Ahmet Oktay:
1. Ahmet Gök imzasını taşıyan bir kitap: İns-i nü. Baştan sona zorlama, özenti dolu şiirler. Sözüm ona cinselliği dillendiriyor. Gök'ün "manitacılığı" daha ithafından başlıyor. "Gün/ü/nü/ ısırır... Kitabın sonunda da ıstampayla vurulmuş bir yazı: "Bu kitap yaşamımızın neresine düşer. Siz bu kitabın neresine düşersiniz? Bana yazın." Bu insanlar, "Ambar'da içki içilmez" deyince yenilik yaptıkları ya da cinselliği anlattıklarını sanıyorlar. Oysa buluş diye sarıldıkları şey, sözcüğün tam anlamıyla amiyanelik. Örneğin "Şikâyet-i Penis" şiiri şöyle; şiir demek olanaklıysa: "Git/gel/yaşama yetişemiyorum gel/git/Bıktım aynı yere girip çıkmaktan" Veysel Çolak da kalkıp arka kapak yazısı yazıyor ve "Kadın ve erkeğin, yatağı anlamlı kılan eylemliliğinden söz ediyor" demek şaşkınlığını gösteriyor.
2. "Gece, sokak, fener, eczane Anlamsız, dönük bir aydınlık Yaşa, bir çeyrek yüzyıl daha istersen; Çıkış yok. Değişen bir şey olmayacak artık. Öleceksin, başlayacaksın yeniden Tekrar edecek, eskiden olduğu gibi, aynı şeyler Gece, buzdan dalgalar kanalda Eczane, sokak, fener"
Blok'un ilk dizeyi ad edinmiş bu şiiri, tuhaf bir şekilde Kavafis'i çağrıştırdı: "Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın/Bu şehir ardından gelecektir..." İnsana yılgınlık, hatta korku veren o tekerrür duygusunu dile getirdikleri için belki de. Ama şiirde beni asıl çeken şey: İlk dize ile son dizenin dönüşümü. Çünkü tekerrürü, yinelenişi son dizede, bu kez tersinden yaşıyoruz. Süreç, sadece içerikte değil biçimde de tenleşiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder