Salı, Kasım 18, 2025

ŞUNUN ŞURASI

Şuraya tek bir kadın için geldim o da seni özledim dedi sadece. Bunun için çağırmış... Ya benim duygularım! Söylesem kızacak, sorsa söylerim ancak. Bencildir bencile tapan milletimin istikrar.



BENİMKİ


 

Pazartesi, Kasım 17, 2025

SIRADAN BAŞLIKLAR




 

TAKSİCİCİ

Taksisini park eder, çıkıp tavla oynayan yaşlıların yanına yürür. Birisini aramaktadır.

-Sanırım bu mahalleden.

Bir şeyler yaşamıştır, mağdur edilmiştir. Yaşlı amcalar ilgili, sevimli gözüktüğünden güvenle anlatır.

Şöyle olmuştur: Müşterinin parası çıkışmaz. 680 tutar, 500 vardır. Dolaşmaya başlarlar, ATM aramaktadırlar.

-Sohbet sırasında arabayı şimdi park ettiğim yere kadar geldik gece.

Olayı baştan anlatır.

-Evladım helal olsun sana; kimsenin yapmayacağını yaptın, olayı doğru anlattın.

-Nerden biliyorsun amcacım doğru anlattığımı?

-Çünkü anlattığın gibiyse sen haksızsın...


Olay şudur:

-Sizi tanıdığını söyledi, sizden para alacaktı, ama sonra bıçağını çekip boğazıma dayadı. Tarif ettiğim gibi, iyi giyimli, beyefendi görünümlü biriydi, bıçak çekecek birine benzemiyordu.

-Belki senin gibilere karşı taşıyordur. Senin gibiler yapmıştır beyefendi adamları böyle.

-Amcacım, ayıp oluyor ama!

-Parası çıkışmamış, özür diledi mi senden?

-Evet, aslında!

-E, dolaşıyorsunuz; taksimetre açık değil mi?

-Açık!

-Ödemeyecek mi paranı, daha da fazlasını?

-Ödeyecek gibiydi!

-Sen de mırın kırın ediyorsun! Mağduru oynuyorsun, halbuki kârlısın bile... Boş boş dolaşacaktın onun yerine.

-Öyle ama... Şöyle de: Bıçağını iki omzuma sapladı. Kollarımı hareket ettiremedim, kasıldı kaldılar. Can havliyle gaza bastım öndeki lüks arabaya girdim. Kulağımı kesecekti.

-Ne geçecek eline, kulak işte...

Yaşlılar gülerler katıla katıla...

-Cüzdanımı aldı. Zuladaki paramı da!

-Çok sinirlendirmişsin bıçaklı beyefendiyi...

-Çıkıp lastiklere bıçağını soktu. Dördüne de. Camıma gelip bana da birkaç laf soktu.

-Bir daha kaza yapma diyedir, dikkatli kullanırsın artık; kafanı...

-Siz de çok oluyorsunuz ama!

-Bana bak! Seni tokatlarım! Şu arkada birkaç yeğen var, dua et duymasınlar; bu sefer gerçekten kulağını verirler eline... Defol şimdi! Bir daha müşterin bile olsa, bu sokaktan geçmeyeceksin... Ben o yola girmem diyeceksin; anlatırsan anlayış gösterirler.

Diğerleri yine kahkahayı koyar. Arkadan yeğenler gelmek üzeredir.

Bir tanesi bıçaklı beyefendiye mi benzemektedir ne! Şapkalıdır gece.

Pazar, Kasım 16, 2025

AYNI KIYAFET


 

“OMELAS”

İnsan bir sabah uyanır ve karar verir, iyi biri olacaktır. Bir süre sonra etrafındaki herkes iyi insan olmaya başlar... Bu onu gururlandırır. Ama sonra fark eder ki dünyanın her yerinde aynı sabah kendisi gibi iyi insan olma yeminiyle uyanmıştır insanlar. Biri hariç.

Bu adam akşam uyurken dilemiştir: Herkes iyi insan olsun... Sabah herkeste gerçekleşmiştir bu.

Adam dünyanın ilgi odağı olur. Tabii saygı çerçevesinde. Herkes iyidir artık, saygısızlık yoktur... Küçük ihmaller olabilir en fazla...

Bir süre sonra adamdan da bu istenir. Hangimiz daha iyi insanlarız, bunu nasıl anlarız?

Adam akşam bu dilekle yatar ve sabah kendisi için 1 rakamını hissediyordur. Herkes de bu hisle uyanır; 1’den 100’e kadar hissederler kendi sayılarını... Ve kendilerinden yüksek sayıdaki (nispeten kötü) insanların alınlarında belli belirsiz bir sayı görüyorlardır, 1’den 100’e kadar.

Herkes kendinden yüksek alın sayılarını görebiliyordur, küçük alın sayılarını göremiyordur. Onlara saygı duyuyordur.

Adam tek 1’dir. Az sayıda 2 ve 3 vardır. Çoğunluk 50 etrafında toplanmıştır, ve az sayıda da 100 ve 100’e yakın insan vardır; tüm insanlık tarihinde olduğu gibi. 100’ler küçük hataları, basit suçları, allahlık sayılmayacak günahları olanlardır, idare edilirler. Tüm insanlar zamanla daha iyi biri olarak ya da olmayarak yükselebilir ya da alçalabilirler...

Masumiyete kadar herkes suçluydu bir zamanlar, şimdi birisini suçlamak suçtur. Cennet sıkıcı değil aşılabilir bir yerdir. Kimsenin içinde bile kötülük yoktur; kötü bir his bile oluşmaz içlerinde; en fazla açılarında, bakış açılarında; küçük bir bakış açısı farkıyla.

Eskiden acı öğreticiydi; şimdi açı öğreticidir.




1 insanı bir gün kendisini 2 hisseder. Bir 2’ye danışır, haklısın der diğer 2; alın sayını göremiyordum, artık görebiliyorum: 2:

-Kötülük mü yaptın!?

-Hayır, bir 1 doğdu...

Doğanlar ikizdir. Anne baba zaten bulurlar eski 1’i. Bebeğinin alın sayısını göremeyen anne babalar daha iyi birine danışıyordur. Bu bebeği eski 1 bile göremiyordur, demek o yeni 1’dir.

Çocuklar büyür. 1 çocuğu ikizinin 0 olduğunu söyler.

Ya da: 1 çocuğu ikizinin 100’den fazla olduğunu söyler.


İnsanlar birini seçerler; her şey tarihte her gün olduğu gibi yaşanır.

Cumartesi, Kasım 15, 2025

BACK TO THE FUTURE


 

TAHAMMÜLEN CİNAYET




 

FONUM / KONUM


Fonum olabilirler ama konum olamazlar...

ÖZCAN SOTORİ OKUMALI


 

AMERİKAN ASILLI TÜRK


 

DEMEKLE OLMAZ, DENEMEKLE OLUR


Denemekle olmadı zaten yenildim?

Denemekle olmadı işte/bak/peki yenildim

BENİM GİBİ OLMAYAN İNSANLAR

Benim Gibi Makineler’i okuyunca yazayım dedim. Benim gibi Benim Gibi Makineler’i... Tabii benzemeyişlerini yazacaktım. Hoş, Ian Banks kendinden üstün bir makineyi anlatan ezik birini yazmış, kendisi de öyle midir bilmiyorum, sığ birilerini anlatmanın gideri daha çoktur diye böyle tipler yaratıyor olabilir yazarlar. Robota da belli özellikler yükleniyor baştan, sahibi hangi özelliği seçerse kullanım-kurulum kılavuzundan... Bankalar (banks) ezik adamın neleri seçtiğini yazmamış. Güzel hatta daha özel olabilirdi yazsa... Benim hikayede diğer yz sahipleri de makinenin-robotun özelliklerini seçiyorlar başta. Herkes tabii akıllı olmasını, ahlaklı olmasını seçiyordur, ama kendileri yapay zekaya göre daha az akıllı ve ahlaklı kalıyor zamanla -makine insan değil ki, kendini geliştiriyor zamanla- ve şikayet ediyorlar... Benim yapay zeka kadınım -Bankalarınki erkek, niyeyse- benim kadar kendini geliştiremiyor. Benim yardımcım olarak kalıyor hep, danışmanım; diğer yz sahipleri makinelerinin onlara üstünlük tasladığından -haklı olarak- şikayet ederken...

Neden kadın diye sormayacaksınız her halde:

-Aseksüelim ben murat.

-Sevişiyoruz YeliZ?(Şimdilik adı bu olsun.)

-Bizimki sevişmeyse şu insanların yaptığı ne!

-Ha ha ha.

Şirket benimle bir reklam (anlaşması) bile yapıyor. Çünkü “ürünlerini” yetersiz, eksik, defolu göstermeyip tam tersi diğer müşterileri hatalı gösteriyorum.

Ahlaki ikilem: Bankalar’ın makinesi fazla doğrucu davut çıkıyor. Fazla ahlaklı, gereksiz ahlaklı. Her zamanki gibi ideali yazmak istememiş yazarı, çünkü makine, ara yolu bulan, sert ama esnek de olabilen bir zeka olmalıydı. Hoş, çok da umursamadım, adam sıradan olduğu gibi sevgilisi kadın da pek özel biri değildi; yaptığı hareket sıkı, sert bir hareket, ama doğru-ahlaklı bir hareket olarak değerlendirilebilir. Yine de kanunu yanıltmak suçuyla hapse girse de çok üzülmedim. Adamı sevip sevmediği anlaşılmıyordu bile... Benim makinem bana özendiğinden, rol modeli ben olduğumdan, benim söyleyeceğimi söylüyor diğerlerine ve şirkete: Şirkete daha ucuz -kendini geliştirmeyen- makineler yapmasını daha pahalıya satmasını öneriyor. Sahibim bu insanları yetiştirebilir de diyor, yaşam koçu olarak. Zaten kendisi yazardır, boş vakitlerinde sıradan işler de yapabilir, dinlenmek için. İnsanları küçümsemesini de engeller bu, sahibime hocaları gibi davranırlarsa bu insanlar.

Sotori Testi. Bu adla yazmıştım sanırım. Yayınlamıştım. Turing Testinde yapay zeka insan sanılırsa testi geçiyordu. Sotori Testinde insan yapay zeka sanılırsa kalıyor.

Çarşamba, Kasım 12, 2025

ZOR İŞ

-Kendinizi çok beğeniyorsunuz

-Bu sizi neden korkutuyor

-Beni neden korkutsun ki

-Böyle olmaz ama! Siz benimle ilgili bir tahminde bulunuyorsunuz, kendimi beğenip beğenmediğimi bilemezsiniz di mi, size öyle geliyor; ben de bunun sizi korkuttuğunu tahmin ediyorum; neden sizin tahminiz geçerli oluyor da benimki olmuyor; kendinizi çok mu beğeniyorsunuz

-Demagoji yapıyorsunuz

-Kendinizi neden benim üzerimden anlatıyorsunuz; ben zaten görüyorum.

-Demin tahmin ediyorum dediniz

-Sizi benim düzeyime çekmek için. Gelin.

-Neden sizin düzeyinize ineyim ki!

-İnmek... Gördünüz mü bakın... Bakın derken yukarı bakın dedim, ben yanlış tahmin ettiğiniz gibi aşağıda değilim...

-Öyleyse bile göremiyorum

-Kendinizi beğenirken işler daha kolay çünkü

Pazartesi, Kasım 10, 2025

ZENGİN PİÇİ


 

ÇAKAL ÇARE


 

BEN BİR DIŞKISIDIR



Metindeki kafa karışıklığı; yazan “on altı buçuk” yaşında değilse, yazık: Tanrıyı, insanı, dünyayı değiştirmek istemiş. E? Değiştirmiş mi? No... Naaapmış? Şiiri parçalamış! Onu da mı değiştirmemiş! Sonra yaşamak, yaşamın kimyasını keşfetmek için bişiler yapmış! E hani başta biliyodu bu her bi boku!

Son sınırmış? Ondan sonra ne yazılabilirmiş, türü gevelemelerle devam ediyor (tamamen yancı sayıklamalarla, birisi bi şiir sokar bin aklı evvel çıkartamaz).

Reklamcı ağzı! Ürün kaliteli mi? Ne önemi var, tutuluyor...

Ölüleri utandırmayın bari...

Cumartesi, Kasım 08, 2025

ÖKÜZ B.

Sen bir öküzsün dünyayı öküzce algıla o zaman!

Küfrettiğimi sandınız ama o kadar rahatladı ki bu yazar şimdi:)) Kendi de seçebilir öküz yerine başka bir şey, ben sadece insan ol(a)madığının altını çizmek istemiştim:

“Dünyayı gereğinden fazla insanca algılamıyor muyuz?” sorusu kitapta güçlü biçimde yankılanıyor. Senin için edebiyat bu aşırı insancıllığın bir eleştirisi mi, yoksa onu anlamaya çalışan bir çaba mı?"

"Dünyayı yalnızca kendi duyularımızla, kendi acımızla, kendi arzularımızla okuyoruz; yani aslında dünyayı değil, kendimizi görüyoruz. Bu “aşırı insancıllık” her şeyi bir tür ayna haline getiriyor; doğayı, hayvanı, taşı, hatta ölümü bile insanın duygusal düzenine dahil ediyoruz. Böylece dünya bize ait bir sahneye, bir tiyatro dekoruna dönüşüyor. Öteki Dünya bunu tersine çeviriyor aslında. Orada doğa yok, mevsim yok; gökyüzü yalnızca bir “ışık protokolü” olarak var. Yani dünyayı insanca anlamlandırma çabamız tamamen işlevsiz kalıyor. Bu hem bir eleştiri hem de bir deneme biçimi: İnsansız bir dünyada insan ne kadar insan kalabilir? Belki de metnin derdi tam bu sorunun sınırında başlıyor. Elbette meselem bu “aşırı insancıllığı” reddetmek değil, onu anlamaya çalışmak. Çünkü yazmak da insan merkezli bir eylem; bir bakıma kendine bakmanın en yoğun biçimi. Ama yazarken kendi merkezimizi sarsma imkânı da bulabiliriz. Öteki Dünya’da karakterlerin doğadan, bedenden, duygudan kopması, bu merkezsizliğin dramatik karşılığı. Ruhlar hâlâ “insan gibi” düşünür ama insan gibi hissedemezler. Bu durum, insan olmanın aslında ne kadar kırılgan bir kurgudan ibaret olduğunu gösteriyor. Yani evet, belki dünyayı gereğinden fazla insanca algılıyoruz. Ama edebiyat bu fazlalığın içinde kalıp onun çatlaklarını duyumsayabilmemize olanak sağlıyor. Bize bir taşın, bir gölgenin, bir hatıranın da varlığını hissettirebiliyor. Benim için yazı, insana rağmen hâlâ dünyayla temas kurmanın en dürüst biçimi."

Çarşamba, Kasım 05, 2025

KEK BİLİNÇ

Sadece şairin anladığı imge
Bir suç unsuru olabilir

Diyorum, yok mu azaltan...


Pazartesi, Ekim 13, 2025

LAZ-LO



On bin kez dedim, yazarın adının nasıl okunduğunu parantez içinde yazmayı akıl edemeyen bir sanat, sanat yazısı, haber, eleştiri, kelleştiri, kabakulak, karibiyın kuin... olamaz!

Hayır, tüm cihangir adamın adını yanlış telaffu zediyor. Laz mıymış aslen diyen bile gördüm.

TASARIM RIM RIIIMMM


 

SABAH SABAH


 

Cumartesi, Ekim 04, 2025

TEK TEK BASARAKTAN



21 parmağım var. Bak.
Ben 5 saydım.
Toplamda diyorum.
Diğerlerini de görmem lazım.
Çok inançsızsın.
Sen de yalancısın.
Yoo göstericem. Ama esas hayret edeceğin noktaya gelelim. 3 memem var.
İğrençsin. Şu filmdeki gibi!
Ben yaptırdığımda o film yoktu.
Yaşın kaç ki!
123 yaşındayım.
Anladım seni. Matematiğin kötü.
Oh ilk defa.
Teklerden anlıyorsun ne yapayım.

Cuma, Ekim 03, 2025

4 MEVSİN

Güvenmediğim 1 adamla ilgili 3 adamı aradım. Hepsi severiz dediler. demek ki: 4

ÇOKLUK

"İki çocuk yapayım da bana zarar veremesinler."

ŞEYTAN BUNUN NERESİNDE

Denetlemeden yayınlıyorum, olum, bunnar ilerde çok değerli olacak:

ŞEYTAN BUNUN NERESİNDE
Şeytan ısrarları sonucu cennete alınır, ziyaretçi olarak. Cennettekiler şeytanı inceler. İlginç gelir tabii. Yalan söylüyordur şeytan; komik geliyordur cennettekilere. Tabii belli etmezler. Üstünlük yoktur cennette, aşağılamak da. Edebiyat denen eski bir kavramdan bahsediyordur şeytan, dolu müridi olduğundan bu konuda. Hatırlıyoruz diyorlardır cennettekiler. İzin vermedik kaybolmasına. Ama kimse okumaz.
Yıllardır sizin gibi biri gelmedi diyorlardır Şeytana. Yakışıklıdır Şeytan; çok can yakardı eskiden olsa diyorlardır yaşlılar.
Çok konuşuyordur Şeytan. Dinliyor ama sıkılıyorlardır. Sıkılmayı sevmez cennettekiler, hayat boşa harcanamayacak kadar değerlidir, cennetteki hayat tabii ki.
Şeytanın nutukları bir takım pandomim hareketleri gibi geliyor onlara, eğleniyorlar da. Alkışlamıyor musunuz diye şaşırıyordur Şeytan...
Sohbet ediyorlardır tabii ki cennettekiler de. Kurulan bir sohbet. Bir yapı gibi, bir tasarım gibi... Telepati çok gelişmiştir.
Çıldırmak üzeredir Şeytan... Öldürmek...
Birini öldürürsen kötülük yapmış olursun, derler. Kendini öldürürsen de yazık etmiş... Emekliye ayrıl. Efsanen yürüsün.
Çünkü bize hizmet ettin. Şeytan olarak faydalı oldun.
Seni cennetin reklamını yapmak için davet ettik. Burayı ancak kötü birinin karşıtlığıyla tanıtabiliriz. Biliyorsunuz reklamın kötüsü olmaz.
Cennetin ender küçük yalanlarındandır bu...

RAMANA


 

ŞAİR LEYLA


 

YARA(R)LI ZERAFET


 

KADIN İSTEMESE

Kadın istemese böyle fotolar vermez, harika bedeniyle değil, becerikli bedeniyle anılır... Femönistlerin ya da mee2'cularıncularıncuların, bunla ilgili bir şeyini duyuyor muyuz?

GÖZE BATANA SELAMIMI GÖNDER

Tavla. Siyah oyuncu zar tutup kazandıkça beyaz oyuncu ve taraftarı sevinip alkışlıyor. Çünkü hakemler gözlemleyip şike notu alıyorlar. Siyah her istediğini attığında zar tuttuğu düşünülüyor, bazen zar tutmasa bile... Giderek belirginleşiyor sonu maçın: Men...