Pazar, Ocak 11, 2026

ESTHER VILAR / KÖLENİN MUTLULUĞU

Birçok yeri bana da fazla ya da yanlış geldiğinden almadım. Zaten 1970’de falan yayınlanmış... Aptal kadınlık zaten değişmemiştir, yüzde 1-2 akıllı kadın çıkmıştır ancak o zamandan beri. Erkeklerde bu oran da en fazla yüzde 5 olabilir. Kadınları her zaman kayırırım, ama yetersizler işte ben ne yapayım. Erkek ve kadınlardan bahsederken ben mal olan ve daha az ya da daha çok mal olan yaratıklardan bahsediyor olurum genelde.

Bunları da zaten bilenler okuyacak, algılayacak; bilmeyenler bilinçsizce ya da kötü niyetle sırtımızdan bıçaklamaya devam edecek!

Önemli olan kadınlar için pozitif ayrımcılık denen şeyin saçmalığı ve ona karşı bir şeyler yazılabilmiş olmasıdır... Dünyada pozitif ayrımcılık yapılacak tek bir azınlık ırk vardır: Akıllı ve ahlaklı insan.

......

"Bu kitabı, kitapta adı geçmeyenlere: yani, kullanılmayı reddeden az sayıdaki erkeğe, onurunu satmayan az sayıdaki kadına ve çok yaşlı, çok çirkin veya çok hasta oldukları için piyasa değerini yitirecek kadar şanslı olanlara ithaf ediyorum."




Erkekle kadının aynı zekâ potansiyeliyle doğduğu ve cinsler

arasında zekâ açısından temel bir fark olmadığı kesin bir gerçek

olarak kabul edilebilir. Ayrıca, körelmeye, kısırlaşmaya bırakı-

lan her potansiyelin, işlevini yitireceği de çok iyi bilinmektedir.

Kadınlar zihinsel kapasitelerini kullanmazlar. Aslında bilerek bu

kapasitelerinin bozulmasına göz yumarlar. Birkaç yıllık aralıklı

eğitimden sonra, tali (sonradan gelişen) ve geri döndürülemez

bir aptallık durumuna yönelirler.

Neden kadınlar kendi zihinsel kapasitelerinden yararlanmı-

yor? Kadınların beyinlerini kullanmamalarının tek bir nedeni

vardır, o da ihtiyaç duymamalarıdır. Yaşamlarını sürdürmeleri

için zihinsel kapasiteleri vazgeçilmez değildir.

Teorik olarak güzel bir kadın, bir şempanzeden daha az bir

zekâya ihtiyaç duyar ve buna karşılık kimse onu topluma uy -

mayan bir yaratık olarak değerlendirmez.

Olsa olsa, en geç on iki yaşma kadar, kadınların çoğu fahişe olmaya karar

vermiştir. Ya da başka bir deyişle, kendileri için,

bir erkek seçip bütün işi onun yapmasını sağlamaktan oluşan

bir gelecek tasarlamışlardır. Bu işlevlerine karşılık olarak

kadınlar da, erkeğin belli zamanlarda vajinalarını

kullanmasına göz yummaya hazırdır. Bir kadın buna karar

verdiği anda beynini geliştirmekten vazgeçer. Elbette çeşitli

dereceler ve diplomalar alabilir. Bunlar onun erkeklerin

gözündeki piyasa değerini artırır, çünkü erkekler, bir şeyleri

ezbere bilen bir kadının, ayrıca erkekleri de tanıyıp

anlayacağına inanır. Ama cinsler arasındaki iletişim

olasılığı da işte bu noktada ortadan kalkar. Yolları sonsuza

kadar ayrılır.

Bir erkek bir kadının yemek pişirme, bulaşık yıkama ve

temizlik işlerinde saatler harcadığını gördüğü zaman, bu

işlerin onu belki de mutlu ettiği, çünkü tam da onun zekâ

seviyesine uygun işler olduğu aklına hiç gelmez. O anda,

bütün bu angaryanın, kadını, bir erkek olarak önemli ve arzu

edilir bulduğu onca şeyi yapmaktan alıkoyduğunu düşünür;

bu nedenle kadının yaşamını kolaylaştırmak ve onu, erkeğin

düşlediği yaşam biçimine sürüklemek için otomatik bulaşık

makineleri, elektrikli süpürgeler, hazır yemekler icat eder.

Ama hayal kırıklığına uğrayacaktır. Kadın, kazandığı

zamanı tarihle, politikayla ya da astronomiyle aktif bir

şekilde ilgilenmek için kullanmak yerine, pasta yapar, iç çamaşırlarını ütüler

ve oya yapar ya da özellikle maceracıysa banyo duvarını çiçek

çıkartmalarıyla bezer. Bu nedenle erkek bu tür şeylerin, varlıklı

yaşamın temel öğeleri olduğunu düşünür. Bu fikrin ona kadın

tarafından aşılanmış olması gerekir, çünkü erkek, pastanın dışarıdan

satın alınmasına da, iç çamaşırların ütüsüz olmasına da, banyo

duvarlarında çiçek desenlerinin bulunmamasına da gerçekten aldırış

etmez. Kadının bu amaca ulaşmasını kolaylaştırmak ve onu

angaryadan kurtarmak için mikserler, mutfak robotları, ütüsüz

giyilebilen çamaşırlar ve çiçek süslemeli tuvalet aletleri, fayansları

icat eder; ama kadın hâlâ edebiyatla, politikayla ya da evrenin

fethiyle aktif ve ciddi bir şekilde ilgilenmez. Onun için yeni bulunan

bu boş zaman tam zamanında imdada yetişmiştir. Artık kendisiyle

ilgilenebilir ve elbette entelektüel başarı özlemi ona yabancı olduğu

için, o da dış görünüşü üzerinde odaklaşır.

Kadınların daha zevkli, daha çekici, daha

“kültürlü” olduğu doğrudur, ama yaşam beklentileri kesinlikle

entelektüel değil, hep maddeci olacaktır.

Kadını kendi eşiti olarak gören bir erkek, kadının yaşam biçiminin

boşunalığını kavradığı zaman doğal olarak, bunun erkeğin hatası olduğunu, kadının erkek tarafından baskı altına alındığını düşünme eğilimi gösterir. Ama çağımızda kadınlar artık

erkeklerin iradesine tabi değildir. Aslında tam tersine. Kadına,

özgürleşmesi için her türlü fırsat tanınmıştır ve bunca olandan

sonra eğer hâlâ zincirlerini kırmamışsa, bundan tek sonuç çıkar:

aslında kırılacak bir zincir de yoktur.

Erkekler, kadınların hiçbir hırs taşımadığını, bilgi arzusu,

kendini kanıtlama ihtiyacı hissetmediğini kavramaktan acizdir;

oysa bütün bunlar onun için hayati bir öneme sahiptir. Kadınlar,

erkeklerin ayrı bir dünyada yaşamalarına göz yumarlar, çünkü o

dünyaya katılmak istemezler. Neden katılsınlar ki? Erkeğin ba -

ğımsızlığı onlar için hiçbir anlam ifade etmez, çünkü kendilerini

bağımlı hissetmezler. Hatla hiçbir entelektüel hırsları olmadığı için

erkeğin zihinsel üstünlüğü karşısında utanma bile hissetmezler.

Kadının erkek karşısında büyük bir avantajı vardır: kadının

seçme özgürlüğü vardır, bağımsız bir yaşamla, aptalca, şımarıkça,

asalakça bir yaşam arasında bir seçim yapabilirler. Bu sonuncusunu

tercih etmeyen kadınların sayısı çok azdır. Erkeklerinse elbette

tercih şansı yoktur.

Eğer kadınlar gerçekten de erkeklerin baskısı altında olduğunu

hissetseydi, tıpkı buyurganlardan korkulup nefret edilmesi gibi

onlar da erkeklerden korkup nefret ederdi. Erkeğin zihinsel

üstünlüğü karşısında utansalardı, durumu değiştirmek için her

çareye başvururlardı. Kadınlar gerçekten bağımlı ve kelepçeli

olsaydı, elbette tarihin bu en elverişli döneminde kelepçelerini

çoktan kırmış olmazlar mıydı?

Kadının hissettiği en son şey

baskı altında olmaktır. Tersine, cinsler arası ilişkideki en can

sıkıcı gerçeklerden birisi, kadının dünyasında erkeğin olmadı -

ğıdır: bu nedenle kadının kendini aşağılık ve dolayısıyla isyan -

kâr hissetmesine nasıl yol açmış olabilir ki? Her şey bir yana

onun erkeğe bağımlılığı sadece, tıpkı bir turistin uçağa, bir

cafe sahibinin kahve makinesine, bir arabanın benzine, bir

televizyonun elektriğe bağımlı olması gibi nesnel, “fiziksel”

bir bağımlılıktır. Bu tür bir ilişkide can sıkıcı hiçbir şey

olamaz.

ERKEKLERİN kadınları etkilemek için yaptıkları önemli değildir: kadının

dünyasında erkeğin yeri yoktur. Onun dünyasında sadece başka bir

kadın önemlidir. Elbette bir erkek dönüp ona baktığında memnun

olacaktır; bir de bunu yapan erkek şık giyimlivse ve pahalı bir

spor araba kullanıyorsa, gerisi can sağlığı. Onun bu durumda

UZAYDAN gelen

birisi için erkeklerin, kadınlardan sonsuz ölçü de

çok daha fazla beğeniye layık gözükeceğine kuşku yok, çün kü

erkek hem zekâya hem de güzelliğe sahiptir. Yüzyıllar bo -

yunca erkeğin değerler standardı ne yazık ki çarpıtılmış

olmalı, aksi takdirde kadınlar kesinlikle zarif cins olarak

adlandırıl- mazdı. Erkeklerden çok daha az zeki olmaları gibi

basit bir gerçek bile böyle bir kavrama ters düşerdi, çünkü

sadece fiziksel düzlemde değerlendirilmediği sürece aptal bir

insana kesinlikle zarif veya güzel denemez. Yine de böylesine

saçma ve yanlış bir inancın ortaya çıkması erkeklerin

hatasıdır. Her şey bir yana kadınlar homo sapines olduklarını

kesinlikle iddia edemezler.

Erkek kadına ihtiyaç duyar, çünkü daha sonra da göreceği -

miz gibi, kendini tabi kılacak (uğruna köle olacağı) bir şeye

ihtiyaç duyar. Ama ayrıca öz-savgısını da koruması gerekir.

Bu da kadına, köleliğini haklı çıkaracak özellikler atfetmesine

yol açar. Kadın, günümüze kadar zekâsını kullanma yönünde

hiçbir şey yapmadığı için, ona zeki diyemez, ama “kadınca

sezgi” kavramını yaratarak buna yakın bir özellik atfetmiş

olur. Bu nedenle başkaca gerçek özellikleri olmadığı için de

kadına güzellik atfeder.

Gözyaşı kanalları, sıvı ihtiva eden küçük keseciklerdir. Tıpkı

böbreklerin kontrol edilmesi gibi, eğitimle bu kesecikler de

kontrol edilebilmektedir, bu nedenle erişkin, tıpkı yatağını ıs-

latmayışı gibi, ağlamaya da ihtiyaç duymaz. Erkek çocuğa

çok erken bir yaşta bu iki işlevi de kontrol etmesi öğretilir.

Kadın burada da kendini küçültür. “Erkekler ağlamaz! Küçük

bir kız değilsin, tatlım!’' Öte yandan, küçük kıza hiçbir zaman

gözyaşlarını kontrol etmesi öğretilmez, bu nedenle kızlar,

gözyaşını avantaj sağlamak için kullanmayı çabucak öğrenir.

Ağlayan bir kadını gören bir erkeğin aklına, kadının kendine

hâkim olamayan birisi olabileceği gelmez. Kadının

duygularının uyarıldığını düşünür, hatta duygunun derecesini,

akıtılan gözyaşı miktarıyla ölçer.

Bunun hatalı bir yorum olduğu açık. Kadınlar gerçekten

duygusuz yaratıklardır; bunun da temel nedeni derinden duy -

gular beslemenin kendileri için dezavantaj olmasıdır.

Duygular, kendileri için yararlı olmayan bir erkeği, yani

kullanamayacakları bir erkeği seçmelerine neden olabilir.

Hatta erkeklerden aktif olarak hepten tiksinmeye ve

yaşamlarını sadece kadınlarla arkadaşlık ederek geçirmeye

bile başlayabilirler. Ama gerçekte eşcinsel erkeklere kıyasla

daha az eşcinsel kadın vardır ve bunlar da varlıklı veya en

azından parasal açıdan güvencede olan kadınlardır.

Duyguları olan bir kadın, düşünmek ve çalışmak, sorumlu -

luk almak ve kendisi için çok anlam ifade eden onca şeysiz

yaşamayı öğrenmek zorunda kalacaktır. Bunu istemediği için,

duygusuz kalmaya karar verir, ama aynı zamanda da bir kadın

için duyarlı kadın rolü oynamanın zorunlu olduğunu, aksi tak -

dirde erkeğin onun temelde soğuk, hesapçı yapısının farkına

varacağını bilir. Ama duyguları kesinlikle hissedilmeyen, her

zaman sahte duygular olduğu için, soğukkanlılığını

kaybetmez. Ancak eğer kendin bir şeyler hissetmezsen bir

başkasının duygularından yararlanabilirsin. Bu nedenle, kadın,

kendi avantajı için erkeğin duygularını kamçılar, bu arada da

erkeği, onun duygularının da sanki erkeğinki kadar derin,

hatta onunkinden daha derin olduğuna inandırmaya çalışır.

Ne VAR Ki yaşı yirmi beşin üstünde olup da çalışan veya kariyerlerine devam

eden kadınlar da vardır. Bu ise çeşitli nedenlerden kaynaklanmaktadır:

(a) Başarısız bir erkekle evlidir. Erkek, kadının onlarsız ya-

pamadığı onca yararsız döküntüyü alacak kadar para ka-

zanamıvordur.

(b) Kadının çocuğu olmuyordur. Erkeğin ona olan tutkusu

geçtikten sonra, ona bakmak için geçerli bir neden göremez.

(c) Kadın çirkindir.

(d) Kadın özgürdür.

(e) Kadın belli bir kariyere ilgi duymaktadır. Ta başından i-

tibaren, kişisel bir köle ve çocuk sahibi olmadan yaşamaya

hazırlıklıdır.

(a) ve ( b) tiplerinin açık nedenleri var. Önemli olan sonraki iki

gruptur, çünkü çirkin bir kadın, çoğu durumda özgür olarak

değerlendirilir (bu da tamamen yanlış bir varsayımdır). Son gruba

giren, yani entelektüel nedenlerle, bir adalet duygusuyla bile olsa,

kölelerden ve konfordan vazgeçen bir kadına rastlama olasılığı

gerçekten de çok düşük.

Çirkin kadını ele alalım. Bir kadın, erkekler çekici bulmuyorsa

çirkindir. Yani tali cinsel özellikleri yeterince gelişmemişse, ya da

yeterince reklam konusu edilmemişse ve “bebek görünüşünden”

tamamen yoksunsa çirkindir. Böyle bir kadın, erkeklerle aynı

nedenlerden ötürü çalışır: onun için çalışacak başka birisi yoktur.

Ama erkeğin kazancıyla bir kadına ve çocuklarına bakmasına karşılık,

kadın sadece kendisi için çalışır:

kazandığı parayı, güzel bir genç erkeğin yaşamını finanse etmek için

kesinlikle harcamayacaktır.

Bu tip kadınlar çoğu durumda oldukça zekidir. Diğer bütün

kadınlar gibi annesini örnek aldığı ve kendisine bir köle bulmayı

istediği için başlangıçta zeka kapasitesini körelmeye bıraktığı

doğrudur. Ama yaşı ilerledikçe, şansının azaldığını anlar ve günün

birinde zekâsından geri kalanları kurtarıp en iyi şekilde kullanmaktan

başka şansı olmadığı gerçeğiyle yüz yüze gelir.

Bu gruptan bazı kadınlar gerçekten başarılı olur. Sık sık yüksek

şeref derecesi alırlar (bunun nedeni de bu zeki kadınların, kuraldışı,

ender bir tür olmasıdır); gazeteci, yazar, politikacı, doktor veya

avukat olurlar. Dahası, villalarda yaşayan sömürücü kadınlara büyük

hizmet verirler. Bu kadınlar kocalarına, “Bak,” derler, “biz de öyle

olabilirdik, ama senin için vazgeçtik.” Önlerindeki bu birkaç zeki

kadın örneğiyle ikaz edilen erkekler, bu “entelektüel” kadınların

çirkin, içerleme dolu, sempati yoksunu, aslında “kadınlıktan uzak”

olduğunu söyleyen kendi embesil karılarıyla yaşamaya devam

etmekten mutlu olurlar. Böylece erkeğin, yatağında yatan

lobotomize [beyni aIınmış] yaratığa yönelik tercihi bin kat artar;

her şey bir yana erkek, gerekirse, gerçekten umutsuzluğa kapılırsa,

konuşmak için her zaman bir erkek bulabilir.

Çirkin bir kadın bile başarısına rağmen özel kadın statüsünden

tamamen vazgeçmek istemez. Sanki herkesin dünyanın sekizinci

harikasıymış gibi (gerçek kişisel başarı kazanan bir kadın olarak) ona

hayran olması gerektiğine inanır. “Kadınlığını,” olası her yoldan ve

neredeyse müstehcenlik derecesine kadar vurgulayacaktır. Her

fırsatta televizyona çıkacak, gazetelere demeçler verecek, sarkık

göğüslerini masasının üzerine yayarak, erkeğin dünyasında bir kadın

olarak statüsünü korumanın ne kadar zor olduğundan yakınacaktır.

Ne var ki özgürleşen kadın

kesinlikle para için çalışmaz. Tanım gereği genç bir kız olarak çekici

olması ve bu nedenle kazancı iyi köleler edinmiş olması gerekir. Bu

nedenle sadece “güzel” kadınlar “özgür” olabilir. Erkek gibi çirkin

kadın da hiçbir zaman bu konuma ulaşmaz. Kimse onu ayartmaya

çalışmamıştır. Yine erkek gibi onun da kendini özgürleştireceği bir

şeyi olmadığı için, şöyle veya böyle çalışmaktan başka seçeneği

yoktur.

Aslında özgürleşen kadın da diğerleri kadar aptaldır, ama in-

sanların böyle düşünmesini istemez. Ev kadınlarından lam bir

aşağılamayla söz eder. Erkekler tarafından yapılan bir işte çalıştığı

için zeki olduğuna inanır, ama nedenle sonucu karıştırır. Erkekler,

zeki oldukları için değil, sadece çalışmak zorunda oldukları için

çalışır. Erkeklerin çoğu, ekonomik yükümlülüklerden, örneğin ev

kadınları kadar özgür oldukları zaman zekâlarını gereğince

kullanmaya başlarlar. Aslında evde yaşayan bir kadının, daktilo ile

diktafon arasında sıkışıp kalan birisinden çok daha kamçılayıcı,

entelektüel bir yaşamın tadını çıkarmak için daha fazla fırsatı vardır.

Özgür kadın tarafından seçilen işler, aksine inansa da nadiren

çaba veya sorumluluk gerektirir. Kendisi söz konusu olduğu sürece

işi “doyurucudur,” “kamçılayıcıdır. ' "körelip kısırlaşmasına engel

olur.’' “İşi olmasa o yaşayamaz.” Ama gerçekler göz önüne alınırsa,

işine bağımlı olmadığı anlaşılır. Çirkin kadından farklı olarak,

dilediği zaman işini bırakabilir. Cankurtaran simidi olmadan

kesinlikle çalışmaz. Ufukta bir zorluk gözüktüğü an, yardımına

koşacak bir erkesin kollarına atılır.

Bu tip kadın, mesleğinde erkekler kadar hızlı tırmanamayışını

haksızlık olarak görür, ama öte yandan da öldürücü fare yarışının bir

parçası olmaktan özenle kaçınır. Dile getirdiği şikâyetler hep aynıdır:

özgür bir kadın olarak bile, erkekle aynı fırsatlara sahip değildir.

Kendi şansını yaratmak için mücadele etmek yerine, palyaçolar gibi

boyanıp Noel ağacı gibi süslenerek, kadınlar kulübü tarafından

düzenlenen toplantıların birisinde kadın hakları ve eşitliği için feryat

etmeye koşar. Bu eşitsizliğin tek nedeninin erkekler değil, sadece

kendisi (gerçek ilgilerden tamamen yoksun oluşuyla, aptallığıyla,

hilebazlığıyla, güvenilmezliğiyle, aptalca ve sahte tavırlarıyla ve

sonsuz hamilelikleriyle, her şeyden önemlisi de erkekleri acımasızca

kullanmasıyla kadınların) olduğu hiç aklına gelmeyecektir. Du -

rumdan o nasıl sorumlu olabilir ki?

Hiç yorum yok: