Cumartesi, Mart 30, 2024

NAPİYİMİZM

-Her gece ayrı kadınla mı yatıyorsun!

-Napiyim? Öldürüyorlar onu sabah... Nasıl bir şansım varsa! Ya da peşimde kimler...

MEOMAN

bugün benim doğum günüm

hem sarhoşum hem yastayım

bir ev taburesi üstünde

tamirci bekleyecek yaştayım

THINCE

sen o ince mesajı anlamadın

anladım

anlamadın

peki neymiş o ince mesaj

anlamadın işte

anlatırsan anlamadığımı anlayabilirim

anlatırsam anlamışım işte diyeceksin

demek o kadar ince değil

BİRAY

“Ben senin birayını almadan şurdan şuraya yazmam!”

(Onay kelimesindeki 10 mu sizi etkiliyor! Değiştirelim.)

HELİKOPTER TANRI

Helikopter ebeveyn deniyor, her sorunda çocuklarının yanında “biten” ebeveynlere. Tanrıyı böyle bitiremezsin diye şu sorunlu metnin (Buda demiş dediler) helikopter gibi tepesinde bittim:

"Eğer dünyayı iswara yapmış olsaydı, ne değişim ne de yıkımın olmaması gerekirdi, arı ve pis her şey ondan geleceğine göre üzüntü veya felaket, doğru veya yanlış gibi şeyler olmayacaktı. Eğer tüm bilinçli varlıklarda ortaya çıkan üzüntü ve sevinç; sevgi ve nefret iswara'nın eseriyse kendisi de üzüntü ve sevince, sevgi ve nefrete muktedir olmalıdır ki bu durumda onun yetkin olduğu nasıl söylenebilir? Eğer iswara yaratıcı ise ve bütün varlıklar sessizce yaratıcının gücüne boyun eğmek zorunda iseler, erdemli olmanın yararı nedir? Tüm işler onun eseri olduğu ve yaratıcının onlar arasında bir fark gözetmemesi gerekeceği için doğru ya da yanlış yapılması arasında bir fark olmayacaktır. Ama eğer üzüntü ve acı başka bir nedenden kaynaklanıyorsa, o zaman iswara'nın neden olmadığı birşeyler var demektir. O zaman neden varolan her şey nedensiz (uncaused) olmasın? Eğer İswara yaratıcıysa ya amaçlı ya amaçsız etkimektedir. Eğer amaçlı olarak etkiyorsa, tümüyle yetkin olduğu söylenemez. çünkü hedef, zorunlu olarak bir isteğin karşılanmasını içerir. Eğer amaçsız olarak etkiyorsa, o zaman ya bir deli ya da memede bir bebek gibi olmalıdır. Görüldüğü gibi, iswara fikri rasyonel düşünceyle çürütülür; tüm böylesi çelişkili iddialar da teşhir edilecektir."

ŞİİRDEN SOĞUTMAK

Güven Turan hemen örneğini vermiş:






SAYIN Gürsel Korat



1. Ötekileştirme kelimesini kullanan hiç kimseye itibar etmeyiniz.

2. Bir erkek (olarak soruyorum) neden eşcinselliği (hepsini) bilmem gereksin! Tercih etmiyorum, konu kapanmıştır. Anlatırsanız, zevk alırsam dinlerim, beynimle. Bir komedyen çok güzel eleştiri getirmişti: Bir heteroseksüelin LGBTYFZÜXNB’ler tarafndan boş kumpir olarak görülmesiyle ilgiliydi.

3. Nötr yakıştırması da Dördüncü yakıştırması kadar yapıştırma.

HELİKOPTER TANRI (ÖN İZLEME)


 

SEN ANLATMA

-Sen anlatma! Spoiler veriyorsun hep... Seyredince zevk alamıyorum.

-Nedeni şu: Hiç spoiler vermedim...

ELEŞTİRMEN


 

ŞANS


 

BU BEKARET KAÇMAZ


 

KISAKÜREK


 

IRK VAR, IRK VAR


 

AYNA YAPRAK


 

Cuma, Mart 22, 2024

FARELİ KÖYÜN YAPAY ZEKASI

(Hikayeyi biliyorsunuz.)

BURHAN VELİ



Biz ne bilelim orhan velinin haiku maiku yazdığını. Ama her şey mi kusursuz kardeşim! O "sakın" hece tutsun diye değil mi orada...

Gemliğe doğru

Denizi göreceksin;

Şaşıracaksın




Gemliğe doğru

Denizi göreceksin;

Gel de şaşırma




Gemliğe doğru

Deniz görünce seni;

Şaşırma da



Not:

Şu daha doğru, pardon kusursuz:


Gemliğe doğru

Deniz görecek seni;

Şaşırmayacak

ÜSTÜN ALTIN SÖZ


"Ülkenin bu halinde, Dünyanın şu halinde bir şairin bildirecek nesi kalmış olabilir?" Enis Batur 2024

Enis Batur 1995: "Sağlık sınırını aşmış, o çerçeveden taşmış sevgi türüne Aşk diyorum ben. Karşılıklı duygular dengesi bozulmuş, zihnin ve gövdenin elektrik yükü iyiden iyiye artmış, izan çerçevesi

dağılmış, şiddet tırmanmaya koyulmuştur. Aşk, kişiye varoluşunun uçlarını anımsatır ve ölüm güdüsünü devreye sokar: Çift'in tek'i kendisini (Pavese), eşini (Carmen), kendisini ve eşini (Kle-

ist) yok etme eşiğine dayanmıştır. Eşik her zaman aşılmaz belki; eşiğe her zaman dayanılır. Aslında: Kansız aşk yoktur. Akması gerekmez kanın,..." vsvsvs...

Cumartesi, Mart 16, 2024

EMRE İTAAT

Emre önce havaya düştü. İnsanın duygularını havalandırdı. Ruh ölmeden huzura erdi. Yeni başlangıçlar düşünenler çoğaldı, azaldı. Emre sonra mutfağa düştü. Pardon toprağa. Maddi olanaklarını artırdı insanların. Hangisinden istiyorlarsa. Kimi paraya, kimi kariyere, kimi karıya, kocaya... Suya düştüğünde Emre, yüzdü. Sonra daldı. Dibe doğru korkusuzca gitti. Karanlığın en kara olduğu yer, aydınlığın başlangıcıdır. Bu saçma lafı hatırladı ve lafı deldi. Havaya ve karaya nasıl sızdıysa derinliklerine öyle sızdı. Baştaki ruhun.

BAŞTAN AŞAĞI

Hepsini öldürmemiz de gerekse aralarındaki iyiyi bulacaktık. Son kişi diğer öldürdüklerimiz gibiydi, konuşmuyordu. Sen miydin? Cevap yok. O zaman öldürdük zaten. Bakıyordu sadece. Aldattınız bizi demek, aferin, tanrınızdı. Devam ettim. Sen ölünce o da ölecek. Cevap yok. Tanrı ölmez mi demek istiyorsun? Yine devam ettim. Onu tanımadım ki, öldüğüne inanacak mıyım? Gülümser gibi oldu, ama hemen geçti. Ona ben de mi inanıyorum? Böylece onu tuzağa düşürebilirdim. Zaten bir şekilde ölecek. Böylece tanrısı da ölecekti. Ya ölmezse? Tanrı mı, der gibi baktı! Tuzağı kendime mi kurdum? Silahı şakağıma dayadım. İyi biri miyim? Kalçalarıma getirdim namlunun ucunu.

KİNCİ TANELER

Adam karısını öldürmekten hapse girmiş. Ama başkasının suçunu üstlenmiş aslında. Kimin için yapar ki böyle bir şeyi! Bir kız bir erkek çocuğu var, bunlar birbirleriyle görüşmüyorlar. Adam oğlunu buluyor ve ben yapmadım diyor. Kim yaptı! Ablanı bulalım açıklayacağım diyor. Şu çıkarıma ne dersiniz: Abla yaptı... Ablanın bir sevgilisi, varsa, yaptı diye düşünüyorum, olayı kadından uzaklaştırıp bir erkeğe bağlamak istiyorum; ben bile... Ne var; abla annesini öldürmüş olamaz mı? Kadın cinayeti işleyen kadın yok mu! Bunu düşünebilecek yazar var mı? Yılmaz Erdoğan, inşallah. İnci Taneleri. Öncü Taneleri.

METO - HEBELEK DÜŞLERİ


 

Cuma, Mart 15, 2024

ŞEYTAN: RAHATI KAÇAN.

Şeytan dünyaya inmiştir ama kötülük yapacağında donakalıyordur. Bedenini aldığı iyi insanın engeline takılıyordur. İyi ruh öyle bir yönetmiştir ki bedeni, o bedeni kullanarak kötülük yapılamıyordur. Şeytan bile yapamıyordur. Şeytanın yaveri de zengin birinin bedenini almıştır, paraları olsun da istedikleri gibi davranabilsinler diye... Ama Şeytan o kadar parayla bile istediği gibi davranamıyordur. Bedenin sahibini daha çok merak etmeye başlar. Zeki bir adamdır ve çevresinde belli bir güvenilirliği vardır, sadece bu yüzden istemiştir o bedeni. Oysa şimdi çok daha fazlası olduğunu görüyordur. Bu, Şeytana ilginç gelir; bunla da eğlenebilirim diye düşünür. Eksik bir kariyeri vardır bedenini aldığı iyi ve zeki insanın. Bunu yaymak da bir kötülük gerektireceğinden çekici gelmiş olabilir Şeytana. Ama yaveri şüphelidir. Doğruluktan uzaklaşıyorsunuz amirim der. Ne doğruluğu? Siz Şeytansınız. Düşünülmemişi yapmak da bir çeşit Şeytanlık değil mi! İyilikten dolayı azap çekmiyor musunuz diye sorar yaver. Gayet iyi hissediyorum der Şeytan. Kalıbını sikeyim şu adamın der yaver... Ruhunu mu kastediyorsun diye sorar saf saf Şeytan... Bu bir tuzak olabilir der yaver. Bu adam gerçek bir Şeytan olabilir. Belki de yaşlanıyorsunuz... Gerçek bir Şeytan lafına alınmadığını fark eder Şeytan... Öyleyse o zaman diye devam eder yaver, böyle yaşarsanız ölünce nereye gideceksiniz? Ya cehenneme almazlarsa sizi! Hem böyle iyi ahlaktan etkilenmiş bedenin içinde cehennemde gibi olmalısınız... Yoo, dedim ya, gayet iyi hissediyorum... Yaver onu dinlemiyordur; sizin yeriniz kesinlikle cennet olacaktır... Cennet fikri hiç bu kadar çekici gelmemiştir Şeytana... Yoksa, der; ben bir melek miyim? Allah korusun der yaver. Dik başlıdır her zamanki gibi Şeytan; tabii tersten; olabilir bu, der. Kaleyi içten fethedersiniz belki bari diye yüreğine su serpmeye çalışır yaver. Kimin yüreğine? Yaver olarak kendinin? Melekliğe ramak kalmış Şeytanın? Ölü iyi adamın, hem de zeki? Benden sonra Şeytan, der dalgın Şeytan... Tüm geçmişi ayrıntılarıyla hatırlıyordur, bir tek an hariç: En iyisi olamam, demek en kötüsü olacağım, dediği an.

KULÜP

Bir kulübede saraydakinden farklı düşünülür; sarayda da saraydakinden farklı.

Pazar, Mart 10, 2024

TEZ ANTİTEZ PROTEZ

-Şeytanı nasıl tavladın!

-Bu ikizi.

ŞEYTAN 4

Kafamda üç farklı fikir var: Devrim. Devrim. Devrim.

ŞEYTAN 3

Bugünlerde insanlar kime inanmıyor...

ŞEYTAN 2

İnsanlara gözlerini kaçırmalarını telkin ediyorum. Böylece bir şey gizlemek zorunda kalıyorlar. Mimiklere de çalıştığımda düşündürtemeyeceğim şey yok, yaptıramayacağım...

ŞEYTAN

Kenarda duruyordu. Fark edilmeyecek gibi değildi. Sahne denen fikir o an aklıma geldi.

Cumartesi, Mart 09, 2024

UZAYLILARA YARDIM EDİYORUM

Dünya’ya yaklaşmayın dedim. Rezil ederler sizi aleme! Emperyalist domuzlar olarak resmederler. Hiçbir mantığa uymayan (kendileri çok mantıklıdır!) tipsiz ya da canavar tipler olarak filme çekerler. Tek yabancı dil bile bilmeyen (o da İngilizce!) cahiller olarak sergilerler. Hem de daha gelmeden başınıza gelir bunlar. Uzaylı içine çıkamayacak hale gelirsiniz! Aklınız ve huzurunuz varsa Dünya’dan uzak durun.

Perşembe, Mart 07, 2024

KISIR

İnsanlığın bir virüs olduğu, yeryüzünden silinmesi gerektiğini savunan politikacı büyük bir oy farkıyla başkan seçildi. Kısırlaştırma politikası hemen uygulamaya kondu. Önce gönüllüler, sonra gönülsüzler ve en sonunda da tüm kaçaklar, zorla... Başkan söz verdiklerini yerine getirmiş olmanın gururuna rağmen bir sonraki seçimlerde büyük bir hezimete uğradı!

Yeni başkan kısırlaştırmaya tamamen karşı politikası sayesinde büyük bir oy farklıyla seçildi. İlk konuşmasında uygulamaya hemen geçileceğini gururla ve bağırarak müjdeledi. Çılgınca alkışlayan kalabalık arasında kısırlaştırmadan nüfuzu sayesinde kurtulmayı başarmış tek kişi olduğu konuşuluyordu.

Çarşamba, Mart 06, 2024

EN BÜYÜK BAŞKAN

Seçimle iş başına geldi.

100 kişilik bir topluluktuk. Oylama elektronik ortamda yapıldı. Dürüst ve hatasız bir Yapay Zeka yönetiminde. Kimse kendine oy veremiyordu.

Başkan 99 oy ile seçildi. Büyük bir başarı olduğu ordan bile görülüyor değil mi...

Ama işte en büyüğü değildi.

Kafasına çok takmaya başladı, topluluğu çok da iyi yönettiği halde... Arada şakayla karışık sorardı, bana kimin oy verdiğini. Herkes gerçekten şaka sanıyordu. Oysa çıldırmaya başlamıştı. Mantıklı düşünemiyordu.

Görevden alınıp dinlenmeye çekildiğinde başkanlığı ben devraldım. Saygı duydukları bir adamın son mantıklı arzusu olarak...

OHHH BEN ÖYLE DEĞİLİM!


 

ÇARŞI SANATA KARŞI

Sanat, sanatı sanattan uzaklaştırabilir, dışardan bakmak diyebiliriz buna. Sanat, sanatı hayattan da uzaklaştırabilir; buna da ders almak diyebiliriz: dene, yanıl... Ama tehlike: Sanatın hayatı hayattan da uzaklaştırması... Bunu yapamaz, yaparsa zaten sanat olmaz, derseniz, üçünü sınıf entelektüllerden bahsederim size (size, sizden!). Kimseye bağlanmamalısınız: Hobi olarak yine sevin; ama uzaktan; terk edip dışardan.

Çıkmadı o son aforizma, bunlarla irade edin.

(Du bakim: Hayat, hayattan uzaklaştırabilir... Simülasyon, mesela, tam olarak budur.)


(Bu ayrı: O son aforizmayı yazmayacaktım.)

Salı, Mart 05, 2024

KIRDIRMAK


Bilgeyi uyardılar. Ahlak düşkünlüğü yüzde 10’ların üzerine çıkmıştı. Engellenmeliydi. Bu sırada akla hep ertelenen şu soru geldi: Neden düşkünleri tamamen yok etmiyoruz. Yüzde 1, hatta sıfır... Bilge bunu bilmiyor olamazdı...

Bilgenin tam tersi bir genç büyüyordu. Kötülüğü midesi kaldırıyordu. Acı çekmiyor, bunalmıyor, kusmuyordu. Yüzde 10’u etkiliyordu.

Etkilesin dedi Bilge... Yüzde 90’ı test edeceğiz böylece. Zoraki iyiler ortaya çıksın. Onlardaki etkimi azaltınca yüzde 10 kötülüğe kötülükle karşılık vermekten haz duyacaklardır.

Kötülük kaçkınları, tutsak kötüleri yendiler. Yüzde 5’e düştü tutsak kötüler. Bilge, iyilik müritlerinin içindeki sahte iyileri de elemiş oldu.

Genç çıldırdı yenilginin sonunda. Yenilgiden olmadığın düşünmemiz gerekir: Bilge, müritlerine yönelttiği motivasyonunu tamamen onun üzerine yöneltince kabuğunu delebildi: İyilik yapamayınca acı çekmesini sonunda sağlayabildi... Kötülük yapmayınca acı çeken bir ruh için bu çıldırmak demek.

Pazartesi, Mart 04, 2024

SANAT BİLİMKURGU MUDUR!


 

DEDİLER


 

KADIN DAYANIŞMASI

-Hanginiz hanginizle geldiniz?

-Hangimiz hangimizle birlikte diye mi soruyorsun?

-Biz geldik ve onlar birlikte.

2 erkek, 2 kadın ve ben... Çok güzel ve biraz yaşlıca birinci kadın ve orta yaşlarda ve ortalama ikinci kadın. İki ve Üç numara iki erkek. İki, Ortalama ile gelmiş. Telefonlaşınca, zaten buluşmuş olan Üç ve Güzel’i davet etmişler rastgele. İlk gece akşam yemeğinde İki, Güzel’den çok hoşlanmış, âşık olmuş. Odalara çekilinmiş. Ortalama’yı da şaşırtan harika bir sevişme sonrası, İki, diğer çiftin odasına gitmiş. Güzel ayakta, Üç onun önünde diz çökmüş ve çıplaklarmış. Güzel, İki’ye gülümsemiş. Bu cesaretle içeri girmiş İki. Gel demiş, Güzel; bu fırsat kaçmaz... Bu sırada fark etmiş onu Üç. Birkaç saniyelik tereddütten sonra Üç, Güzel’i çevirmiş, İki ile aralarına getirmiş, işine devam etmiş. İki, arkadan yaklaşırken Güzel, Üç’ü bacak arasından uzaklaştırmış ve bir tokat atmış suratına... Yere düşmüş Üç. Bu kez daha az bir tereddütten sonra kalkıp odayı terk etmiş... Arkadan yaklaşmış İki, çıplak Güzel’e. Tam ellerini beline koyacak, boynundan öpecekken dönüp onu da itmiş Güzel, suratında bir nefret... Sabah kahvaltısında mutlu Ortalama hariç herkes suskunmuş. Üç, Ortalama ile ilgilenmeye başlamış. Ortalama, İki’den bir ilgi göremediğinden Üç’ün ilgisine cevap veriyormuş... İki’yi bir arkadaşı aramış ve herkesin duyacağı kısa bir konuşma yapmışlar telefonda... Güzel, çağırsana demiş, o da gelsin. Kalıyor muyuz ki demiş iki adam... Kafası karışık Ortalama, kalabiliriz tabii demiş; şehir dışındaki ev onunmuş çünkü... Böylece akşam yemeğinde onlara katıldım ve baştaki soruyu sordum.

Neden diye sordum Güzel’e... Beni paylaştığı için diye cevapladı... Ben düşkün müyüm? Hâlâ güzelim... Üç ise, bu fırsat kaçmaz demesinden dolayı iki adamla da birlikte olmak istediğini düşünmüş... Beni paylaşamamanızı isterdim halbuki dedi Güzel... Siz düşkün müsünüz! Beni neden ittin peki dedi İki... Beni düşünürken başkasıyla seviştiğin için, dedi Güzel. Üzerinde kokusu vardı...

Ortalama için her şeyi açıklayan bu hikaye çok fazlaydı. Ama sakinliğini korudu ve iki adamla da bir daha ilgilenmedi. Benle giderek daha fazla ilgilenen Güzel’in yanında oldu... Bir süre sonra iki adamdan şunları duyduk:

-Bir kadın eksik...

-Aslında, iki kadın eksik...


İki erkek fazla, dedim ben de.

ZAR

-Zar tutuğum halde seni yenemedim!

-Benim zarlarımı tutamıyorsun.

ON KOMPLEKS

-Neden konuşmuyorsun benle?

-On kompleks saysam, yedisini kendin için seçmeyeceğinden... Üçünde yanılabilirim, onlar yerine de üç tane söylemen lazım. Beni ancak böyle tanıyabilirsin.

-Sen beni tanıyorsun sanıyordum.

-Dedim ya: Sen de benim yazdıklarımdan birisin.

TOMBULUN YERİ

Rakısına buz koymaz

meşrubat dolabından alırdı

gizli soğuk



müşteriyle dalaşmasından

anlardık içtiğini

içmediğini bana selamından


küfreder gelirdi yanıma herkes tir

selam verir dönerdi

herkes pür

KALKAN


Salı, Şubat 27, 2024

SURAT


 

KÜÇÜK EDEBİYATÇI İLE PALAVRACI


 

GÜÇ KOLEKSİYONCUSU

-Bu gücünü bende istiyorum.

-Sevişerek geçiyormuş.

-Geçiyormuş!

-Kadınlar dedi... Biri yedincisinde...

-Geçmeyebiliyor yani...

-Hemen geçmiş de, zevk almayı da seçmiş.

-Diğerleri istemediler mi?

-İstemedim! Sevişmek yerine gidip gücümü kullandıkları için.

-Tükeniyordur belki.

-Yok, sıkıcı bir yerden sonra. Bana baksana.

-Sevişmek!

-Gücüm...

-Neyse sıkıldım! Sevişelim...

-Konu ne?

LEZZET

Yavaş yavaş ölür

Anlamazsın

Okuması daha lezzetli olur

SINIR

Günahımın sınırları, cehennemin sınırlarını belirler.

SAHİBİNDEN KELEPİR METİNLER

İntihal yapmam için teklif edildiler... Eleştirel metinlerimi benzer bir adla yayınlayayım diyorum: Siz çalışın, biz yaratalım. (Yaratıcı yönetmez lafını -bağlamından intihal edip- uyarladım böylece (yoksa kendisi sağlam laftır): Yaratıcı çalışmaz, yönetir.)

Laf aramızda (yok, sözüm meclisten dışarı, daha doğru): Asla yapmayacağım bir şey; daha ölmedik. (Böylece başlık şöyle de olabilir: İntihaller: Hayalet Haller.)

MADAM

-Madam Bovary’den intihal yapmışsınız!

-Madam Bovary benim...

Pazartesi, Şubat 26, 2024

YOK OLUŞSAL SIKINTI

Bir dolu katilin arasından yazarı bulmak zor.

(Uyarlanabilir: Ressam, Müzisyen... Yazar’ı değil yalnız, Katil’i.)

MÜZİK

Şairler karar vermeli; ressamlarsa sorun olmaz; yok eğer edebiyatçılarsa resme başlasınlar.

Pazar, Şubat 25, 2024

RESSAM YAPMAYA BAŞLAYAYIM DİYORUM

“Özerk bir bilim olarak felsefe, soyutlamalarının renksizliğinden ve cisimlere ilişkin birincil gerçeklikten uzaklaştıkça maruz kaldığı artan belirsizlikten ötürü Leonardo yu düş kırıklığına uğratır.”

“Gerçeklik, görünmez enerjilerin eylemini model alan gö­rünür cisimler ya da yüzeylerden oluştuğuna göre; gerçekliğin temsili, somut, yüzeysel ve statik verinin kesinliği ile onun içsel dinamizminin anlamını birleştiren bir resim-felsefe dışında olanaklı olmayacaktır: O halde, resim felsefedir...”

MANİPÜLE

-Medyayı manipüle ediyorsunuz, bunu kabul eder misiniz?

-Bu soruyu geçelim...

-Ne saklıyorsunuz?

-Medyayla ilgili kötü bilgileri saklıyorum!

-Ben onlardan biri değilim.

-Bana cevap vermeyin! Soruları ben sorarım demiyor muydunuz... Hem soruları sorup hem de cevapları mı vermek istiyorsunuz! Manipüle edilmelisiniz...

ESEREK

Gidin İşinize adlı son şiyirim, ve esinlendiğim eserek:


ŞİİRİ YARATMA, YAVAŞÇA ARA

DOĞACAKTIR VAAD ETTİĞİ GÜNLER HAKKIN

SANA

KİM BİLİR BELKİ YARA

BELKİ YARADAN DA YARA




L. M.: “2000’lerin en büyük olayı Parçalı Ham Manifesto’dur. Bunu bir kere teslim etmek lazım. Bunu tarafsız bir şekilde söylüyorum. Daha yeni yeni kavrıyorum onun o ‘Şiiri yaratma, yavaşça ara’ dediği şeyi. Dolayısıyla onun anlaşılmamasını da normal karşılıyorum ama 2000’lerin en büyük olayı A. G.’dır.”

Perşembe, Şubat 22, 2024

*BİLEN BİLİR

Ona fazla bir şey olsun istedim.

Murat Sohtorik’e âşık olsun istedim.*

AMAN

-Bu kim, asistanınız mı?

-Tanrım... Evet, ne diyorduk.

EDEBİYAT: OTUR SIFIR

İnsanın kötülüğünden yola çıkan bütün düşünürlere özgü muazzam bir etkileme ama inandıramama yeteneğin var.

TÜMDEN TÜME

Geldim gördüm vardım...

YANLIŞ YERLİ

-Bir kaplanın ne olduğunu gerçekten Blake'in şiirini okuduğumdan beri biliyorum.

-Allah aşkına abartma! Kaplanı nerden bilsin edebiyatın yerlisi!

PİÇİM AYLARI

Yanlarına misafirliğe gideceğini sanıp ölüleri övüyorsun...

TANRIDAN ÖNCE

-Tanrıdan sonra en çok sevdiğim Sotori’dir...

-Tanrıdan önce olmalı.

-Şaşırdım!

-Sonra şaşırdın; önceden şaşırmalı.

-Kendimi büyük görmek istemiyorum!

-Tanrı'ya bağlanma işte, Sotori’ye bağlan.

-Ne fark edecek?

-Kararlarını vermeden önce bana soracaksın; oysa Tanrı’ya verdikten sonra sorarsın.

-Aynı anda, benle fikir birliğiyle birisi olsa?

-Kendine rüşvet vermek istiyorsun!

ÖBÜR BÖBÜR

-Kafka’da edebiyatçılığın her tür kibri eksiktir; o, asla övünmez, övünmeyi bilmez. Kendini küçük görür ve küçük adımlarla yürür.

-Başkaları onla övünsün diye!

-Böylece, edebiyatçıların kandırmacasına ve böbürlenmesine düşmez.

-Sen düşürdün işte!

-Onunla küçük adımlar atmak ve alçakgönüllü olmak zorundasınızdır.

-Olmayınca olmuyor! Öğrettiği bu...

GLORY HOLE


Birçok evlenme teklifi, teklifin kabul edilmesinden dolayı yaşanacak o üstünlük, hakimlik, becermişlik, isteğini onaylatmışlık, layık olduğu onaylanmışlık duygusuyla yapılır. Çoğu erkek, bu kadınla evlenmeli miyim, diye sormaz kendine. Bu kadınla evlenmeyi gerçekten istiyor muyum? Şu an yaşadığım hayatta en önemli amacım bu mu? Sormazlar erkekler böyle şeyleri kendilerine, onun yerine kadınlara sorarlar. 

https://nutopya1.blogspot.com/

DEĞİL

“Bunu düşünemeyecek kadar aptal insanlar değiller” değiller insanlar.

GEL

Yazdıklarını anlamıyorum, mezarıma gel.

ONCA

Onca alkolik baba kızı toplansa

Eder anca az votka

BİNİZİM

-Güncesi benimkinin ikizi gibi.

-Binlerce ikiz günce... Biner biner ödersiniz.

RED USTA

-Alçakgönüllüydü, ustalığı reddederdi.

-Seni reddetmiş! Bana ustalığı kabul etmişti.

DEDİ KUBİLAY

Sanatı ne sanıyorlarsa, dedi Kubilay; Yapay Zeka’yı da o sanıyorlar... Halbuki beni anlatıyor:

“Apollinaire, bir şiirin içinde yaratılmış gibi görünme­yen, biçim almış gibi görünen tümceler olduğunu söylüyordu. Ve Henri Michaux da Klee'nin renklerinin bazen tual üzerinde yavaş yavaş doğmuş gibi olduğunu, temeldeki bir dipten yüze çıkmış gibi olduğu­nu, bir pas ya da küf gibi "doğru yerde çıkmış" gibi olduğunu söylemiştir. Kurgu, yapaylık değildir sa­nat; bir uzayla ve bir dış dünyayla hünerli ilişki değildir.”

KALDIRMAK

-Yeni bir ustayı kaldıramam şimdi!

-Cenazesini kaldırırsın anca...

!STET!K

Zaten doğruyu güzel de söyleyip, kabul edilmez diye gereksiz alıntı eklemek (İçine boşalacağına göbek deliğine boşalmak):

Görüş, sanki bir kavşaktaymışçasına, Varlık'ın bütün yanlarının buluşmasıdır. "Belirli bir ateş, yaşama iddiasında, uyanıyor; taşıyıcı el boyun­ca kendine yön vere vere, zemine ulaşıyor ve onu kaplıyor, sonra, sıçrayan kıvılcım, çizmesi gerektiği daireyi kapıyor: göze dönüş ve daha ötesine."

CANETTİ 2 (THE SOTORİ)


 

CANETTİ 1




 

Cumartesi, Şubat 17, 2024

NEVRİM

Başlar ayak, ayaklar baş olamaz da birleşip çoğalırlar baştan savma.

HİÇÇİ

-Yazmazsam bir hiçim...

-Yazınca kaç hiç?


Cuma, Şubat 16, 2024

FIRLATILMIŞLIK

Kahin olarak açlıktan öldüğüm günün ertesi söylediklerim yaşamaya başladı. Yaşanmaya başlandı diyemiyorum, çünkü insanlar ancak maruz kalabilecek.

İNTİKAM


 

WARPAINT


 

Perşembe, Şubat 15, 2024

İSTVAN ÖRKENY İNTİHALİ

Son sahnedeki ölüyü canlandıran oyuncunun harikalar yaratması haricinde berbattı oyun. Homurdanarak koltuklarından kalkan seyirciler oyuncunun gerçekten ölmüş olduğu anlaşıldığından oyunu gönüllerince yuhalayamadılar üstelik...

KANDİLLİ



Kandilli (korku:) burnu gerçekten de böyledir. Yani çok da fotoğraf hilesi değil. Gemiler aniden ortaya çıkmış gibi ve böyle kocaman gözükür; başınızı uzattığınızdaki rüzgar da kocamandır, sanki Karadeniz’den esiyormuş gibi... Öyle ki öyle bira içerken kalkıp Suna Abla’ya (Ortaçgil’de kişinin biri) sığınır, rakıyla kolayca ısıtırsınız Ankara’nın ayazı geldi aklıma uzaktan uzaktan diyen sevgilinizi...

GENETİK ÇAPULCULUK


Çapulculuk bunların genlerinde var!

"Bu sahne, adeta iki eski sevgilinin buluşması şeklinde oynanırken, odada üçüncü bir erkek daha vardır. Üçüncü erkek gülmektedir ama yüzündeki gülümseme, bu konuşmayı pek sevmemiş bir erkekliğin tepkisini anlatan bir ifadeye dönüşmüştür.

...

Attila İlhan bugün bir kadına, hem de kocasının yanında bunları söyleseydi..."


1.

Sevgilim Attila İlhan’a sormuş, ona nasıl acı çektirebilirim diye; bana acı çektirecek...

Ona acı çektiremezsin demiş Attila...


Hava atıyor tabii yaşlı Attila, genç sevgilime. Beni tanımıyor çünkü. Gerçekten tanısa nasıl çektiremeyeceğini anlamak isterdi.


2.

Öykülerimi gönderdim. Aradı. Gel dedi. Şu an gelemem dedim, telefonda yarım saat anlattı, özetle benden öykücü olurmuş... Kız arkadaşım (bu başkası) kapıda ayakkabılarıyla bekledi... Kapatıp çıkınca, Attila olduğunu söyledim. Neden gitmedin dedi. Senle Boğaz’a gitmiyor muyuz dedim. Sen salak mısın Murat dedi... Attila’yı aradım sonra, istediğiniz zaman gelebilirim dedim; isteksiz davrandı...

ATAŞ & YATAŞ & TOTOŞ

Üç erkek arkadaşımı hatırladım. Hatta 4. Hatta 45, derdim ama o kadar erkek arkadaşım olmadı, anca kadın... Bir tanesi ben yazarlığımdan ve yazdıklarımdan çok istenmezse bahsetmediğim için kendi kıçı kırık yazdıklarından bahsedip ben de ilgiyle dinlediğim için yazarım havalarına girmişti... Sen değilsin ulan yazar demiştim sonunda... Bir tanesi kendini küçümsediği durumlar fazlalaşınca, olum sen benim arkadaşımsın (gençti) nasıl kendini küçümsersin diye espri yapmamı abartmış, önümden önümden yürümeye, beni tanıdık barlara kafelere götürüp havalar atmaya başlamıştı... Diğeri şimdilik para kazan sonra tatlı bir rock barda yaparsın barmenliği demem üzerine lüks ve salak bir mekanda istemediği müzikler ve aşağılamamak için kendini zor tuttuğu zevksiz zenginlerle muhatap olmaya başlamıştı. Yine de onlardan etkilenmiş olacak ki, ona abi diyen bir gence ben de mütevazi tavsiyelerde bulununca ben daha abisiyim onun tavrıyla tavsiyelerime muhalefet etmişti... İlhan Berk onları hatırlattı... Yok, neydi bunun adı? Nurullah Ataş.


“Ataç'ın Günce'sini 1960 yılında, yayınlandığında okumuştum. Bu kitapta tam on altı yıldır. unutama­dığım, düşünce ve yargılarına sürekli kuşku duymama neden olan bir cümlesi var: "4 Eylül Cuma - Simenon'un L'Assasin (Katil) adlı romanını oku­dum. Son günlerde çok okuyorum Simenon'un ki­taplarını. İki üç ay oluyor, başka bir romanı dolayısıyla o yazarı beğenmediğimi, bence birtakım önemli eksiklikleri olduğunu söylemiştim. Yanılmı­şım, şimdi sardı beni onun kitapları, elime geçenleri hep okuyorum," diyor. Ataç'ın Simenon'u beğenme­me nedeni nedir, o yazısını bulup okuyamadığım için bilmiyorum, ama, düşüncesini değiştirmesine neden olarak ileri sürdüğü kanıtlar, ciddiye alına­cak türden değil. Türk Edebiyatı'nı demir yumruğu altında inletmiş, çağdaşı ozan ve yazarları tir tir tit­retmiş olan bu diktatör tabiatlı eleştirmenin bu tutumunu haklı olarak garipsiyorum; tabii, ozan ve yazarların ona karşı ürkekliklerini de . . . Ciddi bir eleştirmen, öznel nedenlerin dışında, düşüncelerini iki - üç ay içinde nasıl değiştirebilir? ileri sürdüğü yargılara, yaptığı yorumlara nasıl güvenebiliriz? Ne yapmış Ataç? Kuşkuculuk ve sözde doğruculuk adına, yanılgılarını birer erdem düzeyine getirmiş, yüceltmiş ve herkes de buna saygı duymuş, örnek­lenmiş. Şu var ki Ataç'ın Türk Edebiyatı'nı yönetmiş ve etkilemiş olduğu da yadsınamaz bir gerçek ve onun uzantılarını bugün de görmemiz pek olası. Ataç'ın, bir sanat yapıtına yaklaşırken kendine yak­laşmayı amaçladığını sanıyorum; önce kendisi var­dır, sonra da bir sanatçının yaratmış olduğu yapıt. Kendi varlığını kanıtlamak, gerçekleştirmek ama­cıyla eleştiriler yapmış Ataç.” Özdemir İnce

SAVAŞTA ÖLÜRSEK

Savaşta ölürsek!!!!!!! Palavraları görüyorsunuz di mi... Viagra'dan ölürsek diyor sanki!!! Che ile ilgili dürüst bir metin yazmaya değmez; yarın bu palavraları adıyla ("Palavralar") sergileyeyim diyorum:

"Bir gün", diye yazmıştı Fidel'e veda mektubunda, "bana savaşta ölürsek kime haber verilmesi gerektiğini sordular; ölüm düşüncesi hepimizi etkiledi. Sonraları bir devrimde -eğer gerçek bir devrim sözkonusuysa- ya zafere ulaşılacağını ya da ölü­neceğini kesinlikle biliyorduk." Küba'dan yeni zaferlere ya da ölüme doğru yola çıktı. "Başka ülkeler benim küçük çabalarımı bekliyor", deniyordu mektupta, " ... yeni yeni savaş meydanları... " Gerçekten de, orada saldırı ve savaşın ortasında insan ya zafere ulaşır ya da ölür. "Haydi yeni eylemlere." Pek çok arkadaşları bu yolda şehit olmuştur ve diğerleri yaşamlarını ortaya koymayı sürdüreceklerdir."

Salı, Şubat 13, 2024

ÜSTÜME ÇIKMADAN AL

-Çıkmadan almıştım ben teşekkür ederim.
-Ama bu imzalı.
-Çıkmamış kitabı imzalayamazsın!
-Sen nasıl aldın?
-Aklım almıyor zaten.

GERZEK YAHU


 

Cumartesi, Şubat 10, 2024

VİRTÜOZİTE

-Nietzsche ırkımızın yozlaştığını söyleyebilir ama bir ırkın yozlaşmış hali de daha önceden mevcut olmayan olasılıklar açısından zengindir.

-Öküz tanrı gibi davranamaz, ama tanrı öküz gibi davranabilir yani!


Bu benim; diğerleri sizin: Aşağıdakileri Murat Sohtorik nasıl değerlendirir-devam ettirir mantığıyla inceleyip yazınız.



-...ve ben de itaat ettiğimde kendime, yalnızca kendi kendime itaat etmiş olurum. İtaat etme, gene, yanlış bir kelime oldu, çünkü benim tek yaptığım yazgım tarafından, yazgıma sürüklenmektir.

-İçgüdüyle aklı özdeşleştirmek tam da sana göre bir şey.

-İkisinin de temelde aynı olduğunu hiç hissetmedin mi? Hiç içgüdünün yol göstermesini körü körüne kabul edip de sonunda izledi­ğinin aslında aklının sesi olduğunu keşfetmedin mi?




-Etik, ahlak ve bağlantılı alanları tartışırken Sen ve Ben hakkında konuşmaktan kaçınmalıyız; onun yerine genel biri, yani somut karakter özellikleri, bahşedilmiş psikolojik yeti ve yeteneklerini umursamaksızın herkesi temsil edebilecek X'ten bahsetmeliyiz.

-Niçin kaçınmalıyız? Niçin yine bir sürü "meli-malı"? Üstelik seni kendinden bahsetmen için baştan çıkarmak çok kolay.

-Kendimden bahsetmekten hoşlanmıyorum.

-Hayır, hoşlanıyorsun. Çünkü felsefe yapmak her zaman için kendimizle kendimiz hakkında bir diyaloğa girmektir. Nietzsche, felsefenin bir tür hatırat olduğunu söylemişti...

-Felsefe yapmak kendimiz ile diyaloğa girmekle ilgilidir, ama kendimiz hakkında diyaloğa girmeyiz. Filozoflar kendileri hakkında nadiren konuşurlar.

-Belki de dolaylı olarak hep kendileri hakkında konuştukları için...

-Saçma. Dolaylı felsefi iletişimi ilk kullanan Kierkega­ard'dı.

-Daha doğrusu o, dolaylı iletişimi bilinçli kullanan ilk ki­şiydi, çünkü bir post-metafizikçi olarak başka türlü ilerleyemezdi, en azından samimi bir şekilde ilerleyemezdi. Post-metafizik düşüncede, doğrudan iletişim yapay duruyordu, çünkü filozofun hakikat iddialarını destekleyecek mutlak bir yetke kalmamıştı artık.

-Demek yalnızca modem filozofların, post-metafizikçile­rin felsefe kisvesi altında hatıratlar yazmaya düşkün olduklarını kabul ediyorsun.

-Bırakalım da felsefe kendi adına konuşsun demek, filo­zofun bir filozof olarak kendi içgüdülerini dinleyip, bırakalım da felsefe konuşsun, demesidir...




-İyi bir edimi güzel olarak ve kötü bir edimi de çirkin olarak kesinlikle nitelendirebiliriz, ama sadece mecazi anlamda. Mecazi olmayan, tamamen estetik bir açıdansa, çirkin de güzel olabilir. Şeytani güçler güzeldir...




-Böyle insanlar tanıyor musun? Yani, bu insanlar için ah­lak onların kaderiymiş ya, öyle insanlar...

-Kişisel olarak değil, ama böyle insanlar düşünebiliyorum. Weber onlara, "virtüöz" demişti. Ahlak virtüözleri mümkün. Onların eylemlerinde, evrensel olan bireysel olur.

Çarşamba, Şubat 07, 2024

TAKLİT / YORUM

Aşağıdakilerden Murat Sohtorik’in yazabileceği tek cümlelik bir aforizma yazınız (bunu kendi metinlerinize de uygulayabilirsiniz):

“İyi kişiler vardır. Dünyamızda ve zamanımızda bütünüyle doğru olan insanlar vardır. Bir kişi iyiyken diğerinin kötü olma nedeni hakkında uzun uzadıya düşünebiliriz; aslında tam da bunu yaparız.”

“İyilik, özellikle modem dünyamızda varoluş seçiminden kaynaklanır.”

“Eğer herkes doğru davranırsa, belki de kimin varoluş seçiminde doğruluğu seçmiş, kimin seçmemiş olduğunu bilmememiz gerekir.”

“Eğer bizler tam kişilersek, iyiliğimizin gerçekleştirilmesi niye diğer dileklerimiz, isteklerimiz ve potansiyellerimizin gerçekleşmesi ile çatışmak zorundadır? İyi, neden ıstırap çeker? Ya da bir başka formülasyonla: Mutluluk ve özgürlüğün tek kaynağı olan iyilik nasıl olur da mutsuzluğun ve özgürlükten yoksunluğun da kaynağı olabilir?”

“Mümkün olan en iyi ahlaki dünyanın ya da mümkün olan en iyi toplumsal-siyasi dünyanın pragmatik olarak mümkün olup olmayacağı sorusu tamamen alakasızdır. Tek mesele böyle bir dünya vaadinin tam da doğru kişilerin varlıklarına içkin olması; doğru kişiler var oldukça bu vaadin de olmasıdır. Hiçbir şey doğru kişiden daha gerçek değildir. Aynı zamanda o ütopiktir. Her doğru kişi simgelediği vaat ile bir ütopya vücuda getirir. Doğru kişi en temel ütopik gerçekliktir.”

“Ressam gerçektekinden daha güzel bir yüz yapabilir; mimar yeni bir bina icat edebilir. Metafizik bir düşünür, istediği kadar çok alan ve çıkarımlar tasarlayabilir. Spekülasyon ve yaratım imgelemin sınırlarının çok azını bilir. Ama iyi kişiden daha yüce ve daha tam bir iyilik icat edebilecek bir imgelem yoktur.”

"Mutlak tin"in imgeleri gibi iyi kişi de çıkarları, amaçları ve tasarıları tam da kendi varlığıyla göreceleştirir. Bu yüzden doğru olmayan, hatta kesinlikle kötü olan kişiler doğru kişileri tanır ve saygı duyarlar. Ya da şayet doğru kişiler, Goethe'nin de çok iyi anladığı gibi alay ve hareketlere maruz kalırsa, bu kolayca gerçekleşir, çünkü bunlar tam da kendi varlıklarında doğru olmayanları sürekli ve gizli olarak kınarlar.”

“O anın büyüsüyle egoistler bencil olmayan bir biçimde davranır, korkaklar cesurca hareket eder, ihtiraslı kişiler dayanışma gösterir, cimriler servetlerini bağışlarlar. Bu böyledir, çünkü ütopik koşullarda insanlar mümkün olan en iyi ahlaki dünyanın ütopyasını hayata geçirmeye başlarlar. Ama kural olarak, yeni kurumlar kurulup istikrar kazandıkları zaman, kişiler az ya da çok "eski" benliklerine geri dönerler. Bunlar, kişinin, ampirik benliğini normatif ahlaki benliğinden ayırabildiğinde oluşan durumlardır.”

“Çünkü doğru kişide normatif ahlaki benlikle ampirik ahlaki benlik örtüşür. Bu, son analizde içtenlik demektir.”

ÖZET (Bir gevezelik yöntemi olarak):

“Hepimiz biliyoruz ki iyi insanlar vardır; hepimiz iyi insanlarla tanışığızdır da. Günümüz dünyasında kendilerini varoluş seçiminde seçen kişiler iyidir, çünkü bu olumsal dünyada herhangi başka bir (geleneksel) iyilik mümkün değildir. İyi kişiler mevcutsa, varoluş seçimi de mevcuttur. Ahlak felsefesi, felsefe olarak, pra­tiğe dönük değil, kuramsal-spekülatif bir girişimdir. Ama iyi kişilerin tavrı pratiğe dönük ve kural koyucudur.”

“Normatif kişiler (en azından modem dünyada) yaklaşık olarak taklit edilemezler. Kişi önce kendisini doğru kişi olarak seçmeli, ardından kendi tarzında doğru olmalıdır. Doğruluk, yayılacaksa, böyle yayılır; taklit yoluyla değil. Kişi doğru olmadığı halde doğruymuş gibi davranabilir, ama kişi bu "mış gibi"yi bir ahlak felsefesinden öğrenmez. An­cak, doğru kişiler taklit edilemeseler de, yorumlanabilir ve yeniden yorumlanabilirler. Normatif kişinin yorumlanması ve yeniden yorumlanması, yorumlayan kişinin ilgisini sonsuza kadar varoluş seçiminde iyiliği seçmesine çekebilir. Varoluş seçimi tanım gereği belirlenemez, ama normatif kişilerin yaşamlarının ve eylemlerinin yorumlanması, doğru olmayan kişilerde iyi olmak için bir ilgi tetikleyebilir.”

Pazartesi, Şubat 05, 2024

HER ŞEY

İnsan için büyük, insanlık için küçük bir adım.

BİR APTAL

Bir akıllı ile bir aptal konuşuyorsa iki aptal konuşuyordur.

Bir akıllı ile bir aptal takipçine sesleniyorsan bir aptal sesleniyordur.

KARASU

-Takıntın var mı?

-Düzgün olunca metin, takıyorum bozuyorum. Bilge miyim ben, Karasu muyum...