Birçok yeri bana da fazla ya da yanlış geldiğinden almadım. Zaten 1970’de falan yayınlanmış... Aptal kadınlık zaten değişmemiştir, yüzde 1-2 akıllı kadın çıkmıştır ancak o zamandan beri. Erkeklerde bu oran da en fazla yüzde 5 olabilir. Kadınları her zaman kayırırım, ama yetersizler işte ben ne yapayım. Erkek ve kadınlardan bahsederken ben mal olan ve daha az ya da daha çok mal olan yaratıklardan bahsediyor olurum genelde.
Bunları da zaten bilenler okuyacak, algılayacak; bilmeyenler bilinçsizce ya da kötü niyetle sırtımızdan bıçaklamaya devam edecek!
Önemli olan kadınlar için pozitif ayrımcılık denen şeyin saçmalığı ve ona karşı bir şeyler yazılabilmiş olmasıdır... Dünyada pozitif ayrımcılık yapılacak tek bir azınlık ırk vardır: Akıllı ve ahlaklı insan.
......
"Bu kitabı, kitapta adı geçmeyenlere: yani, kullanılmayı reddeden az sayıdaki erkeğe, onurunu satmayan az sayıdaki kadına ve çok yaşlı, çok çirkin veya çok hasta oldukları için piyasa değerini yitirecek kadar şanslı olanlara ithaf ediyorum."
Erkekle kadının aynı zekâ potansiyeliyle doğduğu ve cinsler
arasında zekâ açısından temel bir fark olmadığı kesin bir gerçek
olarak kabul edilebilir. Ayrıca, körelmeye, kısırlaşmaya bırakı-
lan her potansiyelin, işlevini yitireceği de çok iyi bilinmektedir.
Kadınlar zihinsel kapasitelerini kullanmazlar. Aslında bilerek bu
kapasitelerinin bozulmasına göz yumarlar. Birkaç yıllık aralıklı
eğitimden sonra, tali (sonradan gelişen) ve geri döndürülemez
bir aptallık durumuna yönelirler.
Neden kadınlar kendi zihinsel kapasitelerinden yararlanmı-
yor? Kadınların beyinlerini kullanmamalarının tek bir nedeni
vardır, o da ihtiyaç duymamalarıdır. Yaşamlarını sürdürmeleri
için zihinsel kapasiteleri vazgeçilmez değildir.
Teorik olarak güzel bir kadın, bir şempanzeden daha az bir
zekâya ihtiyaç duyar ve buna karşılık kimse onu topluma uy -
mayan bir yaratık olarak değerlendirmez.
Olsa olsa, en geç on iki yaşma kadar, kadınların çoğu fahişe olmaya karar
vermiştir. Ya da başka bir deyişle, kendileri için,
bir erkek seçip bütün işi onun yapmasını sağlamaktan oluşan
bir gelecek tasarlamışlardır. Bu işlevlerine karşılık olarak
kadınlar da, erkeğin belli zamanlarda vajinalarını
kullanmasına göz yummaya hazırdır. Bir kadın buna karar
verdiği anda beynini geliştirmekten vazgeçer. Elbette çeşitli
dereceler ve diplomalar alabilir. Bunlar onun erkeklerin
gözündeki piyasa değerini artırır, çünkü erkekler, bir şeyleri
ezbere bilen bir kadının, ayrıca erkekleri de tanıyıp
anlayacağına inanır. Ama cinsler arasındaki iletişim
olasılığı da işte bu noktada ortadan kalkar. Yolları sonsuza
kadar ayrılır.
Bir erkek bir kadının yemek pişirme, bulaşık yıkama ve
temizlik işlerinde saatler harcadığını gördüğü zaman, bu
işlerin onu belki de mutlu ettiği, çünkü tam da onun zekâ
seviyesine uygun işler olduğu aklına hiç gelmez. O anda,
bütün bu angaryanın, kadını, bir erkek olarak önemli ve arzu
edilir bulduğu onca şeyi yapmaktan alıkoyduğunu düşünür;
bu nedenle kadının yaşamını kolaylaştırmak ve onu, erkeğin
düşlediği yaşam biçimine sürüklemek için otomatik bulaşık
makineleri, elektrikli süpürgeler, hazır yemekler icat eder.
Ama hayal kırıklığına uğrayacaktır. Kadın, kazandığı
zamanı tarihle, politikayla ya da astronomiyle aktif bir
şekilde ilgilenmek için kullanmak yerine, pasta yapar, iç çamaşırlarını ütüler
ve oya yapar ya da özellikle maceracıysa banyo duvarını çiçek
çıkartmalarıyla bezer. Bu nedenle erkek bu tür şeylerin, varlıklı
yaşamın temel öğeleri olduğunu düşünür. Bu fikrin ona kadın
tarafından aşılanmış olması gerekir, çünkü erkek, pastanın dışarıdan
satın alınmasına da, iç çamaşırların ütüsüz olmasına da, banyo
duvarlarında çiçek desenlerinin bulunmamasına da gerçekten aldırış
etmez. Kadının bu amaca ulaşmasını kolaylaştırmak ve onu
angaryadan kurtarmak için mikserler, mutfak robotları, ütüsüz
giyilebilen çamaşırlar ve çiçek süslemeli tuvalet aletleri, fayansları
icat eder; ama kadın hâlâ edebiyatla, politikayla ya da evrenin
fethiyle aktif ve ciddi bir şekilde ilgilenmez. Onun için yeni bulunan
bu boş zaman tam zamanında imdada yetişmiştir. Artık kendisiyle
ilgilenebilir ve elbette entelektüel başarı özlemi ona yabancı olduğu
için, o da dış görünüşü üzerinde odaklaşır.
Kadınların daha zevkli, daha çekici, daha
“kültürlü” olduğu doğrudur, ama yaşam beklentileri kesinlikle
entelektüel değil, hep maddeci olacaktır.
Kadını kendi eşiti olarak gören bir erkek, kadının yaşam biçiminin
boşunalığını kavradığı zaman doğal olarak, bunun erkeğin hatası olduğunu, kadının erkek tarafından baskı altına alındığını düşünme eğilimi gösterir. Ama çağımızda kadınlar artık
erkeklerin iradesine tabi değildir. Aslında tam tersine. Kadına,
özgürleşmesi için her türlü fırsat tanınmıştır ve bunca olandan
sonra eğer hâlâ zincirlerini kırmamışsa, bundan tek sonuç çıkar:
aslında kırılacak bir zincir de yoktur.
Erkekler, kadınların hiçbir hırs taşımadığını, bilgi arzusu,
kendini kanıtlama ihtiyacı hissetmediğini kavramaktan acizdir;
oysa bütün bunlar onun için hayati bir öneme sahiptir. Kadınlar,
erkeklerin ayrı bir dünyada yaşamalarına göz yumarlar, çünkü o
dünyaya katılmak istemezler. Neden katılsınlar ki? Erkeğin ba -
ğımsızlığı onlar için hiçbir anlam ifade etmez, çünkü kendilerini
bağımlı hissetmezler. Hatla hiçbir entelektüel hırsları olmadığı için
erkeğin zihinsel üstünlüğü karşısında utanma bile hissetmezler.
Kadının erkek karşısında büyük bir avantajı vardır: kadının
seçme özgürlüğü vardır, bağımsız bir yaşamla, aptalca, şımarıkça,
asalakça bir yaşam arasında bir seçim yapabilirler. Bu sonuncusunu
tercih etmeyen kadınların sayısı çok azdır. Erkeklerinse elbette
tercih şansı yoktur.
Eğer kadınlar gerçekten de erkeklerin baskısı altında olduğunu
hissetseydi, tıpkı buyurganlardan korkulup nefret edilmesi gibi
onlar da erkeklerden korkup nefret ederdi. Erkeğin zihinsel
üstünlüğü karşısında utansalardı, durumu değiştirmek için her
çareye başvururlardı. Kadınlar gerçekten bağımlı ve kelepçeli
olsaydı, elbette tarihin bu en elverişli döneminde kelepçelerini
çoktan kırmış olmazlar mıydı?
Kadının hissettiği en son şey
baskı altında olmaktır. Tersine, cinsler arası ilişkideki en can
sıkıcı gerçeklerden birisi, kadının dünyasında erkeğin olmadı -
ğıdır: bu nedenle kadının kendini aşağılık ve dolayısıyla isyan -
kâr hissetmesine nasıl yol açmış olabilir ki? Her şey bir yana
onun erkeğe bağımlılığı sadece, tıpkı bir turistin uçağa, bir
cafe sahibinin kahve makinesine, bir arabanın benzine, bir
televizyonun elektriğe bağımlı olması gibi nesnel, “fiziksel”
bir bağımlılıktır. Bu tür bir ilişkide can sıkıcı hiçbir şey
olamaz.
ERKEKLERİN kadınları etkilemek için yaptıkları önemli değildir: kadının
dünyasında erkeğin yeri yoktur. Onun dünyasında sadece başka bir
kadın önemlidir. Elbette bir erkek dönüp ona baktığında memnun
olacaktır; bir de bunu yapan erkek şık giyimlivse ve pahalı bir
spor araba kullanıyorsa, gerisi can sağlığı. Onun bu durumda
UZAYDAN gelen
birisi için erkeklerin, kadınlardan sonsuz ölçü de
çok daha fazla beğeniye layık gözükeceğine kuşku yok, çün kü
erkek hem zekâya hem de güzelliğe sahiptir. Yüzyıllar bo -
yunca erkeğin değerler standardı ne yazık ki çarpıtılmış
olmalı, aksi takdirde kadınlar kesinlikle zarif cins olarak
adlandırıl- mazdı. Erkeklerden çok daha az zeki olmaları gibi
basit bir gerçek bile böyle bir kavrama ters düşerdi, çünkü
sadece fiziksel düzlemde değerlendirilmediği sürece aptal bir
insana kesinlikle zarif veya güzel denemez. Yine de böylesine
saçma ve yanlış bir inancın ortaya çıkması erkeklerin
hatasıdır. Her şey bir yana kadınlar homo sapines olduklarını
kesinlikle iddia edemezler.
Erkek kadına ihtiyaç duyar, çünkü daha sonra da göreceği -
miz gibi, kendini tabi kılacak (uğruna köle olacağı) bir şeye
ihtiyaç duyar. Ama ayrıca öz-savgısını da koruması gerekir.
Bu da kadına, köleliğini haklı çıkaracak özellikler atfetmesine
yol açar. Kadın, günümüze kadar zekâsını kullanma yönünde
hiçbir şey yapmadığı için, ona zeki diyemez, ama “kadınca
sezgi” kavramını yaratarak buna yakın bir özellik atfetmiş
olur. Bu nedenle başkaca gerçek özellikleri olmadığı için de
kadına güzellik atfeder.
Gözyaşı kanalları, sıvı ihtiva eden küçük keseciklerdir. Tıpkı
böbreklerin kontrol edilmesi gibi, eğitimle bu kesecikler de
kontrol edilebilmektedir, bu nedenle erişkin, tıpkı yatağını ıs-
latmayışı gibi, ağlamaya da ihtiyaç duymaz. Erkek çocuğa
çok erken bir yaşta bu iki işlevi de kontrol etmesi öğretilir.
Kadın burada da kendini küçültür. “Erkekler ağlamaz! Küçük
bir kız değilsin, tatlım!’' Öte yandan, küçük kıza hiçbir zaman
gözyaşlarını kontrol etmesi öğretilmez, bu nedenle kızlar,
gözyaşını avantaj sağlamak için kullanmayı çabucak öğrenir.
Ağlayan bir kadını gören bir erkeğin aklına, kadının kendine
hâkim olamayan birisi olabileceği gelmez. Kadının
duygularının uyarıldığını düşünür, hatta duygunun derecesini,
akıtılan gözyaşı miktarıyla ölçer.
Bunun hatalı bir yorum olduğu açık. Kadınlar gerçekten
duygusuz yaratıklardır; bunun da temel nedeni derinden duy -
gular beslemenin kendileri için dezavantaj olmasıdır.
Duygular, kendileri için yararlı olmayan bir erkeği, yani
kullanamayacakları bir erkeği seçmelerine neden olabilir.
Hatta erkeklerden aktif olarak hepten tiksinmeye ve
yaşamlarını sadece kadınlarla arkadaşlık ederek geçirmeye
bile başlayabilirler. Ama gerçekte eşcinsel erkeklere kıyasla
daha az eşcinsel kadın vardır ve bunlar da varlıklı veya en
azından parasal açıdan güvencede olan kadınlardır.
Duyguları olan bir kadın, düşünmek ve çalışmak, sorumlu -
luk almak ve kendisi için çok anlam ifade eden onca şeysiz
yaşamayı öğrenmek zorunda kalacaktır. Bunu istemediği için,
duygusuz kalmaya karar verir, ama aynı zamanda da bir kadın
için duyarlı kadın rolü oynamanın zorunlu olduğunu, aksi tak -
dirde erkeğin onun temelde soğuk, hesapçı yapısının farkına
varacağını bilir. Ama duyguları kesinlikle hissedilmeyen, her
zaman sahte duygular olduğu için, soğukkanlılığını
kaybetmez. Ancak eğer kendin bir şeyler hissetmezsen bir
başkasının duygularından yararlanabilirsin. Bu nedenle, kadın,
kendi avantajı için erkeğin duygularını kamçılar, bu arada da
erkeği, onun duygularının da sanki erkeğinki kadar derin,
hatta onunkinden daha derin olduğuna inandırmaya çalışır.
Ne VAR Ki yaşı yirmi beşin üstünde olup da çalışan veya kariyerlerine devam
eden kadınlar da vardır. Bu ise çeşitli nedenlerden kaynaklanmaktadır:
(a) Başarısız bir erkekle evlidir. Erkek, kadının onlarsız ya-
pamadığı onca yararsız döküntüyü alacak kadar para ka-
zanamıvordur.
(b) Kadının çocuğu olmuyordur. Erkeğin ona olan tutkusu
geçtikten sonra, ona bakmak için geçerli bir neden göremez.
(c) Kadın çirkindir.
(d) Kadın özgürdür.
(e) Kadın belli bir kariyere ilgi duymaktadır. Ta başından i-
tibaren, kişisel bir köle ve çocuk sahibi olmadan yaşamaya
hazırlıklıdır.
(a) ve ( b) tiplerinin açık nedenleri var. Önemli olan sonraki iki
gruptur, çünkü çirkin bir kadın, çoğu durumda özgür olarak
değerlendirilir (bu da tamamen yanlış bir varsayımdır). Son gruba
giren, yani entelektüel nedenlerle, bir adalet duygusuyla bile olsa,
kölelerden ve konfordan vazgeçen bir kadına rastlama olasılığı
gerçekten de çok düşük.
Çirkin kadını ele alalım. Bir kadın, erkekler çekici bulmuyorsa
çirkindir. Yani tali cinsel özellikleri yeterince gelişmemişse, ya da
yeterince reklam konusu edilmemişse ve “bebek görünüşünden”
tamamen yoksunsa çirkindir. Böyle bir kadın, erkeklerle aynı
nedenlerden ötürü çalışır: onun için çalışacak başka birisi yoktur.
Ama erkeğin kazancıyla bir kadına ve çocuklarına bakmasına karşılık,
kadın sadece kendisi için çalışır:
kazandığı parayı, güzel bir genç erkeğin yaşamını finanse etmek için
kesinlikle harcamayacaktır.
Bu tip kadınlar çoğu durumda oldukça zekidir. Diğer bütün
kadınlar gibi annesini örnek aldığı ve kendisine bir köle bulmayı
istediği için başlangıçta zeka kapasitesini körelmeye bıraktığı
doğrudur. Ama yaşı ilerledikçe, şansının azaldığını anlar ve günün
birinde zekâsından geri kalanları kurtarıp en iyi şekilde kullanmaktan
başka şansı olmadığı gerçeğiyle yüz yüze gelir.
Bu gruptan bazı kadınlar gerçekten başarılı olur. Sık sık yüksek
şeref derecesi alırlar (bunun nedeni de bu zeki kadınların, kuraldışı,
ender bir tür olmasıdır); gazeteci, yazar, politikacı, doktor veya
avukat olurlar. Dahası, villalarda yaşayan sömürücü kadınlara büyük
hizmet verirler. Bu kadınlar kocalarına, “Bak,” derler, “biz de öyle
olabilirdik, ama senin için vazgeçtik.” Önlerindeki bu birkaç zeki
kadın örneğiyle ikaz edilen erkekler, bu “entelektüel” kadınların
çirkin, içerleme dolu, sempati yoksunu, aslında “kadınlıktan uzak”
olduğunu söyleyen kendi embesil karılarıyla yaşamaya devam
etmekten mutlu olurlar. Böylece erkeğin, yatağında yatan
lobotomize [beyni aIınmış] yaratığa yönelik tercihi bin kat artar;
her şey bir yana erkek, gerekirse, gerçekten umutsuzluğa kapılırsa,
konuşmak için her zaman bir erkek bulabilir.
Çirkin bir kadın bile başarısına rağmen özel kadın statüsünden
tamamen vazgeçmek istemez. Sanki herkesin dünyanın sekizinci
harikasıymış gibi (gerçek kişisel başarı kazanan bir kadın olarak) ona
hayran olması gerektiğine inanır. “Kadınlığını,” olası her yoldan ve
neredeyse müstehcenlik derecesine kadar vurgulayacaktır. Her
fırsatta televizyona çıkacak, gazetelere demeçler verecek, sarkık
göğüslerini masasının üzerine yayarak, erkeğin dünyasında bir kadın
olarak statüsünü korumanın ne kadar zor olduğundan yakınacaktır.
Ne var ki özgürleşen kadın
kesinlikle para için çalışmaz. Tanım gereği genç bir kız olarak çekici
olması ve bu nedenle kazancı iyi köleler edinmiş olması gerekir. Bu
nedenle sadece “güzel” kadınlar “özgür” olabilir. Erkek gibi çirkin
kadın da hiçbir zaman bu konuma ulaşmaz. Kimse onu ayartmaya
çalışmamıştır. Yine erkek gibi onun da kendini özgürleştireceği bir
şeyi olmadığı için, şöyle veya böyle çalışmaktan başka seçeneği
yoktur.
Aslında özgürleşen kadın da diğerleri kadar aptaldır, ama in-
sanların böyle düşünmesini istemez. Ev kadınlarından lam bir
aşağılamayla söz eder. Erkekler tarafından yapılan bir işte çalıştığı
için zeki olduğuna inanır, ama nedenle sonucu karıştırır. Erkekler,
zeki oldukları için değil, sadece çalışmak zorunda oldukları için
çalışır. Erkeklerin çoğu, ekonomik yükümlülüklerden, örneğin ev
kadınları kadar özgür oldukları zaman zekâlarını gereğince
kullanmaya başlarlar. Aslında evde yaşayan bir kadının, daktilo ile
diktafon arasında sıkışıp kalan birisinden çok daha kamçılayıcı,
entelektüel bir yaşamın tadını çıkarmak için daha fazla fırsatı vardır.
Özgür kadın tarafından seçilen işler, aksine inansa da nadiren
çaba veya sorumluluk gerektirir. Kendisi söz konusu olduğu sürece
işi “doyurucudur,” “kamçılayıcıdır. ' "körelip kısırlaşmasına engel
olur.’' “İşi olmasa o yaşayamaz.” Ama gerçekler göz önüne alınırsa,
işine bağımlı olmadığı anlaşılır. Çirkin kadından farklı olarak,
dilediği zaman işini bırakabilir. Cankurtaran simidi olmadan
kesinlikle çalışmaz. Ufukta bir zorluk gözüktüğü an, yardımına
koşacak bir erkesin kollarına atılır.
Bu tip kadın, mesleğinde erkekler kadar hızlı tırmanamayışını
haksızlık olarak görür, ama öte yandan da öldürücü fare yarışının bir
parçası olmaktan özenle kaçınır. Dile getirdiği şikâyetler hep aynıdır:
özgür bir kadın olarak bile, erkekle aynı fırsatlara sahip değildir.
Kendi şansını yaratmak için mücadele etmek yerine, palyaçolar gibi
boyanıp Noel ağacı gibi süslenerek, kadınlar kulübü tarafından
düzenlenen toplantıların birisinde kadın hakları ve eşitliği için feryat
etmeye koşar. Bu eşitsizliğin tek nedeninin erkekler değil, sadece
kendisi (gerçek ilgilerden tamamen yoksun oluşuyla, aptallığıyla,
hilebazlığıyla, güvenilmezliğiyle, aptalca ve sahte tavırlarıyla ve
sonsuz hamilelikleriyle, her şeyden önemlisi de erkekleri acımasızca
kullanmasıyla kadınların) olduğu hiç aklına gelmeyecektir. Du -
rumdan o nasıl sorumlu olabilir ki?
Pazar, Ocak 11, 2026
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder