Pazar, Aralık 15, 2024

MEME BACAK KALÇA

Çekilmemiş meme bacak kalça yok, önemli olan nasıl çekildiği. Edebiyatın vasat seksi kadar gidiyor bu seksin vasat edebiyatı! Sen farklı yazıyorsun beni de farklı çekersin, diyen ünlü kadın edebiyatına girmek istiyorum. Uğraşmayacağım tabi, o yüzden edebiyatını yaptım.

KAÇ BİNİNCİ

Edgü nası geri kalıyor iki metni karşılaştırınca:))) Yarın bakayım biraz da pazartesi sabahı stresi yaratayım türk edebiyatında... Kaç bininciyse artık:))



Cumartesi, Aralık 14, 2024

SHETEEN'S


 

8. KADIN

8. Kadın öyküm kafada bitti, yazılması daha kısa sürer. Ama acaba adı Pamuk Prenses ve Yedi Kadın mı olsa.

Cuma, Aralık 13, 2024

KİMSESİZLERİN SİZ KİMSİNİZKİLERİ


 

GENŞLER BİZLE SÖYLEŞİ YAPIYORLAR İŞTE EHİY EHİY EHİL(?)

Allahım noolur sus, o kadar yazdın bari konuşma, sus, neden kimse seni bunla ilgili konuşturmuyor ona ay bari, ona sus, ona bari geveze. (Bu yaşa gelmiş olup hâlâ bişi öğrenebileceğini düşünen biri! Demek öğrenememiş... İşte; iş.)

“Her okuryazarın okurluk güzergâhında farklı dönemleri olur. Çocukluk yıllarımda Doğan Kardeş’in ansiklopedik yayınlarına duyduğum yakınlığın üzerimde kalıcı ve belirleyici etkilerini gördüm. İlkgençlik ve belli bir yaşa gelesiye gençlik çağımda aşırı oburluk ve ‘yutarak’ okuma sürecinden geçtikten sonra, Nietzsche’nin sözünü ettiği geviş getirerek okuma anlayışını benimsedim. Ama okur özünde yazarsa, bir aşamadan sonra okuma programını yazma programı geniş ölçüde belirliyor. Keyif okumalarının alanını epey daraltıyor bu durum. Öte yandan, yaş ilerledikçe, bu defa geridönüş okumalarının payı yükseliyor: 20 yaşımda aylarımı ayırdığım Homeros’a 40 yıl aradan sonra dönüyorsam, artık farklı bakış açısına sahip olduğum için. Bugüne gelirsek, kütüphanemdeki okuyamadığım kitapların varlığı, çoğunu okumaya vaktim kalmayacağını anladığım için hüzünlendiriyor beni.”

Sonra: Nermi Uygur, türkiyenin en gereksiz yazarlarından.)

Sonra, bir de şu gereksiz, en ufak farklılığı olmayan, herkesin yazabileceği şeyler: “İstanbul beni dağladı, delik deşik etti, tek memesinden emzirdi, zehrini şırıngaladı içime, beni büktü, kırdı, canlı canlı yaktı, pıhtılaştırdı, uçurdu, itti, geri çekti — yarım yüzyıl boyunca içinden geçerken içsesi kıldı. Kuşluk vakti, öğlen, gecenin dibi, dinledim onu, nefesi nefesime karıştı, emdim ve kustum onu. Damarları gövdemde yol almayı sürdürdü. Düşümde düşlerini gördüm. Uç noktalarında, kuytu derinliklerinde, kıyılarını kateden ve onu kemiren, istilâ etmeye hazır dev su kütlesine karıştım.”

Oofff bi de şiir, nası sıkıcı, niye böyle bişi yayınlar insan:

“Yokuş” şiiriniz “Attar’ın öldüğü yaşa geldim / yorgun, öfkeli; içimde belli belirsiz / bir hızla sönen mum: Fitil bitti / bitecek, yağ sürüyorum boşuna: / Belki de yarın olmayacak, diyorum” ile başlıyor.

https://www.k24kitap.org/enis-batur-yan-yana-yazan-biriyim-4910

Çarşamba, Aralık 11, 2024

Pazartesi, Aralık 09, 2024

POETIFUCKS

*
Arkadaşlar gidin tedavi olun, yazmayın, siz hastasınız ve 3. sınıf dertleri yazarak normalleştiriyorsunuz sadece:

"Poe’nun okuduğum her öyküsünden sonra ya kendimi masa başından alıp sokaklara vuruyordum ya da hasta yataklara düşüyordum. Bir şeyden etkilenme derecemin epey fazla olduğunun farkındayım ama öbür türlü de olmuyor sanki."


*
Güzel yalan söyleyeni siyasetçi, söyleyemeyeni edebiyatçı yaparlar.


*
Dünya okurları birleşin; yazarlarınızdan başka kaybedecek şeyiniz yok.

DÖRT KÖŞELİ ÜÇGEN


 

UCUZ DEMOKRASİ

Aristokrasi bunlardan biri, diğerleri (ucuz) demokrasi.












Pazar, Aralık 08, 2024

Cumartesi, Aralık 07, 2024

TAPAK

Lütfen, sana taptığımıza inan.

Yeter gidin.

Ne yapmalıyız daha.

Daha mı, daha bişi yapmadınız ki.

Ne yapmalıyız. Yapmamalıyız. Evet. Ama ne yapmalıyız.

Sen, arkadaki. Öne çık... Sen öndeki arkaya git... Ve böyle devam edin... Tarih teferruattan ibarettir.

Tarih tapmalardan ibarettir. Sana tapmalıyız.

Neden ben? Allahım neden ben.

Allahım kim?

İşte, ona tapmalısınız.

Bu saçmalıkları geçelim, sana tapmamız gerektiğini biliyoruz.

Ben sana tapayım; bu kadar eminsen!

Fark etmez. Tapınma olmalı.

Aramızda!

Sözümü tamamlama!

Kartlar değişti.

Metaforlarla konuşma. Nefret ederim hayranlıklardan.

Bana taptığınıza inanıyorum...

Lütfen, inanma. Tanrı öldü.

Artık sen misin?

Domal.

Bunu yapacağını baştan söyleseydin.

Bu basit bir sevişme değil. Bu seks.

Sevişme ve seks arasındaki fark ne?

Sevişme bir kelime bile değil. Seks ise baştan yaratılmış.

Kelimelerle ne ilgisi var!

Lütfen, onlara taptığımıza inan.


Cuma, Aralık 06, 2024

YAZANLARIN OKUMA KÜTÜR KÜTÜRLERİ

Bırakın artık şunları: Çapasının peşinden gitmez hiçbir gemi.

HİNİSTAN


 

OLMUŞ VE ÖLMÜŞ


 

BENCİL OLMA GÖKTAŞI DÜŞER BAŞINA


 

GURU

Borges’i çok severdim. Şimdi ise gurur duyuyorum; hiç okumayı istememekle O’nu.



Perşembe, Aralık 05, 2024

KADIN SITMASI & KADIN ISITMASI






SMURF

3. sınıf enteller her ay foto çektiriyorlar, 1. smörf mankenler.


Göreceğiz 20 yıl sonra. Kayıt olsun.

Çarşamba, Aralık 04, 2024

ÖNCE SÖZ


 

MURAT'TAN DOLMA


 

ALTIN KOLTUK

-Koltuk altın yırtılmış.

-Fermuar var orda. Açık kalmıştır.

-Fermuar mı var orda!

-Evet kolları çıkıyor bu montun.

(Yanımızdaki kıza hava atmaya çalışırken benim fermuarıma yağ sürmüş oldu.)

BUGÜNLERDE DOSTLAR BİLE ACI SÖYLEMİYOR

“Gene de, Amerikalıların Ay'a gittiklerine inanmamız için bir neden var: Rusların sahtekârlığa karşı çıkıp, bunu açıklamamış olmaları. Bunun düzmece bir şey olduğunu denetleme ve kanıtlama olanağına sahiptiler ve böyle bir şeyi yapmak için iyi nedenleri vardı. Ancak yapmadılar, bu da Amerikalılara güvenmem için iyi bir nedendir. Öyleyse, Amerikalılar Ay'a gitmiştir.” Eco

Salı, Aralık 03, 2024

ÇIPLAK KADIN FOTOĞRAFLARI

Bir kadın arkadaşım çok ukala bir erkek arkadaşını yanımda uyarıyor: Senin şimdi sevgilim dediğin, elini bile değdirtmeyen kadının Muratla sevişme fotoları var... O, bana yüz vermedi, o, bir adamla birlikte oldu, o, sonra ayrıldılar ve ben aradım dediğin, o kadın, o kadını murat çoktaaaan....

İkna olması için cep telefonumu alarak adama kadının çıplak fotolarını gösteriyor benim üstümde altımda.

Bakiredir belki, ilk ben... dedin mi demedin mi sen demin! Hem de üstten üstten, gençlik hayalimi gerçekleştiriyorum diyerek, ama ukalaca ve devamlı, şurda iki çift sohbet etmeye çalışırken biz. Sustum!

Sen sarhoşsun diyor adam ona.

Götünü gördün mü olum, götünü, götünü... Bak! Götü böyle bişi... Memeleri? Al... Bak bu... Bak bu, ki burda biraz titretmiş murat çekerken, üstünde gidip geliyor kadın... Kim olsa...

Sen ne düşünüyorsun diyor adam bana.

Titretmişim evet, diyorum.

ÇOK YAKINDA BURADA


 

ETRAFA IŞIK SAÇARKEN BEN


 

HEP ESTETİK KEP ESTETİK


 

MEL MEL ELDİVEN

Eldiven örmüştü, bi de yazıyor muydu neydi işte bişiyler!

NACİ'DEN DEĞİL SOHTORİK'TEN KORK!

Adalet Ağaoğlu bana ilgiyle bakmıştı The Marmara Otel resepsiyonda, birazdan buluşacağım kadını koltukta kitap okuyarak beklerken. Merhaba desem, sizi hiç okumadım ve muhtemelen de hiç okumayacağım desem, okur muydu acaba, beni...

GÖT TEMİZLİĞİ

Göt Temizliği'ni anca ben yazabilirdim...

GÖNENÇ

İşte bu yazıları bedava okumanızın nedeni... Ve dünyanın en iyi yazarını kart türk yayıncılarının bilmemesinin göneni...


GEREKSİZ

Okuru hem yüceltip hem küçümsemenin müthiş bir yolu... Okura bir şey dayatabileceğini düşündüğü için onu gereksiz küçümsüyor; dayatsa da okurun kendi yoluna gidebileceğini önemsemiyor (her şeyi söylesen de ben ordan başka şeyler çıkarabilirim, kendiminkini yazabilirim). Diğer yandan, böyle becerilere sahip olmayan, eserin anlamı ona dayatılsa bile keşfedemeyecek okuru da gereksiz yüceltiyor.
:
“Ama Mallarme'nin kesinlemeleri bu doğrultuda daha da ileriye gider: "Bir nesnenin adını söylemek, şiirden alınacak hazzın üç çeyreğini gözden çıkarmak demektir; çünkü, bu haz, yavaş yavaş keşfedip bulgulama mutluluğunda doğar: İşte bunu aşılamak... Düşümüz bu." Tek bir yorumun okura dayatılmasından uzak durulmalıdır.”

Pazartesi, Aralık 02, 2024

Pazar, Aralık 01, 2024

YOKSA SİZİ ÖLDÜRÜRLER

Katilin Temizliği’nde yaşlı yazar klasiklerden gereksiz sayfaları eliyorum son zamanlarımda demişti. Sevmiştim ama fazla saygılıymış: Alıntı yapmak yeterlidir.

Eco buna katılmayacaktır, çünkü kendisi yavşak yazardır! Okur diye bir şey yoktur:

“Daha romanın ilk sayfasında okura hangi duyguları hissetmesi gerektiğini belirterek -ona bu duyguları aktaramasa bile- hayasızca hemen kendini gösteren örnek yazara bir örnek vermek için, Mickey Spillane'in My Gun is Quick adlı romanının başlangıcına bir bakalım: “Evinizde, şöminenin yanındaki bir koltuğa gömülmüş rahatça otururken, kendinize hiç dışarda neler olup bittiğini sordunuz mu? Olasılıkla sormamışsınızdır. Elinize bir kitap alıp, bunu şunu okuyor ve gerçekdışı kişilerle olaylardan başkaları adına heyecan duyuyorsunuz... Eğlenceli, değil mi?... Antik Romalılar da böyle yapıyorlardı, Colosseum'da oturup, insanları parçalayan vahşi hayvanlara bakarak, bu kan ve şiddet manzarası karşısında kendilerini eğlendirdiklerinde, başkalarının eylemleriyle yaşamlarına bir tat katmış oluyorlardı... Öyle ya, seyirci olmak güzel şey. Bir anahtar deliğinden izlenen yaşam. Ama şunu unutmayın: Dışarda gerçekten olaylar oluyor... Artık Colosseum yok, ancak şehir çok daha büyük bir arena ve çok daha fazla insana yer var. O keskin pençeler yırtıcı hayvanların pençeleri değil artık, ama insanın pençeleri çok daha keskin ve kötü olabilir. Uyanık ve becerikli olmalısınız, yoksa yutulanlar arasına karışırsınız... Uyanık olmak zorundasınız. Ve becerikli. Yoksa sizi öldürürler.” Burada örnek yazarın varlığı açıktır ve daha önce belirtildiği gibi, utanmaz bir biçimde kendini ortaya koymaktadır.”



Dediğim gibi, okur diye bir şey yoktur, vardıysa da zaten öldürülmüştür (pazarlamacılar tarafından.)... Utanmaz da babandır Eco...

BVT OKUR

Benim okurum Boğaziçi Vapur Tarifesi okurudur, İzmir’li bir okur sözgelimi, anlamayabilir.

“...yalnızca James Joyce'un Finnegans Wake' i için değil, tren tarifesi için de örnek bir okur vardır ve metin bu okurların her birinden farklı bir tür işbirliği bekler.” Eco

KADIN YAZAR

Demek ben bir kadın yazarım, şu hayatta ben en az yazarları kıskandım. (En çok tanrıyı.)

“Kant'ın felsefi başyapıtını ancak elli yedi yaşında yazdığını bilmek, kabına sığmayan genç bir araştırmacı olduğum yıllarda bana büyük bir örnek ve büyük bir avuntu olmuştur -tıpkı Radiguet'nin İçimizdeki Şeytan’ı yirmi yaşında yazdığını bilmenin beni dizginlenmesi olanaksız bir kıskançlığa itmiş olduğu gibi.” Eco