Melis Güngör
Bu insanı tanımıyorum.
Bana yazıyor...
Aşağıdaki mesaj direkt, hiçbir iletişim olmamışken aramızda.
Merhaba Murat,
Facebookta falan kayıtlı değilim. Sık sık Atatürk Kitaplığına gidip proje bazındaki romanım için araştırmalar yapıyorum. 2 hafta önce tekrar ABDye gidip geri döndüm. Ve İstanbul'dan ayrılmamaya karar verdim. Kendime İstanbul'da yarı zamanlı bir iş edindim ve şimdi yazıyorum. Edebiyata yakınlığın ve agresif beyin yapın dolayısıyla seninle fikir alışverişinde bulunmak istiyorum. Çevremde facebookta ya da sanal alemde yazışan, TV dizilerinde sıkışıp kalmış insanlar var. Derdim sevgili olmak öpüşüp koklaşmak falan değil beynine ihtiyacım var. Siberalemde salak bir profil yarattım ama aslına bakarsan kimseyle görüşmüyorum. Salak saçma sorulara absürd cevaplar veriyorum o kadar. Şu ana kadar gerçekten ilgimi çeken sen oldun. Bir şekilde Ra'dan Horus'tan Ra'nın gözünden Horus'tan Hathor'lardan Marduk'tan Sirius'tan hoşlanıyorum ....
Umutsuzca olmasa da sezgisel olarak sana ihtiyacım olduğunu hissediyorum.
Romanımı çekim yasası, geçmiş yaşamlar, yldızlar, evren , kelimelerin gücü, sezgisellik, metafizik , globalizm , felsefi görüşler , kader gibi kavramlarla örüntülü olarak kurgulamayı tasarlıyorum. Kendi yaşam tecrübelerimle harmanladığım gerçek bir kitaba dönüşmesini istiyorum.
Yes or No
Cevap bekliyorum ..
Şebnem
BENİM ONA MESAJIM
Bir kere verirsen olur
mu bakarız ona da...
Ne bu ya!
Agresifmiş.
Bak sana neden asla agresif olmadığımı senin agresif olduğunu kanıtlayayım.
Şu mektubunu okusana.
Yardım falan ister bir ton mu var burda.
Hayyır seni kullanacağım diyorsun
ben de agresif olmayacağım bu agresifliğe yani...
Bir de kimsin nesin nickin neydi ne konuşmuştuk adını verince direkt hatırlanmasını bu allahın kulları nerden bekliyorsa ben kimim bunlarla neden uğraşayım......
Ama olur....
1000 lira yatır hesabıma bir görüşürüz bakarız..
Hesap numaramı vereyim mi...
FACOBOOK'a BUNU EKLEDİM
Günümüz klasikleşmiş megolomanisi: Adını söyleyince direkt hatırlanacağını düşünmek... Adlar da zebercet olsa hadi neyse, şehrazat falan olsa oh belki aklımda kalır, melis gibi bir adı mehmet gibi bir adı, bilmem belki soyadıdır, neden niçin hatırlamam gerekiyor, adları aşağılamıyorum benim de adım muratbey, evet sonunda bey var, sizin için koydurdum, adlara saygılısınız ya beylere de saygılısnızdır diye, benim de beynimin yüzde çoğu su olabilir sizin gibi ama inanın sizinki kadar gereksiz isimden oluşmuyor o kesin...
MELİS MESAJI
Paradan daha değerli şeyler olduğunu savunan bir eser yaratmaya çalışıyorum.... Sen bana hesabıma 1000 tl yatır diyorsun ... İşte sebep bu ...!!! Tüm içtenliğimle seni yanımda istiyorum. Benden farklı olduğun için böyle tepkiler verdiğin için ...
Yardımını dilenecek halim yok ama seni istiyorum ...
YANIMDA....
Açıkça, mertçe tüm içtenliğimle seni yanımda istiyorum diyorum. Gizem yok , ensantrik oyunlar yok, evet doğru bir amacım var....Bu seni kullanmak kadar basit bir söylem değil, bu seni kendi içime ve ruhuma katma arzusu ... Agresif değilim ama ateşliyim hem de en hakikatlisinden .... Bi kere ver bakarız ateşi de değil bu .... Evet Gönülden vereceksen ver .... Gönülden veren her zaman verdiğinin kat ve kat fazlasını alır. Kendini, emeğini, zamanını , beynini, sabrını.... Hepsini istiyorum .... Verecek misin ?
Seni seçiyorum bunu sana ifade etmekle de seçimimi dile getiriyorum . Ya sen de seçersin böyle bir deneyimi benimle ya da seçmezsin.. Senin tercihin ... Her ikisinde de sana olan saygım bakışım sevgim değişmez...
Nickim mickim yok...
Adım Şebnem ...
BENDEN DEN DEN DEN
Şimdi teker teker gidelim...
Merhaba Murat, Facebookta falan kayıtlı değilim. Sık sık Atatürk Kitaplığına gidip proje bazındaki romanım için araştırmalar yapıyorum. 2 hafta önce tekrar ABDye gidip geri döndüm. Ve İstanbul'dan ayrılmamaya karar verdim. Kendime İstanbul'da yarı zamanlı bir iş edindim ve şimdi yazıyorum. Edebiyata yakınlığın ve agresif beyin yapın dolayısıyla seninle fikir alışverişinde bulunmak istiyorum. Çevremde facebookta ya da sanal alemde yazışan, TV dizilerinde sıkışıp kalmış insanlar var. Derdim sevgili olmak öpüşüp koklaşmak falan değil beynine ihtiyacım var. Siberalemde salak bir profil yarattım ama aslına bakarsan kimseyle görüşmüyorum. Salak saçma sorulara absürd cevaplar veriyorum o kadar. Şu ana kadar gerçekten ilgimi çeken sen oldun. Bir şekilde Ra'dan Horus'tan Ra'nın gözünden Horus'tan Hathor'lardan Marduk'tan Sirius'tan hoşlanıyorum .... Umutsuzca olmasa da sezgisel olarak sana ihtiyacım olduğunu hissediyorum. Romanımı çekim yasası, geçmiş yaşamlar, yldızlar, evren , kelimelerin gücü, sezgisellik, metafizik , globalizm , felsefi görüşler , kader gibi kavramlarla örüntülü olarak kurgulamayı tasarlıyorum. Kendi yaşam tecrübelerimle harmanladığım gerçek bir kitaba dönüşmesini istiyorum.
Yes or No
Cevap bekliyorum ..
Şebnem
Bu mailini
bana cevap bekliyorum
cümlesi olmadan
tekrar gönderiyorsun.
Ve altına da nedenini açıklıyorsun...
MELİS TETRİS
Murat Çıkmak zorundayım su an ...
Ama benimlesin ... Biliyorum.
İyi Geceler,
Şebnem
Pazartesi, Nisan 23, 2012
Salı, Nisan 17, 2012
Direkt
-Bu kendini göstermemenle ilgili belki. Ben ortadaydım ve sen bildin beni. Örneğin yazılarımı ve değerini bildin. Bense senin benim yazılarıma verdiğin tepkiyi yeni gördüm. Seksimiz yeni başladı ve benim için bu da bir değer oldu. Olgunluğun laftı gerçekleştiklerini gördüm. Esprilerime kızarken zevk almasını öğrendin. Ben bir kadını sevdim önce. Şimdi seni seviyorum.
-Ben bir erkeği sevmedim mi önce?
-Sen direkt beni sevdin.
-Ben bir erkeği sevmedim mi önce?
-Sen direkt beni sevdin.
Çarşamba, Nisan 11, 2012
Bütün hisler hızla kirleniyordu birinciliği altıncı hisse verdiler.
Elaltından Notlar
sohtoyevski.blogspot.com
sohtoyevski.blogspot.com
Çarşamba, Mart 28, 2012
Deneyim
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1082650&CategoryID=40
Metinden benim alıntılayacağım:
Kavramın bize, pek derin görünmemesinin nedeni, deneyim/tecrübe kelimesinin Türkçedeki kullanımından kaynaklanıyor. Bu kelimenin Türkçenin günlük kullanımdaki anlamı, “görmüş geçirmişliği”, “bir işi becerebilecek görgüyü kazanmış olmayı”, yani çaylaklıktan çıkmış olmayı dile getirir. Bu anlam da, bir yandan, deneyimden gelen bilgelik gibi bir bilgelik anlayışını diğer yandan da, bir defa kazanıldıktan sonra, sanki bütün hayatın şifresine sahip olunmuş bir özgüven duygusunu ifade eder.
Oysa kavramın Latincedeki anlamı, Martin Jay’ın işaret ettiği gibi, tehlikeli bir durumu göğüslemeyi de içerir: “Deneyim, bir badire atlatmak ve bu karşılaşmadan bir şey öğrenmiş olarak çıkmak”, dahası “hayatta karşılaşılabilecek engelleri ve tehlikeleri göğüsleyip aşarak masumiyeti geride bırakmış olan bir dünyeviliği” ifade eder. Aslında sadece Latince kökeni değil, Jay’ın referansıyla, terimin günümüzdeki yorumu da benzer içeriğe dikkat çeker: Çağdaş İngiliz felsefeci Stuart Hampshire göre de “deneyim fikri, suçlu bilgi fikridir, kaçınılmaz pislik ve kusur beklentisinin, zorunlu hayal kırıklıkları ve katışık sonuçların, yarı başarı yarı başarısızlıkların suçlu bilgisi.”
Kavramın bize, pek derin görünmemesinin nedeni ona olumlu ve aşkın bir anlam yüklememiz!
Olumlu ve aşkın hiçbir şeye derin demeyen -doğu mudur artık batı mıdır- bunalımlı düşüncenin kötü deneyimi!
Kötü deneyim… evet, güzel, tam da anlatmak istediğim… Deneyim kelimesinin başına kötü kelimesini getirmeden, bir deneyim doğal olarak kötü olmaz… Bir deneyimi kötü yapan sizsinizdir…
Ama, işte, Çağdaş İngiliz felsefeci Stuart Hampshire göre deneyim fikri, suçlu bilgi fikri imiş!
Direk suçlu yani…
Kaçınılmaz pislik ve kusur beklentisi, zorunlu hayal kırıklıkları ve katışık sonuçlar varmış deneyimde, doğal olarak…
Doğal olarak…
Kaçınılmaz…
Pislik…
Kusur beklentisi…
Zorunlu…
Katışık… (Ne demekse? Ama kötü bir deneyim oldu benim için.)
Ben hala inanamıyorum ve insanlarla, hayır, bu tür insanlarla, sorunum da bu… Nerden aldım bilmiyorum, bizden bir yerlerden aldım ama herhalde ki: Deneyim/tecrübe kelimesini Türkçedeki kullanımı gibi hissediyorum… Bana “görmüş geçirmişliği”, “bir işi becerebilecek görgüyü kazanmış olmayı”, yani çaylaklıktan çıkmış olmayı dile getiriyor…
Deneyimle ilgili tek aklıma gelen, deneyimden gelen bilgelik gibi bir bilgelik anlayışı…
Diğerlerine deneyim demiyorum, kötü deneyim diyorum ki bunu deneyim olarak kabul etmiyorum bile…
Bir defa kazanıldıktan sonra, sanki bütün hayatın şifresine sahip olunmuş bir özgüven duygusunu ifade ediyor benim için… Sanki kelimesi olmadan!
Sanki diyorum, herkes yaşamıyor, herkes deneyim kazanmıyor…
Deneyim kazanmak…
Metinden benim alıntılayacağım:
Kavramın bize, pek derin görünmemesinin nedeni, deneyim/tecrübe kelimesinin Türkçedeki kullanımından kaynaklanıyor. Bu kelimenin Türkçenin günlük kullanımdaki anlamı, “görmüş geçirmişliği”, “bir işi becerebilecek görgüyü kazanmış olmayı”, yani çaylaklıktan çıkmış olmayı dile getirir. Bu anlam da, bir yandan, deneyimden gelen bilgelik gibi bir bilgelik anlayışını diğer yandan da, bir defa kazanıldıktan sonra, sanki bütün hayatın şifresine sahip olunmuş bir özgüven duygusunu ifade eder.
Oysa kavramın Latincedeki anlamı, Martin Jay’ın işaret ettiği gibi, tehlikeli bir durumu göğüslemeyi de içerir: “Deneyim, bir badire atlatmak ve bu karşılaşmadan bir şey öğrenmiş olarak çıkmak”, dahası “hayatta karşılaşılabilecek engelleri ve tehlikeleri göğüsleyip aşarak masumiyeti geride bırakmış olan bir dünyeviliği” ifade eder. Aslında sadece Latince kökeni değil, Jay’ın referansıyla, terimin günümüzdeki yorumu da benzer içeriğe dikkat çeker: Çağdaş İngiliz felsefeci Stuart Hampshire göre de “deneyim fikri, suçlu bilgi fikridir, kaçınılmaz pislik ve kusur beklentisinin, zorunlu hayal kırıklıkları ve katışık sonuçların, yarı başarı yarı başarısızlıkların suçlu bilgisi.”
Kavramın bize, pek derin görünmemesinin nedeni ona olumlu ve aşkın bir anlam yüklememiz!
Olumlu ve aşkın hiçbir şeye derin demeyen -doğu mudur artık batı mıdır- bunalımlı düşüncenin kötü deneyimi!
Kötü deneyim… evet, güzel, tam da anlatmak istediğim… Deneyim kelimesinin başına kötü kelimesini getirmeden, bir deneyim doğal olarak kötü olmaz… Bir deneyimi kötü yapan sizsinizdir…
Ama, işte, Çağdaş İngiliz felsefeci Stuart Hampshire göre deneyim fikri, suçlu bilgi fikri imiş!
Direk suçlu yani…
Kaçınılmaz pislik ve kusur beklentisi, zorunlu hayal kırıklıkları ve katışık sonuçlar varmış deneyimde, doğal olarak…
Doğal olarak…
Kaçınılmaz…
Pislik…
Kusur beklentisi…
Zorunlu…
Katışık… (Ne demekse? Ama kötü bir deneyim oldu benim için.)
Ben hala inanamıyorum ve insanlarla, hayır, bu tür insanlarla, sorunum da bu… Nerden aldım bilmiyorum, bizden bir yerlerden aldım ama herhalde ki: Deneyim/tecrübe kelimesini Türkçedeki kullanımı gibi hissediyorum… Bana “görmüş geçirmişliği”, “bir işi becerebilecek görgüyü kazanmış olmayı”, yani çaylaklıktan çıkmış olmayı dile getiriyor…
Deneyimle ilgili tek aklıma gelen, deneyimden gelen bilgelik gibi bir bilgelik anlayışı…
Diğerlerine deneyim demiyorum, kötü deneyim diyorum ki bunu deneyim olarak kabul etmiyorum bile…
Bir defa kazanıldıktan sonra, sanki bütün hayatın şifresine sahip olunmuş bir özgüven duygusunu ifade ediyor benim için… Sanki kelimesi olmadan!
Sanki diyorum, herkes yaşamıyor, herkes deneyim kazanmıyor…
Deneyim kazanmak…
Perşembe, Temmuz 21, 2011
Kediye övgü
“Şaire gerekli olan imge genişliği için algının daraltılmasıdır. Yaşamın daraltılması yani. Hayatını tekdüze yaşayan şairin yeni algılarla kaybedecek vakti olmaz. Bildiği şeyleri günlük hayatın monotonluğu içinde sürdürür. O algıdaki sınırlılık da imgedeki genişliği getirir. (…) Görmeyi unuttukça kokularla ve seslerle yaşamın ne demeye geldiğini anlıyorum.” Hilmi Yavuz
Kedileri de göremiyor sanırım sayın şair...
Kedileri de göremiyor sanırım sayın şair...
Cumartesi, Temmuz 16, 2011
Profilinde Atatürk fotosu olan "köylü" kadın!
NE HABER
kötü
HAYIRDIR
bısı yok
AŞK YOK
İŞ YOK
HEYECAN YOK
?
aynen
NEDEN YOK PEKİ
cokkızıyorum ınsanlara
huysuz bır ıhtıyar olucam
INSANLARA MI KADINLARA MI KIZIYORSUN
hepsıne
ALLAH ALLAH
ÖYLEYSE DEMEK BANA DA KIZIYORSUN
tanısam kızarım
TERS TARAFIMI GORSEN KESIN PAPAZ OLURUZ SENINLE
BU KACINILMAZDA
GENELDE UYUMLUYUMDUR
ÖYLEYSE SENDE BIRSEY VAR
su yazdıgını bır daha okusana
BANA GICIKLIK YAPIP TERS TARAFIMI ORTAYA CIKARTMAZSAN UYUMLUYUMDUR
su yazdıgını da bır daha oku
OKUDUM
ne cıktı
HER KOSULDA SEN UYUMSUZ GÖZUKUYORSUN CIKTI
bu tartsımayı bloguma alıp senın uyumsuzlugunun kanıtı olarak yayımlayacağpım
SUPERSIN
TŞK. EDERİM
blogumu okusan su yazısmamızın en vasatı olanı oldugunu anlardın
neyse ıyı aksamlar
SAKINLESTIGINDE KONUSURUZ
ayıplarından dolayı ozur dılemedıkce konusmayacagız
baska bır cumle yazarsan da engelleneceksın
DOĞRU SÖYLEYENİ DOKUZ KÖYDEN KOVARLARMIŞ!!!!
kötü
HAYIRDIR
bısı yok
AŞK YOK
İŞ YOK
HEYECAN YOK
?
aynen
NEDEN YOK PEKİ
cokkızıyorum ınsanlara
huysuz bır ıhtıyar olucam
INSANLARA MI KADINLARA MI KIZIYORSUN
hepsıne
ALLAH ALLAH
ÖYLEYSE DEMEK BANA DA KIZIYORSUN
tanısam kızarım
TERS TARAFIMI GORSEN KESIN PAPAZ OLURUZ SENINLE
BU KACINILMAZDA
GENELDE UYUMLUYUMDUR
ÖYLEYSE SENDE BIRSEY VAR
su yazdıgını bır daha okusana
BANA GICIKLIK YAPIP TERS TARAFIMI ORTAYA CIKARTMAZSAN UYUMLUYUMDUR
su yazdıgını da bır daha oku
OKUDUM
ne cıktı
HER KOSULDA SEN UYUMSUZ GÖZUKUYORSUN CIKTI
bu tartsımayı bloguma alıp senın uyumsuzlugunun kanıtı olarak yayımlayacağpım
SUPERSIN
TŞK. EDERİM
blogumu okusan su yazısmamızın en vasatı olanı oldugunu anlardın
neyse ıyı aksamlar
SAKINLESTIGINDE KONUSURUZ
ayıplarından dolayı ozur dılemedıkce konusmayacagız
baska bır cumle yazarsan da engelleneceksın
DOĞRU SÖYLEYENİ DOKUZ KÖYDEN KOVARLARMIŞ!!!!
Perşembe, Nisan 14, 2011
Murathan Mungan’ın Kibrit Çöpleri adlı kitabıyla ilgili bir iyi bir kötü haber.
Hatta iki kötü haber; ikincisi; Kısa Çöp’den daha kötü bir ad Kibrit Çöpleri.
Hatta üç kötü haber; üçüncüsü; açağıdakiler haricinde pek vasat bir kitap...
İyi Haber
İlk
Genç kız, “Biraz daha tanısaydık birbirimizi,” diye itiraz edecek oldu. Cılız bir ses, kararsız bir itirazdı bu.
“Ya o zaman birbirimizden hoşlanmazsak,” dedi genç adam. Sözlerini tartmasını bekleyip ardından ekledi: “Bence bunu riske etmeye değmez, gel sevişelim. Sonra boşu boşuna birbirimizin aklında kalacağız.”
İlk sevişmeleri böyle oldu. Sonradan her ikisi de farklı nedenlerle doğru yapmış olduklarını düşündüler.
Kötü Haber
Kapı ağzında
Kahvede, kapı ağzındaki masalardan birine oturmuş, kapı her açıldığında içeri dolan soğuktan sanki gelen kişi sorumluymuşçasına, her yeni girenin yüzüne kötü kötü bakıp burnunda soluyordu.
İnsanın kendine kızgın olduğu zamanlarda, kendi dışında bir düşman yaratmak, öfkesini ona boşaltmak ihtiyacı duyduğunu bilen adamlardandı. Ya usulca kapıyı örtüp bir köşeye çekilecek ya da bu oyuna katılıp ona istediğini verecekti.
Bir an düşünüp hangisini seçmek istediğini tarttı içinde ve onu uyguladı.
Hatta üç kötü haber; üçüncüsü; açağıdakiler haricinde pek vasat bir kitap...
İyi Haber
İlk
Genç kız, “Biraz daha tanısaydık birbirimizi,” diye itiraz edecek oldu. Cılız bir ses, kararsız bir itirazdı bu.
“Ya o zaman birbirimizden hoşlanmazsak,” dedi genç adam. Sözlerini tartmasını bekleyip ardından ekledi: “Bence bunu riske etmeye değmez, gel sevişelim. Sonra boşu boşuna birbirimizin aklında kalacağız.”
İlk sevişmeleri böyle oldu. Sonradan her ikisi de farklı nedenlerle doğru yapmış olduklarını düşündüler.
Kötü Haber
Kapı ağzında
Kahvede, kapı ağzındaki masalardan birine oturmuş, kapı her açıldığında içeri dolan soğuktan sanki gelen kişi sorumluymuşçasına, her yeni girenin yüzüne kötü kötü bakıp burnunda soluyordu.
İnsanın kendine kızgın olduğu zamanlarda, kendi dışında bir düşman yaratmak, öfkesini ona boşaltmak ihtiyacı duyduğunu bilen adamlardandı. Ya usulca kapıyı örtüp bir köşeye çekilecek ya da bu oyuna katılıp ona istediğini verecekti.
Bir an düşünüp hangisini seçmek istediğini tarttı içinde ve onu uyguladı.
Çarşamba, Şubat 09, 2011
Arika bir cümle
“Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi?” Orhan Pamuk
Harika bir cümle bu. Karakterin hissettikleri sadece cümleye değil cümlenin kuruluşuna da yansımış... Yalnız yazarın kendisi de görmüyor bunu yansıttığını... Bu daha da harika. Ve yazarının da görememesi cümlenin eleştirel değerini anlatıyor, içerden yaklaşmış yazar olaylara, en derininden, nasıl görebilirdi ki hatasını, dedirtiyor, karakterinin ruhuna girmek budur işte.
Harika bir cümle bu. Karakterin hissettikleri sadece cümleye değil cümlenin kuruluşuna da yansımış... Yalnız yazarın kendisi de görmüyor bunu yansıttığını... Bu daha da harika. Ve yazarının da görememesi cümlenin eleştirel değerini anlatıyor, içerden yaklaşmış yazar olaylara, en derininden, nasıl görebilirdi ki hatasını, dedirtiyor, karakterinin ruhuna girmek budur işte.
Cuma, Ocak 07, 2011
Bencil Özür 2
Murat Sohtorik tarafından gönderildi. Tarih: 31.Ocak.2009 , saat: 21:25
Murat Sohtorik tarafından gönderildi2. Tarih: Yine.Ocak.2011 , saat: 21:25
1. Mektup
Şimdi yazsam sana yazmak istediğim aklımda olanları, o derenin üstüne çok sular aktı boş ver eskiyi yok hiçbir şeyin önemi diyebilirsin(?)... Teşvike mi ihtiyacım var ne... Bildiğim murat; ince ve ayrıntılara önem verirdi…
Sendeki duygusallık belki de benim içimde seni unutturmadı. Hep o yüzden suçluluğum geçmedi sana karşı. Sebeplerim çoktu kendimce senden ayrılmak istememde. Ama zalimdim. Seni kötü hissettirdim özür bile dilemedim. Çok klişe gelecek ama sevmeyi gerçekten sevmeyi çok geç öğrendim.
Seninle ayrılma sebeplerime rağmen, bana verdiğin değerin değerini bilmedim. Belki de hak ettiğimden senden sonra; kendini olduğundan çok başka gösteren ve neden böyle bir şeye ihtiyacı olduğunu anlayamayacağım iğrençlikte bir adamla oldum... Kullanılıp hemen arkasından bırakınca, o acıyla (sana büyük haksızlık ederek hatta terbiyesizce) seni aradım.
Murat, beni o yağmurda evime bırakıp tam arabandan çıkmak üzereyken "çık hayatımdan!" dediğinde çok sinirlenmiştim. Tabii haklı olduğunu sonra anladım.
Keşke affını dileseydim. Tekrar benimle olman ya da hayatına girmem için değil sadece beni affetmen için.
Affedersin...(?)
(Muhtemelen artık umurunda değil, fakat yine de sormaya ihtiyacım var, kendim için.)
2. Mektup
Ben senin hislerini o zamanlar hiç hissetmemiştim. Belki gençtim belki İstanbul’un keşmekeşi, belki benim için her şeyden önemli sorunlarımı halletmek yaşamımın önüne geçmişti.
Maalesef dünya tatlısı bir insan olmana rağmen sorumluluk duygun yoktu. Benim ne durumda olduğumu bırak anlamak göremedin.
Kesinlikle yargılamıyorum senin hayatın senin hayatın.
Sen özeldin. Beni güldürüp mutlu ederdin. Bana en ufak kötülüğün olmadı. Olduysa da -benimleyken başka kadınlar olduysa da- bunu hissettirmeden yapıp beni üzüp kötü hissettirmedin. Terk ettiğim tek kişi tabi ki değilsin. Ama içimde seninle abuk kıstaslar yüzünden yaşamadıklarım için pişmanlık duyduğum tek kişisin. Her negatifliğinle, megalomanlığına, ayaklarının yere basamamasına, ütopyalarınla, bencilliğinle beraber iyi bir insansın. O yüzden senden özür dilemek istemiştim. Çünkü bin sene önce de olsa acı çektirmiştim.
3. Mektup
Seni sinirlendirdiğim için sorry. Gece hiç uyuyamadım. Eğer tarzım gereğinden fazla absürd kırıcılıktaydıysa sorry.
Ben kendi hatalarımı kabul ediyorum. Çok hata yaptığımı pişman olduğumu yazmışım. Ama belki de sen çok daha haklısın. Sevgiye tam değer vermiyorken seninle beraber olsaydım o zaman sana daha büyük haksızlık olurdu.
Ama ben yine de seninle daha fazla zaman geçirip beraber olmak isteyecek kadar sevdiğimi düşünüyordum...
Üzgünüm ki bana hala kızgınsın. Negatif bir insan demedim senin için negatif yanların demek istedim. Hepimiz insanız kimse mükemmel değil.
4. Mektup
Of murat cidden seni incitmek değildi sana o sıfatları söylememin nedeni. Ben zaten bildiğini düşünmüştüm.
Sana bunlara benzer şeyleri daha başka birçok kadın da söylemiştir değil mi... Benim söylediklerime benzer sıfatları daha önce de duyduğundan zaten kendini biraz biliyorsundur sanmıştım. İnsanları çileden çıkartıp sonra garip suçluluk hissettirerek sana özür dilerim diye dönmeleri hep senin insanlarla ilişkilerin yüzünden.
Bana cevap mektubunla hep kendini, kendi haklılığını, uzuuun uuzzuzuuun anlatan seni, benmerkezciliğini hatırlayarak söyledim söylediklerimi. Hayatta tek katlanamadığım kendisini öven insanlardır. Alçakgönüllülük mükemmel bir meziyettir. Keşke sen de biraz edinebilseymişsin.
Bana hala kırgınsın demek ki dememin sebebi (müthiş akıllı yazar olmana rağmen) yok canım affettim tabii seni deme nezaketini gösteremediğindendi. O sıfatların seni böyle deliye çevireceğini (senin deyiminle nemli beynim tahmin etmedi)…
Açıkçası sadece özrümü diler belki söyleyemediklerimi söylerdim, nasıl olduysa mektup suçlar tarza dönüştü. Zaten herkes bana böyle dönüyor şeklindeki yazın, senin insanlarda yaptığın kötü etkinin sonucuymuş ben de demek ki böyle hissetmişim diye düşündürdü.
Üzgünüm aramızdaki yine kırgınlıkla bittiği için… Bu görüşmeler maalesef amacımın tam tersi senin beni affetmenle değil, senin, kaba tepkinle nasıl biri olduğunu tekrar hatırlayıp senin asla beraberliğimin olamamasını kanıtladı. Keşke o zamanlar akıl edip konuşsaymışım seninle bunca zamanlar sonrasında böyle şeyler olmasına gerek kalmasaydı…
Bu mektubumu cevaplamasan daha iyi olur. Yeterince gereksiz zaman harcadık zaten…
Murat Sohtorik tarafından gönderildi2. Tarih: Yine.Ocak.2011 , saat: 21:25
1. Mektup
Şimdi yazsam sana yazmak istediğim aklımda olanları, o derenin üstüne çok sular aktı boş ver eskiyi yok hiçbir şeyin önemi diyebilirsin(?)... Teşvike mi ihtiyacım var ne... Bildiğim murat; ince ve ayrıntılara önem verirdi…
Sendeki duygusallık belki de benim içimde seni unutturmadı. Hep o yüzden suçluluğum geçmedi sana karşı. Sebeplerim çoktu kendimce senden ayrılmak istememde. Ama zalimdim. Seni kötü hissettirdim özür bile dilemedim. Çok klişe gelecek ama sevmeyi gerçekten sevmeyi çok geç öğrendim.
Seninle ayrılma sebeplerime rağmen, bana verdiğin değerin değerini bilmedim. Belki de hak ettiğimden senden sonra; kendini olduğundan çok başka gösteren ve neden böyle bir şeye ihtiyacı olduğunu anlayamayacağım iğrençlikte bir adamla oldum... Kullanılıp hemen arkasından bırakınca, o acıyla (sana büyük haksızlık ederek hatta terbiyesizce) seni aradım.
Murat, beni o yağmurda evime bırakıp tam arabandan çıkmak üzereyken "çık hayatımdan!" dediğinde çok sinirlenmiştim. Tabii haklı olduğunu sonra anladım.
Keşke affını dileseydim. Tekrar benimle olman ya da hayatına girmem için değil sadece beni affetmen için.
Affedersin...(?)
(Muhtemelen artık umurunda değil, fakat yine de sormaya ihtiyacım var, kendim için.)
2. Mektup
Ben senin hislerini o zamanlar hiç hissetmemiştim. Belki gençtim belki İstanbul’un keşmekeşi, belki benim için her şeyden önemli sorunlarımı halletmek yaşamımın önüne geçmişti.
Maalesef dünya tatlısı bir insan olmana rağmen sorumluluk duygun yoktu. Benim ne durumda olduğumu bırak anlamak göremedin.
Kesinlikle yargılamıyorum senin hayatın senin hayatın.
Sen özeldin. Beni güldürüp mutlu ederdin. Bana en ufak kötülüğün olmadı. Olduysa da -benimleyken başka kadınlar olduysa da- bunu hissettirmeden yapıp beni üzüp kötü hissettirmedin. Terk ettiğim tek kişi tabi ki değilsin. Ama içimde seninle abuk kıstaslar yüzünden yaşamadıklarım için pişmanlık duyduğum tek kişisin. Her negatifliğinle, megalomanlığına, ayaklarının yere basamamasına, ütopyalarınla, bencilliğinle beraber iyi bir insansın. O yüzden senden özür dilemek istemiştim. Çünkü bin sene önce de olsa acı çektirmiştim.
3. Mektup
Seni sinirlendirdiğim için sorry. Gece hiç uyuyamadım. Eğer tarzım gereğinden fazla absürd kırıcılıktaydıysa sorry.
Ben kendi hatalarımı kabul ediyorum. Çok hata yaptığımı pişman olduğumu yazmışım. Ama belki de sen çok daha haklısın. Sevgiye tam değer vermiyorken seninle beraber olsaydım o zaman sana daha büyük haksızlık olurdu.
Ama ben yine de seninle daha fazla zaman geçirip beraber olmak isteyecek kadar sevdiğimi düşünüyordum...
Üzgünüm ki bana hala kızgınsın. Negatif bir insan demedim senin için negatif yanların demek istedim. Hepimiz insanız kimse mükemmel değil.
4. Mektup
Of murat cidden seni incitmek değildi sana o sıfatları söylememin nedeni. Ben zaten bildiğini düşünmüştüm.
Sana bunlara benzer şeyleri daha başka birçok kadın da söylemiştir değil mi... Benim söylediklerime benzer sıfatları daha önce de duyduğundan zaten kendini biraz biliyorsundur sanmıştım. İnsanları çileden çıkartıp sonra garip suçluluk hissettirerek sana özür dilerim diye dönmeleri hep senin insanlarla ilişkilerin yüzünden.
Bana cevap mektubunla hep kendini, kendi haklılığını, uzuuun uuzzuzuuun anlatan seni, benmerkezciliğini hatırlayarak söyledim söylediklerimi. Hayatta tek katlanamadığım kendisini öven insanlardır. Alçakgönüllülük mükemmel bir meziyettir. Keşke sen de biraz edinebilseymişsin.
Bana hala kırgınsın demek ki dememin sebebi (müthiş akıllı yazar olmana rağmen) yok canım affettim tabii seni deme nezaketini gösteremediğindendi. O sıfatların seni böyle deliye çevireceğini (senin deyiminle nemli beynim tahmin etmedi)…
Açıkçası sadece özrümü diler belki söyleyemediklerimi söylerdim, nasıl olduysa mektup suçlar tarza dönüştü. Zaten herkes bana böyle dönüyor şeklindeki yazın, senin insanlarda yaptığın kötü etkinin sonucuymuş ben de demek ki böyle hissetmişim diye düşündürdü.
Üzgünüm aramızdaki yine kırgınlıkla bittiği için… Bu görüşmeler maalesef amacımın tam tersi senin beni affetmenle değil, senin, kaba tepkinle nasıl biri olduğunu tekrar hatırlayıp senin asla beraberliğimin olamamasını kanıtladı. Keşke o zamanlar akıl edip konuşsaymışım seninle bunca zamanlar sonrasında böyle şeyler olmasına gerek kalmasaydı…
Bu mektubumu cevaplamasan daha iyi olur. Yeterince gereksiz zaman harcadık zaten…
Salı, Ağustos 31, 2010
İyi, kötü ve aptal
3 yanlış 1 doğruyu götürmez aslında.
Önce 2 yanlış bir doğruyu görünür kılar, 3. yanlış götürür doğruyu.
İnsanların yüzde ellisi bilinçsiz kötülük yapar, geri kalanın yarısı da bilinçli iyilik ve bilinçli kötülük.
İyiler, kötüler ve bilinçsiz kötüler.
İyi, kötü ve aptal.
Önce 2 yanlış bir doğruyu görünür kılar, 3. yanlış götürür doğruyu.
İnsanların yüzde ellisi bilinçsiz kötülük yapar, geri kalanın yarısı da bilinçli iyilik ve bilinçli kötülük.
İyiler, kötüler ve bilinçsiz kötüler.
İyi, kötü ve aptal.
Salı, Ağustos 24, 2010
Fakizm, yok sakizim, neydi başizim, belki de kaşizim (kendi sırtını)
http://www.taraf.com.tr/rengin-soysal/makale-hitler-de-wagner-dinlerdi.htm
"Son Fenerbahçe çıkışıyla da birleşince, sezdiğim başka bir şey aslında. Müzikteki başarısı onu yeterince tatmin etmiyor sanki. Ülke meselelerinde de söylenecek sözü olan bir entelektüel olduğunu kanıtlamak istiyor. Biraz da bazı entelektüellerin popüler figürlere ve onların yaşam biçimlerine hissettiği kıskançlığa ben...zer bir şeyler buluyorum bu tutkusunda. Onu da sanatıyla ulaştığı mertebe ‘kesmiyor’, ‘fikir adamı’ olarak görülmeyi arzuluyor, olmayınca da agresifleşiyor. Kısacası sadece müzikteki başarısıyla anılmaktan rahatsızlık duyan asıl kendisi."
Bir müzisyenin serzenişine sosyolojik olarak temelsiz görme eleştirisi getiren bir gazete yazarı, "sezgilerini" yazmakta sakınca görmüyor!!!! Sezgileri de dikkat ettiyseniz, "yazma" demeye çıkıyor, "çıkışma", "tepki verme" "ülke meseleri seni ilgilendirmez" "popülellere saldırma" vs
Faşizmi sıkı bir gazetemizin yazarlarına bile öğretemiyorsak!!!!
"Son Fenerbahçe çıkışıyla da birleşince, sezdiğim başka bir şey aslında. Müzikteki başarısı onu yeterince tatmin etmiyor sanki. Ülke meselelerinde de söylenecek sözü olan bir entelektüel olduğunu kanıtlamak istiyor. Biraz da bazı entelektüellerin popüler figürlere ve onların yaşam biçimlerine hissettiği kıskançlığa ben...zer bir şeyler buluyorum bu tutkusunda. Onu da sanatıyla ulaştığı mertebe ‘kesmiyor’, ‘fikir adamı’ olarak görülmeyi arzuluyor, olmayınca da agresifleşiyor. Kısacası sadece müzikteki başarısıyla anılmaktan rahatsızlık duyan asıl kendisi."
Bir müzisyenin serzenişine sosyolojik olarak temelsiz görme eleştirisi getiren bir gazete yazarı, "sezgilerini" yazmakta sakınca görmüyor!!!! Sezgileri de dikkat ettiyseniz, "yazma" demeye çıkıyor, "çıkışma", "tepki verme" "ülke meseleri seni ilgilendirmez" "popülellere saldırma" vs
Faşizmi sıkı bir gazetemizin yazarlarına bile öğretemiyorsak!!!!
Cumartesi, Temmuz 10, 2010
UZAK ADA’M
İstanbul’a gelenlerin haydarpaşada inme klişesi vardır ya, oooo ne büyük şeher derler, korkarlar ya da cem yılmazın esprisini yaptığı gibi sen mi büyüksün ben mü büyüğüm görücez bakalım diye meydan okurlar, ben sana okuyum bak meydanı: Haydarpaşadan üsküdara varan sahil yolunda 3 büyük viraj vardır, her virajda istanbul biraz daha açılır sana, biraz daha büyür, ilk, açık deniz ve bakırköy sahili uzaktan, ikincisi, eski kent, saray ve beşiktaşa doğru, üçüncü, Allahın hakkı; Boğaz, ki bir koy sanırısın, oysa bir koy bin al, yolunda başın gider, pardon döner, taaa karadenize kadar ki şu an benim bulunduğum yer. Haydarpaşadaki o, bu ne büyük şeher diyen saf vatandaş, bu yoldan gelse bir, büyük değil sadece, büyüyen bir kent görür ve büyüklüğün önemli olmadığını, devamlı büyümedikçe küçük kalındığını anlar, da kendini yutacağından işte o zaman korkar esas, çünkü kimse istanbul kadar büyüyemez, hem muhteşem, hem kurdeşen. İşte sen haydarpaşayı gördün daha henüz sadece arkadaş…
Hayatının adamı
Hem, hayatının adamı, senin sevdiğin kadar sevmeyince seni, hayatının adamı olmaktan çıkabilir mi? Sen benim hayatımın adamısın ama ben senin hayatının kadını değilim! Ne saçma. Bazı durumlarda belki iki tarafın sevgileri de hemen hemen eşittir, ama birçok durumda iki sevgilinin ortak yanları ikisinin de birini, içlerinden birini sevmesi değil midir; sen beni, ben de beni, ne güzel, birbirimize bakmak değil aynı yöne bakmak, bana… Ben senin hayatının baş köşesine oturuyorsam hem, sen ancak benim kucağıma oturabilirsin…(Romandan)
Sarımsaklasak da mı saklasak
-Yusuf Bey geçen gün sarımsağı ne kadar sevdiğini anlatıyordu, yemek yaparken mutlaka katar, ellerimdeki sarımsak kokusunu çok severim, diyordu ağzı da kokuyor, o fark etmiyor. Anlattığı müşteri eşiniz-sevgiliniz ne diyor bu işe dedi, biraz da asılıyordu, bir şey demiyor dedi, anlamadı Yusuf Bey, kadının asıldığını anlamadığı gibi, ki anlasa da önemsemez, ağzı sarımsak kokan bir erkeğin eleştirilebilir olduğunu da anlamıyor, demeyeyim, bilmiyor, hiç bilmemiş, anlasa, sevgilim de seviyor derdi her halde, sevgilim beni sever...
-Sevgilim yok niye demedi.
-Konu bu değildi ki... Ağzı sarımsak kokuyor diye doğru insanı eleyen biri oldunuz mu bilmem ama sanırım sarımsak kokusuna rağmen doğru insanı seçebilecek birisiniz, ama sonra şikayet etmeye başlıyorsunuz. Alışana kadar siz de bir sarımsak atabilirsiniz ağzınıza, katılabilirsiniz sarımsağa, ve öpmek istediğiniz o ağza. Ama neye alışana kadar? Eşinizin ağzındaki sarımsak kokusuna değil sarımsak kokusunun kendisine. Sarımsağın gerçekten güzel bir kokusu olduğuna... İnsan sevmeye sarımsaktan başlamalı...
-Sevgilim yok niye demedi.
-Konu bu değildi ki... Ağzı sarımsak kokuyor diye doğru insanı eleyen biri oldunuz mu bilmem ama sanırım sarımsak kokusuna rağmen doğru insanı seçebilecek birisiniz, ama sonra şikayet etmeye başlıyorsunuz. Alışana kadar siz de bir sarımsak atabilirsiniz ağzınıza, katılabilirsiniz sarımsağa, ve öpmek istediğiniz o ağza. Ama neye alışana kadar? Eşinizin ağzındaki sarımsak kokusuna değil sarımsak kokusunun kendisine. Sarımsağın gerçekten güzel bir kokusu olduğuna... İnsan sevmeye sarımsaktan başlamalı...
Pazar, Haziran 27, 2010
PORNO
http://www.haberturk.com/yazarlar/527072-porno-ile-ozgurluk-savunusu-yapmak
"Toplumlar bir kadını istemenin hakkını verebilen ve kadına layık olabilmek, onun gözüne girebilmek için kendini ehlileştiren, şiir yazıp icat yapan erkeklerin katkısıyla ilerlerler."
Bu hariç diğer söyledikleriyle asla anlayamayacağı bir konuda güzel konuşmuş-yazmış diye düşünebilirdim sayın hanım yazar için, ama bu yukarıdaki cümleler bir erkeklik aşağılamasıdır, bilmem pornoyo girer mi (ben gayet duygusal bir porno izleyicisiyim, giren çıkana bakmam), ama günümüzde porno kadar seyredilmeye başlandı. Erkeklerinkinden yüz kat daha tehlikeli bir kadın mastürbasyonu!
"Toplumlar bir kadını istemenin hakkını verebilen ve kadına layık olabilmek, onun gözüne girebilmek için kendini ehlileştiren, şiir yazıp icat yapan erkeklerin katkısıyla ilerlerler."
Bu hariç diğer söyledikleriyle asla anlayamayacağı bir konuda güzel konuşmuş-yazmış diye düşünebilirdim sayın hanım yazar için, ama bu yukarıdaki cümleler bir erkeklik aşağılamasıdır, bilmem pornoyo girer mi (ben gayet duygusal bir porno izleyicisiyim, giren çıkana bakmam), ama günümüzde porno kadar seyredilmeye başlandı. Erkeklerinkinden yüz kat daha tehlikeli bir kadın mastürbasyonu!
Salı, Mayıs 04, 2010
Kadınlar Anna Karenina’yı neden sever!
http://www.taraf.com.tr/rengin-soysal/makale-erkekler-anna-kareninayi-nicin-sever.htm
Hemen söyleyeyim, eksik ve yanlış okuduklarından…
Çoğu yazar ve eleştirmen gibi…
“Sevmekten ziyade sevilmeye olan ilgileri” diyerek erkeklere roman üzerinden taş atılacaksa, ancak benzer karakterdeki Kiti yok sayılarak başarılabilir bu. Kiti kendine aşık bir adamla, evlenmek için evlenen bir kadındır.
“Erkekler, ne kadar çok kadın tarafından, ne kadar sevildikleriyle alakadarlar daha fazla.” diyebilmek için, Anna’nın flörtçülüğünü görmezden gelmek gerekir. (Nobakov, Anna’nın aşkının cinsel bir aşk olduğunu, Tolstoy’un cinsel aşkın yürümeyeceğini anlatmak istediğini boşuna yazmamıştır.)
“Geçtikleri o sevgi yollarının nicesini tarumar ettikten, kim bilir ‘kaç Anna öldürdükten’ sonra.” diye erkekleri suçlayabilmek için şu yukarıdaki “romantik” gerçekleri önemsememek ve Kiti’yi “yaşatan” Levin’i de atlamış olmak gerekir…
“Erkeklerin Anna Karenina’yı sevmesinin bir diğer nedeni, onun cesaretine hayranlıkları.” diyebilmek için Levin’in anaç, yapıcı, bilge “cesaret”ini görememiş olmak gerekir.
“Son sebep, Anna Karenina’yı çok iyi tanımaları. Hayatlarına girmiş hiçbir kadını böyle yakından ve derinden tanımaları mümkün değil sanıyorum. (…) Bu da Tolstoy’un başarısı.”
Bunu da diyebilmek için, Anna Karenina’yı, doğru okuyamadıkları her erkek gibi okumaları yeterlidir kadınların…
Zaten öyle yapıyorlar.
“Koca” yazar değildir Anna Karenina’da Tolstoy, karısıdır o yazarın, kadın yazardır, kadıncı bir yazar.
Anaçlık ise çok daha üstün bir durum; kadıncı yazar ve kitaplarda bulunmadığı gibi (bence bu aptal sarışın edebiyatıdır), kadıncı kadınlarda da olmuyor (bu da harika kötü bir romandır).
Hemen söyleyeyim, eksik ve yanlış okuduklarından…
Çoğu yazar ve eleştirmen gibi…
“Sevmekten ziyade sevilmeye olan ilgileri” diyerek erkeklere roman üzerinden taş atılacaksa, ancak benzer karakterdeki Kiti yok sayılarak başarılabilir bu. Kiti kendine aşık bir adamla, evlenmek için evlenen bir kadındır.
“Erkekler, ne kadar çok kadın tarafından, ne kadar sevildikleriyle alakadarlar daha fazla.” diyebilmek için, Anna’nın flörtçülüğünü görmezden gelmek gerekir. (Nobakov, Anna’nın aşkının cinsel bir aşk olduğunu, Tolstoy’un cinsel aşkın yürümeyeceğini anlatmak istediğini boşuna yazmamıştır.)
“Geçtikleri o sevgi yollarının nicesini tarumar ettikten, kim bilir ‘kaç Anna öldürdükten’ sonra.” diye erkekleri suçlayabilmek için şu yukarıdaki “romantik” gerçekleri önemsememek ve Kiti’yi “yaşatan” Levin’i de atlamış olmak gerekir…
“Erkeklerin Anna Karenina’yı sevmesinin bir diğer nedeni, onun cesaretine hayranlıkları.” diyebilmek için Levin’in anaç, yapıcı, bilge “cesaret”ini görememiş olmak gerekir.
“Son sebep, Anna Karenina’yı çok iyi tanımaları. Hayatlarına girmiş hiçbir kadını böyle yakından ve derinden tanımaları mümkün değil sanıyorum. (…) Bu da Tolstoy’un başarısı.”
Bunu da diyebilmek için, Anna Karenina’yı, doğru okuyamadıkları her erkek gibi okumaları yeterlidir kadınların…
Zaten öyle yapıyorlar.
“Koca” yazar değildir Anna Karenina’da Tolstoy, karısıdır o yazarın, kadın yazardır, kadıncı bir yazar.
Anaçlık ise çok daha üstün bir durum; kadıncı yazar ve kitaplarda bulunmadığı gibi (bence bu aptal sarışın edebiyatıdır), kadıncı kadınlarda da olmuyor (bu da harika kötü bir romandır).
Pazartesi, Şubat 08, 2010
Kadın Aldatması Manifestosu
Eleştirdiğim yazının tamamı burada: http://taraf.com.tr/makale/9896.htm
Ben dikkatimi çeken kısımları alıntılayacağım.
“Filmde, Jane’in keyfinin en yerinde olduğu vakitler, iki erkek arasında henüz bir karar veremediği, kesin bir tercih yapamadığı dönem.
Yani hiç birine tam anlamıyla bağlanmadığı zaman dilimi.
Demek ki her zaman buna dikkat edeceksin. İlişkilerini, çok bağlanmadan yaşayacaksın, her an bir başkasını seçmeye hazır gibi.
Sadakatin kendi duygularına olacak, (…)”
Yıllarca erkeklerin kadınlar arasında karar vermeden (ve keyifleri yerinde), bağlanmadan, hep başkasını seçmeye hazır, yani sadece kendi duygularına sadık yaşayışlarını anlamaya çalışmadan hep sadakatsizlikle suçlayan kadınlar şimdi şimdi düşünmeye başlıyorlar kendine sadakat kavramını; ama onu da yine erkeklerin değil kadının kendine sadakati olarak!
Acaba erkekleri bugüne kadar yanlış, fazla ya da gereksiz suçlamış olabilir miyiz muhasebesi yok!
Bayan yazardan devam: “Yılların ‘susuzluğu’, adeta genlerine işlemiş o yoksunluk, birdenbire maruz kaldıkları bolluk karşısında erkeklerde bir tür “davranış bozukluğu” olarak gösterdi kendini.”
Gülüyorum…
Bu yakıştırmalara gerçekten de gülüyorum… Çünkü cümlenin doğrusu rahatlıkla şu da olabilir, ve günümüzü daha iyi açıklar: “Yılların ‘susuzluğu’, adeta genlerine işlemiş o yoksunluk, birdenbire maruz kaldıkları bolluk karşısında KADINLARDA bir tür “davranış bozukluğu” olarak gösterdi kendini.
“Hiçbir şey eskisi gibi kalmayacak fakat mutlaka yeni değerler, yeni bir ahlak anlayışı alacak yerini. Böylesi daha hayırlı olacak belki de; ikiyüzlü kurallar kalkacak.”
Önce bir kadın ikiyüzlülüğü döneminden geçeceğiz, görüldüğü gibi geçiyoruz…
“Gelecekte, hâlâ sadakati öğrenememişse erkekler, sanıyorum kadınlar da mutsuz olmamak için farklı arayışlara girecekler.”
Gülüyorum!
Erkeklerde sadakatsizlik denen o “şey” kadınlarda olunca adı, “farklı arayışlar”… Ve kadınların haklı nedeni de var, “mutsuz olmamak için”!
“O durumda her kadın, yaşamında ihtiyaç duyduğu iki veya üç tip erkeğe yer verecek. Kendilerini seven, güvenilir, sadık, kafaca anlaştıkları, coşkuyu yaşadıkları...”
Nasıl bir kadın aldatması manifestosu cümlesi di mi…
Erkeklerin hakkı olmayan şeyler, kadınlar yapınca nasıl bir hak olarak sunulabiliyor!
Hem de artık erkekler aldatmıyor dikkat ettiyseniz, sadıklar!!!
Yani yıllardır şikayet ettikleri şeyi ortadan kaldırmaktan değil, erkeklerin yerine kendileri o şikayet ettikleri şeyin coşkusunu yaşamaktan söz ediyorlar…
Gülüyorum…
Tersine dünya diye bir film vardı, erkekler kadın kadınlar erkek mekanlarında, yer değiştiriyorlardı bir çeşit. Çok güzel diye düşünmüş, nasıl bir dünya kurmuş bakalım diye merak etmiş, ama biraz bakınca seyretmemiştim; bir dünya kurulmamıştı, sadece espri yapıyordu film: Küfreden, orasını kaşıyan, yere tüküren vs bir erkek yerine hoş bir bayanı o halde görmek komikti sadece…
Şu ise çok zekice komik: Dikkat edin de tahtıma ben ordayken oturmayın, demişti bir gösterisinde Cem Yılmaz; yerine geçmek isteyen acemiler için.
“Kadınlar için önemli olan yalnızca tensellik, sayı ve çeşitlilik olmadığından, bu kaliteleri taşıyan partnerlerle ve fakat birini diğerinden saklamadan bağlantılarını sürdürecekler.”
Birini diğerinden saklamadan…
Yazar hanımefendinin ne önerdiğinin farkında olduğunu sanmıyorum!
Gülüyorum…
Kadınlar yaparsa daha ahlaklı yaparlar demeye getiriyor sayın yazar…
Hadi yapın bakalım, ahlaklı yapabiliyor musunuz!
Yapamazsanız:
Bence kadınlar erkek aldatmasına, onu kendileri deneyimledikten sonra, bir daha bakmalılar. Uzaktan bakamadılar, anlayamadılar bunca yıl. Bunu bir hastalık gibi görürsen ilacını bulmaya çalışırsın; bunu erkelerin doğal hali diye düşünürsen suçlamazsın, bir ırkı doğallığından dolayı suçlayamazsın. Şu anki durum olabilecek en kötü durum bence: Siz yaparsanız biz de yaparız!!! Uyuşturucu baronlarını yakalamak için çeteye sızıp uyuşturucu bağımlısı olan bir polisin hikayesi gibi (RUSH idi sanırım filmin adı.) Bu kötü dönemin sonunda akıl sağlığını koruyabilmiş kadın kalırsa, erkeklerden sıkı bir özür dilemelerini bekliyorum.
Kadınların erkeklerden özrü.
Ve kadınların hemcinslerinden özrü: Cinsel özgürlüğü savunan, yani aldatma diye bir şeye inanmayan kadınları hariç tutacağız tabi ki, ama günümüzde erkekler yaptığı için biz de yaparız diyen (postmodern mi demeli) kadınlar, erkekler için hemcinslerinin yıllardır yaptıkları eleştiriye ihanetten fazlasını yapmıyor.
Ben dikkatimi çeken kısımları alıntılayacağım.
“Filmde, Jane’in keyfinin en yerinde olduğu vakitler, iki erkek arasında henüz bir karar veremediği, kesin bir tercih yapamadığı dönem.
Yani hiç birine tam anlamıyla bağlanmadığı zaman dilimi.
Demek ki her zaman buna dikkat edeceksin. İlişkilerini, çok bağlanmadan yaşayacaksın, her an bir başkasını seçmeye hazır gibi.
Sadakatin kendi duygularına olacak, (…)”
Yıllarca erkeklerin kadınlar arasında karar vermeden (ve keyifleri yerinde), bağlanmadan, hep başkasını seçmeye hazır, yani sadece kendi duygularına sadık yaşayışlarını anlamaya çalışmadan hep sadakatsizlikle suçlayan kadınlar şimdi şimdi düşünmeye başlıyorlar kendine sadakat kavramını; ama onu da yine erkeklerin değil kadının kendine sadakati olarak!
Acaba erkekleri bugüne kadar yanlış, fazla ya da gereksiz suçlamış olabilir miyiz muhasebesi yok!
Bayan yazardan devam: “Yılların ‘susuzluğu’, adeta genlerine işlemiş o yoksunluk, birdenbire maruz kaldıkları bolluk karşısında erkeklerde bir tür “davranış bozukluğu” olarak gösterdi kendini.”
Gülüyorum…
Bu yakıştırmalara gerçekten de gülüyorum… Çünkü cümlenin doğrusu rahatlıkla şu da olabilir, ve günümüzü daha iyi açıklar: “Yılların ‘susuzluğu’, adeta genlerine işlemiş o yoksunluk, birdenbire maruz kaldıkları bolluk karşısında KADINLARDA bir tür “davranış bozukluğu” olarak gösterdi kendini.
“Hiçbir şey eskisi gibi kalmayacak fakat mutlaka yeni değerler, yeni bir ahlak anlayışı alacak yerini. Böylesi daha hayırlı olacak belki de; ikiyüzlü kurallar kalkacak.”
Önce bir kadın ikiyüzlülüğü döneminden geçeceğiz, görüldüğü gibi geçiyoruz…
“Gelecekte, hâlâ sadakati öğrenememişse erkekler, sanıyorum kadınlar da mutsuz olmamak için farklı arayışlara girecekler.”
Gülüyorum!
Erkeklerde sadakatsizlik denen o “şey” kadınlarda olunca adı, “farklı arayışlar”… Ve kadınların haklı nedeni de var, “mutsuz olmamak için”!
“O durumda her kadın, yaşamında ihtiyaç duyduğu iki veya üç tip erkeğe yer verecek. Kendilerini seven, güvenilir, sadık, kafaca anlaştıkları, coşkuyu yaşadıkları...”
Nasıl bir kadın aldatması manifestosu cümlesi di mi…
Erkeklerin hakkı olmayan şeyler, kadınlar yapınca nasıl bir hak olarak sunulabiliyor!
Hem de artık erkekler aldatmıyor dikkat ettiyseniz, sadıklar!!!
Yani yıllardır şikayet ettikleri şeyi ortadan kaldırmaktan değil, erkeklerin yerine kendileri o şikayet ettikleri şeyin coşkusunu yaşamaktan söz ediyorlar…
Gülüyorum…
Tersine dünya diye bir film vardı, erkekler kadın kadınlar erkek mekanlarında, yer değiştiriyorlardı bir çeşit. Çok güzel diye düşünmüş, nasıl bir dünya kurmuş bakalım diye merak etmiş, ama biraz bakınca seyretmemiştim; bir dünya kurulmamıştı, sadece espri yapıyordu film: Küfreden, orasını kaşıyan, yere tüküren vs bir erkek yerine hoş bir bayanı o halde görmek komikti sadece…
Şu ise çok zekice komik: Dikkat edin de tahtıma ben ordayken oturmayın, demişti bir gösterisinde Cem Yılmaz; yerine geçmek isteyen acemiler için.
“Kadınlar için önemli olan yalnızca tensellik, sayı ve çeşitlilik olmadığından, bu kaliteleri taşıyan partnerlerle ve fakat birini diğerinden saklamadan bağlantılarını sürdürecekler.”
Birini diğerinden saklamadan…
Yazar hanımefendinin ne önerdiğinin farkında olduğunu sanmıyorum!
Gülüyorum…
Kadınlar yaparsa daha ahlaklı yaparlar demeye getiriyor sayın yazar…
Hadi yapın bakalım, ahlaklı yapabiliyor musunuz!
Yapamazsanız:
Bence kadınlar erkek aldatmasına, onu kendileri deneyimledikten sonra, bir daha bakmalılar. Uzaktan bakamadılar, anlayamadılar bunca yıl. Bunu bir hastalık gibi görürsen ilacını bulmaya çalışırsın; bunu erkelerin doğal hali diye düşünürsen suçlamazsın, bir ırkı doğallığından dolayı suçlayamazsın. Şu anki durum olabilecek en kötü durum bence: Siz yaparsanız biz de yaparız!!! Uyuşturucu baronlarını yakalamak için çeteye sızıp uyuşturucu bağımlısı olan bir polisin hikayesi gibi (RUSH idi sanırım filmin adı.) Bu kötü dönemin sonunda akıl sağlığını koruyabilmiş kadın kalırsa, erkeklerden sıkı bir özür dilemelerini bekliyorum.
Kadınların erkeklerden özrü.
Ve kadınların hemcinslerinden özrü: Cinsel özgürlüğü savunan, yani aldatma diye bir şeye inanmayan kadınları hariç tutacağız tabi ki, ama günümüzde erkekler yaptığı için biz de yaparız diyen (postmodern mi demeli) kadınlar, erkekler için hemcinslerinin yıllardır yaptıkları eleştiriye ihanetten fazlasını yapmıyor.
Salı, Ocak 26, 2010
“Feminist” manifestom
Yazının orijinali burada: http://taraf.com.tr/makale/9653.htm
Ben sadece bazı alıntılar yapacağım.
“Kadınlar sanat, siyaset ve ticaret alanlarında, akademik dünyada, medya sektöründe daha etkin rollerde var olmak isteyince benzediler erkeklere...”
“Sanmıştık ki kadınlar ‘erkeklere ait’ ortamlara girince, onlar da daha nazik, daha kontrollü, daha anlayışlı olmaya dikkat edecekler, en azından öyle görünmeye özen gösterecekler.”
“Ortaya çıkan sonuç, beklenenden farklı oldu. Kadınlar erkekleri ‘dönüştüremedi’ ama galiba kendileri değişti.”
“Maçları stadyumda izleyen kadınlar çoğalırsa, erkeklerin daha az küfredeceği öngörülüyordu, tribünlerdeki kadınların ağzı bozuldu.”
“Kadınlar içkili mekânlara gittikçe, erkeklerin aşırı içip sarhoş olmamaya itina edeceği varsayılıyordu, kadınlar ölçüyü şaşmaya, alkol duvarını aşmaya başladı.”
“Yönetim kademelerindeki erkeklerin, kadın meslektaşlarından, ılımlı, sakin ve olgun olmayı öğrenecekleri tahmin ediliyordu, kadınlar öfkeyi, acımasızlığı ve yırtıcılığı öğrendi.”
“Yoksa, bana kalsa, kadınlar erkeklerin özelliklerini taşıyacağına, erkeklerin bir parça kadınları taklit etmesini yeğlerim.”
******
“O zaman, insan davranışlarını belirleyen ve yönlendiren asıl saikin kadın veya erkek olmak değil, içinde bulunulan ortam ile şartlar olduğunu düşünmüştüm.”
Doğru bir yaklaşım ama ne yazık ki tüm metne yansıyamamış, taraf tutmuş sayın yazar, bariz kadınların tarafını tutmuş ve bu yüzden erkeksileşmiş…
Bence kadın manifestosu yazılacaksa şöyle bir yaklaşım gerekiyor:
“Sadece kendimiz de aynılarını çektiğimizde erkeklerin yüzlerce yıldır ne çektiklerini anladık!
Tüm bunlardan sonra hani o doğuştan getirdiğimize inanılan empati yeteneğimizi, o kadar da geliştirememiş olduğumuzu düşünmeye başlamalıyız…
Biz kadınlar, yakın bir gelecekte bu erkeksileştiren dünyayı gerçek kadınsı özelliklerimizle dönüştürmeyi öğrenmeli ve erkeklere de bunu öğretmeliyiz...
Çünkü kadınlar gibi olmamakla suçladığımız erkek milletinin yurdunda biz kadın olarak erkeksileşmekten kurtulamazsak, hiçbir erkeği erkeksi olmakla suçlamaya da hakkımız olmayacak. (Bu dünyada kendimizi kaybetmekten bahsetmeyelim bile, erkekler bu dünyada kendileri olamıyorlar bile!)
“Bizim kalemimiz çift cinsiyetli olmalı.” demiş Virginia Woolf… Sadece kadın bir yazar olmak istememiş; erkekleri de anlayan-anlatan bir yazar olmak istemiş; biz neden sadece kadını hisseden bir kadın-insan olmak istiyoruz? (Bu, erkeksi bir bakış.)
Neden sadece feministiz? (Bu, erkeksi bir duruş.)”
Ben sadece bazı alıntılar yapacağım.
“Kadınlar sanat, siyaset ve ticaret alanlarında, akademik dünyada, medya sektöründe daha etkin rollerde var olmak isteyince benzediler erkeklere...”
“Sanmıştık ki kadınlar ‘erkeklere ait’ ortamlara girince, onlar da daha nazik, daha kontrollü, daha anlayışlı olmaya dikkat edecekler, en azından öyle görünmeye özen gösterecekler.”
“Ortaya çıkan sonuç, beklenenden farklı oldu. Kadınlar erkekleri ‘dönüştüremedi’ ama galiba kendileri değişti.”
“Maçları stadyumda izleyen kadınlar çoğalırsa, erkeklerin daha az küfredeceği öngörülüyordu, tribünlerdeki kadınların ağzı bozuldu.”
“Kadınlar içkili mekânlara gittikçe, erkeklerin aşırı içip sarhoş olmamaya itina edeceği varsayılıyordu, kadınlar ölçüyü şaşmaya, alkol duvarını aşmaya başladı.”
“Yönetim kademelerindeki erkeklerin, kadın meslektaşlarından, ılımlı, sakin ve olgun olmayı öğrenecekleri tahmin ediliyordu, kadınlar öfkeyi, acımasızlığı ve yırtıcılığı öğrendi.”
“Yoksa, bana kalsa, kadınlar erkeklerin özelliklerini taşıyacağına, erkeklerin bir parça kadınları taklit etmesini yeğlerim.”
******
“O zaman, insan davranışlarını belirleyen ve yönlendiren asıl saikin kadın veya erkek olmak değil, içinde bulunulan ortam ile şartlar olduğunu düşünmüştüm.”
Doğru bir yaklaşım ama ne yazık ki tüm metne yansıyamamış, taraf tutmuş sayın yazar, bariz kadınların tarafını tutmuş ve bu yüzden erkeksileşmiş…
Bence kadın manifestosu yazılacaksa şöyle bir yaklaşım gerekiyor:
“Sadece kendimiz de aynılarını çektiğimizde erkeklerin yüzlerce yıldır ne çektiklerini anladık!
Tüm bunlardan sonra hani o doğuştan getirdiğimize inanılan empati yeteneğimizi, o kadar da geliştirememiş olduğumuzu düşünmeye başlamalıyız…
Biz kadınlar, yakın bir gelecekte bu erkeksileştiren dünyayı gerçek kadınsı özelliklerimizle dönüştürmeyi öğrenmeli ve erkeklere de bunu öğretmeliyiz...
Çünkü kadınlar gibi olmamakla suçladığımız erkek milletinin yurdunda biz kadın olarak erkeksileşmekten kurtulamazsak, hiçbir erkeği erkeksi olmakla suçlamaya da hakkımız olmayacak. (Bu dünyada kendimizi kaybetmekten bahsetmeyelim bile, erkekler bu dünyada kendileri olamıyorlar bile!)
“Bizim kalemimiz çift cinsiyetli olmalı.” demiş Virginia Woolf… Sadece kadın bir yazar olmak istememiş; erkekleri de anlayan-anlatan bir yazar olmak istemiş; biz neden sadece kadını hisseden bir kadın-insan olmak istiyoruz? (Bu, erkeksi bir bakış.)
Neden sadece feministiz? (Bu, erkeksi bir duruş.)”
Çarşamba, Aralık 02, 2009
Sizin ile
Ne olmak isterdiniz
Başka bir yaşamda ise
Evet
Pornocu
Nasıl!
Hani devamlı sevişenler var ya işleri bu olanlar
Evet ama neden
E güzel. Hayattaki en güzel şey
Ama sizden
Bunu beklemezdiniz…
Evet size uymuyor
Bana uyan şeyi bu dünyada olurum.
Evet, de…
Kestirmeciyim bazen, evet.
Fazla dobra
Geri iade gibi oldu bu. Tam tersi, gibi ya da.
Çok sevişmedim ben
Nasıl
Yani yoğun bir seks hayatım yoktu. Geç başladım erken bitirdim.
Bitirdiniz mi.
Yani yok. Bitti gibi bişi..
Ama olur.
Olmasa da olur…
Gay misiniz
Aseksüel deseniz.
Aseksuel değilsiniz.
Bir erkekle sevişmemi bile isterdiniz.
Yani.
Açıklayacak mısınız
Yok, yani, sanki, evet… Yok tabi istemezdin. Sevişmenizi isterdim.
Sevişirim.
Kimle.
Onla
O kim.
Bilsem
Bilsem!
Haha gözünü oyarım gibi baktınız.
Hoş bir adamsınız
Size göre değil
Neden
Yani, sizle beraber olacak gibi değil
Neden
Yani siz başka yerlerdesiniz
Yer mi
Yer mi? hahaha tabi ki bu espriyi yapacak biri değilim hop yazar, lütfen!!!
Yer mi
Yani birbirimize uzağız
Ama günlerdir haftalardır burada oturup konuşuyoruz
Bu değil
Ne
Günlerdir haftalardır buraya benle konuşmaya geliyorsunuz
Evet tamam. Ben de bunu diyorum. Ama hoşlanma olarak almayın.
Almadım. Ama cümle bu.
Tamam cümle bu.
Hoşlanma olarak almadım.
Neden ama. Evet soru da bu.
Gerekmez ki.
Ne
Hoşlanma olması
Aseksğelsiniz… söyleyemedim
Belki de
Değilsiniz
Ama demin
Aseksuel olamazsınız
Neden
Olmamalısınız
Sevişmek isterdim
İster miydiniz
Yani yine isterim ama
Ne geçti
Geçti mi
Ne bitti
Bitmedi mastürbasyon yapıyorum
…..
….
Yapmayın
Ne yapalım
Ne yapalım mı
Yani… lafın gelişi.
Hakimiyetinizi kaybediyorsunuz
Aklınızdan geçenlere tepkim bu
çok zekisiniz
asla
kesinlikle
gerek yok
gerek yok ama üylesiniz
üyle?
Öylesiniz
Ha yanlışyazdınız
Yanlış konuştum
Yazılıyor bu, okuyanlar da var
Evet ama bozmayalım
Tamam
Aklımdan geçenler ne
Siz söylemedikçe
Çok etkileyici bir adamasınız
Söylememiş kadar oldunuz
Tamam… organınızı merak ettim…
Utandınız
Utandım
Herkesin yaptığı bişiden dolayı neden
Herkes organınızı mı merak eder
Herkes utanır, ama herkes de düşünür, organımla ilgisi yok
Var
Evet var ama demek istediğim
Ne demek istediğinizi biliyorum
Fazla başka yazar cümlesi oldu sen bunları demezsin
Ben mi
hayır yazar
Tamam
Sizinle ilgileniyorum…
Başka bir yaşamda ise
Evet
Pornocu
Nasıl!
Hani devamlı sevişenler var ya işleri bu olanlar
Evet ama neden
E güzel. Hayattaki en güzel şey
Ama sizden
Bunu beklemezdiniz…
Evet size uymuyor
Bana uyan şeyi bu dünyada olurum.
Evet, de…
Kestirmeciyim bazen, evet.
Fazla dobra
Geri iade gibi oldu bu. Tam tersi, gibi ya da.
Çok sevişmedim ben
Nasıl
Yani yoğun bir seks hayatım yoktu. Geç başladım erken bitirdim.
Bitirdiniz mi.
Yani yok. Bitti gibi bişi..
Ama olur.
Olmasa da olur…
Gay misiniz
Aseksüel deseniz.
Aseksuel değilsiniz.
Bir erkekle sevişmemi bile isterdiniz.
Yani.
Açıklayacak mısınız
Yok, yani, sanki, evet… Yok tabi istemezdin. Sevişmenizi isterdim.
Sevişirim.
Kimle.
Onla
O kim.
Bilsem
Bilsem!
Haha gözünü oyarım gibi baktınız.
Hoş bir adamsınız
Size göre değil
Neden
Yani, sizle beraber olacak gibi değil
Neden
Yani siz başka yerlerdesiniz
Yer mi
Yer mi? hahaha tabi ki bu espriyi yapacak biri değilim hop yazar, lütfen!!!
Yer mi
Yani birbirimize uzağız
Ama günlerdir haftalardır burada oturup konuşuyoruz
Bu değil
Ne
Günlerdir haftalardır buraya benle konuşmaya geliyorsunuz
Evet tamam. Ben de bunu diyorum. Ama hoşlanma olarak almayın.
Almadım. Ama cümle bu.
Tamam cümle bu.
Hoşlanma olarak almadım.
Neden ama. Evet soru da bu.
Gerekmez ki.
Ne
Hoşlanma olması
Aseksğelsiniz… söyleyemedim
Belki de
Değilsiniz
Ama demin
Aseksuel olamazsınız
Neden
Olmamalısınız
Sevişmek isterdim
İster miydiniz
Yani yine isterim ama
Ne geçti
Geçti mi
Ne bitti
Bitmedi mastürbasyon yapıyorum
…..
….
Yapmayın
Ne yapalım
Ne yapalım mı
Yani… lafın gelişi.
Hakimiyetinizi kaybediyorsunuz
Aklınızdan geçenlere tepkim bu
çok zekisiniz
asla
kesinlikle
gerek yok
gerek yok ama üylesiniz
üyle?
Öylesiniz
Ha yanlışyazdınız
Yanlış konuştum
Yazılıyor bu, okuyanlar da var
Evet ama bozmayalım
Tamam
Aklımdan geçenler ne
Siz söylemedikçe
Çok etkileyici bir adamasınız
Söylememiş kadar oldunuz
Tamam… organınızı merak ettim…
Utandınız
Utandım
Herkesin yaptığı bişiden dolayı neden
Herkes organınızı mı merak eder
Herkes utanır, ama herkes de düşünür, organımla ilgisi yok
Var
Evet var ama demek istediğim
Ne demek istediğinizi biliyorum
Fazla başka yazar cümlesi oldu sen bunları demezsin
Ben mi
hayır yazar
Tamam
Sizinle ilgileniyorum…
Pazartesi, Kasım 30, 2009
27 Haziran 99
Kaş'ta buluşsak keşke
sonra cenazeme bile gidebiliriz
gözünü sevdiğiminin kaşı
benmerkezüssüm benim
mavi'ye gitsem kendime dönsem
bir de uyurken görebilsem kendimi
yazacaklarım gözlerimden okunmaz mı?
sonra cenazeme bile gidebiliriz
gözünü sevdiğiminin kaşı
benmerkezüssüm benim
mavi'ye gitsem kendime dönsem
bir de uyurken görebilsem kendimi
yazacaklarım gözlerimden okunmaz mı?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)