-Acı. Edebiyatçı yapar. Sonuna kadar hissedilmiş, hiçbir şeyde sakınılmayan, kabul edilmiş, alımlanmış, sağlam acı.
-Ama şunu da diyorsun: Korkuyu umuda çevirmek.
-Evet… Edebiyatçının dalaveresi ya da başarısı, diye de ekliyorum.
-O zaman buna sağlamacı edebiyatçı diyelim; dalavereci olana…
-Tabii ki, sonuçta edebiyatçının besini abartmadır ve yanlış anlaşılmalarla ünlenir.
-O zaman senin cümlelerinle bitirelim: Büyük filozofu da yapan, abartmadır, ama abartmanın onda sıkı dokunmuş bir mantık giysisine ihtiyacı vardır. Edebiyatçı ise bu abartmayı cascavlak ortaya atar.
-Doğru. Bir edebiyatçının görmediği şey, olmamış demektir.
-Filozofsa, olduramayınca, yazar.
-Her tür edebiyat, doğayla cennet arasında gidip gelir ve birini öteki saymaktan hoşlanır.
-Sağlamacı olan, dalavereci değilse, aşkın sonu aşkınlık…
-Edebiyatçıların sezgileri. Tanrının unutulmuş maceraları.
-Sezgi deyince şairler atlar şimdi… Atları uzak tutalım. Edebiyatçı denmesini de sevmiyorum, bir alanda usta gibi geliyor bana; tek bir alanda… Şairlik de geçmişte kaldı artık, eski bir ad. Şaşalı diye kullanılıyor… Sezgi ne, tanrı kim, şair ne işe yarar…
-Ben de edebiyatçı kelimesini sevmiyorum. Edebiyatçı da değilim: Ben susamıyorum. Ama içimde, tanımadığım birçok insan susuyor. Onların patlamaları beni bazen edebiyatçı yapıyor.
-Tanımadığın biri nasıl içinde olabilir, tamam gökten yere indirdin yazıyı ama, yine de bir sağlam acılık aldım.
- İnsanın bir şeye karşı kendini çok savunduğu dönem, edebiyatçı için en önemli dönemdir. Teslim olduğu anda artık edebiyatçı değildir.
-Teslim olsaydın yazmazdın zaten. Yazmadığında da teslim olmuş sanacaklardır!
-Kötü edebiyatçılar, değişimin izlerini siler, iyilerse bunları sergiler.
Çarşamba, Haziran 03, 2026
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder