Murat Sohtorik tarafından gönderildi. Tarih: 31.Ocak.2009 , saat: 21:25
Murat Sohtorik tarafından gönderildi2. Tarih: Yine.Ocak.2011 , saat: 21:25
1. Mektup
Şimdi yazsam sana yazmak istediğim aklımda olanları, o derenin üstüne çok sular aktı boş ver eskiyi yok hiçbir şeyin önemi diyebilirsin(?)... Teşvike mi ihtiyacım var ne... Bildiğim murat; ince ve ayrıntılara önem verirdi…
Sendeki duygusallık belki de benim içimde seni unutturmadı. Hep o yüzden suçluluğum geçmedi sana karşı. Sebeplerim çoktu kendimce senden ayrılmak istememde. Ama zalimdim. Seni kötü hissettirdim özür bile dilemedim. Çok klişe gelecek ama sevmeyi gerçekten sevmeyi çok geç öğrendim.
Seninle ayrılma sebeplerime rağmen, bana verdiğin değerin değerini bilmedim. Belki de hak ettiğimden senden sonra; kendini olduğundan çok başka gösteren ve neden böyle bir şeye ihtiyacı olduğunu anlayamayacağım iğrençlikte bir adamla oldum... Kullanılıp hemen arkasından bırakınca, o acıyla (sana büyük haksızlık ederek hatta terbiyesizce) seni aradım.
Murat, beni o yağmurda evime bırakıp tam arabandan çıkmak üzereyken "çık hayatımdan!" dediğinde çok sinirlenmiştim. Tabii haklı olduğunu sonra anladım.
Keşke affını dileseydim. Tekrar benimle olman ya da hayatına girmem için değil sadece beni affetmen için.
Affedersin...(?)
(Muhtemelen artık umurunda değil, fakat yine de sormaya ihtiyacım var, kendim için.)
2. Mektup
Ben senin hislerini o zamanlar hiç hissetmemiştim. Belki gençtim belki İstanbul’un keşmekeşi, belki benim için her şeyden önemli sorunlarımı halletmek yaşamımın önüne geçmişti.
Maalesef dünya tatlısı bir insan olmana rağmen sorumluluk duygun yoktu. Benim ne durumda olduğumu bırak anlamak göremedin.
Kesinlikle yargılamıyorum senin hayatın senin hayatın.
Sen özeldin. Beni güldürüp mutlu ederdin. Bana en ufak kötülüğün olmadı. Olduysa da -benimleyken başka kadınlar olduysa da- bunu hissettirmeden yapıp beni üzüp kötü hissettirmedin. Terk ettiğim tek kişi tabi ki değilsin. Ama içimde seninle abuk kıstaslar yüzünden yaşamadıklarım için pişmanlık duyduğum tek kişisin. Her negatifliğinle, megalomanlığına, ayaklarının yere basamamasına, ütopyalarınla, bencilliğinle beraber iyi bir insansın. O yüzden senden özür dilemek istemiştim. Çünkü bin sene önce de olsa acı çektirmiştim.
3. Mektup
Seni sinirlendirdiğim için sorry. Gece hiç uyuyamadım. Eğer tarzım gereğinden fazla absürd kırıcılıktaydıysa sorry.
Ben kendi hatalarımı kabul ediyorum. Çok hata yaptığımı pişman olduğumu yazmışım. Ama belki de sen çok daha haklısın. Sevgiye tam değer vermiyorken seninle beraber olsaydım o zaman sana daha büyük haksızlık olurdu.
Ama ben yine de seninle daha fazla zaman geçirip beraber olmak isteyecek kadar sevdiğimi düşünüyordum...
Üzgünüm ki bana hala kızgınsın. Negatif bir insan demedim senin için negatif yanların demek istedim. Hepimiz insanız kimse mükemmel değil.
4. Mektup
Of murat cidden seni incitmek değildi sana o sıfatları söylememin nedeni. Ben zaten bildiğini düşünmüştüm.
Sana bunlara benzer şeyleri daha başka birçok kadın da söylemiştir değil mi... Benim söylediklerime benzer sıfatları daha önce de duyduğundan zaten kendini biraz biliyorsundur sanmıştım. İnsanları çileden çıkartıp sonra garip suçluluk hissettirerek sana özür dilerim diye dönmeleri hep senin insanlarla ilişkilerin yüzünden.
Bana cevap mektubunla hep kendini, kendi haklılığını, uzuuun uuzzuzuuun anlatan seni, benmerkezciliğini hatırlayarak söyledim söylediklerimi. Hayatta tek katlanamadığım kendisini öven insanlardır. Alçakgönüllülük mükemmel bir meziyettir. Keşke sen de biraz edinebilseymişsin.
Bana hala kırgınsın demek ki dememin sebebi (müthiş akıllı yazar olmana rağmen) yok canım affettim tabii seni deme nezaketini gösteremediğindendi. O sıfatların seni böyle deliye çevireceğini (senin deyiminle nemli beynim tahmin etmedi)…
Açıkçası sadece özrümü diler belki söyleyemediklerimi söylerdim, nasıl olduysa mektup suçlar tarza dönüştü. Zaten herkes bana böyle dönüyor şeklindeki yazın, senin insanlarda yaptığın kötü etkinin sonucuymuş ben de demek ki böyle hissetmişim diye düşündürdü.
Üzgünüm aramızdaki yine kırgınlıkla bittiği için… Bu görüşmeler maalesef amacımın tam tersi senin beni affetmenle değil, senin, kaba tepkinle nasıl biri olduğunu tekrar hatırlayıp senin asla beraberliğimin olamamasını kanıtladı. Keşke o zamanlar akıl edip konuşsaymışım seninle bunca zamanlar sonrasında böyle şeyler olmasına gerek kalmasaydı…
Bu mektubumu cevaplamasan daha iyi olur. Yeterince gereksiz zaman harcadık zaten…
Cuma, Ocak 07, 2011
Salı, Ağustos 31, 2010
İyi, kötü ve aptal
3 yanlış 1 doğruyu götürmez aslında.
Önce 2 yanlış bir doğruyu görünür kılar, 3. yanlış götürür doğruyu.
İnsanların yüzde ellisi bilinçsiz kötülük yapar, geri kalanın yarısı da bilinçli iyilik ve bilinçli kötülük.
İyiler, kötüler ve bilinçsiz kötüler.
İyi, kötü ve aptal.
Önce 2 yanlış bir doğruyu görünür kılar, 3. yanlış götürür doğruyu.
İnsanların yüzde ellisi bilinçsiz kötülük yapar, geri kalanın yarısı da bilinçli iyilik ve bilinçli kötülük.
İyiler, kötüler ve bilinçsiz kötüler.
İyi, kötü ve aptal.
Salı, Ağustos 24, 2010
Fakizm, yok sakizim, neydi başizim, belki de kaşizim (kendi sırtını)
http://www.taraf.com.tr/rengin-soysal/makale-hitler-de-wagner-dinlerdi.htm
"Son Fenerbahçe çıkışıyla da birleşince, sezdiğim başka bir şey aslında. Müzikteki başarısı onu yeterince tatmin etmiyor sanki. Ülke meselelerinde de söylenecek sözü olan bir entelektüel olduğunu kanıtlamak istiyor. Biraz da bazı entelektüellerin popüler figürlere ve onların yaşam biçimlerine hissettiği kıskançlığa ben...zer bir şeyler buluyorum bu tutkusunda. Onu da sanatıyla ulaştığı mertebe ‘kesmiyor’, ‘fikir adamı’ olarak görülmeyi arzuluyor, olmayınca da agresifleşiyor. Kısacası sadece müzikteki başarısıyla anılmaktan rahatsızlık duyan asıl kendisi."
Bir müzisyenin serzenişine sosyolojik olarak temelsiz görme eleştirisi getiren bir gazete yazarı, "sezgilerini" yazmakta sakınca görmüyor!!!! Sezgileri de dikkat ettiyseniz, "yazma" demeye çıkıyor, "çıkışma", "tepki verme" "ülke meseleri seni ilgilendirmez" "popülellere saldırma" vs
Faşizmi sıkı bir gazetemizin yazarlarına bile öğretemiyorsak!!!!
"Son Fenerbahçe çıkışıyla da birleşince, sezdiğim başka bir şey aslında. Müzikteki başarısı onu yeterince tatmin etmiyor sanki. Ülke meselelerinde de söylenecek sözü olan bir entelektüel olduğunu kanıtlamak istiyor. Biraz da bazı entelektüellerin popüler figürlere ve onların yaşam biçimlerine hissettiği kıskançlığa ben...zer bir şeyler buluyorum bu tutkusunda. Onu da sanatıyla ulaştığı mertebe ‘kesmiyor’, ‘fikir adamı’ olarak görülmeyi arzuluyor, olmayınca da agresifleşiyor. Kısacası sadece müzikteki başarısıyla anılmaktan rahatsızlık duyan asıl kendisi."
Bir müzisyenin serzenişine sosyolojik olarak temelsiz görme eleştirisi getiren bir gazete yazarı, "sezgilerini" yazmakta sakınca görmüyor!!!! Sezgileri de dikkat ettiyseniz, "yazma" demeye çıkıyor, "çıkışma", "tepki verme" "ülke meseleri seni ilgilendirmez" "popülellere saldırma" vs
Faşizmi sıkı bir gazetemizin yazarlarına bile öğretemiyorsak!!!!
Cumartesi, Temmuz 10, 2010
UZAK ADA’M
İstanbul’a gelenlerin haydarpaşada inme klişesi vardır ya, oooo ne büyük şeher derler, korkarlar ya da cem yılmazın esprisini yaptığı gibi sen mi büyüksün ben mü büyüğüm görücez bakalım diye meydan okurlar, ben sana okuyum bak meydanı: Haydarpaşadan üsküdara varan sahil yolunda 3 büyük viraj vardır, her virajda istanbul biraz daha açılır sana, biraz daha büyür, ilk, açık deniz ve bakırköy sahili uzaktan, ikincisi, eski kent, saray ve beşiktaşa doğru, üçüncü, Allahın hakkı; Boğaz, ki bir koy sanırısın, oysa bir koy bin al, yolunda başın gider, pardon döner, taaa karadenize kadar ki şu an benim bulunduğum yer. Haydarpaşadaki o, bu ne büyük şeher diyen saf vatandaş, bu yoldan gelse bir, büyük değil sadece, büyüyen bir kent görür ve büyüklüğün önemli olmadığını, devamlı büyümedikçe küçük kalındığını anlar, da kendini yutacağından işte o zaman korkar esas, çünkü kimse istanbul kadar büyüyemez, hem muhteşem, hem kurdeşen. İşte sen haydarpaşayı gördün daha henüz sadece arkadaş…
Hayatının adamı
Hem, hayatının adamı, senin sevdiğin kadar sevmeyince seni, hayatının adamı olmaktan çıkabilir mi? Sen benim hayatımın adamısın ama ben senin hayatının kadını değilim! Ne saçma. Bazı durumlarda belki iki tarafın sevgileri de hemen hemen eşittir, ama birçok durumda iki sevgilinin ortak yanları ikisinin de birini, içlerinden birini sevmesi değil midir; sen beni, ben de beni, ne güzel, birbirimize bakmak değil aynı yöne bakmak, bana… Ben senin hayatının baş köşesine oturuyorsam hem, sen ancak benim kucağıma oturabilirsin…(Romandan)
Sarımsaklasak da mı saklasak
-Yusuf Bey geçen gün sarımsağı ne kadar sevdiğini anlatıyordu, yemek yaparken mutlaka katar, ellerimdeki sarımsak kokusunu çok severim, diyordu ağzı da kokuyor, o fark etmiyor. Anlattığı müşteri eşiniz-sevgiliniz ne diyor bu işe dedi, biraz da asılıyordu, bir şey demiyor dedi, anlamadı Yusuf Bey, kadının asıldığını anlamadığı gibi, ki anlasa da önemsemez, ağzı sarımsak kokan bir erkeğin eleştirilebilir olduğunu da anlamıyor, demeyeyim, bilmiyor, hiç bilmemiş, anlasa, sevgilim de seviyor derdi her halde, sevgilim beni sever...
-Sevgilim yok niye demedi.
-Konu bu değildi ki... Ağzı sarımsak kokuyor diye doğru insanı eleyen biri oldunuz mu bilmem ama sanırım sarımsak kokusuna rağmen doğru insanı seçebilecek birisiniz, ama sonra şikayet etmeye başlıyorsunuz. Alışana kadar siz de bir sarımsak atabilirsiniz ağzınıza, katılabilirsiniz sarımsağa, ve öpmek istediğiniz o ağza. Ama neye alışana kadar? Eşinizin ağzındaki sarımsak kokusuna değil sarımsak kokusunun kendisine. Sarımsağın gerçekten güzel bir kokusu olduğuna... İnsan sevmeye sarımsaktan başlamalı...
-Sevgilim yok niye demedi.
-Konu bu değildi ki... Ağzı sarımsak kokuyor diye doğru insanı eleyen biri oldunuz mu bilmem ama sanırım sarımsak kokusuna rağmen doğru insanı seçebilecek birisiniz, ama sonra şikayet etmeye başlıyorsunuz. Alışana kadar siz de bir sarımsak atabilirsiniz ağzınıza, katılabilirsiniz sarımsağa, ve öpmek istediğiniz o ağza. Ama neye alışana kadar? Eşinizin ağzındaki sarımsak kokusuna değil sarımsak kokusunun kendisine. Sarımsağın gerçekten güzel bir kokusu olduğuna... İnsan sevmeye sarımsaktan başlamalı...
Pazar, Haziran 27, 2010
PORNO
http://www.haberturk.com/yazarlar/527072-porno-ile-ozgurluk-savunusu-yapmak
"Toplumlar bir kadını istemenin hakkını verebilen ve kadına layık olabilmek, onun gözüne girebilmek için kendini ehlileştiren, şiir yazıp icat yapan erkeklerin katkısıyla ilerlerler."
Bu hariç diğer söyledikleriyle asla anlayamayacağı bir konuda güzel konuşmuş-yazmış diye düşünebilirdim sayın hanım yazar için, ama bu yukarıdaki cümleler bir erkeklik aşağılamasıdır, bilmem pornoyo girer mi (ben gayet duygusal bir porno izleyicisiyim, giren çıkana bakmam), ama günümüzde porno kadar seyredilmeye başlandı. Erkeklerinkinden yüz kat daha tehlikeli bir kadın mastürbasyonu!
"Toplumlar bir kadını istemenin hakkını verebilen ve kadına layık olabilmek, onun gözüne girebilmek için kendini ehlileştiren, şiir yazıp icat yapan erkeklerin katkısıyla ilerlerler."
Bu hariç diğer söyledikleriyle asla anlayamayacağı bir konuda güzel konuşmuş-yazmış diye düşünebilirdim sayın hanım yazar için, ama bu yukarıdaki cümleler bir erkeklik aşağılamasıdır, bilmem pornoyo girer mi (ben gayet duygusal bir porno izleyicisiyim, giren çıkana bakmam), ama günümüzde porno kadar seyredilmeye başlandı. Erkeklerinkinden yüz kat daha tehlikeli bir kadın mastürbasyonu!
Salı, Mayıs 04, 2010
Kadınlar Anna Karenina’yı neden sever!
http://www.taraf.com.tr/rengin-soysal/makale-erkekler-anna-kareninayi-nicin-sever.htm
Hemen söyleyeyim, eksik ve yanlış okuduklarından…
Çoğu yazar ve eleştirmen gibi…
“Sevmekten ziyade sevilmeye olan ilgileri” diyerek erkeklere roman üzerinden taş atılacaksa, ancak benzer karakterdeki Kiti yok sayılarak başarılabilir bu. Kiti kendine aşık bir adamla, evlenmek için evlenen bir kadındır.
“Erkekler, ne kadar çok kadın tarafından, ne kadar sevildikleriyle alakadarlar daha fazla.” diyebilmek için, Anna’nın flörtçülüğünü görmezden gelmek gerekir. (Nobakov, Anna’nın aşkının cinsel bir aşk olduğunu, Tolstoy’un cinsel aşkın yürümeyeceğini anlatmak istediğini boşuna yazmamıştır.)
“Geçtikleri o sevgi yollarının nicesini tarumar ettikten, kim bilir ‘kaç Anna öldürdükten’ sonra.” diye erkekleri suçlayabilmek için şu yukarıdaki “romantik” gerçekleri önemsememek ve Kiti’yi “yaşatan” Levin’i de atlamış olmak gerekir…
“Erkeklerin Anna Karenina’yı sevmesinin bir diğer nedeni, onun cesaretine hayranlıkları.” diyebilmek için Levin’in anaç, yapıcı, bilge “cesaret”ini görememiş olmak gerekir.
“Son sebep, Anna Karenina’yı çok iyi tanımaları. Hayatlarına girmiş hiçbir kadını böyle yakından ve derinden tanımaları mümkün değil sanıyorum. (…) Bu da Tolstoy’un başarısı.”
Bunu da diyebilmek için, Anna Karenina’yı, doğru okuyamadıkları her erkek gibi okumaları yeterlidir kadınların…
Zaten öyle yapıyorlar.
“Koca” yazar değildir Anna Karenina’da Tolstoy, karısıdır o yazarın, kadın yazardır, kadıncı bir yazar.
Anaçlık ise çok daha üstün bir durum; kadıncı yazar ve kitaplarda bulunmadığı gibi (bence bu aptal sarışın edebiyatıdır), kadıncı kadınlarda da olmuyor (bu da harika kötü bir romandır).
Hemen söyleyeyim, eksik ve yanlış okuduklarından…
Çoğu yazar ve eleştirmen gibi…
“Sevmekten ziyade sevilmeye olan ilgileri” diyerek erkeklere roman üzerinden taş atılacaksa, ancak benzer karakterdeki Kiti yok sayılarak başarılabilir bu. Kiti kendine aşık bir adamla, evlenmek için evlenen bir kadındır.
“Erkekler, ne kadar çok kadın tarafından, ne kadar sevildikleriyle alakadarlar daha fazla.” diyebilmek için, Anna’nın flörtçülüğünü görmezden gelmek gerekir. (Nobakov, Anna’nın aşkının cinsel bir aşk olduğunu, Tolstoy’un cinsel aşkın yürümeyeceğini anlatmak istediğini boşuna yazmamıştır.)
“Geçtikleri o sevgi yollarının nicesini tarumar ettikten, kim bilir ‘kaç Anna öldürdükten’ sonra.” diye erkekleri suçlayabilmek için şu yukarıdaki “romantik” gerçekleri önemsememek ve Kiti’yi “yaşatan” Levin’i de atlamış olmak gerekir…
“Erkeklerin Anna Karenina’yı sevmesinin bir diğer nedeni, onun cesaretine hayranlıkları.” diyebilmek için Levin’in anaç, yapıcı, bilge “cesaret”ini görememiş olmak gerekir.
“Son sebep, Anna Karenina’yı çok iyi tanımaları. Hayatlarına girmiş hiçbir kadını böyle yakından ve derinden tanımaları mümkün değil sanıyorum. (…) Bu da Tolstoy’un başarısı.”
Bunu da diyebilmek için, Anna Karenina’yı, doğru okuyamadıkları her erkek gibi okumaları yeterlidir kadınların…
Zaten öyle yapıyorlar.
“Koca” yazar değildir Anna Karenina’da Tolstoy, karısıdır o yazarın, kadın yazardır, kadıncı bir yazar.
Anaçlık ise çok daha üstün bir durum; kadıncı yazar ve kitaplarda bulunmadığı gibi (bence bu aptal sarışın edebiyatıdır), kadıncı kadınlarda da olmuyor (bu da harika kötü bir romandır).
Pazartesi, Şubat 08, 2010
Kadın Aldatması Manifestosu
Eleştirdiğim yazının tamamı burada: http://taraf.com.tr/makale/9896.htm
Ben dikkatimi çeken kısımları alıntılayacağım.
“Filmde, Jane’in keyfinin en yerinde olduğu vakitler, iki erkek arasında henüz bir karar veremediği, kesin bir tercih yapamadığı dönem.
Yani hiç birine tam anlamıyla bağlanmadığı zaman dilimi.
Demek ki her zaman buna dikkat edeceksin. İlişkilerini, çok bağlanmadan yaşayacaksın, her an bir başkasını seçmeye hazır gibi.
Sadakatin kendi duygularına olacak, (…)”
Yıllarca erkeklerin kadınlar arasında karar vermeden (ve keyifleri yerinde), bağlanmadan, hep başkasını seçmeye hazır, yani sadece kendi duygularına sadık yaşayışlarını anlamaya çalışmadan hep sadakatsizlikle suçlayan kadınlar şimdi şimdi düşünmeye başlıyorlar kendine sadakat kavramını; ama onu da yine erkeklerin değil kadının kendine sadakati olarak!
Acaba erkekleri bugüne kadar yanlış, fazla ya da gereksiz suçlamış olabilir miyiz muhasebesi yok!
Bayan yazardan devam: “Yılların ‘susuzluğu’, adeta genlerine işlemiş o yoksunluk, birdenbire maruz kaldıkları bolluk karşısında erkeklerde bir tür “davranış bozukluğu” olarak gösterdi kendini.”
Gülüyorum…
Bu yakıştırmalara gerçekten de gülüyorum… Çünkü cümlenin doğrusu rahatlıkla şu da olabilir, ve günümüzü daha iyi açıklar: “Yılların ‘susuzluğu’, adeta genlerine işlemiş o yoksunluk, birdenbire maruz kaldıkları bolluk karşısında KADINLARDA bir tür “davranış bozukluğu” olarak gösterdi kendini.
“Hiçbir şey eskisi gibi kalmayacak fakat mutlaka yeni değerler, yeni bir ahlak anlayışı alacak yerini. Böylesi daha hayırlı olacak belki de; ikiyüzlü kurallar kalkacak.”
Önce bir kadın ikiyüzlülüğü döneminden geçeceğiz, görüldüğü gibi geçiyoruz…
“Gelecekte, hâlâ sadakati öğrenememişse erkekler, sanıyorum kadınlar da mutsuz olmamak için farklı arayışlara girecekler.”
Gülüyorum!
Erkeklerde sadakatsizlik denen o “şey” kadınlarda olunca adı, “farklı arayışlar”… Ve kadınların haklı nedeni de var, “mutsuz olmamak için”!
“O durumda her kadın, yaşamında ihtiyaç duyduğu iki veya üç tip erkeğe yer verecek. Kendilerini seven, güvenilir, sadık, kafaca anlaştıkları, coşkuyu yaşadıkları...”
Nasıl bir kadın aldatması manifestosu cümlesi di mi…
Erkeklerin hakkı olmayan şeyler, kadınlar yapınca nasıl bir hak olarak sunulabiliyor!
Hem de artık erkekler aldatmıyor dikkat ettiyseniz, sadıklar!!!
Yani yıllardır şikayet ettikleri şeyi ortadan kaldırmaktan değil, erkeklerin yerine kendileri o şikayet ettikleri şeyin coşkusunu yaşamaktan söz ediyorlar…
Gülüyorum…
Tersine dünya diye bir film vardı, erkekler kadın kadınlar erkek mekanlarında, yer değiştiriyorlardı bir çeşit. Çok güzel diye düşünmüş, nasıl bir dünya kurmuş bakalım diye merak etmiş, ama biraz bakınca seyretmemiştim; bir dünya kurulmamıştı, sadece espri yapıyordu film: Küfreden, orasını kaşıyan, yere tüküren vs bir erkek yerine hoş bir bayanı o halde görmek komikti sadece…
Şu ise çok zekice komik: Dikkat edin de tahtıma ben ordayken oturmayın, demişti bir gösterisinde Cem Yılmaz; yerine geçmek isteyen acemiler için.
“Kadınlar için önemli olan yalnızca tensellik, sayı ve çeşitlilik olmadığından, bu kaliteleri taşıyan partnerlerle ve fakat birini diğerinden saklamadan bağlantılarını sürdürecekler.”
Birini diğerinden saklamadan…
Yazar hanımefendinin ne önerdiğinin farkında olduğunu sanmıyorum!
Gülüyorum…
Kadınlar yaparsa daha ahlaklı yaparlar demeye getiriyor sayın yazar…
Hadi yapın bakalım, ahlaklı yapabiliyor musunuz!
Yapamazsanız:
Bence kadınlar erkek aldatmasına, onu kendileri deneyimledikten sonra, bir daha bakmalılar. Uzaktan bakamadılar, anlayamadılar bunca yıl. Bunu bir hastalık gibi görürsen ilacını bulmaya çalışırsın; bunu erkelerin doğal hali diye düşünürsen suçlamazsın, bir ırkı doğallığından dolayı suçlayamazsın. Şu anki durum olabilecek en kötü durum bence: Siz yaparsanız biz de yaparız!!! Uyuşturucu baronlarını yakalamak için çeteye sızıp uyuşturucu bağımlısı olan bir polisin hikayesi gibi (RUSH idi sanırım filmin adı.) Bu kötü dönemin sonunda akıl sağlığını koruyabilmiş kadın kalırsa, erkeklerden sıkı bir özür dilemelerini bekliyorum.
Kadınların erkeklerden özrü.
Ve kadınların hemcinslerinden özrü: Cinsel özgürlüğü savunan, yani aldatma diye bir şeye inanmayan kadınları hariç tutacağız tabi ki, ama günümüzde erkekler yaptığı için biz de yaparız diyen (postmodern mi demeli) kadınlar, erkekler için hemcinslerinin yıllardır yaptıkları eleştiriye ihanetten fazlasını yapmıyor.
Ben dikkatimi çeken kısımları alıntılayacağım.
“Filmde, Jane’in keyfinin en yerinde olduğu vakitler, iki erkek arasında henüz bir karar veremediği, kesin bir tercih yapamadığı dönem.
Yani hiç birine tam anlamıyla bağlanmadığı zaman dilimi.
Demek ki her zaman buna dikkat edeceksin. İlişkilerini, çok bağlanmadan yaşayacaksın, her an bir başkasını seçmeye hazır gibi.
Sadakatin kendi duygularına olacak, (…)”
Yıllarca erkeklerin kadınlar arasında karar vermeden (ve keyifleri yerinde), bağlanmadan, hep başkasını seçmeye hazır, yani sadece kendi duygularına sadık yaşayışlarını anlamaya çalışmadan hep sadakatsizlikle suçlayan kadınlar şimdi şimdi düşünmeye başlıyorlar kendine sadakat kavramını; ama onu da yine erkeklerin değil kadının kendine sadakati olarak!
Acaba erkekleri bugüne kadar yanlış, fazla ya da gereksiz suçlamış olabilir miyiz muhasebesi yok!
Bayan yazardan devam: “Yılların ‘susuzluğu’, adeta genlerine işlemiş o yoksunluk, birdenbire maruz kaldıkları bolluk karşısında erkeklerde bir tür “davranış bozukluğu” olarak gösterdi kendini.”
Gülüyorum…
Bu yakıştırmalara gerçekten de gülüyorum… Çünkü cümlenin doğrusu rahatlıkla şu da olabilir, ve günümüzü daha iyi açıklar: “Yılların ‘susuzluğu’, adeta genlerine işlemiş o yoksunluk, birdenbire maruz kaldıkları bolluk karşısında KADINLARDA bir tür “davranış bozukluğu” olarak gösterdi kendini.
“Hiçbir şey eskisi gibi kalmayacak fakat mutlaka yeni değerler, yeni bir ahlak anlayışı alacak yerini. Böylesi daha hayırlı olacak belki de; ikiyüzlü kurallar kalkacak.”
Önce bir kadın ikiyüzlülüğü döneminden geçeceğiz, görüldüğü gibi geçiyoruz…
“Gelecekte, hâlâ sadakati öğrenememişse erkekler, sanıyorum kadınlar da mutsuz olmamak için farklı arayışlara girecekler.”
Gülüyorum!
Erkeklerde sadakatsizlik denen o “şey” kadınlarda olunca adı, “farklı arayışlar”… Ve kadınların haklı nedeni de var, “mutsuz olmamak için”!
“O durumda her kadın, yaşamında ihtiyaç duyduğu iki veya üç tip erkeğe yer verecek. Kendilerini seven, güvenilir, sadık, kafaca anlaştıkları, coşkuyu yaşadıkları...”
Nasıl bir kadın aldatması manifestosu cümlesi di mi…
Erkeklerin hakkı olmayan şeyler, kadınlar yapınca nasıl bir hak olarak sunulabiliyor!
Hem de artık erkekler aldatmıyor dikkat ettiyseniz, sadıklar!!!
Yani yıllardır şikayet ettikleri şeyi ortadan kaldırmaktan değil, erkeklerin yerine kendileri o şikayet ettikleri şeyin coşkusunu yaşamaktan söz ediyorlar…
Gülüyorum…
Tersine dünya diye bir film vardı, erkekler kadın kadınlar erkek mekanlarında, yer değiştiriyorlardı bir çeşit. Çok güzel diye düşünmüş, nasıl bir dünya kurmuş bakalım diye merak etmiş, ama biraz bakınca seyretmemiştim; bir dünya kurulmamıştı, sadece espri yapıyordu film: Küfreden, orasını kaşıyan, yere tüküren vs bir erkek yerine hoş bir bayanı o halde görmek komikti sadece…
Şu ise çok zekice komik: Dikkat edin de tahtıma ben ordayken oturmayın, demişti bir gösterisinde Cem Yılmaz; yerine geçmek isteyen acemiler için.
“Kadınlar için önemli olan yalnızca tensellik, sayı ve çeşitlilik olmadığından, bu kaliteleri taşıyan partnerlerle ve fakat birini diğerinden saklamadan bağlantılarını sürdürecekler.”
Birini diğerinden saklamadan…
Yazar hanımefendinin ne önerdiğinin farkında olduğunu sanmıyorum!
Gülüyorum…
Kadınlar yaparsa daha ahlaklı yaparlar demeye getiriyor sayın yazar…
Hadi yapın bakalım, ahlaklı yapabiliyor musunuz!
Yapamazsanız:
Bence kadınlar erkek aldatmasına, onu kendileri deneyimledikten sonra, bir daha bakmalılar. Uzaktan bakamadılar, anlayamadılar bunca yıl. Bunu bir hastalık gibi görürsen ilacını bulmaya çalışırsın; bunu erkelerin doğal hali diye düşünürsen suçlamazsın, bir ırkı doğallığından dolayı suçlayamazsın. Şu anki durum olabilecek en kötü durum bence: Siz yaparsanız biz de yaparız!!! Uyuşturucu baronlarını yakalamak için çeteye sızıp uyuşturucu bağımlısı olan bir polisin hikayesi gibi (RUSH idi sanırım filmin adı.) Bu kötü dönemin sonunda akıl sağlığını koruyabilmiş kadın kalırsa, erkeklerden sıkı bir özür dilemelerini bekliyorum.
Kadınların erkeklerden özrü.
Ve kadınların hemcinslerinden özrü: Cinsel özgürlüğü savunan, yani aldatma diye bir şeye inanmayan kadınları hariç tutacağız tabi ki, ama günümüzde erkekler yaptığı için biz de yaparız diyen (postmodern mi demeli) kadınlar, erkekler için hemcinslerinin yıllardır yaptıkları eleştiriye ihanetten fazlasını yapmıyor.
Salı, Ocak 26, 2010
“Feminist” manifestom
Yazının orijinali burada: http://taraf.com.tr/makale/9653.htm
Ben sadece bazı alıntılar yapacağım.
“Kadınlar sanat, siyaset ve ticaret alanlarında, akademik dünyada, medya sektöründe daha etkin rollerde var olmak isteyince benzediler erkeklere...”
“Sanmıştık ki kadınlar ‘erkeklere ait’ ortamlara girince, onlar da daha nazik, daha kontrollü, daha anlayışlı olmaya dikkat edecekler, en azından öyle görünmeye özen gösterecekler.”
“Ortaya çıkan sonuç, beklenenden farklı oldu. Kadınlar erkekleri ‘dönüştüremedi’ ama galiba kendileri değişti.”
“Maçları stadyumda izleyen kadınlar çoğalırsa, erkeklerin daha az küfredeceği öngörülüyordu, tribünlerdeki kadınların ağzı bozuldu.”
“Kadınlar içkili mekânlara gittikçe, erkeklerin aşırı içip sarhoş olmamaya itina edeceği varsayılıyordu, kadınlar ölçüyü şaşmaya, alkol duvarını aşmaya başladı.”
“Yönetim kademelerindeki erkeklerin, kadın meslektaşlarından, ılımlı, sakin ve olgun olmayı öğrenecekleri tahmin ediliyordu, kadınlar öfkeyi, acımasızlığı ve yırtıcılığı öğrendi.”
“Yoksa, bana kalsa, kadınlar erkeklerin özelliklerini taşıyacağına, erkeklerin bir parça kadınları taklit etmesini yeğlerim.”
******
“O zaman, insan davranışlarını belirleyen ve yönlendiren asıl saikin kadın veya erkek olmak değil, içinde bulunulan ortam ile şartlar olduğunu düşünmüştüm.”
Doğru bir yaklaşım ama ne yazık ki tüm metne yansıyamamış, taraf tutmuş sayın yazar, bariz kadınların tarafını tutmuş ve bu yüzden erkeksileşmiş…
Bence kadın manifestosu yazılacaksa şöyle bir yaklaşım gerekiyor:
“Sadece kendimiz de aynılarını çektiğimizde erkeklerin yüzlerce yıldır ne çektiklerini anladık!
Tüm bunlardan sonra hani o doğuştan getirdiğimize inanılan empati yeteneğimizi, o kadar da geliştirememiş olduğumuzu düşünmeye başlamalıyız…
Biz kadınlar, yakın bir gelecekte bu erkeksileştiren dünyayı gerçek kadınsı özelliklerimizle dönüştürmeyi öğrenmeli ve erkeklere de bunu öğretmeliyiz...
Çünkü kadınlar gibi olmamakla suçladığımız erkek milletinin yurdunda biz kadın olarak erkeksileşmekten kurtulamazsak, hiçbir erkeği erkeksi olmakla suçlamaya da hakkımız olmayacak. (Bu dünyada kendimizi kaybetmekten bahsetmeyelim bile, erkekler bu dünyada kendileri olamıyorlar bile!)
“Bizim kalemimiz çift cinsiyetli olmalı.” demiş Virginia Woolf… Sadece kadın bir yazar olmak istememiş; erkekleri de anlayan-anlatan bir yazar olmak istemiş; biz neden sadece kadını hisseden bir kadın-insan olmak istiyoruz? (Bu, erkeksi bir bakış.)
Neden sadece feministiz? (Bu, erkeksi bir duruş.)”
Ben sadece bazı alıntılar yapacağım.
“Kadınlar sanat, siyaset ve ticaret alanlarında, akademik dünyada, medya sektöründe daha etkin rollerde var olmak isteyince benzediler erkeklere...”
“Sanmıştık ki kadınlar ‘erkeklere ait’ ortamlara girince, onlar da daha nazik, daha kontrollü, daha anlayışlı olmaya dikkat edecekler, en azından öyle görünmeye özen gösterecekler.”
“Ortaya çıkan sonuç, beklenenden farklı oldu. Kadınlar erkekleri ‘dönüştüremedi’ ama galiba kendileri değişti.”
“Maçları stadyumda izleyen kadınlar çoğalırsa, erkeklerin daha az küfredeceği öngörülüyordu, tribünlerdeki kadınların ağzı bozuldu.”
“Kadınlar içkili mekânlara gittikçe, erkeklerin aşırı içip sarhoş olmamaya itina edeceği varsayılıyordu, kadınlar ölçüyü şaşmaya, alkol duvarını aşmaya başladı.”
“Yönetim kademelerindeki erkeklerin, kadın meslektaşlarından, ılımlı, sakin ve olgun olmayı öğrenecekleri tahmin ediliyordu, kadınlar öfkeyi, acımasızlığı ve yırtıcılığı öğrendi.”
“Yoksa, bana kalsa, kadınlar erkeklerin özelliklerini taşıyacağına, erkeklerin bir parça kadınları taklit etmesini yeğlerim.”
******
“O zaman, insan davranışlarını belirleyen ve yönlendiren asıl saikin kadın veya erkek olmak değil, içinde bulunulan ortam ile şartlar olduğunu düşünmüştüm.”
Doğru bir yaklaşım ama ne yazık ki tüm metne yansıyamamış, taraf tutmuş sayın yazar, bariz kadınların tarafını tutmuş ve bu yüzden erkeksileşmiş…
Bence kadın manifestosu yazılacaksa şöyle bir yaklaşım gerekiyor:
“Sadece kendimiz de aynılarını çektiğimizde erkeklerin yüzlerce yıldır ne çektiklerini anladık!
Tüm bunlardan sonra hani o doğuştan getirdiğimize inanılan empati yeteneğimizi, o kadar da geliştirememiş olduğumuzu düşünmeye başlamalıyız…
Biz kadınlar, yakın bir gelecekte bu erkeksileştiren dünyayı gerçek kadınsı özelliklerimizle dönüştürmeyi öğrenmeli ve erkeklere de bunu öğretmeliyiz...
Çünkü kadınlar gibi olmamakla suçladığımız erkek milletinin yurdunda biz kadın olarak erkeksileşmekten kurtulamazsak, hiçbir erkeği erkeksi olmakla suçlamaya da hakkımız olmayacak. (Bu dünyada kendimizi kaybetmekten bahsetmeyelim bile, erkekler bu dünyada kendileri olamıyorlar bile!)
“Bizim kalemimiz çift cinsiyetli olmalı.” demiş Virginia Woolf… Sadece kadın bir yazar olmak istememiş; erkekleri de anlayan-anlatan bir yazar olmak istemiş; biz neden sadece kadını hisseden bir kadın-insan olmak istiyoruz? (Bu, erkeksi bir bakış.)
Neden sadece feministiz? (Bu, erkeksi bir duruş.)”
Çarşamba, Aralık 02, 2009
Sizin ile
Ne olmak isterdiniz
Başka bir yaşamda ise
Evet
Pornocu
Nasıl!
Hani devamlı sevişenler var ya işleri bu olanlar
Evet ama neden
E güzel. Hayattaki en güzel şey
Ama sizden
Bunu beklemezdiniz…
Evet size uymuyor
Bana uyan şeyi bu dünyada olurum.
Evet, de…
Kestirmeciyim bazen, evet.
Fazla dobra
Geri iade gibi oldu bu. Tam tersi, gibi ya da.
Çok sevişmedim ben
Nasıl
Yani yoğun bir seks hayatım yoktu. Geç başladım erken bitirdim.
Bitirdiniz mi.
Yani yok. Bitti gibi bişi..
Ama olur.
Olmasa da olur…
Gay misiniz
Aseksüel deseniz.
Aseksuel değilsiniz.
Bir erkekle sevişmemi bile isterdiniz.
Yani.
Açıklayacak mısınız
Yok, yani, sanki, evet… Yok tabi istemezdin. Sevişmenizi isterdim.
Sevişirim.
Kimle.
Onla
O kim.
Bilsem
Bilsem!
Haha gözünü oyarım gibi baktınız.
Hoş bir adamsınız
Size göre değil
Neden
Yani, sizle beraber olacak gibi değil
Neden
Yani siz başka yerlerdesiniz
Yer mi
Yer mi? hahaha tabi ki bu espriyi yapacak biri değilim hop yazar, lütfen!!!
Yer mi
Yani birbirimize uzağız
Ama günlerdir haftalardır burada oturup konuşuyoruz
Bu değil
Ne
Günlerdir haftalardır buraya benle konuşmaya geliyorsunuz
Evet tamam. Ben de bunu diyorum. Ama hoşlanma olarak almayın.
Almadım. Ama cümle bu.
Tamam cümle bu.
Hoşlanma olarak almadım.
Neden ama. Evet soru da bu.
Gerekmez ki.
Ne
Hoşlanma olması
Aseksğelsiniz… söyleyemedim
Belki de
Değilsiniz
Ama demin
Aseksuel olamazsınız
Neden
Olmamalısınız
Sevişmek isterdim
İster miydiniz
Yani yine isterim ama
Ne geçti
Geçti mi
Ne bitti
Bitmedi mastürbasyon yapıyorum
…..
….
Yapmayın
Ne yapalım
Ne yapalım mı
Yani… lafın gelişi.
Hakimiyetinizi kaybediyorsunuz
Aklınızdan geçenlere tepkim bu
çok zekisiniz
asla
kesinlikle
gerek yok
gerek yok ama üylesiniz
üyle?
Öylesiniz
Ha yanlışyazdınız
Yanlış konuştum
Yazılıyor bu, okuyanlar da var
Evet ama bozmayalım
Tamam
Aklımdan geçenler ne
Siz söylemedikçe
Çok etkileyici bir adamasınız
Söylememiş kadar oldunuz
Tamam… organınızı merak ettim…
Utandınız
Utandım
Herkesin yaptığı bişiden dolayı neden
Herkes organınızı mı merak eder
Herkes utanır, ama herkes de düşünür, organımla ilgisi yok
Var
Evet var ama demek istediğim
Ne demek istediğinizi biliyorum
Fazla başka yazar cümlesi oldu sen bunları demezsin
Ben mi
hayır yazar
Tamam
Sizinle ilgileniyorum…
Başka bir yaşamda ise
Evet
Pornocu
Nasıl!
Hani devamlı sevişenler var ya işleri bu olanlar
Evet ama neden
E güzel. Hayattaki en güzel şey
Ama sizden
Bunu beklemezdiniz…
Evet size uymuyor
Bana uyan şeyi bu dünyada olurum.
Evet, de…
Kestirmeciyim bazen, evet.
Fazla dobra
Geri iade gibi oldu bu. Tam tersi, gibi ya da.
Çok sevişmedim ben
Nasıl
Yani yoğun bir seks hayatım yoktu. Geç başladım erken bitirdim.
Bitirdiniz mi.
Yani yok. Bitti gibi bişi..
Ama olur.
Olmasa da olur…
Gay misiniz
Aseksüel deseniz.
Aseksuel değilsiniz.
Bir erkekle sevişmemi bile isterdiniz.
Yani.
Açıklayacak mısınız
Yok, yani, sanki, evet… Yok tabi istemezdin. Sevişmenizi isterdim.
Sevişirim.
Kimle.
Onla
O kim.
Bilsem
Bilsem!
Haha gözünü oyarım gibi baktınız.
Hoş bir adamsınız
Size göre değil
Neden
Yani, sizle beraber olacak gibi değil
Neden
Yani siz başka yerlerdesiniz
Yer mi
Yer mi? hahaha tabi ki bu espriyi yapacak biri değilim hop yazar, lütfen!!!
Yer mi
Yani birbirimize uzağız
Ama günlerdir haftalardır burada oturup konuşuyoruz
Bu değil
Ne
Günlerdir haftalardır buraya benle konuşmaya geliyorsunuz
Evet tamam. Ben de bunu diyorum. Ama hoşlanma olarak almayın.
Almadım. Ama cümle bu.
Tamam cümle bu.
Hoşlanma olarak almadım.
Neden ama. Evet soru da bu.
Gerekmez ki.
Ne
Hoşlanma olması
Aseksğelsiniz… söyleyemedim
Belki de
Değilsiniz
Ama demin
Aseksuel olamazsınız
Neden
Olmamalısınız
Sevişmek isterdim
İster miydiniz
Yani yine isterim ama
Ne geçti
Geçti mi
Ne bitti
Bitmedi mastürbasyon yapıyorum
…..
….
Yapmayın
Ne yapalım
Ne yapalım mı
Yani… lafın gelişi.
Hakimiyetinizi kaybediyorsunuz
Aklınızdan geçenlere tepkim bu
çok zekisiniz
asla
kesinlikle
gerek yok
gerek yok ama üylesiniz
üyle?
Öylesiniz
Ha yanlışyazdınız
Yanlış konuştum
Yazılıyor bu, okuyanlar da var
Evet ama bozmayalım
Tamam
Aklımdan geçenler ne
Siz söylemedikçe
Çok etkileyici bir adamasınız
Söylememiş kadar oldunuz
Tamam… organınızı merak ettim…
Utandınız
Utandım
Herkesin yaptığı bişiden dolayı neden
Herkes organınızı mı merak eder
Herkes utanır, ama herkes de düşünür, organımla ilgisi yok
Var
Evet var ama demek istediğim
Ne demek istediğinizi biliyorum
Fazla başka yazar cümlesi oldu sen bunları demezsin
Ben mi
hayır yazar
Tamam
Sizinle ilgileniyorum…
Pazartesi, Kasım 30, 2009
27 Haziran 99
Kaş'ta buluşsak keşke
sonra cenazeme bile gidebiliriz
gözünü sevdiğiminin kaşı
benmerkezüssüm benim
mavi'ye gitsem kendime dönsem
bir de uyurken görebilsem kendimi
yazacaklarım gözlerimden okunmaz mı?
sonra cenazeme bile gidebiliriz
gözünü sevdiğiminin kaşı
benmerkezüssüm benim
mavi'ye gitsem kendime dönsem
bir de uyurken görebilsem kendimi
yazacaklarım gözlerimden okunmaz mı?
Çarşamba, Ekim 21, 2009
İki kelimeyi biraraya getiremeyen kadın
(…)KADIN: Yakışıklı mısınız yoksa ben mi zevksizim demekle sizi yakışıklı bulduğumu, yanılıp yanılmadığımı size sormuştum.
ERKEK: Yanlış ifade etmişsiniz bu böyle ifade edilmez. Tam tersi bir anlam çıkar.
KADIN: Tahmin edebiliyorum, o kadar kelimelerle oynamayı becerebilseydim oğlumun babasını kendimden yaşlı ve çirkin bir bayana kaptırmazdım.
ERKEK:Kelimelerle oynamakla ilgisi yok. En azından liseye kadar okumadınız mı... Sizden yaşlı ve çirkin kadının fotosunu da görmek istedim. Erkek de öyle düşünüyor mu acaba? Yoksa zevksiz mi?
KADIN: Çok mu yakışıklısınız yoksa ben mi zevksizimin anlamını ise on kişiye sorsam verecekleri yanıtın sizi yakışıklı bulduğumu ama size de bunu sorduğum anlamını çıkaracaklarına eminim. Bence kafanız yoğun ve gereksiz alınganlık yaptınız. Erkeğin öyle düşünmesine gelince tüm akrabaları şok yaşadı çünkü ben Amerika’da da ticaret yapıp başarılı olmuş bir insanım o insan ise iki kelimeyi bir araya getiremeyen fakat erkeklerin nelerden hoşlandığını anlayabilen bir bayan ben ise o konuda dümdüz giden yalan söyleyemeyen kızdığında vs vs
ERKEK: Yanlış ifade etmişsiniz bu böyle ifade edilmez. Tam tersi bir anlam çıkar.
KADIN: Tahmin edebiliyorum, o kadar kelimelerle oynamayı becerebilseydim oğlumun babasını kendimden yaşlı ve çirkin bir bayana kaptırmazdım.
ERKEK:Kelimelerle oynamakla ilgisi yok. En azından liseye kadar okumadınız mı... Sizden yaşlı ve çirkin kadının fotosunu da görmek istedim. Erkek de öyle düşünüyor mu acaba? Yoksa zevksiz mi?
KADIN: Çok mu yakışıklısınız yoksa ben mi zevksizimin anlamını ise on kişiye sorsam verecekleri yanıtın sizi yakışıklı bulduğumu ama size de bunu sorduğum anlamını çıkaracaklarına eminim. Bence kafanız yoğun ve gereksiz alınganlık yaptınız. Erkeğin öyle düşünmesine gelince tüm akrabaları şok yaşadı çünkü ben Amerika’da da ticaret yapıp başarılı olmuş bir insanım o insan ise iki kelimeyi bir araya getiremeyen fakat erkeklerin nelerden hoşlandığını anlayabilen bir bayan ben ise o konuda dümdüz giden yalan söyleyemeyen kızdığında vs vs
Pazar, Ekim 04, 2009
Bütün erkekler sapık mı?
http://www.medyatava.com/haber.asp?id=57999
Neden kadının yaptığı bir şey hep kadının dışındaki bir etkenden, hep kadına yapılanlardan kaynaklanıyor da, erkeğin yaptığı hep erkeğin içinden, doğasından, türünün özelliğinden geliyor!!!
Kadınlar hep toplumsal sorunlardan muzdarip, erkekse hep kendinden, kendi kişiselliğinden!
Hayır böyle olmasa, erkeğe yapılanların sorumluğu için de dışarıda birileri aranacak; ve bu sorumlular diğer erkekler kadar kadınlardan da çıkacak…
Ama bir kadın nasıl suçlanabilir!!!!
Siz hayatınızda annelik durumunu-kurumunu suçlayan bir kadın gördünüz mü…
Erkeklere verip veriştiren, “erkek milleti işte” diyen bir kadının neden babası o erkek milletinden değildir…
Söyleyeyim: Sapıklıktan: Ensest…
Tüm suçlular erkektir; babaları hariç…
Tecavüz eden ve çocukları iğfal eden bir erkeği iğrenç buluyorum; tecavüz fantezisi olan bir kadını ise çok seksi…
Cinselliğini sağlıklı yaşayan kadınların tecavüz fantezisi yoktur, diyebiliyor musunuz…
Bunları da araştırmak gerekmiyor mu…
“Acıt canımı” diyen her kadın illa geçmişindeki bir acıtılmışlığın etkisiyle mi böyle davranıyordur…
Öyleyse, erkekler hiç mi acıtılmıyor…
“Engellenen cinsellik” demiyor aslında yazarımız farkındaysanız, “engellenen kadın cinselliği” diyor…
Erkekler ama çok özgür, kendilerini müthiş gerçekleştirebiliyorlar: Tecavüz eden 3. dünya ülkesi ameleleri, ya da genç kız iğfal etmeye giden gelişmiş ülke sapıkları olarak ikiye ayrılıyorlar: Irkları böyle!
“Hırt tipi aile yapısı”nın sorumlusu oluyorlar böylece, erkekler!
“Cinsellik ise ayıp bir şey... Hal böyle olunca, kadınlar sevişmek istemekten, bir şeyleri arzu etmekten, bunları dile getirmekten utanır hale geliyorlar. Hatta içlerinde var olan bu “dürtü” yüzünden suçluluk hissedip kendilerini cezalandırmak istiyorlar. Tecavüzü arzulamanın, fantezilerde fahişeleşmenin açıklaması ancak bu olabilir.”
Ancak bu olamaz; bunu söyleyebilmek için daha fazla kadın tanımış olmak gerekir, ama sokakta değil yatakta…
Bu suçluluk duygusu da acaba erkeklerden (yine dışarıdan) gelmiyor olabilir mi; acaba kadınlar erkekleri bu devamlı suçlama alışkanlıkları nedeniyle suçluluk duygusuyla büyüyor olamazlar mı; kendilerini güçsüz ve korunmaya muhtaç hissetmekten haz almak da bir yandan, işte tam kafa karışıklığı; muayyen günlere gerek yok…
Bir kadın yatakta, Dostoyevski, Kafka ya da bir Cioran’ın yazarken olduğundan daha acısever olabilir…
Diğer 3 sapığı boş verin, ben o kadını alayım…
Neden kadının yaptığı bir şey hep kadının dışındaki bir etkenden, hep kadına yapılanlardan kaynaklanıyor da, erkeğin yaptığı hep erkeğin içinden, doğasından, türünün özelliğinden geliyor!!!
Kadınlar hep toplumsal sorunlardan muzdarip, erkekse hep kendinden, kendi kişiselliğinden!
Hayır böyle olmasa, erkeğe yapılanların sorumluğu için de dışarıda birileri aranacak; ve bu sorumlular diğer erkekler kadar kadınlardan da çıkacak…
Ama bir kadın nasıl suçlanabilir!!!!
Siz hayatınızda annelik durumunu-kurumunu suçlayan bir kadın gördünüz mü…
Erkeklere verip veriştiren, “erkek milleti işte” diyen bir kadının neden babası o erkek milletinden değildir…
Söyleyeyim: Sapıklıktan: Ensest…
Tüm suçlular erkektir; babaları hariç…
Tecavüz eden ve çocukları iğfal eden bir erkeği iğrenç buluyorum; tecavüz fantezisi olan bir kadını ise çok seksi…
Cinselliğini sağlıklı yaşayan kadınların tecavüz fantezisi yoktur, diyebiliyor musunuz…
Bunları da araştırmak gerekmiyor mu…
“Acıt canımı” diyen her kadın illa geçmişindeki bir acıtılmışlığın etkisiyle mi böyle davranıyordur…
Öyleyse, erkekler hiç mi acıtılmıyor…
“Engellenen cinsellik” demiyor aslında yazarımız farkındaysanız, “engellenen kadın cinselliği” diyor…
Erkekler ama çok özgür, kendilerini müthiş gerçekleştirebiliyorlar: Tecavüz eden 3. dünya ülkesi ameleleri, ya da genç kız iğfal etmeye giden gelişmiş ülke sapıkları olarak ikiye ayrılıyorlar: Irkları böyle!
“Hırt tipi aile yapısı”nın sorumlusu oluyorlar böylece, erkekler!
“Cinsellik ise ayıp bir şey... Hal böyle olunca, kadınlar sevişmek istemekten, bir şeyleri arzu etmekten, bunları dile getirmekten utanır hale geliyorlar. Hatta içlerinde var olan bu “dürtü” yüzünden suçluluk hissedip kendilerini cezalandırmak istiyorlar. Tecavüzü arzulamanın, fantezilerde fahişeleşmenin açıklaması ancak bu olabilir.”
Ancak bu olamaz; bunu söyleyebilmek için daha fazla kadın tanımış olmak gerekir, ama sokakta değil yatakta…
Bu suçluluk duygusu da acaba erkeklerden (yine dışarıdan) gelmiyor olabilir mi; acaba kadınlar erkekleri bu devamlı suçlama alışkanlıkları nedeniyle suçluluk duygusuyla büyüyor olamazlar mı; kendilerini güçsüz ve korunmaya muhtaç hissetmekten haz almak da bir yandan, işte tam kafa karışıklığı; muayyen günlere gerek yok…
Bir kadın yatakta, Dostoyevski, Kafka ya da bir Cioran’ın yazarken olduğundan daha acısever olabilir…
Diğer 3 sapığı boş verin, ben o kadını alayım…
Perşembe, Ekim 01, 2009
GÜVEN
sert oldugunuzu düsündüm hep gereginden cok ilk baslarda okurken yazilarinizi,sonra bunun kesinlikle gerekli oldugunu gördüm 2 nedenden:1-bu tavir sizi her densiz ve kendini bilmezin yaklasmasindan koruyordu,2-bu yapida olmayan ve size ictenlikle yaklasabilenlerin ise saygi ve dikkatlerini unutmamalarina yariyordu sonra asil sunu anladim:bu tavir dogruyu, ve hayatin asil anlamini, ögretmek korumak adina gerekliydi,korkuyordum ve hala korkuyorum sertliginizden, korkuyordum cünkü beni kirarsiniz yanlis yaparsam idi kaygim,bunu astim simdi korkuyorum cünkü:sizi kirarim yanlis yaparsam oldu kaygim, yani iyi ve adile yanlis yaparim olur bunun manasi.simdi hala sert yazilariniz bence ama öyle hosuma gidiyorki okurken anlatamam, cünkü cok saglam bir durus var bunun ardinda ve inanilmaz güven veriyor bu,icimden birazda bu yüzden aman diyorum böyle kalsin bu hali cook güven veriyor evet..nesli
Çarşamba, Eylül 30, 2009
RETORİK
(ROMANDAN)
Russel Crowe, bir röportajda, bir sinema yazarına şunları söylemiş: “Ben sizin kahrolası film yıldızlarınızdan biri olmak istemiyorum. Ben sadece bir oyuncuyum. Tüm yaptığım, gerçekliği ve derinliği olan bir pozisyonda bir hikaye anlatmak. Son derece basit bir iş. Geri kalan tüm o fasa fisoları bana yutturmazsınız. Ve onları yutmadığım için de benden nefret edemezsiniz. Sırtımı sıvazladığınız için çok teşekkür ederim. Benden bir iş yapmamı isterseniz, vaktinde işe gelirim ve yapabileceğimin en iyisini yaparım. Size borçlu olduğum budur. Size iyi davranış borçlu değilim. Size günümün bütün anlarını borçlu değilim. Umarım bunları manyakça bir buhran olarak yazmasınız. Anlıyorsunuz değil mi, sesimin tonu, özel bir konuyu belirttiğim için böyle. Saldırgan olduğum için değil. Bu da bazen yanlış anlaşılıyor. Ben size şimdi meşru bir cevap veriyorum ama sanki şikayet ediyormuşum gibi duruyor. Etmiyorum. Mükemmel bir hayatım var. İstediğim şeylerin peşinden gidiyorum, kendime ait bir ailem olacak. Burada çok rahatım her ne kadar devamlı fotoğrafımız çekiliyor olsa da.”
Siz burada saldırgan bir insan görüyor olabilirsiniz ama ben özgür bir insan görüyorum, özgür bir ruh.
Crowe kaba değildir. O sadece kibar değildir. Kendisinin de söylediği gibi, kibar olmak zorunda değildir. Bu onu kaba yapmaz. Bir ara aşama var, kibarlıkla kabalık arasında, birçok şeyde olduğu gibi.
Evet “kahrolası” demese daha iyiydi Crowe; ama temel olarak ifade ettiği “bana sahip olamazsınız” haklı düşüncesi karşı tarafın zoruna gidiyor ve bir anda zor bir insan oluyorsunuz; çok iyi biliyorum.
Bizim gibi insanlarda retorik denen şey eksik. Doğru olduğuna inanmadığımız şeyi güzel ifadelerle süsleyip söylemeyi sevmiyoruz. Böyle güzel yalanlar söyleyebilmek için kendi içinden uzaklaşıp patolojik bir bölünme yaşayan birinin, rol yaptığı halde karşıdakine kendini sevdirmesi türü bir başarı(!) sergileyemiyoruz. Kendi içimizle uyumumuzu böyle koruyor; bu uyumun sağladığı iç gücümüze rağmen dış dünyayla uyum sağlamakta geri kaldığımız için kendi içimize çekiliyor, güçlü müyüz güçsüz müyüz bilemiyoruz…
Russel Crowe, bir röportajda, bir sinema yazarına şunları söylemiş: “Ben sizin kahrolası film yıldızlarınızdan biri olmak istemiyorum. Ben sadece bir oyuncuyum. Tüm yaptığım, gerçekliği ve derinliği olan bir pozisyonda bir hikaye anlatmak. Son derece basit bir iş. Geri kalan tüm o fasa fisoları bana yutturmazsınız. Ve onları yutmadığım için de benden nefret edemezsiniz. Sırtımı sıvazladığınız için çok teşekkür ederim. Benden bir iş yapmamı isterseniz, vaktinde işe gelirim ve yapabileceğimin en iyisini yaparım. Size borçlu olduğum budur. Size iyi davranış borçlu değilim. Size günümün bütün anlarını borçlu değilim. Umarım bunları manyakça bir buhran olarak yazmasınız. Anlıyorsunuz değil mi, sesimin tonu, özel bir konuyu belirttiğim için böyle. Saldırgan olduğum için değil. Bu da bazen yanlış anlaşılıyor. Ben size şimdi meşru bir cevap veriyorum ama sanki şikayet ediyormuşum gibi duruyor. Etmiyorum. Mükemmel bir hayatım var. İstediğim şeylerin peşinden gidiyorum, kendime ait bir ailem olacak. Burada çok rahatım her ne kadar devamlı fotoğrafımız çekiliyor olsa da.”
Siz burada saldırgan bir insan görüyor olabilirsiniz ama ben özgür bir insan görüyorum, özgür bir ruh.
Crowe kaba değildir. O sadece kibar değildir. Kendisinin de söylediği gibi, kibar olmak zorunda değildir. Bu onu kaba yapmaz. Bir ara aşama var, kibarlıkla kabalık arasında, birçok şeyde olduğu gibi.
Evet “kahrolası” demese daha iyiydi Crowe; ama temel olarak ifade ettiği “bana sahip olamazsınız” haklı düşüncesi karşı tarafın zoruna gidiyor ve bir anda zor bir insan oluyorsunuz; çok iyi biliyorum.
Bizim gibi insanlarda retorik denen şey eksik. Doğru olduğuna inanmadığımız şeyi güzel ifadelerle süsleyip söylemeyi sevmiyoruz. Böyle güzel yalanlar söyleyebilmek için kendi içinden uzaklaşıp patolojik bir bölünme yaşayan birinin, rol yaptığı halde karşıdakine kendini sevdirmesi türü bir başarı(!) sergileyemiyoruz. Kendi içimizle uyumumuzu böyle koruyor; bu uyumun sağladığı iç gücümüze rağmen dış dünyayla uyum sağlamakta geri kaldığımız için kendi içimize çekiliyor, güçlü müyüz güçsüz müyüz bilemiyoruz…
Perşembe, Eylül 17, 2009
ARİSTOS ya da iyi yazar ile doğru yazar arasındaki fark
“Mutlu aileler birbirlerine benzer. Mutsuzlarınsa her birinin kendine özel bir yaşamı vardır.” (Tolstoy ; Anna Karenina)
Uyanık olanlar (her bir Aristos) ortaklaşa bir dünyaya sahiptirler; uyuyanlar (çoğunluk) her biri özel bir dünyada yaşarlar. (John Fowles; Aristos)
(Aristos: Yunanca; en yüksek derecede iyi; türünün en mükemmeli olan bir insan ya da nesne)
Uyanık olanlar (her bir Aristos) ortaklaşa bir dünyaya sahiptirler; uyuyanlar (çoğunluk) her biri özel bir dünyada yaşarlar. (John Fowles; Aristos)
(Aristos: Yunanca; en yüksek derecede iyi; türünün en mükemmeli olan bir insan ya da nesne)
Çarşamba, Eylül 16, 2009
Salı, Eylül 08, 2009
Yerçekimi diye bişi var
Ferit Edgü:
Sözcükleri yalan yanlış kullanan, cümle bozukluklarını üslup diye savunan yazarlar için:
"Sözcükler herkesin malıdır, ama cümle, yalnızca yazarın." (Barthes)
Burada her zaman bir çekincem oldu; Ferit Edgü ile Barthes acaba anlaşamamışlar mı diye...
Cümle yalnızca yazarındır, demesi Barthes'ın, cümle bozukluklarını üslup diye savunan yazarları eleştirmek için kullanılamaz diye düşündüm hep; tam tersi üslup oluşturan yazarlar için söylemiş olamaz mı bunu Barthes; bilmiyorum...
Örnekse Sait Faik'ten, Sinağrit Baba'dan; üslup mu, siz düşünün:
"Sonra hesapta bir gün pis bir Vatos'un, bir sırtı renksiz, yapışkan ve parazitli bir canavarın, dişine bir tarafını kaptırmak var."
BİR koydum ben bu alıntının adını...
Ki, şöyle de devam eder cümle:
"İyisi mi, muhteşem bir sofraya kurulmalı, bir zaferle dolu ömrün sonunu beyaz şarapla, suların üstündeki başka dünyada yaşayan bir akıllı mahluka kendini teslim etmeli."
Bu cümleler sıkı bir hoca-eleştirmen tarafından rahatlıkla sınıfta bırakılırdı...
Nobelli yazarımızın romanının (romanın adını vermiyorum çünkü umurumda bile değil adı) daha ikinci cümlesindeki hatayı gösterdiğim iki arkadaşım, bizi çok da rahatsız etmedi demişlerdi... Ondan sonra yazmıştım şunu; işe yaradı, yaradılar:
-Yerçekimi diye bişi var.
-Biz hissetmiyoruz!
Çekim herkesin malıdır, ama Yerçekimi, sadece Yer'in...
Sözcükleri yalan yanlış kullanan, cümle bozukluklarını üslup diye savunan yazarlar için:
"Sözcükler herkesin malıdır, ama cümle, yalnızca yazarın." (Barthes)
Burada her zaman bir çekincem oldu; Ferit Edgü ile Barthes acaba anlaşamamışlar mı diye...
Cümle yalnızca yazarındır, demesi Barthes'ın, cümle bozukluklarını üslup diye savunan yazarları eleştirmek için kullanılamaz diye düşündüm hep; tam tersi üslup oluşturan yazarlar için söylemiş olamaz mı bunu Barthes; bilmiyorum...
Örnekse Sait Faik'ten, Sinağrit Baba'dan; üslup mu, siz düşünün:
"Sonra hesapta bir gün pis bir Vatos'un, bir sırtı renksiz, yapışkan ve parazitli bir canavarın, dişine bir tarafını kaptırmak var."
BİR koydum ben bu alıntının adını...
Ki, şöyle de devam eder cümle:
"İyisi mi, muhteşem bir sofraya kurulmalı, bir zaferle dolu ömrün sonunu beyaz şarapla, suların üstündeki başka dünyada yaşayan bir akıllı mahluka kendini teslim etmeli."
Bu cümleler sıkı bir hoca-eleştirmen tarafından rahatlıkla sınıfta bırakılırdı...
Nobelli yazarımızın romanının (romanın adını vermiyorum çünkü umurumda bile değil adı) daha ikinci cümlesindeki hatayı gösterdiğim iki arkadaşım, bizi çok da rahatsız etmedi demişlerdi... Ondan sonra yazmıştım şunu; işe yaradı, yaradılar:
-Yerçekimi diye bişi var.
-Biz hissetmiyoruz!
Çekim herkesin malıdır, ama Yerçekimi, sadece Yer'in...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
