Pazartesi, Mayıs 04, 2026

ZALİM-KURGU EDEBİYATI

Kendimi diğerlerinden üstün görmemin nedeni budur; bu doğru eleştiriyi yapan yazar bile “uçtan konuştuğunu” düşünüyor, korkuyor; zavallı:


“Bilim-kurgu türünün anti-ütopik mantığı, teknolojik-endüstriyel devrim ile bunun gerekli kıldığı sosyal devrim arasındaki zorunlu bağlamı kabul etmeye yanaş­maz; bu anti-ütopik mantık sadece, bireyci (öncü) toplum anlayışının karşı kutbu olarak, o cılkı çıkmış köleci toplum imajını benimser. Bilim-kurgu, günümüz insanının yarının teknolojisiyle dünde nasıl yaşadığını gösterir.

Türün temeli, romantik anlayışın özgürlük ile mutluluğu bağdaştırmayan denklemidir. Mutlu, en azından memnun kişi, özgür olamaz ve özgür olmak, mutsuzluğu ve acıyı da benimse­mek demektir. Ama romantik anlayışa göre, mutlu olmaktansa özgür olmak çok daha yeğdir; özgürlük insanın kendi kendini algılayıp yaşadığı, kendi deneyimim edindiği ve insan denen ni­teliğin gerçekleştirilmesini mümkün kılan zemin, bütün düşünce ve yaşama zeminimizdir; mutluluk ise olsa olsa bir kitle içinde, kişinin özgürce bireyleşmesine elverişli olmayan kalabalık içinde mümkündür. İnsan kendini ve kişiliğini ancak acı ve çile çekerek gerçekleştirebilir. Ve toplum, insanı acılarından kurtarmak için, bir şey yapmazsa, iyi eder. Theodor Adomo, ro­mantiğin bu aksiyomunu şöyle tarif ediyor: "Kişi, mutluluğun barbarlığı ile, objektif olarak ondan daha yüksek düzeyi temsil eden, (ve) mutsuzluğu da içeren kültür arasında tercih yapmak zorundadır."

Döndolaş gene yolun başına geldik demektir: Bilim-kurgu orta katmanın bir türü olarak "yukarıya" (diktatörlük, aristokrasi, geçmiş) dönük eleştiriyi, "aşa­ğıya" (sosyalizm, proletarya, gelecek) dönük eleştirisiyle birleştirir, böylece, en liberal örnekleri bile, statükonun hem melan­kolik hem de militan bir savunmasına dönüşmekten kurtula­mazlar.

Bilim-kurgunun, gericiliği, muhafazakârlığı su götürmeyen örneklerinde, makinelere yöneltilen eleştiri kitleye yöneltilen eleştiriyle birleştirilerek karşımıza çıkar; anlayacağınız, makinenin insanı kendine köle edebileceği korkusu, çok daha derindeki bir korkuyu, makinelerin, burjuva sınıfının varlığını tehlikeye düşürecek insan kesimini özgürlüğüne kavuşturabileceği korkusunu örter.

Biraz uçtan konuşacak olursak, "bilim-kurgu, geleceğin gerçekleştiril­mesini önlemek ister" de diyebiliriz. İçinde yaşanılan anda bu kadar çok kötülük tohumlan atıl­mışsa, artık gelecekten de hayır beklemek boşunadır; gelecek ancak korkunç bir şey olabilir demeye getirir bilim-kurgunun etik anti-ütopyası. Bunu yaparken ve bize geleceğin ne berbat bir halde olacağını gösterip bizi uyarmaya çalışırken de, bu gelecek vizyonunun baskısı altında, o zamana kadar diyalektik etkileşimlerle devrimci yenileştirmelerin ortaya çıkmasına olanak tanıyabilecek bütün tarihsel ara noktalan gizler, bunları atlayıp geçer."

Hiç yorum yok: