin geneline baktığımızda, kişisel bağlantıların motifinin Antik dönemlerden günümüze önemli ölçüde değişmemesi dikkat çekicidir. (...) Peki, bu kişisel zincirler aracılığıyla aktarılan nedir? Elbette ki ente­lektüel sermaye. Kitapların kişisel temas kadar kıymetli olmamasının nedeni, zamanın fikirlerine genel olarak açık olmak, birinci sınıf entelektüel performans için yeterli olmamasıdır. Öncü bir uygulayıcıyla kişisel temas, daha geniş olan fikirler kütlesinin analitik bıçak ağzını teşkil eden yönlerine odaklanabilmeyi sağlar.

.....

(Bu paragrafı yukarıdaki eleştirilerimden -konusu gereği- hariç tutuyorum):

Yaratıcılığın temel özelliği, çözümlenmemiş bir problemi tanımlamak ve diğer kişileri de bu problemi çözmenin önemine ikna etmektir. Entelektüeller genellikle problemleri çözdükleri anda o problemleri yaratırlar. Hindistan'da, karmanın bağlarından kurtulma problemi, Budistler bir kaçış yolu önerene dek mevcut değildi. Epikür, tanrılardan duyulan korkuyu, bu korkulara bir çözüm önerirken ortaya koymuştu. Kant, Kopernik devriminin tehdide son vereceğini ilan ederken bilimin tehdit altında olduğunu keşfetmişti.

BİT

Dünyalı değiliz. Nerden geldiğimizin bir önemi yok. Belki henüz. Geçen bir pazartesi günü öğlen 12’yi 12 geçe olanlar oldu. Dünyanın 100 kentindeki 100’er kişi “attığımız” uyku bombasıyla uykuya daldılar. Akşam internetten yaptığımız yayında maskeli temsilcimiz bu kişilerin bir bombayla öldüğünü gösteren simülasyonu seyrettirdi ve dileklerimizi söyledi: Dünya barışı. Haklar eşitliği. Gelir dağılımı dengesi... Bunların bizim uygarlığımız için bir anlamı yok ve dünyada nasıl gerçekleştirileceğini de bilmiyoruz... Siz biliyorsunuzdur. Gerçekleştirmek için biraz zorlanmanız gerektiğini düşündük. Adımızı da öylesine koyduk ki biraz algılayın: Barış İçin Terör. Kişiler her zaman uyandırılabilir ama simülasyondaki gibi öldürülebilirler de. Bombayla gösterildiği gibi ya da uykularında. İkinci hafta pazartesi 12:12’de yine 100 dünya kentindeki toplam 1000 kişi uykuya yatırıldı. Artık bizi ciddiye almıştınız ama ne yazık ki sadece protestolar başladı; haksız değildiniz gerçi: Dünya yöneticilerinden barış ve saire istiyormuşuz ama halktan insanları öldürüyormuşuz! Simülasyonlar etkili olmuşa benziyor... Böylece bir sonraki pazartesi 12:12’de dünya devletlerinden 1000 politikacı uykuya yatırıldı. İnternetteki yayınımızda teker teker nasıl öldürüldükleri bir simülasyon olarak gösterildi. Rahatladınız her halde! Uygarlığımızda ölümün bir anlamı yok... 4. hafta pazartesi 12:12’de 1000 politikacı daha uyutuldu ama bundan sonra artık öldürebiliriz de, isterseniz aynen simülasyonlardaki gibi, ya da 1001 farklı çeşitte... Halktan kişileri de; sayıyı da artırabiliriz; 100 bin, 1 milyon, tek seferde... Bugün sanıyoruz perşembe. Pazartesi 12:12’de görüşmemek dileğiyle.

NÜTOPYA. KÖRLENMEK GÜZELDİR.

Filmler filmlerden öğreniyor; geriye çekilelim, edebiyat edebiyattan öğreniyor, siz bunları nerden öğreniyorsunuz:

2030’LARI BEKLİYORUM GÖZLERİM KAPALI

“Entelektüel tarihi, her yüzyılda yaklaşık 3 aktif nesil üzerinden açıklamak teorik olarak daha aydınlatıcı olacaktır. 33 yıllık bir periyot, bir entelektüelin yaratıcı çalışmasının yaklaşık uzunluğudur. Bu sürenin sonunda, bir düşünürler grubunu fiilen yeni bir yetişkin nesil alacaktır. Çin entelektüel zincirlerinin Konfüçyüs'ten Mencius ve Chuang Tzu'ya 6 nesilde geliştiğini düşünmek faydalıdır; Thales'ten Sokrates ve Demokritos' a da aynı sayıda nesil geçmiştir. Bizler de erken dönem bir dünya tarihçisi olan Hegel'den sonraki beşinci ve Descartes'ten sonraki onuncu nesiliz.”

KANEPE NE DEMEK?


 

Cumartesi, Ocak 06, 2024

KAP LAN KAP KUZUYU


 

BU DA SENİ

-Maktulü en son ne zaman gördün?

-Dün gece.

-Bu da seni, onu son gören kişi yapıyor!

-Yazarın dışında.

ANLAYAN ADİL DİYORLAR



SON OKUR BÜKÜCÜ


 

Cuma, Ocak 05, 2024

NÜTOPİK RUH


Tek bir gen vardır, o da ruh genidir (ruhun fiziksellik dışı kalacağını düşünmek aptalcadır), diğer genler ruh geninin çeşitlemeleridir. Ruh geni her şartta aktarılır. Baskın ya da çekinik kalmasına insan karar verecektir. Çekinik kalmasına neden olan en önemli etken edebiyattır -örneğin Baudelaire; sonra felsefe- örneğin çoğu filozof.

Örneğin şu ayyaş:




Perşembe, Ocak 04, 2024

KIYAMET YOKLAMASI

Sonuna kadar beklenmesin, sonra herkes yediğini içtiğini gördüğünü görmediğini çaldığını çırptığını unutup hesaba itiraz eder diye arada hesapları hatırlatıldı müşterilere. Ziyafetin ortasında eleman değişimi yaşanmak durumunda kalındı. Melekler çıkıp girdi şeytanlar. Ye, iç, haydi, şimdi.

SEPET SEPET YUMURTA

-Sizi ukala bulanlara diyorsunuz ki, ben hatırlanmayacaksam zaten ukalalığım da hatırlanmayacak, ama hatırlanacaksam ukalalık denenelerin sağlam tespitler olmasından kaynaklanacak bu.

-Ben böyle bir şey demedim.

-Ama demek isterdiniz.

-Bu sizin ukalalığınız...

-Ben her şekilde çıkarım, başka tarz söyleşilerim de var.

-Sağlam tespitlerin çeşitliliğe ihtiyacı yoktur.

-Ya ukalalık!

-Hatırlanmayacaksam, zaten... Hatırlanacaksam, zaten..

Çarşamba, Ocak 03, 2024

RUS & RULET

-Rus ruleti ne ya?

-6 kadın var, biri dolu sadece.

KADINLAR GEZEGENİ

Özgürlüklerin, eşitliklerin ve kız kardeşliklerin tanındığı bir gezegen. Kadınlardan oluşuyor. Kadınlar erkeksiz doğurabiliyorlar. Çok dikkatli seçimlerle komşu erkekler gezegeninden erkek gelebiliyor ve “normal” yolla da doğurabiliyorlar. Doğan erkek çocuklar kadınsı kanunlara uyarsa gezegende kalabiliyor ve yükselebiliyor...

Komşu erkekler gezegeniyle soğuk savaş halindeler. Savunmaları çok güçlü olduğundan birçok kez denemelerine rağmen erkekler ele geçiremediler kadınlar gezegenini. (İki gezegenin de kendince adları var ama bizi ilgilendirmiyor; çünkü değişecek.) Kadınlar da erkekler gezegenini ele geçiremedi, çünkü erkekler kadar iyi saldıramıyorlar. Taktik başka! İçten çökertmek.

Erkekler gezegenini 2000’lerin Dünya’sı gibi düşünebilirsiniz. Erkekler ve kadınlar sayıca eşit, ama erkekler egemen. Güçlenebiliyor kadınlar ama yine de hep erkeklerin gerisindeler temel anlamda. Erkekler gezegenine sızıyor ve çok büyük bir kadın nüfusunu kaçırıyorlar kadınlar. İkincil, üçüncül, tutsak ya da köle denen kadınlar bunlar. Erkekler gezegeninin “güçlü” kadınlarına, yanaşmayacakları -hatta ispiyonlayacakları- düşünüldüğünden çaktırılmıyor bile bu plan...

Erkekler gezegeninde, kadın nüfusunun aşırı azalaması nedeniyle bir iç savaş çıkıyor... Kadınlar gezegenine misilleme amaçlı saldırıldı ama başarısız olundu. Kaçırılan kadınların intikamcı hırsları da eklendiğinde savunma güçlünün de güçlüsüydü ve geçen seferkilerden daha çok erkek telef edildi... Üstüne bir de iç savaşı fırsat bilen kadınlar, son bir büyük saldırıyla çaresiz, umutsuz erkekler gezegenini bu sefer ele geçirdiler.

Şimdi barış zamanı. Kadınların sağduyusu ortaya çıkıyor. İntikamcı kadınların biraz geriye ekilmesi, kontrol edilmesi, saygı duymaları gerekiyor... Çünkü erkekler gezegeninde tutsak olsa da olmasa da ikinci, üçüncü sınıf pozisyonlarda değerli, sağduyulu, bilge erkekler var. Bunlar önce erkekler gezegeninde deneniyor ve kadınlar gezegenindekinden bile başarılı oldukları görüldüğünden kadınlar gezegeninde de yönetimde ağırlıklı bir grup oluşturuyorlar. Kadınlar, daha çok denetim görevindeki grubun içinde çoğunluğu oluşturabiliyor. Bu sonuca başka birçok denemeler ve yanılmalar sonucunda ulaşılıyor ve bu yolda kadınlar gezegeninin erkeksi zeki kadınlarının bertaraf edilmesi gibi sıra dışı yöntemler de uygulanabiliyor.

Kadınlar gezegeni gerçekten iyi yönetiliyordu. Bunu erkekler gezegeniyle birleşmede de gösterdiler. Bu, kadınların başarısı: Hayata yer vermek.

Pazartesi, Ocak 01, 2024

K

Karanlık barda ekranın altında

Kadını öpemezsin dendiğinde

Kış olimpiyatlarından nefret ettim

CANLI YAYIN MAYMUNLUĞU

Bişi yayınladığında bunu sonra da seyrederim ben. Neden o anda orda o kadar kişinin seni izlemesini baz alıyorsun ki.
Youtube diyorum ve sen salak mısın.
Popçu falan mısın.
Yarın izlerim haftaya izler. Toplam ne kadar izlendiği önemlidir ve bu da bir hafta içinde ortaya çıkar.
İşte bunların zekası, en karşı olanların bile, çok satar zekası!
Yazarock. Bak. Üç saniyesine erişebildin mi fırlatılmış...