“Eser konuşurken sanatçı kekeler:
Bir sihirbaz olarak inanılır olanı yaratırım. İnanılmaz olanı sağlayan seyircilerdir. Bir kuklacıya ait bu sözler. Ingmar Bergman'ın son filminden. Fanny och Alexanderdan (1982).
Yorumsuz algı olmaz. Başka bir deyişle her algıya yorumsama eşlik eder. Algılarken yorumlamaya başlarız. Daha gözlerimizi diker dikmez. Algıyı genişletiriz, inanılır olanda inanılmazı bulabilir, kastedilenden kastedilmeyeni çekip çıkarabiliriz. Bu nedenledir ki eserin anlamında sanatçı kadar seyircilerin de katkısı vardır, üstelik temaşa öncesi, yani eser sanatçının muhayyilesinde henüz cenin halindeyken. Müstakbel seyircisi döller sanatçıyı. İlham perileri arasına gizli seyirciler de karışır. Demem o ki pasif (münfail) olan seyirci değil, sanatçıdır aslında. Sanatçı, yani dişi olanın ta kendisi! Sanatçı sanatıyla konuşandır; sanatı hakkında konuşan değil.
Kendi eserleri hakkında değil. Kendi eserleri hakkında konuşmaya başladıklarında kekelerler. Kekelemek zorundadırlar. Kaçınamazlar. Hermafrodit kişiliğin yazgısıdır bu! Araftakilerin.
Hasta, ağrının ve acının kendisine sahiptir, çokluk, o ağrının ve acının bilgisine değil. Doktor ise ağrı ve acının bilgisine sahip olandır, kendisine değil. İlki acıyı veya ağrıyı hissedip nedenini açıklayamazken, İkincisi ne acıyı, ne ağrıyı hisseder, ama nedenini açıklayabilir. Anlamak sanatçının hissesine düşer, açıklamaksa eleştirmenin.”
Sihirbazın esprisi güzel de gerisi entel klişesi… Kundera’da da çok vardır bu; roman cevaplar vermez sorular sorar mantığı… Dolu yazarda vardır: Okuyarak-okutarak zehirliyorlar birbirlerini… Yazılarımda çok eleştirdiğim hayatla ilgisi alakası olmayan bir mantık, tekrarlamayacağım şimdi ama yazarın burada yaptığı şudur: Eseriyle ilgili konuşmasın, tamam, ama hayatla ilgili de konuşmasın o zaman, demeç falan da vermesin, görüşü de asla sorulmasın… E ne yapılsın acaba onunla… Ölümü beklensin! Bu arada dolu yanlış yoruma da kimse karışamasın! (Nütopya okuyup bana edebiyat ve kadın düşmanından öte homosekseül diyeceklerinden korkarım mesela!)
“Algıyı genişletiriz, inanılır olanda inanılmazı bulabilir, kastedilenden kastedilmeyeni çekip çıkarabiliriz.”
Uydururuz diyor farkındaysanız; yazarın uydurması, kurgudur, tamam; ama okur uydurursa buna yalan denir; hedef-konu uzaklaştırmak denir; eseri anlayamamak denir; bencilce kendi kafasındakini esere dayatmak denir… Kastedilmeyeni sen, ne hakla çıkartıyorsun kastedilenden!
Yazarın ölümü diyorlar buna, bir yandan! Okurun şahlanışı, megalimonlanışı! Benim gibilere hayatım roman demelerinin, yazsana hayatımı diye sormalarının nedeni bu papağan yazarlar olmasın?.. Bu çıban okur, bu bit okur kendi metnini yazsın, benim eserime bulaşmasın… Ha, bak böyle yazan okur eseri hakkında konuşmasın, ona varım…
Karar verememiş bu arada Cündioğlu; sanatçı dişi mi, hermafrodit mi!
Hasta ve doktor örneği! Olmuş mu burda hiç! Kastedilenden hiçbir şey çıkmıyor, kastedilememiş oluyor…
Yazdıklarını okumamış oluyor!
İkinci metni; benzer anlayış sorunları:
“Rüyada gerçekleşen hayal:
Bir sonbahar gecesi, mürid uykusundan sıkıntıyla uyanır. O sırada başucunda oturmakta olan ustası sorar: — Bir kâbus mu gördün? — Hayır! — Kötü bir rüya mı gördün? Yine, hayır, diye cevap verir genç mürid, gözleri yaşlı bir halde: — Bilakis çok güzel bir rüya gördüm. — Peki o halde niçin bu kadar üzgünsün? — Efendim, ben gerçekleşemeyecek denli güzel bir rüya gördüm.
Ulaşılamayacak olanı arzulamak. Ulaşılamayacak olana doğru koşmak, kanatlanmak. Âşık olmak kısacası. Tutulamayacak olanı tutmaya çalışmak. Tutamamak. Sadece tutulmak. Ve dahi tutuklanmak. Bile isteye. Bile bile. Bedelini göze alarak. Seve seve. Burada garipsenecek ne var? Tutkunun özü, tutmaktan çok tutulmak değil mi zaten? Sürüklenmek. Çekilip alınmak. Kendinden. Evet, öyle. Saf haz. Bütünüyle. Yarar için, çıkar için değil, bilakis, sadece tutkunun, tutku sahibi olmanın o kendine özgü yüksek hazzını yaşamak için. Gerçekleşemeyecek bir rüya gördüğü için kişi mahzun mu olmalı? Hayır! Hayali rüyada gerçekleşmiş ya, daha n ’olsun? Az şey midir bir idealin hayalini görmek, uyanıkken veya uykudayken?”
Deminki, okunmuş ama sorgulanmamış mantık. Alıntı fikir. Büyükler öyle söyledi, abiler, birkaç abla, babalar! Gericilik burda tam ortaya çıkıyor ama: Mutsuzluğa yazgılı! Öğrenilmiş çaresizlik; değil, okunmuş (üflenmiş) çaresizlik…Saf haz imiş bir de güya! Aşk imiş; aşk da illa karşılıksızdır ya!
Cioran ile bitireceğim; en sevdiğim; o da aslında ancak benim kuracağım, asla kendinin (Cündioğlu ve Kundera’nın) kurmayacağı cümleleri kuruyor aşağıda; Cioran en tahammül edilebilir olanı; bilmeden cevabı yapıştırıyor, benim vereceğim, rast geldim (biraz alta insek o da tersini söyleyecek, tüm kitap boyunca savunacaktır; ama Cioran zaten olumluluk kastetmez genelde, dürüsttür çünkü.):
“Yanılmamanın en güvenilir yolu, kesinlikleri bir bir yıkmaktır. Yine de önemli olan her şey şüpheden uzak meydana gelmiştir.”
Önemsenmek istiyorsanız, saçma babaları öldüreceksiniz. Hepiniz geçer gidersiniz güruh olarak, şaşırır kalırsınız… Cem Yılmaz’ın dediği gibi: “Biz de mi öldük! Business’dık ama biz!”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder