Çarşamba, Ağustos 20, 2008

İtalik anneler

Demin bir kadına yazdım:

"Bu konuşmayı oğluna okut, iyi bir doğum günü armağanı ver ona, annesinin nasıl faşist bir erkek gibi davrandığını görsün... Tabii zamanı gelince.... Bir de benim blogumu okut ki kadınlar ne kadar salak olsa da erkekler salak olmamalıdır onların suyuna gitmek için, türü sağlam bir mantık edinsin, peşimden gelsin... Yoksa ilk sen kızacaksın ona, neden kızdığını fark etmeden: Senin kadar salak bir kadınla evlendiğinden..."

Cuma, Ağustos 15, 2008

İtalik Kadınlar

-daha önce yazdığın kitapları merak ediyorum
onlar da
aldatılmışlık, kadınları sevememezlik güvenememezlik üzerine mi

-aldatılmışlık, kadınları sevememezlik güvenememezlik üzerine mi
bunu nerden çıkardın

-hissettim diyelim
kadınları sevmiyorsun
bu belli
ve sebebi olmalı

-böyle konuşan bir kadını sevmeli mi!

-beni sevme
sevmen de gerekmiyor
ama düşüncelerimi, sohbetimi sevdin

-bunu nerden çıkardın peki!!!

-yine hissettim diyelim........

-Hep böyle hissedersen düşüncelerini nerden bilicem. demişsin ya düşüncelerini sevmişim...

-insan konuşmak istemediği birisiyle kadın erkek farketmez ASLA KONUŞMAZ

-bir insan konuşmak istemediği birini nasıl bilebilir!!!!
hislerle diyeceksin...
o yüzden de bu insanlar asla kendilerine göre birini bulamayacaklar...
bu dünyada hisleri gerçekten gelişkin insan sayısı elimin parmaklarını geçmez... (benim elimin ama)

-bu insanlara sen de dahilsin ama unutma

-bunu nerden çıkardın!!!



Neden kitap yazdığımı anladım, bir kez daha...
Bu insana laf anlatabilir misiniz...
Ne kadar vasat “hisleri” olduğunu anlatabilir misiniz...

Neden kitap yazdığımı anladım, bir kez daha...


Ama yakında yayımlayacağım “Ölümlü Dünya”nın özellikle “Yanlış Kadınlar Tuvaleti” adlı bölümüyle ilgili böyle şeyler işiteceğimi biliyorum... Kadınları sevmemek, aldatılmış olmak gibi vasat kadınların vasat erkeklere söyleyeceği şeyleri yani...

Hep ne oldu: Bir metnimi-bir konuşmamı eleştirenleri, metnimin başına-konuşmamın önceki cümlelerine gönderdim...

Okumamış-dinlememiş olduklarını anladılar mı... Hayır...

Doğru eleştiri bu yüzden çok önemli...
Doğru okuma...

Sen de diğer erkekler gibisin falan diye bana yüklenen bir kadına, yanımızdaki bir arkadaşım-ki kendisi de kadındı, "Murat'ı başkalarıyla karıştırma" demişti...
"Nedenmiş o" dediğinde de...
"Benzemez çünkü..." diye eklemişti...

Susmuştu freni patlamış...


Neden kitap yayımladığımı anladım...

Biri adam gibi okusun da arkamda yanımda... önümde dursun diye...

Korusun beni bu vasat zihinlerden...

Tırmanmam lazım daha...

Pazar, Temmuz 27, 2008

Dance me to the end of love: Aşkın sonuna (kadar) dans

Aşk zekayı yenmektir diyordu bir yazar...
Aklıma geldi, iyi oturdu:
“Hocam suyun üzerinde yürümeyi becerebiliyorum” der öğrenci...
“Peki bundan vazgeçmeyi başarabilecek misin.” diye sormaz ustası...

Aşk zekayı yenmektir, lafına söyleyeceğiniz hazır olsun, kandırılmayın:
Zekayı yenmek için önce zeki olmayı başarmak gerekir...
Ondan sonra yenersiniz zekanızı, yenebilirseniz, ve gerekliyse bu...

“Aşk zekayı yenmektir”!!!

Ne aşkı tanıyan ne de zeki olan birisinin söylediği açık bir cümle, tabii benim için, aşk ile akıl arasında seçim yapmak, anne ile baba arasında seçim yapmak gibidir diyen benim gibi bir yazar için...

Ya sizin için... Siz nerdesiniz...

Aşkta zeki davranamadığı için palavra bir fikri bilinçsizce yazıp, yazar olarak tanındığı için de yayılmasına neden olup tehlike oluşturabilecek insanlara inanmayın, hatta aralarınızdan bazılarına güvenelim lütfen: Onlara sus diyebilin...

Aşk, bir kadını-erkeği sevmekle başlamaz... Olgunlaşıldığında (zeka geliştiğinde) bir kadını-erkeği sevmekle sonucuna ulaşır... Ondan öncesini beceremeyenler için ne aşktan ne de zekadan söz etmeli...

Bence boşverin aşkı, insanoğlu-kızı aşık olabilme kapasitesinden giderek uzaklaşıyor...

Şimdi TV’de biri, kurşunun midendeki acısını hayal etmeye çalış, diye tehdit etti ağzından laf almak istediği birini...

Günümüz insanlığını böyle tehdit edebilmek gerek...

Önce, zekadan yoksun ilişkiler yaşadığından etrafa mide ve kalp acısı salmaya meraklı serseri mayınları kendi içlerinde patlatmalı...

Yaşlı doğmak

“Yine de ben hayatımı boşa yaşanmış saymıyorum, yeniden dünyaya gelsem aynı şeyleri yaşarım.”

Yeniden doğmaya ne gerek var, aynı şeyler yaşanacaksa...

Bazı insanların yeniden doğması ne kadar faydasız...

Bence bu insanların doğması da faydasızdı...

Yaşlı doğmuşlardı çünkü...


(Hazırlanan kitaptan bölüm)

Salı, Temmuz 08, 2008

Öffffke!

Nihat Genç:

"Psikyatristler insanın doğal neşesine manik, sinirli haline de agresif diye tanımlar koydular. Bunlar benim gülüp geçtiğim şeylerdir. Bütün dünya duygularını haplarla düzenlerken ben kelimelerle ve içimden gelen öfkeyle düzenliyorum."

Salı, Haziran 24, 2008

Sihir

(Romandan)

Hayatı nereye, mucizeyi, sihri, büyüyü nereye koyuyorsunuz, diye sorayım, siz düşünün: Ben ikisini üst üste koyarım. Hayatın zaten sihir olduğunu düşünüyorum, çoğu insanın onu ‘sinir’ bulduğunun farkında olarak hem de.

Mesela baş parmağınız olmasa her zaman kavrayabildiğiniz kadar sağlam kavrayamazsınız. Başparmağınızın olması bir sihirdir. Değerini onu kaybedince anlarız ne yazık ki. Kimse de tapmaz başparmağına. (Sorumu cevaplamadınız.) Ben başparmağıma taparım. Sonra sırasıyla bedenimdeki her uzva tapmaya başlarım. Hayattaki her şeye taparım, ayrı ayrı ve bütün olarak...

Ve işte hayatı bir sihir haline getirir bu. Zaten bir sihir içinde yaşıyorsam, hiçbir şeye tapmamaya başlarım, hiçbir şeyi sihir olarak görmemeye. Hayat hem sihirdir hem değildir. Siz seçin.

Yani aşk mesela, mutluluk mesela bir sihir midir? Bu kadar insan mutsuzken belki de öyledir. Barış sihir midir? Savaş çıkacağı zaman sorun, sihirdir, daha önce sorsanız değildi! Hayatın içindeki bir şey sihir midir, siz hayatı sihir olarak algılamazken? Ya da hayatı sihir olarak algılıyorsanız içindeki hangi şey sihir değildir? O nedenle başparmaklarımızın sihirle ilgisi, hayatın gündelik sihirlerinden haberiniz varsa yok, yoksa var.

Cumartesi, Haziran 14, 2008

20'li yaşlarına gelmeden çocuğumu asla sokmayacağım pasajlar

Neden böyle bir başlıkla dünya yazarlarından örnek pasajlar...
Kafka'dan, Cioran'dan, Hume'dan, Schopenhaur'dan, Thomas Bernhard'dan, Kafka'dan...

İşte şu nedenden:


Istvan Örkeny
1 dakikalık Öyküler

"Evde olmak"

.....
-Ne güzel değil mi? Bak bu tren bizi evimize götürecek.
-O zaman ne olacak ki?
-Evimize kavuşacağız!
-Peki ev ne demek? diye sordu çocuk.
-Bundan önce yaşadığımız yer demek.
-Orada ne var?
-Oyuncak ayıcığını hatırlıyor musun? Belki bebeklerin de duruyordur.
-Anneciğim peki orada gardiyan var mı?
-Hayır yok.
-O zaman, oradan kaçabilir miyiz?..

Salı, Haziran 10, 2008

Cumartesi, Haziran 07, 2008

Arpa boyu

(Romandan)

İnsanlar hep doğru insanı arıyorlardı. Ama neye göre doğru insan? Hatalarınızı hiç eleştirmeyen, sizi olduğu gibi kabul eden bir insan: Buna doğru insan diyorlardı, onun yanında kendilerini güvende hissediyorlardı... Oysa iyi bir ilişki için iki şey gerekliydi ve ancak ikincisi doğru insanı bulmaktı.

İki kişinin ortak ya da paylaşılan zaafları o insanları mutlu etmeye gerçekten yeter miydi. Bu karşılıklı kişilik bozukluğuna aşk diyen vardı! İlişkiler bize kendimizi iyi hissettirdiği için değil kendimizi daha iyi bir insan yapmamıza olanak tanıdığı için değerli değil miydi. Doğru insanı tanımanın çok iyi bir kıstası vardı: Onu bulduğunuzda görürdünüz ki siz pek de doğru bir insan değilmişsiniz.

Peki o zaman ne yapardınız?

Doğru insana iftira atardınız.

“İnsanlar birbirlerini oldukları gibi sevmelidir. Değiştirmeye çalışmamalıdır. Değiştirmeye çalışırsa bu onun olduğu halini değil dönüşeceği insanı sevmesi demektir...” diyordu Eric Fromm. Hemen atlanırdı. “İşte bak: Sen beni sevmiyorsun, kafandaki başka birini seviyorsun ve ona dönüştürmeye çalışıyorsun beni.” Bu lafları alkışlamayacak insan yoktu! Oysa insanı olduğu gibi sevmek bir bebeği doğduğu gibi sevmek değil miydi. İnsan sadece çocukların geliştiğini, büyüdüğünü düşünüyordu. Bilmeden hata yapana, çocuk deniyordu, bilerek hata yapana da yetişkin. Yetişkinlikten daha üst bir aşamaya ihtiyacımız olduğu açık değil miydi? Ya da boyu uzadı, yaşı büyüdü diye insana yetişkin dememeliydik…

İnsanların karşıdakini olduğu gibi kabul etmesi, karşıdakinin olabileceği insandan nefret etmesindendir, diyordu Adorno.


Adamın biri aşırı ishalden hastaneye gidiyor, yanlışlıkla psikoterapiste gönderiyorlardı. Seans sonunda arkadaşı soruyordu: “Ne oldu sorununu hallettin mi?” Şöyle cevap veriyordu: “Hayır ama artık kafama takmıyorum.”

Bu bir fıkra değildi... Aynısını yaşamıştım. Aynı lafı etmişti bir sevgilim bana. Çünkü onun sorunları nedeniyle birlikte gittiğimiz psikolog, Eric Fromm gibi “İnsanları olduğu gibi kabul edeceksin” diyen biriydi.

Şimdi bu psikoloğun söylediği şuydu: “Evet sizin böyle bir kusurunuz var, ama ne yapalım böyle yaşayacaksınız!” Buna bir de para veriyorsun! Yani hoşgörü bazen bir şey yapamamanın doğal sonucu olabilir, kendini yıpratacağına kabullenirsin, bükemeyeceğin eli, asla öpmezsin, bükmeye çalışmazsın, ama yapabilecekken yapmamanın mazereti olamaz hoşgörü...

Cumartesi, Mayıs 24, 2008

İnsanım

(Romandan)

Benim insanım kendi kendine yetebilen, güçlü bir insanken, insanlarınki kendilerini güçlü hissettiren bir insandı.

Ben kendi tahtını bulmuş ya da onu yaratmış bir kraliçe ararken, insanlar hizmetkar arıyordu.
Kendine güveni tam, güçlü bir hizmetkar.

Ben bana ihtiyacı olmayacak birinin beni sevmesini aşk olarak tanımlıyordum,
kadın ise kendisine tapacak birisini,
kendini el üstünde tutacak birisini,
zaaflarına hatta karşıdakine karşı işlediği günahlara rağmen onun dizinin dibinden ayrılmayacak birisini sevmeyi aşk olarak niteliyordu.

Kadın kendi değerini görecek ama bu arada kusurlarını görmeyecek kişiyi âşık olarak tanımlar,
yanılgılarına rağmen onu sevmesini isterken aşığından,
ben ancak en büyük yanılgımı ortaya çıkaran kişiye âşık olabilirdim.

İnsanın ilişkileri birbirini kayıran dostlar,
düşmana karşı birleşen müttefikler arasında geçerken
benimki düşmana âşık olmayı asla dışlamıyordu.

Tolstoy’un Anna Karenina’sındaki Arkadyeviç’in
“Bütün insanlar, hepimiz günahkarız, ne diye kızalım birbirimize, ne diye kavga edelim?”
mantığına sahip insanların arasında ben Milan Kundera’nın Şaka’daki mantığına sahiptim:
“Her biri kendi alçaklığını bir ötekinde gördüğü için,
birbiriyle kardeşçe geçinen insanlar kadar beni tiksindiren hiçbir şey olamaz.”

Pazartesi, Mayıs 19, 2008

Parasensus

-Bütün gün içtim.... hâlâ devam ediyorum... Neden biliyor musun... Yani bir dolu başka nedeni de bulunabilir tabii hayatımda ama, iş buldum, pazartesi başlıyorum... Sakın sevinme... Evet para kazanacağım, ama sakın sevinme...
-Ne kadar para kazanacaksın... Sorabilir miyim...
-Sordun ya: Birmilyaryediyüzellimilyonpara...
-İyiymiş...
-Ne vereceğimi sormadın..
-Kötü mü iş?
-Evet. Dokuzdan altıya çalışıyorsun...

Pazar, Mayıs 11, 2008

Roman'ın doruğu

Tanrım neden muhtaç bıraktın beni bu insanlara:
Hani her zaman üstünde olacaktım onların:
Neden güdük yazarlar gibi bir hayat dramına çektin beni:
Senden asla büyük yazar olmayı dilemedim:
Hayatımı bana geri ver:
Hayatımı geri istiyorum:
Kibirli mi davrandım:
Sen de onlara katılıyor musun, beni kibirlilikle eleştirenlere:
Yaşadığımın yarısı kadar kibirli olduğumu sen de mi göremiyorsun:
Bunu da mı kibir olarak değerlendireceksin:
Söyle bana:
Neye ihanet ettim:
Söyle:
Yoksa sen bana ihanet etmiş olursun:
Eyüp gibi mi yapacaksın beni? Her şeyimi elimden alıp sana boyun eğmemi mi bekleyeceksin:
Çok beklersin:
Bindiğin dalı kesiyorsun:
Sen olmasan ben olmazdım, kabul, ama ben olmasam da seni kimse bilmezdi:
Daha kötüsü:
İyi bilmezdi:
Kim savunurdu seni:
İyi seni, bu kötü insanlara:
Ne Tolstoy ne Nietzche:
Seni anlatamaz insanlara:
Ben anlatabilirim:
Arkamda olmaya devam et:
Sana ulaşacağımdan mı korkuyorsun yoksa:
Babil kulesini yapanlara ettiğin gibi kendimle anlaştığım dilimi mi karıştırıyorsun:
İnsanlarla anlaştığım, beni sevmelerine alıştığım ruh dilimi mi karıştırıyorsun:
Bunu yapma:
Sen bu değilsin:
Sen nasıl insanı, beni aşağılarsın:
Bunu yapamayacağını yazdığım için?:
Otur:
Otur artık:
Gücünü kötüye kullanma:
Seni uyarıyorum:
Benim kafamdaki hayat tasarımının dışına çıkarsan kendini yalanlamış olursun:
O kutsal oldukları söylenen kitaplardaki acımasız Tanrıya dönersin:
Gafillik etme:
Yaşamımdan çek elini:
Bana meydan okuma:
Kısa Çöp’deki ressam gibi davranmama neden olma:
Yenilirsin:
Vaktim yok seninle uğraşacak; seni tasarladığım gibi kal:
İnsanlarla uğraşmaya dönmeme izin ver:
Bırak geçeyim:
Beni çarmıha gerdirme:
Sana tapmayacağım; otoriteni kabul etmeyeceğim:
Bana verdiğin aklımın otoritesinden başka otoriteyi dinlemeyeceğim:
Beni ne sandın:
Ben senin bildiğin peygamberlerden değilim:

Çarşamba, Mayıs 07, 2008

MaviMelek

http://www.mavimelek.com/absurtuk_metinler.htm


Not: Çocukken -o kadar da değil- bebekken, "mavi"ye "vavi" dermişim. O zamanlardan belliymiş.

İnanbayıldı

Yazar İnan Çetin Absürtük Metinler'i beğendiğini söyledi.

O zaman:

İmambayıldı'dan daha iyi yemek: İnanbayıldı

Şşşşt, siz siz olun!

Hangi devlet adamıydı:
"Siz savaşla ilgili olmayabilirsiniz, ama savaş sizle ilgilidir."

Benzer ama daha olumlu bir mantıkla:

"Siz yazarla ilgili olmayabilirsiniz, ama yazar sizle ilgilidir."

Cumartesi, Mayıs 03, 2008

Bastıracağım Romanımdan Bölümler (bilmem kaç)

Onu kalabalık caddede önümde ya da yanımda tutmuyor da gelmesini bekliyordum sadece biraz arkamdan... Arkaya dönmeden hafif bir baş çevirişiyle omzumun üstünden arkamı yoklayarak. Yavaş yavaş oldu her şey, plansızdı. Daha fazla gerimde kalmaya başladığında, artık geriye bakmamaya, ancak koşup da yanıma geldiğinde görmeye başladım, belki bacaklarım da yürüyüş hızımı artırıyordu. Tramvay yolunun karşısına geçiyordum onu beklemeden, sanki yalnız yürüyormuşum gibi. Giderek yetişmesi zorlaşıyordu. Sonra daha fazla hızlanmaya başladım, kendi yürüyüş tempoma doğru, giderek... Arkamda olduğunu tahmin edebilirdim artık sadece, arkamdan endişeyle baktığını, bana yetişmeye çalıştığını... Sonra tamamen kendi yürüyüş hızıma ulaştım. Kendimi daha iyi hissetmeye başladım. İpimi koparmıştım artık ve yürüyüp gittim. Hiçbir şey söylememiş, bağırmaya kalkmamıştı arkamdan... Böyle ayrıldık. O gece... Pürüzsüzdü...

Cuma, Nisan 25, 2008

Anlış Yanlama

-Kendini anlatmak! Ne kadar doğal ve yalın olunabilir... Marquez´in dediği gibi “anlatmak için yaşamak” gerekiyor...

-Marquez “anlatmak için yaşamak” gerekiyor mu diyordu! Ben şundan söz ediyor sanmıştım: Anlatmak amacıyla yaşamak...

Salı, Nisan 22, 2008

Geyik candır!

erkek
kız
-Siz manken misiniz
-Yooo nerden çıkardınız
-“X” çikolatayı yiyorsunuz da!
-Her yiyen manken mi…
Erkek imalı bakar (daha önce aptal bakıyordur, şu gazeteci-yazarlarımızın Aysun Kayacı’ya baktıkları gibi):
-Sizzzz herkes misiniz
Kız gülümser, sevinir, belli etmeden. Yürümeye devam eder, erkek önüne geçer.
-Durun tahmin edeyim, yengeç burcusunuz…


Kızzzzzz herkes değildir ama yine de yengeç burcudur!


Absürtük Metinler’in, “Bastıracağım romanımdan aforizmalar” adlı bölümünden bir metin:

Kova
Düşünsenize, bir kadını, her kadını, 3 tane ona çok benzer hemcinsiyle çok iyi bir şekilde kıyaslıyorsunuz; kadın, sağlam bir akıl ve iyi harmanlanmış bir bilinç tarafından çok iyi saptanmış bir kategoriye sokuluyor. Üstelik bunu yapan beğendiği, sevdiği, âşık hissettiği adam. Ama kadın bu gruplanmaya girmeyi reddetmekte ısrar ediyor. Oysa binlerce insanla birlikte, diyelim kova burcunun ortak özelliklerini taşıdığı için çok mutlu!

Pazartesi, Nisan 21, 2008

Erkeğin tokadını kadının neresine tercih ederim?


Erkeğin tokadını kadının nesine tercih ederim?

merhaba

selam

aklını birisi mi kaçırdı
(“seni düşünüyorum aklımı kaçırmış olmalısın” yazımı kastediyor)

olabilir

buna izin verdin yanii

vermese miydim

bu bir tercih meselesi...eğer tercih ederek yaşadıysan tabi ki..
sen ne tür kitaplar okuyorsun
genelde roman mı?
veya öykü?

hepsi
deneme de var

okurken içine girer misin kurgunun
yazarın seni alıp bir yerlere götürmesine izin verir misin

hayır

hımm
o zaman okurken deneyimin?

durdurmasını severim sürüklemesini değil

durup düşündürtmesini mi yani
şok etmesini
farkındalığını yükseltmesini

o pek mümkün değil

ama birinin aklını kaçırması mümkün
kaçırtması

o da değil çok
güzel bir cümle o
beni tam olarak anlatması şart değil
böyle dolu erkek var sonuçta
yalan değil yani

bence senin kişisel bilgilerinde yazdığın yazı ile uymayan bir yazı o..
inanmıyorsan kendine neden yapıştırıyorsun ki
ikilem var burada bence
neyse canım

yazarın yazdığı kendini anlatmak zorunda değil ki
her yazar hayatını mı yazar

insan potansiyeli oranında yazar
kendi yaşanmışlığı olmasa bile
benzer bir yaşanmışlığın içine girerek işlediği bir konu yazılabilir ancak
diğer türlü
sadece içi boş olur
ve de etki etmez

tam tersi.

iyi bir yazar olamazsın
yürekten yazmazsan eğer

kıskanç olmadan kıskanç bir insanı yürekten anlatmaktır da yazarlık

kendini kandırıyorsun bencee
bizlerde her türlü duygular söz konusu
tüm insanlar standart bu konuda

yazarlıkla ilgili eksik ya da yanlış şeyler biliyorsun.

sadece oranı farklı

ve bir yazarla konuştuğunu unutuyorsun

ben bir yazar olduğunu söyleyenle konuşuyorum...ama daha ne kadar yazar olduğunu bilmiyorum...derinliğini de daha görmedim..
seninle konuşmamın arkasında
belki bir derinliğin vardır düşüncesi oldu
ve de bu derinliğin getirdiği enerjin
bunu anlamaya çalışıyorum
ego savaşı etmeye değil
böyle bir derdim yok yani

ama yazdıklarını tekrar okursan bunu beceremediğini görebilirsin...
tabii bunun için iyi bir okur olmak yetmez, kendine de tarafsız bakabilmek gerekir..
birisi yazarım diyorsa ve sana 2 kitap koca bir blog ve internet yazılarını gösteriyor haber veriyorsa, onları okumamışsan kabul etmelisin yazar olduğunu...
ancak okuduktan sonra sen değilsin deme hakkın doğar
ya da yazar olduğunu söyleyen biriyle konuşuyorum diyebilirsin...

benim için önemli olan birinin birşeyler yazması değildir...bu seninle alakalı bir olay değil...kimlik boyutunda algılama lütfen
önemli olan yazdığının bende hissettirdikleridir

Ben şimdi kadınlarla ilgili atıp tutsam ve bu seninle alakalı bir olay değil... kimlik boyutunda algılama lütfen desem.
Neyse
bak bu tartışmalardan en az üç yüz tane yaptım...
yanlış gidiyorsun, dostça uyarmama izin ver...

ok..
önemli değil

“önemli olan yazdığının bende hissettirdikleridir”
bir dolu sıkı yazar bunu umursamaz bile...

boşverr

yoksa sen onları okuyup sevmezdin...

sanırım kendime tepki gösteriyorum...
hiç tanımadığım bir insan
bu pc ile
iletişim kurmaya çalıştığım için
sanki yapacak başka işim yokmuş gibi
sana iyi günler
ve bol şanslar dilerim
zamanımı öldürdüğümü düşünüyorum şimdi

Bu esas bana rahatsızlık vermiş konuşmadan sonra kusura bakma bile demeden ben şöyleyim ben böyleyim demenin beni ne kadar ilgilendirdiğini de bilmeden ve suçu kendine değil pc ye falan atmaktan da çekinmeyen biriyle bir daha konuşmak istemem. hoşçakal.


Not: Yazar olduğumu genelde söylemem, özelde söylerim. Yazar olduğumu da zaten, genelde düşünmem, özelde düşünürüm.