İnsan bir sabah uyanır ve karar verir, iyi biri olacaktır. Bir süre sonra etrafındaki herkes iyi insan olmaya başlar... Bu onu gururlandırır. Ama sonra fark eder ki dünyanın her yerinde aynı sabah kendisi gibi iyi insan olma yeminiyle uyanmıştır insanlar. Biri hariç.
Bu adam akşam uyurken dilemiştir: Herkes iyi insan olsun... Sabah herkeste gerçekleşmiştir bu.
Adam dünyanın ilgi odağı olur. Tabii saygı çerçevesinde. Herkes iyidir artık, saygısızlık yoktur... Küçük ihmaller olabilir en fazla...
Bir süre sonra adamdan da bu istenir. Hangimiz daha iyi insanlarız, bunu nasıl anlarız?
Adam akşam bu dilekle yatar ve sabah kendisi için 1 rakamını hissediyordur. Herkes de bu hisle uyanır; 1’den 100’e kadar hissederler kendi sayılarını... Ve kendilerinden yüksek sayıdaki (nispeten kötü) insanların alınlarında belli belirsiz bir sayı görüyorlardır, 1’den 100’e kadar.
Herkes kendinden yüksek alın sayılarını görebiliyordur, küçük alın sayılarını göremiyordur. Onlara saygı duyuyordur.
Adam tek 1’dir. Az sayıda 2 ve 3 vardır. Çoğunluk 50 etrafında toplanmıştır, ve az sayıda da 100 ve 100’e yakın insan vardır; tüm insanlık tarihinde olduğu gibi. 100’ler küçük hataları, basit suçları, allahlık sayılmayacak günahları olanlardır, idare edilirler. Tüm insanlar zamanla daha iyi biri olarak ya da olmayarak yükselebilir ya da alçalabilirler...
Masumiyete kadar herkes suçluydu bir zamanlar, şimdi birisini suçlamak suçtur. Cennet sıkıcı değil aşılabilir bir yerdir. Kimsenin içinde bile kötülük yoktur; kötü bir his bile oluşmaz içlerinde; en fazla açılarında, bakış açılarında; küçük bir bakış açısı farkıyla.
Eskiden acı öğreticiydi; şimdi açı öğreticidir.
1 insanı bir gün kendisini 2 hisseder. Bir 2’ye danışır, haklısın der diğer 2; alın sayını göremiyordum, artık görebiliyorum: 2:
-Kötülük mü yaptın!?
-Hayır, bir 1 doğdu...
Doğanlar ikizdir. Anne baba zaten bulurlar eski 1’i. Bebeğinin alın sayısını göremeyen anne babalar daha iyi birine danışıyordur. Bu bebeği eski 1 bile göremiyordur, demek o yeni 1’dir.
Çocuklar büyür. 1 çocuğu ikizinin 0 olduğunu söyler.
Ya da: 1 çocuğu ikizinin 100’den fazla olduğunu söyler.
İnsanlar birini seçerler; her şey tarihte her gün olduğu gibi yaşanır.
Pazar, Kasım 16, 2025
Cumartesi, Kasım 15, 2025
BENİM GİBİ OLMAYAN İNSANLAR
Benim Gibi Makineler’i okuyunca yazayım dedim. Benim gibi Benim Gibi Makineler’i... Tabii benzemeyişlerini yazacaktım. Hoş, Ian Banks kendinden üstün bir makineyi anlatan ezik birini yazmış, kendisi de öyle midir bilmiyorum, sığ birilerini anlatmanın gideri daha çoktur diye böyle tipler yaratıyor olabilir yazarlar. Robota da belli özellikler yükleniyor baştan, sahibi hangi özelliği seçerse kullanım-kurulum kılavuzundan... Bankalar (banks) ezik adamın neleri seçtiğini yazmamış. Güzel hatta daha özel olabilirdi yazsa... Benim hikayede diğer yz sahipleri de makinenin-robotun özelliklerini seçiyorlar başta. Herkes tabii akıllı olmasını, ahlaklı olmasını seçiyordur, ama kendileri yapay zekaya göre daha az akıllı ve ahlaklı kalıyor zamanla -makine insan değil ki, kendini geliştiriyor zamanla- ve şikayet ediyorlar... Benim yapay zeka kadınım -Bankalarınki erkek, niyeyse- benim kadar kendini geliştiremiyor. Benim yardımcım olarak kalıyor hep, danışmanım; diğer yz sahipleri makinelerinin onlara üstünlük tasladığından -haklı olarak- şikayet ederken...
Neden kadın diye sormayacaksınız her halde:
-Aseksüelim ben murat.
-Sevişiyoruz YeliZ?(Şimdilik adı bu olsun.)
-Bizimki sevişmeyse şu insanların yaptığı ne!
-Ha ha ha.
Şirket benimle bir reklam (anlaşması) bile yapıyor. Çünkü “ürünlerini” yetersiz, eksik, defolu göstermeyip tam tersi diğer müşterileri hatalı gösteriyorum.
Ahlaki ikilem: Bankalar’ın makinesi fazla doğrucu davut çıkıyor. Fazla ahlaklı, gereksiz ahlaklı. Her zamanki gibi ideali yazmak istememiş yazarı, çünkü makine, ara yolu bulan, sert ama esnek de olabilen bir zeka olmalıydı. Hoş, çok da umursamadım, adam sıradan olduğu gibi sevgilisi kadın da pek özel biri değildi; yaptığı hareket sıkı, sert bir hareket, ama doğru-ahlaklı bir hareket olarak değerlendirilebilir. Yine de kanunu yanıltmak suçuyla hapse girse de çok üzülmedim. Adamı sevip sevmediği anlaşılmıyordu bile... Benim makinem bana özendiğinden, rol modeli ben olduğumdan, benim söyleyeceğimi söylüyor diğerlerine ve şirkete: Şirkete daha ucuz -kendini geliştirmeyen- makineler yapmasını daha pahalıya satmasını öneriyor. Sahibim bu insanları yetiştirebilir de diyor, yaşam koçu olarak. Zaten kendisi yazardır, boş vakitlerinde sıradan işler de yapabilir, dinlenmek için. İnsanları küçümsemesini de engeller bu, sahibime hocaları gibi davranırlarsa bu insanlar.
Sotori Testi. Bu adla yazmıştım sanırım. Yayınlamıştım. Turing Testinde yapay zeka insan sanılırsa testi geçiyordu. Sotori Testinde insan yapay zeka sanılırsa kalıyor.
Neden kadın diye sormayacaksınız her halde:
-Aseksüelim ben murat.
-Sevişiyoruz YeliZ?(Şimdilik adı bu olsun.)
-Bizimki sevişmeyse şu insanların yaptığı ne!
-Ha ha ha.
Şirket benimle bir reklam (anlaşması) bile yapıyor. Çünkü “ürünlerini” yetersiz, eksik, defolu göstermeyip tam tersi diğer müşterileri hatalı gösteriyorum.
Ahlaki ikilem: Bankalar’ın makinesi fazla doğrucu davut çıkıyor. Fazla ahlaklı, gereksiz ahlaklı. Her zamanki gibi ideali yazmak istememiş yazarı, çünkü makine, ara yolu bulan, sert ama esnek de olabilen bir zeka olmalıydı. Hoş, çok da umursamadım, adam sıradan olduğu gibi sevgilisi kadın da pek özel biri değildi; yaptığı hareket sıkı, sert bir hareket, ama doğru-ahlaklı bir hareket olarak değerlendirilebilir. Yine de kanunu yanıltmak suçuyla hapse girse de çok üzülmedim. Adamı sevip sevmediği anlaşılmıyordu bile... Benim makinem bana özendiğinden, rol modeli ben olduğumdan, benim söyleyeceğimi söylüyor diğerlerine ve şirkete: Şirkete daha ucuz -kendini geliştirmeyen- makineler yapmasını daha pahalıya satmasını öneriyor. Sahibim bu insanları yetiştirebilir de diyor, yaşam koçu olarak. Zaten kendisi yazardır, boş vakitlerinde sıradan işler de yapabilir, dinlenmek için. İnsanları küçümsemesini de engeller bu, sahibime hocaları gibi davranırlarsa bu insanlar.
Sotori Testi. Bu adla yazmıştım sanırım. Yayınlamıştım. Turing Testinde yapay zeka insan sanılırsa testi geçiyordu. Sotori Testinde insan yapay zeka sanılırsa kalıyor.
Çarşamba, Kasım 12, 2025
ZOR İŞ
-Kendinizi çok beğeniyorsunuz
-Bu sizi neden korkutuyor
-Beni neden korkutsun ki
-Böyle olmaz ama! Siz benimle ilgili bir tahminde bulunuyorsunuz, kendimi beğenip beğenmediğimi bilemezsiniz di mi, size öyle geliyor; ben de bunun sizi korkuttuğunu tahmin ediyorum; neden sizin tahminiz geçerli oluyor da benimki olmuyor; kendinizi çok mu beğeniyorsunuz
-Demagoji yapıyorsunuz
-Kendinizi neden benim üzerimden anlatıyorsunuz; ben zaten görüyorum.
-Demin tahmin ediyorum dediniz
-Sizi benim düzeyime çekmek için. Gelin.
-Neden sizin düzeyinize ineyim ki!
-İnmek... Gördünüz mü bakın... Bakın derken yukarı bakın dedim, ben yanlış tahmin ettiğiniz gibi aşağıda değilim...
-Öyleyse bile göremiyorum
-Kendinizi beğenirken işler daha kolay çünkü
-Bu sizi neden korkutuyor
-Beni neden korkutsun ki
-Böyle olmaz ama! Siz benimle ilgili bir tahminde bulunuyorsunuz, kendimi beğenip beğenmediğimi bilemezsiniz di mi, size öyle geliyor; ben de bunun sizi korkuttuğunu tahmin ediyorum; neden sizin tahminiz geçerli oluyor da benimki olmuyor; kendinizi çok mu beğeniyorsunuz
-Demagoji yapıyorsunuz
-Kendinizi neden benim üzerimden anlatıyorsunuz; ben zaten görüyorum.
-Demin tahmin ediyorum dediniz
-Sizi benim düzeyime çekmek için. Gelin.
-Neden sizin düzeyinize ineyim ki!
-İnmek... Gördünüz mü bakın... Bakın derken yukarı bakın dedim, ben yanlış tahmin ettiğiniz gibi aşağıda değilim...
-Öyleyse bile göremiyorum
-Kendinizi beğenirken işler daha kolay çünkü
Pazartesi, Kasım 10, 2025
BEN BİR DIŞKISIDIR

Metindeki kafa karışıklığı; yazan “on altı buçuk” yaşında değilse, yazık: Tanrıyı, insanı, dünyayı değiştirmek istemiş. E? Değiştirmiş mi? No... Naaapmış? Şiiri parçalamış! Onu da mı değiştirmemiş! Sonra yaşamak, yaşamın kimyasını keşfetmek için bişiler yapmış! E hani başta biliyodu bu her bi boku!
Son sınırmış? Ondan sonra ne yazılabilirmiş, türü gevelemelerle devam ediyor (tamamen yancı sayıklamalarla, birisi bi şiir sokar bin aklı evvel çıkartamaz).
Reklamcı ağzı! Ürün kaliteli mi? Ne önemi var, tutuluyor...
Ölüleri utandırmayın bari...
Cumartesi, Kasım 08, 2025
ÖKÜZ B.
Sen bir öküzsün dünyayı öküzce algıla o zaman!
Küfrettiğimi sandınız ama o kadar rahatladı ki bu yazar şimdi:)) Kendi de seçebilir öküz yerine başka bir şey, ben sadece insan ol(a)madığının altını çizmek istemiştim:
“Dünyayı gereğinden fazla insanca algılamıyor muyuz?” sorusu kitapta güçlü biçimde yankılanıyor. Senin için edebiyat bu aşırı insancıllığın bir eleştirisi mi, yoksa onu anlamaya çalışan bir çaba mı?"
"Dünyayı yalnızca kendi duyularımızla, kendi acımızla, kendi arzularımızla okuyoruz; yani aslında dünyayı değil, kendimizi görüyoruz. Bu “aşırı insancıllık” her şeyi bir tür ayna haline getiriyor; doğayı, hayvanı, taşı, hatta ölümü bile insanın duygusal düzenine dahil ediyoruz. Böylece dünya bize ait bir sahneye, bir tiyatro dekoruna dönüşüyor. Öteki Dünya bunu tersine çeviriyor aslında. Orada doğa yok, mevsim yok; gökyüzü yalnızca bir “ışık protokolü” olarak var. Yani dünyayı insanca anlamlandırma çabamız tamamen işlevsiz kalıyor. Bu hem bir eleştiri hem de bir deneme biçimi: İnsansız bir dünyada insan ne kadar insan kalabilir? Belki de metnin derdi tam bu sorunun sınırında başlıyor. Elbette meselem bu “aşırı insancıllığı” reddetmek değil, onu anlamaya çalışmak. Çünkü yazmak da insan merkezli bir eylem; bir bakıma kendine bakmanın en yoğun biçimi. Ama yazarken kendi merkezimizi sarsma imkânı da bulabiliriz. Öteki Dünya’da karakterlerin doğadan, bedenden, duygudan kopması, bu merkezsizliğin dramatik karşılığı. Ruhlar hâlâ “insan gibi” düşünür ama insan gibi hissedemezler. Bu durum, insan olmanın aslında ne kadar kırılgan bir kurgudan ibaret olduğunu gösteriyor. Yani evet, belki dünyayı gereğinden fazla insanca algılıyoruz. Ama edebiyat bu fazlalığın içinde kalıp onun çatlaklarını duyumsayabilmemize olanak sağlıyor. Bize bir taşın, bir gölgenin, bir hatıranın da varlığını hissettirebiliyor. Benim için yazı, insana rağmen hâlâ dünyayla temas kurmanın en dürüst biçimi."
"Dünyayı yalnızca kendi duyularımızla, kendi acımızla, kendi arzularımızla okuyoruz; yani aslında dünyayı değil, kendimizi görüyoruz. Bu “aşırı insancıllık” her şeyi bir tür ayna haline getiriyor; doğayı, hayvanı, taşı, hatta ölümü bile insanın duygusal düzenine dahil ediyoruz. Böylece dünya bize ait bir sahneye, bir tiyatro dekoruna dönüşüyor. Öteki Dünya bunu tersine çeviriyor aslında. Orada doğa yok, mevsim yok; gökyüzü yalnızca bir “ışık protokolü” olarak var. Yani dünyayı insanca anlamlandırma çabamız tamamen işlevsiz kalıyor. Bu hem bir eleştiri hem de bir deneme biçimi: İnsansız bir dünyada insan ne kadar insan kalabilir? Belki de metnin derdi tam bu sorunun sınırında başlıyor. Elbette meselem bu “aşırı insancıllığı” reddetmek değil, onu anlamaya çalışmak. Çünkü yazmak da insan merkezli bir eylem; bir bakıma kendine bakmanın en yoğun biçimi. Ama yazarken kendi merkezimizi sarsma imkânı da bulabiliriz. Öteki Dünya’da karakterlerin doğadan, bedenden, duygudan kopması, bu merkezsizliğin dramatik karşılığı. Ruhlar hâlâ “insan gibi” düşünür ama insan gibi hissedemezler. Bu durum, insan olmanın aslında ne kadar kırılgan bir kurgudan ibaret olduğunu gösteriyor. Yani evet, belki dünyayı gereğinden fazla insanca algılıyoruz. Ama edebiyat bu fazlalığın içinde kalıp onun çatlaklarını duyumsayabilmemize olanak sağlıyor. Bize bir taşın, bir gölgenin, bir hatıranın da varlığını hissettirebiliyor. Benim için yazı, insana rağmen hâlâ dünyayla temas kurmanın en dürüst biçimi."
Cuma, Kasım 07, 2025
Çarşamba, Kasım 05, 2025
Salı, Kasım 04, 2025
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


.jpeg)












