“Vuslat hicrandan beterdir:
Kadınlık eski ihtişam ve kudretini kaybetmedi mi efendim?
Kenan Rifaî hazretlerinin cevabı şöyle: Eski ihtişam ve kudretini kaybeden kadınlık değil, kadınlar! Asıl kadınlık bütün ihtişam ve kudretiyle ayakta!
Cüzdeki küllü görmek budur! Çokluktaki birliği. Kadınları değil, kadınlığı. Niceliği değil, niteliği. Önce Adem’i. Sonra âlemi.
Mutluluğu nicelikte bulabileceğini sanmıştı.
(…)
Bir hakikat bu kadar mı veciz bir biçimde dile gelir? Niceliğe düşkünlük, yani kendisiyle temas edilen insan sayısının çokluğundan medet beklemek.
(…)
Neden bir tek insanda bulabileceklerimizi bir sürü insanda aramakla uğraşır dururuz?
Bir kadında değil, bir sürü kadında. Çoklukta yol bulmaya çalışmak, fetişe yönelmek. Bunca zahmet niçin? Şefkat eksikliğinden ötürü. Bir annenin içi gülen gözlerinden mahrumiyet sebebiyle. Rahmet elinden uzaklık yüzünden. VE sırf bu mahrumiyetin acısıyla tüm kadınları tüketmeye çalışmak. Napolyon sendromu! Zavallı, Moskova’yı fetheder ama içi boşalmış bir halde. Vuslat hicrandan beterdir. Şu nefse dünyalar yetmez niceliğin dünyasında. Bir anne dokunuşunun hayaline ne âlemler katledilir? Her fetih bir cinayete dönüşür, her insan bir kurbana.
Mutluluğu nicelikte bulabileceğini sanmıştı.
(...)
Hocanın biri etrafına topladığı bir grup insana, hesap gününde günahkarların nelerden sorguya çekileceğini anlatıp vaaz veriyormuş... Ey cemaat, ah bir bilseniz, Cenab-ı Hak sorgu gününde size neler soracak, neler soracak? Zamanını nasıl harcadın diye soracak, paranı nereye ve nasıl sarfettin diye soracak, ibadetlerini eksiksiz yerine getirdin mi diye soracak, insanlara iyilik ettin mi diye soracak, anana-babana nasıl davrandın diye soracak, yetime yoksula yardım ettin mi, komşunu hoşnut ettin mi diye soracak. Şimdiden dersinizi iyi çalışın ey cemaat, o gün Cenab-ı Hak soracak da soracak. Oradan geçen bir derviş dayanamayıp, Cenab-ı hak kullarına o kadar çok sual sormaz, benim bildiğim, demiş, ama o gün bir tek şey soracağı kesin: Ben seninle idim, peki sen kiminle idin?”
.....
Ne diyor, yandan, önden, arkadan anlaşılıyor da bu yan ön arka birbirleriyle aynı bedende-nedende birarada mı? (Birarada bitişik yazılır!)
Kadınlar ölmüş, ama kadınlık değil…
Nasıl oluyor peki bu; nasıl olabilir…
Erkeğin (ya da kadının) çokça bedende (ya da ruhta) tatmin aramasının eleştirilecek ne yönü kalıyor!
Tek bir insanda bulabilirsiniz… demeye getiriyor arada; ama kadınlar (insan) değerlerini kaybetmiş; nasıl olacak bu! Nerde o insan; onu çokça aramak lazım değil mi?
Anneye bağlıyor; eh peki; ama ne yapsın ensest mi? Çünkü etrafta kadın yok ya hani, yani!
Napolyon’a neden bağlıyor; vuslatla ne alakası var konunun!
Kadını bulmuş da (vuslat) sonradan kaybetmiş-elinden kaçırmış olduğu bir durum mu var; yok…
(Arada kestiğim yerler hem uzatmamak, hem daha fazla eleştirmemek için kesilmiştir.)
İki konu var sanki ama bağlantısız; bağlayamamış da…
(Nütopya’da kadını ararken bir dolu kadınla yatarım, yazarı ararken bir dolu yazarla kalkarım, ama zamanla da olsa bilirim; kadınlık vardır kafamda, Kadın, vardır kafamda, kadınlar da olurlar işte etrafımda; aynen kifayetsiz yazarlar gibi… Kendimleyimdir (Tanrıyla?) Öyle bir yere bağlaması zaten gelmiş geçmiş hiçbir yazardan beklenemez…)
Tanrıya bağlamış işte; ama hani kadınlık; hani o ölmemişti, sürünmüyordu, tanrıçaya mı bağlamış yani…
Olmamışlık; var; fikir (anne) şefkati olmayınca, yazı nicelikte bulunamıyor…
Salı, Haziran 02, 2026
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder